FAKİRLERİN FAZİLETİ

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

— Bu ümmetin en hayırlısı fakirler ve cennete en önden girecek olanları düşkünlerdir.

»Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor kî:«

— Benim İki mesleğim vardırr, kim onları severse beni sevmiş olur. onları hor gören benden nefret etmiş demektir: Fakirlik ve cihad.

» Rivayete göre Cebrail (A.S.) Peygamberimize gelerek «Ya Rasûlellah! Allah sana selâm söylüyor ve ister misin şu gördüğün tepeleri altına çevireyim de nereye gitsen seninle birlikte olsunlar» buyuruyor der.Bu teklif karşısında Peygamberimiz bir müddet başını öne eğerek düşündükten sonra Cebrail’e şöyle cevap verir. «Yâ Cebrail! Dünya yurtsuzların yurdu ve başka hiç bir şeyi olmayanların malıdır. Dünyada bırakmak üzere servet yığanlar, aklı olmayanlardır.

»Peygamber’imizin cevabına Cebrail «Yâ Muhammed! Allah seni sabit kaville sebatkâr kılmıştır» diye karşılık verir.

Rivayet edildiğine göre, Hz. İsâ (A.S.) yolculuklarının birinde paltosuna bürünmüş yerde uyuyan biri ile karşılaşır, «Ey uykuya dalmış kişi kalk da Allah’ı zikret» diyerek adamı uyandırır. Adam gözlerini açarak «benden ne istiyorsun, ben dünyayı sevenlere bıraktım» der. Adamın bu cevabı üzerine Hz. İsâ ona «o halde uyu ey dostum» der.

Yine söylendiğine göre Hz. Musa (A.S.) yerde uyuyan birine rastlar, adamın yüzü sakalı toprağa bulaşmış, başının altında yastık yerine bir kerpiç ve paltosunu üzerine örtmüş. Gördüğü manzara karşısında Hz. Mûsa, Allah’a seslenerek «ya Rabb’i şu kulun dünyada mahvolmuş» der.Bunun üzerine Allah Hz. Musa’ya şöyle vahyeder. «ya Musâ! Benim birine yüzümü tam çevirerek baktığım zaman, onu dünyadan tamamen alıkoyduğumu bilmiyor musun?!

»Sahâbilerden Ebu Rofi (R.A.) der ki:

«Bir gün Peygamber’imize misafir gelmişti, o anda evde onu ağırlayacak hiç bir şey bulamadı beni bir Hayber yahudisine gönderdi, «ona git, de ki -Muhammed senden önümüzdeki Recep ayına kadar ya ödünç olarak veya para karşılığında un istiyor- diye bana talimat verdi. Yahudiye vardım, ne istediğimi bildirince «vallahi bir rehin olmadan vermem» dedi. Dönüp durumu Peygamber’imize bildirdim. O bana şöyle dedi. «Allah’a yemin ederim ki, ben gök ehli katında nasıl emin isem dünya halkı nazarında da öyle eminim. Eğer yahudi bana unu para karşılığında veya ödünç olarak verseydi, söz verdiğim gün gelince pazarlığa uygun olarak borcumu verecektim. Madem ki, bana güveni yok! Şu zırhımı götür, yanında rehin bırak (da vereceği unu al. gel)

 Dünya hayatının mevsimlik yeşilliği kabilinden ve imtihan maksadı ile onlardan bir kaç aileye vermiş olduğumuz nimetlere göz dikme. çünki Rabb’inin nezdindeki rızık daha hayırlı ve daha kalıcıdır.(93) (93) Tahâ Sûre-i Celilesi: 131.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:«— Mümine fakirlik, acem kızının yanağındaki benden daha güzel yakışır.

»Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

— İçinizden hanginiz sabahleyin uyandığında sağlığını yerinde, bineğini akşam bıraktığı gibi görür ve o günlük geçimini de yanında bulursa bütün dünya onun olmuş gibidir.

Kâ’b-ül Ahbar (r.a.) der ki: «Allah. Hz. Musa’ya «yâ Musâ fakirliğin sana doğru gelmekte olduğunu görünce salihlerin geleneğine uyarak ona «hoş geldin» de diye buyurmuştur.

Ata-ul Horasanı (r.a.) der ki: «Peygamberlerden biri bir sahilde yürürken bir balık avcısına rastlar. Peygamber avcıyı seyretmeye koyulur.Adam nehrin bir yerine «Bismillâhi (Allah’ın ismi ile)» diyerek ağını atar hiç bir şey çıkmaz. Yoluna devam eden peygamber nehrin başka bir yerinde ikinci bir balıkçıya rastlar, yeni gördüğü balıkçı «bismi şeytan (şeytanın adı ile)» diyerek ağını nehre atar.Ağına o kadar çok balık düşer ki onu ancak sendeleye sendeleye sudan çıkarabilir..

Bunu gören peygamber Allah’a (C.C.) seslenerek «Yarabbi bu hadisenin hikmeti nedir? Biliyorum ki, her ikisi de senin kudretine bağlı olarak meydana geliyor» der. Bunun üzerine Allah meleklere «Perdeyi kaldırarak bu kuluma her iki balıkçının katımdaki derecelerini gösterin» diye emir buyurur.Peygamber berikinin yüksek derecesi karşısında ötekine hazırlanan zillet makamını görünce «Ya Rabb’i, şimdi tatmin oldum» diye cevap verir.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Cennete girdim, çoğu cennetliklerin fakirler olduğunu gördüm. Arkasından cehenneme vardım, içindekilerin büyük çoğunluğunu zenginler ile kadınların meydana getirdiğini gördüm.

»Hadisin başka bir rivayeti şöyledir.

«Çoğu cennetliklerin fakirler olduğunu gördüm.

«Zenginler nerede» diye sordum, bana «Dünya didinmeleri onları buraya girmekten alıkoydu» dîye cevap verildi.

»Diğer bir rivayete göre de hadis şöyle sona eriyor,

« Cehennemliklerin çoğunu kadınların teşkil ettiğini gördüm, bunlara ne oldu. diye sordum. Bana «Onları iki kırmızı yani altında safran meşgul etti dediler.

»Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

Haberde şöyle varid olmuştur:

«Fakirlik dünyada müminin hediyesidir, en son cennete girecek Peygamber muhteşem mülkünden dolayı Hz. Süleyman ve en son cennete girecek sahabi zenginliğinden ötürü Abdurrahman ibni Avf’dır.

»Başka bir hadiste: (Onu cennete emekleyerek girerken gördüm) denilmiştir.

Hz. İsa der ki.

«Zengin cennete güçlükle girebilir.»

Ehli Beyt hakkında başka bir Hadiste.Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Allah bir kulu severse başına bir belâ verir. Onu daha çok sevdiği takdirde kendisini çoluksuz çocuksuz ve malsız bırakır.

»Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Fakirliğin sana doğru geldiğini görünce salihler geleneğine uyarak ona «hoş geldin» de. Buna karşılık zenginliğin sana yöneldiğini görünce «Bu günahlarımdan birinin dünyada verilmiş cezasıdır.»

Hz. Müsâ. (A.S.) Allah’a «Ya Rabb’i kulların içinde senin dostların kimlerdir ki ben de onları senin için seveyim» diye sorar. Allah «bütün fakirler, fakirler» diye buyurur.Burada «fakirler» sözünün tekrar edilmesi pekiştirmek için olabileceği gibi «Gayet darda olan fakirler» mânâsına gelmek için de olabilir.

Hz. İsâ der ki: «Ben yoksulluğu seviyorum ve bolluktan nefret ediyorum». Zaten O en çok «Ya miskin» diye çağırılmaktan hoşlanırdı. Arabların ileri gelenleri ile zenginleri (müslüman  olduktan sonra) bir gün Peygamberimize «Fakirlere ayrı bir gün ve bize de başka bir gün tayin et. Onlar kendi günlerinde sana gelsinler, o gün biz gelmeyelim. Bize ayırdığın gün sana sırf biz gelelim onlar aramızda bulunmasınlar» diye teklif ettiler.

Bu teklifleri ile Hz. Bilâl, Selman, Suheyb. Ebu Zerr. Habbab İbni Eret, Ammar İbni Yasir, Ebu Hureyre ve «Eshab-ı Suffe» —Allah hepsinden razı olsun- gibi fakir sahabileri kastediyorlardı. Peygamber (S.A.S. onların bu mazeretlerini kabul etti çünkü şikâyetleri fakirlerin kokusundan duydukları rahatsızlıktı.Özellikle «Eshab-ı Sufe»nin kaba dokumadan yapılmış elbiseleri şiddetli sıcaklarda ağır ter kokuları yayıyordu.

Bu duruma katlanmak aralarında Akra ibni Kabis – Et Temimi, Liyeyne ibni Hüsn-ül Fezarî. Abbas ibni Mirdas-üs Süllemi (Allah hepsinden razı olsun)nin bulunduğu zengin sahabilere zor geliyordu.Peygamber’imiz meselenin nezâketini farkedince fakirler ile zenginleri artık bir araya getirmeyeceğini sezerek zenginlerin tekliflerini kabul etti.Fakat bunun üzerine aşağıdaki âyet indi.

Allah (C.C.) buyuruyor: «- Rabb’lerin hoşnutluğunu dileyerek sabah akşam O’na ibadet edenlerle beraber sabret, dünya hayatının zinetîni isteyerek gözlerini onlardan (yani fakirlerden) ayırma. Kalbini zikrimizden gafil ettirdiğimiz, nefsinin arzularına uyarak işi ileri götürmüş kimselere (yani zenginlere uyma.De ki, «hakikat Rabb’inizdendir. dileyen îman etsin, isteyen kâfir olsun»  Kehf Sûre-i Celilesi. 22-29.

Yine bir gün, Peygamber’imiz (S.A.S.) ileri gelen Kureyş’li ile konuşurken İbni Ummu Mektüm içeri girmek için izin istemişti, bu duruma Peygamberimizin canı sıkılınca şu âyet indi.

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor

– Yüzünü ekşiterek çevirdi, yanına âmâ geldi diye. Ne biliyorsun, belki o (senden öğrenecekleri ile) arınacaktı. Yahud nasihat alacak ve aldığı öğüdü tutacak!» (95) (96) Abese Sure-i Celilesi. 1—4.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Kıyamet Günü bir kul Allah’ın huzuruna getirilir, dünyada siz birbirinizen nasıl özür diliyorsanız. Allah da o kuldan aynı şekilde özür dilemek üzere şöyle buyurur: İzzet ve celâlim hakkı için, dünyadan seni uzak tutmam, nazarımda hor görüldüğün için değil, tersine sana hazırladığım keramet ve faziletten dolayı idi.Ya kulum, şimdi şu saflara çık sırf benîm rızamı kazanmak için sana yemek veren, seni giydiren kim varsa ara ve bulunca elinden tut o artık seninle birlikte olacaktır.»

O gün insanlar tere batmış olacaklardır, bunun üzerine o kimse safların arasına girerek kendisine iyilik edenleri arar ve bulunca elinden tutar, sonra da birlikte götürür. Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«- Fakirleri sık sık araştırıp onlara elinizi uzatınız. Çünkü onlar imtiyazlıdırlar.»

Sahâbiler «onların imtiyazı nedir?» diye sorarlar. Peygamber’imiz onlara şöyle cevap verir, «Kıyamet Günü onlara bakın bakalım, kim size bir öğün yemek yedirdi, kim size bir bardak su verdi, kim size bir elbise giydirdi. Bunları bularak ellerinden tutun ve doğrudan doğruya cennete götürün buyurdular.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki,

«cennete girdim, önümde bir ayak sesi duydum. baktım ki Bilâl’dı. Cennetin üst katlarına göz gezdirdim. Ümmetimin fakirleri ile onların çoluk – çocuklarını gördüm. «Ya Rabb’i. bunlar niye bu durumdalar» diye sordum. Allah bana «kadınların derecesini kırmızı altın ve kırmızı ipek düşürdü.

Zenginler ise uzun süren bir hesapla meşgul oldular» diye cevap buyurdu.Sonra sözüne devamla buyurdu ki: «Bu arada sahâbîlerimi aradım. Abdurrahman İbni Avf’ı göremedim. Bir müddet sonra kendisi ağlayarak yanıma geldi, ona «neden bu kadar arkada kaldın?» diye sordum. Sana «Yâ Resûlelllah, Allah’a yemin ederim, senin yanına gelinceye kadar öyle engellerle karşılaştım ki. seni bir daha göremeyeceğim sandım» diye cevap verdi. «Neden?» dedim. «Malımın hesabını veriyordum» cevabını verdi.

Şu adamlar Abdurrahman’ın haline bak. Abdurrahman İbni Avf Peygamber’imiz ile birlikte uzun ve şerefli bir ortak geçmişe sahip. Ayrıca O dünyada iken kendilerine cennete girecekleri müjdelenen on kişiden biri idi. Buna rağmen varlığı yüzünden bu derece sıkıntıya düştü.

Peygamber’imiz (S.A.S.) bir gün bir fakirin ziyaretine gider, evinde hiç bir şey olmadığını görür. Bunun üzerine «eğer bu fakirin nuru bütün yeryüzü halkına dağıtılsa hepsini kaplardı» buyurur.

Peygamber’imiz (S.A.S.) bir gün sahabilere «Beni dinleyin, size cennetin sultanları kimlerdir, söyleyeyim mi?» buyurur, sahâbiler: «Tabii, buyur ya Rasûlellah» derler. Bunun üzerine Peygamber’imiz sözlerine şöyle devam eder: «Bütün düşkün, itibarsız, yüzü kirli, saçı başı karışık, yazlık ve kışlık ki soğuk elbiseden başka giyeceği olmayan ve hiç kimsenin tarafına bakmadığı ve fakat Allah adına bir konuda yemin etse. O’nun tarafından mahcub edilmeyerek haklı çıkarılan kimselerdir.

Sahâbilerden İmran İbni Hüseyin (R.A.) der ki: Peygamber’imiz (S. A.S.) bana diğer sahabelerden daha çok önem verir, bana farklı bir ilgi gösterirdi. Bir gün bana: «Yâ İmran, bizim nazarımızda senin farklı bir önem ve mevkiin var. benimle birlikte kızım Fatma’nın ziyaretine gelirmisin?» diye buyurdu.Ben de O’na «hay hay, anam – babam sana feda olsun. Yâ Rasûlellah» diye cevap verdim.

Bunun üzerine birlikte kalktık, yola koyulduk. Fatma’nın evine varınca durdu ve kapıya vurduktan sonra içeriye «selâmün aleyküm. girebilir miyim?» diye seslendi. Hz. Fatma «buyur. Yâ Resûleüah» dedi. Bunun üzerine «yanımdaki arkadaşımla birlikte mi?» diye sordu Hz. Fatma «yanındaki kim yâ Rasûlellah» dedi.Peygamber’imiz «İmran» dedi. Hz. Fatma «seni peygamber gönderen Allah hakkı için üzerimde sadece bir aba var» dedi.

Peygamber’imiz kapıdan eli ile tarif ederek onu şöyle şöyle yap dedi. Hz. Fatma «haydi vücudumu öylece örteyim. başımı ne ile kapatacağım» diye sordu.Bunun üzerine Peygamber’imiz belinden kuşağını çözerek ona attı ve ona «al bununla başını bağla» dedi. Bundan sonra O’na izin verildi de içeri girdik. Peygamber’imiz «selâmün aleyküm, kızcağızım, geceyi nasıl geçirdin?» diye hatırını sordu.

Hz. Fatma «Allah’a yemin ederim ki sancı ile sabahladım. Yiyecek bir şeyin olmaması zaten ağır olan sancımı daha da şiddetlendirdi. Açlık bana çok dokundu» dedi.Bunun üzerine. Peygamber’imizin gözleri yaşardı, «yavrum, canını sıkma. Allah’a yemin ederim ki, üç gündür ağzıma bir lokma koymadım. Ben Allah katında senden daha yüksek rütbeliyim. Eğer dileseydim, Allah bana yemek gönderirdi. Fakat ben Ahireti, dünyaya tercih ettim.»Sonra eli ile Hz. Fatma’nın omuzuna vurarak «müjdeler olsun! Allah’a yemin ederim ki sen cennetlik kadınların önderisin» buyurdu.

Hz. Fatma O’na «Firavun’un karısı Asiye ile Meryem’in dereceleri nedir?» diye sordu. Peygamber’imiz ona «Asiye kendi devrindeki kadınların Meryem de o devrin kadınlarının, sen de kendi devrindeki cennetlik kadınların önderisiniz. Her üçünüzün de kamıştan birer köşkü olacaktır, orada ne sıkıntı, ne gözyaşı ve ne de üzüntü var. Amcanın oğlunun (Hz. Ali’nin, yoksulluğuna kanaat et. Vallahi seni hem dünyada ve hem de âhirette efendi olan bir kocaya verdim.»

Hz. Ali’nin (K.V.) rivayet edildiğine göre Peygamber’imiz şöyle buyuruyor:

«— İnsanlar fakirlerini horladıkları, dünyayı imar etmeye karşı düşkünlük gösterdikleri ve altın para biriktirmek üzere paralarına da kıyasıya yarıştıkları zaman Allah onlara dört belâ indirir:

1) Kıtlık.

2) Devlet başkanının zulmü.

3) Devlet memurlarının hıyaneti,

4) Düşmanların heybeti.»

Sahâbilerden Ebû Derda (R.A.) der ki, «iki dirhem parası olanın hesaplaşması yahut hapsedilemesi, bir dirhemi olandan daha çetindir.

»Bir gün halife Hz. Ömer Sait İbni Amir’e (R. Anhuma) bin dinar gönderir. Âmir eve üzgün ve bitkin olarak döner. Karısı «fena bir şey mi oldu» diye sorar. Âmir «en fenası oldu» diye cevap verir. Bir müddet sonra karısına «bana eski hırkanı getir» der. Kadının getirdiği hırkayı sökerek bir kaç tane kese haline getirir, arkasından parayı fakirlere dağıtmak üzere bu keselere bölüştürür.Daha sonra namaza kalkar, sabaha kadar hem kılar, hem gözyaşı döker, bu arada karısına şöyle der.

«Ben Peygamber’imizin şöyle dediğini duydum: «Ümmetimin fakirleri zenginlerden beşyüz yıl önce cennete girerler. öyle ki o sırat zenginlerden biri fakirlerin kalabalığına karışarak onlarla birlikte cennete gitmek ister, fakat yakalanarak aralarından çıkarılır.»

Ebü Hüreyre (R.A.) der ki:

«Şu üç kimse hesaba çekilmeden doğrudan doğruya cennete girecektir:

«1 — Giydiği elbiseyi yıkamak isteyip de üstünü değişecek eski bir elbisesi olmayan kimse,

2 – Ocağı üzerinde iki tencereye kaynamayan kimse.

3 – «İçeceğimi verin» dediği zaman kendisine «hangisini istiyorsun» diye sorulmayan kimse.»

Derler ki fakirin biri bir gün Süfyan-üs Sevrî’nin (rahimehullah) yanına girdi ve sohbetine katılmak istedi. Süfyan adama «buyur, eğer zengin olsaydın, seni yakınıma almazdım» dedi.Fakirlere daha fazla sokulduğu için ve zenginlere yanaşmaktan hoşlanmadığından dolayı zengin dostları «keşke fakir olsaydık» diye hayıflanırlardı.

Muemmü (R.A.) der ki. «Sevrî’nin meclisinde en az önem verilenlerin zenginler, en çok itibar edilenlerin fakirler olduğunu gördüm.»Ehli hikmetten bir zât der ki. «zavallı insanoğlu! Eğer fakirlikten korktuğu kadar cehennemden de korksa ikisinden de kurtulurdu. Eğer zenginlik peşinden koştuğu kadar cennetin de peşinden koşsa idi ikisini de kazanırdı. Davranışları ile insanlardan çekindiği kadar kalbi ile Allah’dan da korksa hem dünyada hem de ahirette mes’ud olurdu.

»İbni Abbas (R.A.) der ki, zenginlikten dolayı hürmet edip fakirlikten dolayı hor gören lânetlidir.»

Lokman-ı Hekim oğluna nasihat ederken der ki, «hiç kimseyi, elbisesi eskidir diye hor görme. Çünkü senin ve onun Rabb’iniz aynıdır.»

Yahya İbni Muaz (r. a.) der ki, «fakirleri sevmen, Peygamberlerin ahlâkındandır. Onlar ile buluşup sohbette bulunmayı tercih etmen salihler alâmetlerindendir. Onlar ile sohbetten kaçınman ise münafıkların alâmetlerindendir.»

Eski din kitaplarına dayanarak söylendiğine göre ulu Allah peygamberlerinden birine şöyle buyurdu: Sana kızarak gözümden düşmenden sakın, çünkü o zaman dünyayı başına belâ ederim.

»Hz. Ayşe kendisine Hz. Muaviye, İbni Âmir ve başkalarının zaman zaman yaptıkları bağışlardan biriktirdiği yüz bin dirhemi bir gün içinde fakirlere dağıtırdı.” Oysa ki. o sırada giydiği hırka yamalı idi ve oruçlu oruçlu olduğu için cariyesi ona «bana bir dirhem versen de sana akşam iftar etmen üzere biraz et alsam» diyordu. Hz. Ayşe (R. Anha) cariyesine «hatırıma gelirsen veririm» diye başından savmıştı.

Çünki kanaatkar hayat tarzı ona Peygamber’imizin tavsiyesi idi. Sağlığında ona şöyle buyurmuştu: «Eğer bana kavuşmak istersen fakirler gibi yaşayacaksın ve zenginler ile düşüp kalkmaktan mümkün olduğu kadar uzak duracaksın.Sırtındaki hiç bir hırkayı yamalamadan eskidi diye atma.

»Adamın biri İbrahim İbni Edhem’e (R.A.) on bin dirhem getirir. İbrahim bu hediyeyi almak istemez. Adam ısrar edince ona «on bin dirhem karşılığında adımı fakirler kütüğünden sildirmemi mi istiyorsun? Bunu hic bir zaman yapamam» der.”

Peygamber’imiz (S-A.S.) buyuruyor ki:

«— İslâm Dinine girene ve ancak gerekli ihtiyaçlarını karşılayan bir hayat yaşamasına rağmen halinden memnun olana müjdeler olsun!»

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:«— Ey fakirler! Allah’a karşı kalbden hoşnutluk besleyiniz ki, fakirliğinizin sevabına kavuşasınız. Aksi halde sevaba eremezsiniz.»Bir önceki hadisle «kanaatkar» sıfatı takılıyor, yukardaki hadiste ise o «Allah’a karşı razı» diye tanıtılıyor. Her iki hadisin ana fikri, hasis fakirin sevap kazanamayacağını açıklıyor. Fakat fakirliğin fazileti hakkında ileride inceleme konusu yapacağımız ana prensipler, her fakirin derecesine göre yoksulluğuna karşılık sevap kazanacağını gösterir.

İhtimâl burada söz konusu edilen «hoşnutsuzluk» dan murat Allah’ın kuluna dünya servetinden uzak tutması hususundaki fiiline rıza göstermemektir. Oysa nice mal sevdalısı vardır ki, malı olsun diye dilemesine rağmen, niçin kendisine yoksulluk takdir etti diye Allah’a isyan etmeyi aklından bile geçirmez. Onun bu fiilinde hiç bir kerahat yoktur. Demek ki fakirliği sevapsız bırakan Allah’ın iradesine karşı çıkmaktır.

Hz. Ömer’in (R.A.) rivayet ettiğine göre Peygamber’imiz (S.A.S.) şöyle buyurmuştur.

«— Her şeyin bir anahtarı vardır, cennetin anahtarı da hallerine hoşnutluk ile kapandıklarından dolayı fakirleri ve fakirleri sevmektir. Onlar Kıyamet Gününde Allah’ın yakınlarıdır.»

Hz. Ali’nin (K.V.) rivayet ettiğine göre, Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Allah’ın en sevdiği kul, eline geçen rızka kanaat ederek Allah’dan razı olandır.»

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Allah’ım! Muhammed soyuna dünyada yetecek kadarcık rızık ver.»

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Zengin – fakir herkes Kıyamet Günü, keşke dünyalık payı zarurî geçimime yetecek kadar verilseydi, diye temenni edecektir.»

Allah, Hz. İsmail’e (A.S.) «Beni kalbi kırık kullarımın yanında ara» diye vahyetti. Hz. ismâil «Allah’ım! Kimdir bunlar» diye sordu. Allah ona «Doğruluktan sapmayan fakirler» diye cevap buyurdu.Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

— Allah, Kıyamet Günü şöyle buyurur: Nerede benim seçkin kullarım. Melekler, «ey Rabb’imiz, kimlerdir onlar?» diye sorarlar. Allah şöyle cevap buyurur: Benim verdiğime kanaat eden ve takdirime razı olan müslüman fakirlerdir. Şimdi derhal onları cennete alın.» Bunun üzerine hemen cennete girerler.

Herkes hesap vermek üzere öteye – beriye koşuşurken onlar orada yemek ve içmekle meşgul olurlar. Bu müjdeler, «verilene kanaat eden» ve «haline razı» fakirler hakkındadır. Bunların ötesinde bir de «dünyadan el – etek çekmiş» fakirler vardır, onların faziletini de Allah izin verirse, ilerde inceleyeceğiz.

«Rıza» ve «kanaat» hakkında da bir çok menkıbeler ve büyük sözleri vardır. Hiç şüphesiz «kanaatin» zıddı. «tamahkarlık»tır.

Hz. Ömer (R.A.) der ki. «tamahkârlık fakirlik, tokgözlülük zenginliktir. Çünkü her kim elinde bulunana kanaat ederek başkalarının elindekine göz dikmezse hiç kimseye muhtaç olmaz.»

İbni Mes’ud (R.A.) der ki: Her gün bir melek Arş’ın altından insanlara şöyle seslenir, «ey ademoğlu! İhtiyaçlarını karşılamaya yeterli olan az mal seni azdırmağa sebep olan çok maldan daha hayırlıdır.»

Ebû Derdâ (R.A.) der ki. «herkes derece derece akıldan noksandır. Çünkü herkes dünyaca bir kazanç ziyadesine kavuştuğu zaman sevinç ve kıvanç duyuyor. Oysa gece ve gündüz, durmadan insan ömrünü kemirmek ile meşgul iken bunun üzüntüsünü kimse duymaz. Yazık insanoğluna, kısalan ömre karşılık artan malın ne faydası olur ki!

»Ehli Hikmetten bir zata «sence zenginlik nedir?» diye sorarlar, adam da «az şeyler dilemen ile zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak kadar mala razı olmandır» diye cevap verir.

Anlatıldığına göre, İbrahim İbni Edhem (r. a.) önceleri, Horasan’ın ileri gelen zenginlerinden biri idi. Bir gün köşkünün balkonundan etrafı seyrederken gözüne köşkün avlusunda bir adam ilişir. Adam elindeki kuru yufkayı yer ve uykuya yatar.İbrahim hizmetçilerinden birine adamı göstererek uyanınca onu yanına çağırmasını söyler. Hizmetçi efendisinin dediğini yaparak az sonra adamı huzuruna getirir. İbrahim adama «yahu ekmeği yerken aç mıydın» diye sorar, adam «evet» diye cevap verir. İbrahim «peki o yufka ile doydun mu?» diye sorar, adam «evet» der.

İbrahim «Sonra rahat uyudun mu» diye sorar, adam «tabii» diye cevap verir. Bunun üzerine İbrahim içinden nefis bu kadarla yetindiğine göre ben dünyayı ne yapayım» der.

Amir İbni Abdülkays (R.A.) tuza batırılmış bakla yerken üzerine biri gelir ve ona «Ey Allah’ın kulu, dünyadan bu kadarlık paya razı mısın» diye sorar. Amir «Sana bundan çok daha kötüsüne razı olanları açıklayayım mı» der. Adam «kim onlar»’diye sorar, o da «Ahirete karşılık dünyaya razı olanlar» diye cevap verir.

Muhammed İbni Vasi (R.A.) karnı acıkınca çantasından kuru ekmek çıkararak suda ıslatır ve tuza batırarak yer ve derdi ki. «Dünyanın bu kadarına razı olanlar, kimseye muhtaç olmazlar.

»Hasan-ül Basrî (R.A.) şöyle der ki: «Allah’ın laneti öyle kimseler üzerîne olsun ki, Allah onlara yemin ederek söz verdiği halde O’na inanmamışlardır.» Arkasından şu âyeti okumuştur:

« -Sizin rızkınız ve size vaad olunan şeyler göktedir. Gök ve yerin Rabb’ine yemin ederim ki bu Haktır.» (96) (93) Zâriyat Sûre-i Celilesi. 22—23.— 23C

— Sahâbilerden Ebû Zerr (R.A.) bir gün halk arasında otururken karısı çıkagelir ve ona «Evde ne yiyecek var ne de içecek, sen bunların arasında oturuyor musun» diye çıkışır. Ebu Zerr eşine der ki, «Behey kadın, önümüzde öyle bir sarp geçit var ki, ondan ancak halini saklayanlar kurtulabilir. Bu cevap üzerine kadın haline razı olarak evine döner.

Zennûn-i Mısri (R.A.) der ki. «Küfre en yakın kimse sabırsız fakirdir.»

Ehli hikmetten birine «malın-mülkün nedir» diye sorarlar, o da şöyle cevap verir, «Dışa karşı tok gözlülük, içimden iktisat ve başkalarının malına göz dikmemek»dir.

Rivayet olunur ki eski semavi kitaplardan birinde Allah şöyle buyurur: Ey ademoğlu, dünyanın tümü senin olsa sana düşecek olan geçineceğin kadarıdır. Buna göre eğer ben sana geçimini sağlayacak kadar verir, geriye kalan dünya varlığının hesabını başkalarının omuzlarına yüklersem sana iyilik etmiş olurum.

»Kanaat hakkında bir şâir şöyle der:

«İnsanlara el açma, Allah’a yalvar

Kanaatkar ve tok gözlü ol, cünki şeref tok gözlülüktedir.

Akraba ve yakınlarına bel bağlama

Cünki zengin, başkalarına ihtiyaç duymayandır.»

Bu mânâda başka bir şâir de şöyle der:

«Zaman hangi kapısını kapayayım diye tahminde bulunarak gözetirken.

Ey mal biriktiren ve harcamadan kaçınan?

Ölümün nasıl gelecek?

Acaba bir sabahleyin ansızın baskın’ mı yapacak,

yoksa onunla birlikte yola çıktıktan bir müddet sonra yolunu keserek mi? diye düşünen!

Birçok servet biriktirmişsin, söyle bana bu serveti.

Bir gün gelip de dağıtasın diye mi biriktirdin?

Senin yanındaki mal varisleri için yığılmıştır.

Malın, ancak onu yolunda harcarsan senindir.

Güven içinde sabahlayan, gene ne kadar huzur içindedir a

Rızıkları bölüştüren onun da rızkını ayırır» diyerek.

Onun yüzü taptazedir, eski değildir.

Kanaatin alanına sığınan kimse

Onun himayesi altında karşılaşmaz uykusunu kaçıracak bir kederle.»

Yorum Yap