ŞÜKÜR – İMAM GAZALİ – KALPLERİN KEŞFİ

Bilesin ki ulu Allah (C.C.) Kur’an-ı Kerimde «Allah’ı zikretmek daha büyüktür. (Ankebût Sûre-i Celîlesi; 45)

diye buyurmakla birlikte şükretmeyi Allah’ı zikretmek ile yan yana getirirken Şöyle buyurmuştur :

– O halde siz beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, sakın bana karŞı nankör olmayın. (Bakara Sûre-i Celilesi; 152)

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

– Eğer şükreder ve inanırsanız, Allah sizi azaba çarptırmaz. Allah şükrün mükâfatını verir ve her şeyi bilir.» Nisa Sûre-i Celilesi: 147

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

Allah «- Hiç kimse, Allah’ın izni olmaksızın ölmez, ölümün kesin zamanı bellidir. Dünya kazancını isteyene oradan bir pay veririz. Ahiret sevabını dileyene de oradan bir pay veririz. Şükredenleri mutlaka mükâfatlandıracağız» Al-i İmran Sure-i Celile’si; 145

Ulu Allâh (C.C.) lanetlik şeytanın amacına tercüman olarak söyle buyuruyor:

— Beni onun (âdemin) yüzünden azgınlığa mahkûm ettiğine göre onları saptırmak için dosdoğru yolun üzerinde pusu kuracağım. Sonra ben onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından (her yanlarından) sokulacağım da sen onların çoğunu şükreder bulmayacaksın» A’raf Sure Celile’si: 16-17

Görüldüğü gibi lanetli şeytan insanları peşinen lekeleyerek onları şükürden uzaklaştırıp Hz. Ademe secde etmediği için Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılışının öcünü alacağını saklamamaktadır.

Nitekim ulu Allâh şöyle buyurur:

– Kullarımın içinde şükredenler azdır»

Ulu Allâh (C.C.) şu âyette hiç bir şeyi müstesna tutmayarak şükür karşılığında her nimeti artıracağını kesinlikle belirtmektedir: Ve hatırlayın ki. Rabbiniz size sunu bildirmişti. Eğer şükrederseniz, kesinlikle size daha fazlasını veririm. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz, azabım pek çetindir» İbrahim Sûre Celile’si; 7

Oysa ki aşağıdaki beş şeyin bağışını kayda bağlamış, kesinlikle vereceğini belirtmemiştir. «

1 — Zenginlik.

Ulu Allah bu konuda. «Eğer geçim darlığından korkuyorsanız, Allah eğer dilerse size zenginlik bağışlayacak. O her şeyi bilen ve her yaptığı yerinde olandır buyuruyor.  Tevbe Sûre Celile’si: 28

2 – Duaları kabul etmek.

Ulu Allah (C.C.) bu konuda:

– Putlarınıza değil ancak Allah’a dua edersiniz. O da dilerse hakkında onun yardımını dilediğiniz sıkıntıyı çözer de ona ortak koştuklarınızı unutuverirsiniz» buyuruyor. En’am Sûre Celile’si; 41

3 – Rızık.

Ulu Allah (C.C.) bu konuda:

-Allah dilediğine, hesapsız rızık verir» buyuruyor. Nur Sûre Celilesi: 38

4 – Afv.

Ulu Allah (C.C.) bu konuda. «Hiç şüphesiz. Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz.

Bunun dışındaki günahları dilediği kimselere bağışlar» buyuruyor. Nisa Sure-i celilesi. 48

5 -Tevbeyi kabul etmek.

Ulu Allah bu konuda «Allah, dilediği kimselerin tevbesini kabul eder» buyuruyor . Tevbe Süre-i Celilesi. 15

öte yandan şükür Allah’a has davranışlardan biri olarak gösterilmektedir.

Nitekim Ulu Allah (C.C.) söyle buyuruyor:

Eğer Allah’a, karşılık beklemeksizin, iyilik ederek Allah’a borç verirseniz, onu size kat kat geri verir ve günahlarınızı affeder. Allah merhametli ve iyiliğin karşılığını fazlası ile verendir»  Tegabun Sûre-i Celilesi; 17

Ulu Allah şu iki âyette cennetliklerin ilk sözlerinin şükür olacağını belirtmektedir. Ulu Allah (C.C.) şöyle buyuruyor: «— Bize verdiği sözü yerine getirerek istediğimiz yerde oturmak üzere cenneti bağışlayan Allah’a hamd (şükür) olsun»  Zûmer Sûre-i Celilesi; 74

«— Cennetliklerin (oraya girince) söyleyecekleri sözlerin son cümlesi «alemlerin Rabb’ına hamd (şükür) olsun»dur.»  Yûnus Sûre-i Celilesi: 10

Bu konudaki hadislere gelince Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

— Yediğine şükreden kimse, açlığa katlanarak oruç tutan kimse gibidir.

Hz. Ata (R.A.) der ki. «Bir gün Hz. Ayşe’yi ziyaret etmeye gittim, ona Allah Resul’ünün şahit olduğun en şaşırtıcı hareketini anlat» dedim. Bunun üzerine Ayşe göz yaşları arasında şöyle dedi.

«O’nun hangi hareketi şaşırtıcı değil di ki! Bir gece eve geldi, benim ile birlikte yatağa girdi, tenim tenine değmişti.

Tam bu sırada bana «ey Ebu Bekr’in kızı bırak beni de Rabb’ime ibadet edeyim» dedi. Ben de «senin yakınlığını isterim, ama arzuna uymayı tercih ederim» diyerek ona izin verdim. Derhal kalktı, su tulumunun yanına vardı, az az su dökünerek abdest aldı ve namaza durdu. Bir yandan da ağlamaya başladı, akan göz yaşlar: göğsüne kadar inmişti, sonra ağlayarak rükûa vardı, ağlayarak secde etti, ağlayarak secdeden başını kaldırdı, sabah ezanı okumak üzere Bilal’in gelişine kadar bir yandan ağladı, bir yandan namaz kıldı. Ben O’na «Allah senin geçmiş, gelecek bütün günahlarını peşinen affettiğine göre neye ağlıyorsun» diye sordum. Bana şu cevabı verdi :

«— Ben şükreden bir kul olmayayım mı? Niye olmayayım, ulu Allah bana şu ayeti indirmiştir.

– Hiç şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, günün ve gecenin (uzayıp kısalarak) birbirini kovalayışında derin düşünceliler hesabına bir çok ibretli deliller vardır. Bu derin düşünceliler ayakta, oturarak ve yan üstü uzanmışlarken Allah’ı anarlar ve «ey Rabb’imiz sen bütün bu varlığı boşuna yaratmadın, seni böyle bir isnattan tenzih ederiz, o halde bizi cehennem azabından koru diyerek göklerin ve yerin yaratılışı hakkında enine boyuna düşünceye dalarlar»  Al-i İmran Sûre-i Celilesi: 190-191.

Bu hadise müminin her zaman ağlaması gerektiğini belirtir. Şu rivayet de aynı sırra işaret eder:

Peygamberlerden biri bir gün yolda giderken küçük bir kaya parçası görür, kaya durmadan su sızdırmaktadır. Peygamber bu duruma şaşar.

Bu sırada kaya parçası Allah’ın izni ile dile gelerek «Allah’ın «kâfirler için hazırlanan ve yakacağı insan ve taş olan cehennemden korkun» mealindeki ayetini duyduğumdan beri o korku ile hep ağlıyorum der. Bakara Sure-i Celile’si; 24

Bunun üzerine Peygamber Allah’a yalvardı da o kaya parçasını cehennemden bağışlattı.

Fakat bir müddet sonra aynı kaya parçasının yanına vardığında onu yine aynı şekilde ağlar durumda bulur. Ona «peki şimdi niye ağlıyorsun» diye sorar. Kaya parçası ona «o zamanki ağlamam korkudan idi. Simdi ise şükür ve sevinç gözyaşı döküyorum» diye cevap verir. İnsan kalbi de taş gibidir, hatta belki de taştan bile daha katıdır.

Bu katılık ancak hem korku ve hem de şükür halinde ağlayarak giderilebilir. Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Kıyamet Günü «hamdediciler ayağa kalksın» diye ses gelir, bu ses üzerine bir zümre ayağa kalkar, onlara özel bir sancak verilerek hepsi cennete gönderilir» Sahabiler «hamdediciler kimlerdir» diye sorarlar.

Peygamberimiz «her durumda Allah’a şükrederlerdir (başka bir rivayete göre: Rahatlıkta ve sıkıntıda Allah’a şükredenlerdir)» diye buyurur.

Peygamberimiz (S.A.S.) «hamd (şükür) Rahman’ın elbisesidir» buyurmuştur.

Ulu Allah (C.C.) Hz. Eyyûb’e (A.S.) uzun bir konuşmada:

«Ben sevdiğim kullarımın şükrünü mükâfat olarak kabul ederim» diye vahyetti. Ulu Allah, yine Hz. Eyyûb’e sabırlı kullar hakkında «Onların yurdu »Dârusselâm»dır. Oraya girdiklerinde onlara şükretmeyi ilham ederim, o sözlerin en hayırlısıdır.

Şükrettikleri zaman onlara verdiklerimi artırırım beni görmelerini nasip ederek onlara verdiğim nimetleri artırmış olurum» diye vahyetti. Mal yığma hakkındaki ayetlerden biri inince Hz. Ömer (R.A.) Peygamberimize (S.A.S.) hangi malı biriktirelim diye sorar. Peygamberimiz biriniz zikreden dil ve şükreden kalp edininiz» diye buyurur.

Görülüyor ki. Peygamber’imiz servet yerine şükreden kalp sahibi olmayı emrediyor. İbni Mes’ûd (R.A.) «şükür, imanın yarısıdır» der. Bilesin ki şükür hem kalbi, hem dili ve hem de vücudun belli başlı organlarını ilgilendirir.

1- Kalbi ilgilendiren şükür, iyiliğe yönelmek ve bütün canlılar için iyilik duygusu beslemektir.

2- Dili ilgilendiren şükür, hamd manası ifade eden sözleri Allah’ı şükür için dile getirmektir.

3- Başlıca vücut organlarını ilgilendiren şükür. Allah’ın verdiği nimetleri O’na kulluk maksadı ile kullanmak, O’nun emrine aykırı şekilde kullanmaktan sakınmaktır. Buna göre gözler vasıtası ile yapılacak şükürden biri Müslümanın görülen kusurlarına göz yummak, kulak ile yapılacak bir şükür çeşidi de Müslüman hakkında işitilen bir kusuru saklamaktır. Her kim davranış da göz ve kulağa bağışlanan nimetlere karşılık olarak yapılacak olan şükür görevleri arasındadır.

Allah’ın takdirine karsı hoşnutluk belirtmek, dilin görevi olan bir şükür çeşididir. Nitekim Peygamber’imiz (S.A.S.) bir sabah sahabilerden birine «Gecen nasıl geçti» diye sorar. Sahabi de «iyi geçti» diye cevap verir.

Peygamber’imiz üçüncü seferinde «Allah’a hamd ve şükürler olsun, iyi geçti cevabını alıncaya kadar aynı soruyu arka arkaya tekrarlar. Nihayet son cevabı alınca «senden aradığım buydu» diye buyurur. Eski örnek müslümanlar birbirlerinin halini sormayı gelenekleştirmişlerdi.

Maksatları Allah’a şükretmeye fırsat hazırlamaktı. Böylece hem şükreden ve hem de ona bu imkânı verdiği için hal-hatır soran birlikte ibadet etmiş oluyordu. Yoksa amaçları, karşı tarafa ilgi ve iltifat gösterip riyakârlık etmek değildi. Hali sorulan herkes ya şükreder, ya durumundan şikâyet edebilir veya hiç bir cevap vermez. Şükür ile cevap vermek ibadettir. Halden şikâyet ederek cevap vermek, Müslümana yakışmayan, çirkin bir davranıştır.

Her şeye kadir olan ulu Allah’ı elinden hiç bir şey gelmeyen bir kula şikâyet etmek nasıl çirkin olmaz! Başına gelen belâya katlanmayı beceremediği ve iradesinin zayıflığı kendisini şikâyet etmeye sürüklediği takdirde insanın bu şikâyeti, hiç olmazsa Allah’a yapması daha yerindedir. Çünkü belâyı veren de O giderebilecek olan da O’dur. Kulun Allah karşısında düşkünlüğünü arz etmesi şereftir, fakat Allâh’dan başkası önünde şikâyet etmek alçaklıktır.

Karşındakinin de kendisi gibi âciz bir kul olduğunu gözden kaçırarak bir insanın başkası önünde zavallılaşması. halinden yakınması çirkin bir alçaklıktır. Nitekim Ulu Allah (C.C.) şöyle buyuruyor:

«— Hiç şüphesiz, siz Allah’ı bırakıp putlara tapıyor ve asılsız güç kaynakları uyduruyorsunuz. Allah’ı bırakıp taptığınız putlar, size hiç bir şey veremezler.

Rızkı Allah katında arayınız, sırf O’na kulluk ediniz, yalnız O’na şükrediniz, O’nun katına döndürüleceksiniz» Ankebût Sûre-i Celilesi: 17

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

«— Allah’ı bırakıp yardıma çağırdıklarınız da sizin gibi kullardır. Eğer bu tutumunuzda yarışmıyorsanız, haydi onları yardıma çağırın da cevap versinler»  Araf Sûre-i Celilesi: 194

Buna göre dil ile şükretmek, şükür görevinin bir çeşididir. Rivayet edildiğine göre bir gün bir heyet Emevî halifelerinden Ömer İbni Abdülâziz’i (R.A.) ziyarete gider.

Aralarından bir delikanlı ayağa kalkıp konuşmak ister. Halife, «en yaşlınız konuşsun, en yaşlınız» der. Bunun üzerine ayağa kalkan delikanlı «Ey Emirel müminin iş yaşa kalsaydı, müslümanlar arasında senden daha yaşlısı vardı (onun halife olması gerekirdi)» der. Cevaptan hoşlanan halife, delikanlıya «Haydi, o halde sen konuş» deyince delikanlı şunları söyler,

«Bizler ne bir şey istemek için ve ne de himaye edilmek için gelen bir heyetiz. Çünkü faziletli idaren bize istediklerimizi ulaştırdı. Adaletin de bizden korkuyu giderek güvenliğimizi sağladı. Bizler sadece bir şükran heyetiyiz, sana sözlü olarak şükranlarımızı arzedip dönmeye geldik.»