Kalplerin Keşfi – Kibrin Kötülüğü

Ulu Allah (c.c) Kur’ân-ı Kerim’in çeşitli yerlerinde kibri ve kendini beğenmiş zorbaları kötülemiş, kınamıştır.

Nitekim Ulu Allah (c.c) şöyle buyuruyor;

“Yeryüzünde, hiçbir haklı gerekçeye dayanmaksızın, kendini büyük görenlerin bakışlarını, âyetlerimi idrak edip ibret almaktan alıkoyacağım. Onlar bütün âyetleri görseler bile inanmazlar, eğer doğru yolu görseler bile onu kendilerine yol edinmezler. Fakat eğrilik ve kargaşalık yolunu görünce o yolu tutarlar. Bu tutum, âyetlerimizi yalan sayarak onların iç yüzünün farkında olmamalarındandır.”!

Ulu Allah (c.c) buyuruyor ki;

“O şaşkınlar, kendilerine hiçbir dayanak vermediğimiz hâlde Allah’ın âyetleri hakkında tartışmaya girişirler. Bu tutum, Allah katında iman edenlerin gözünde büyük bir nefrete yol açar, İşte Allah, her kendini beğenmiş zorbanın kalbini böyle mühürler.”

Ulu Allah (c.c) buyuruyor ki;

“Peygamberler Allah’tan fetih istediler de bütün inatçı zorbalar hayal kırıklığına uğradılar.”!

Ulu Allah (c.c) buyuruyor ki;

“Hiç şüphesiz, Allah sakladıklarınızı da açığa vurduklarınızı da bilir. O, kendini büyük görenleri sevmez.’’

Ulu Allah (c.c) buyuruyor ki;

“Bizim ile karşılaşmayı ümit etmeyenler; “Bize melekler indirilse veya Rabbimizi görsek daha iyi olmaz mıydı” dediler. Hiç şüphesiz, onlar içlerinden kendilerini büyük görerek büyük bir küstahlığa giriştiler.”

Ulu Allah (c.c) buyuruyor ki;

“Kendini büyük görerek bana kulluk etmeyenler, boynu bükük, zavallı bir durumda cehenneme gireceklerdir.”

Kur’ân-ı Kerim’de kibirliliği kınayan daha birçok âyet-i kerime vardır.

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“Kalbinde bir hardal tanesi ağırlığında kibir bulunan kimse cennete giremez. Buna karşılık kalbinde hardal tanesi

ağırlığında iman bulunan kimse de cehenneme girmez.”

Ebu Hureyre’nin rivayetine göre Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“Ulu Allah (c.c); “Büyüklük abam ve ululuk da gömleğimdir. Bu iki şeyde bana ortak çıkmak isteyenleri, hiç aldırış etmeden, cehenneme atarım” buyurur”

Ebu Seleme İbn-i Abdurrahman (r.a) der ki; “Bir gün Abdullah İbn-i Amr ile Abdullah İbn-i Ömer, Sefa’da karşılaşarak bir müddet duraklarlar. Arkasından Abdullah İbn-i Amr hiç konuşmadan geçip gider, bunun üzerine Abdullah İbn-i Ömer yerinde dikilerek ağlamaya koyulur, ona; “Ey Abdurrahman’ın babası, neye ağlıyorsun?” diye sorarlar. O da şöyle cevap verir; “Bu adamın (Abdurrahman İbn-i Amr’ı kastediyor) Peygamberimizin; “Kalbinde hardal tanesi ağırlığında kibir bulunan kimseyi Ulu Allah yüzüstü cehenneme atar” buyurduğundan acaba şüphesi mi var?”

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“insan, nefsinin peşinden gide gide günün birinde zorbalardan biri olarak yazılır ve onların çarptırıldığı azaba

çarptırılır.”

Hz. Süleyman (a.s) bir gün insan, kuş, hayvan, cin ve bütün canlılara; “Bulunduğunuz yerlerden çıkın ve karşımda toplanın” diye emir verir. Emri üzerine iki yüz bini insan ve hayvan, iki yüz bini cin olmak üzere canlılar toplanıverirler.

Bu sırada meleklerin tespih sesini duyacak derecede göklere yükseltildikten sonra ayakları deniz suyuna değecek şekilde yere indirildi, bu esnada kulağına; “Eğer dostumuzun kalbinde zerre kadar kibir olsaydı, onu göklere çıkarırken kendisine katettirdiğim mesafenin daha alçağına indirirdim” diyen bir ses gelir.

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“Kıyamet günü iki işitir kulağı, iki görür gözü ve konuşur dili olan bir boyun cehennemden dışarıya uzanır ve “Şu üç kimseyi yakalamakla görevliyim;

  • İnatçı zorbalar,
  • Allah’a ortak koşanlar (müşrikler)
  • Resim ve put yapanlar”! diye seslenir.”

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“Cimriler, zorbalar ve kötü huylular cennete giremezler.”

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“Cennet ile cehennem birbirleri ile üstünlük iddiasına giriştiler. Cehennem “kendini beğenmişler ve zorbalar beni tercih etti” dedi. Cennet de; “Bana sadece zayıflar, düşkünler ve zavallılar girer” dedi.

Bunun üzerine Allah (c.c) cennete dedi ki; “Sen benim rahmetimsin, dilediğim kullarıma senin vasıtan ile merhamet ederim” Cehenneme de dedi ki; “Sen de benim azabımsın, dilediğime senin aracılığın ile azap çektiririm. Her ikiniz de dolarsınız.”!

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“Ulu Cebbar’ı (Allah’ı) unutarak zorbalığa girişen ve saldırganlığı huy edinen kul, ne fena bir kuldur!

Ulu Büyüğü (Allah’ı) unutarak zorbalığa girişen ve büyüklük taslayan kul, ne fena bir kuldur!

Kabirleri ve bedenlerin çürüyeceğini unutan, bilmezlikten gelen ve hesaba katmayan kul, ne fena bir kuldur!

Hayatının başlangıcını ve akıbetini düşünmeyerek küstahlaşan, azgınlaşan kul, ne fena bir kuldur!”

Sabit’ten rivayet edildiğine göre şöyle demiştir; “Duyduk ki Peygamberimize biri hakkında “Ya Resulullah! Falan adam amma da kibirli!” dediler.

Peygamberimiz (s.a.v) de;

“Bu kibrin sonu ölüm olmayacak mı?”* diye buyurmuştur.

Abdullah İbn-i Amr (r.a) der ki; “Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor;

“Hz. Nuh (a.s) ölmek üzere iken iki oğlunu yanına çağırarak onlara dedi ki;

“Size iki şeyi emrediyor ve iki şeyi yasaklıyorum. Size Allah’a ortak koşmayı ve kendinizi büyük görmeyi yasaklıyorum.

Size emrettiğim iki şeye gelince önce “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilâh yoktur)” demeyi emrediyorum. Çünkü yerler, gökler ve yerler ile göklerdeki her şey terazinin bir kefesine; “Lâ ilâhe illallah” cümlesi de öbür kefesine konsa “Lâ ilâhe illallah” cümlesinin bulunduğu kefe ağır basar.

Yine gökler, yerler ve gökler ile yerlerde bulunan her şey bir çember olsa ve bu çembere “Lâ ilâhe illallah” cümlesi yüklense çember parçalanır.

Size emrettiğim ikinci şey, “Sübhanellahi vel-hamdü lillâhi (Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamd ederim)” demenizdir.

Çünkü bu iki cümle canlı-cansız bütün varlıkların duasıdır.

Bu iki cümle sayesinde bütün canlılar rızıklanmaktadır.’’

Hz. İsa (a.s) der ki; “Allah’ın kendisine kitabını öğrettiği ve zorba olarak ölmeyen kimseye müjdeler olsun!”

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“Cehennemlikler, bütün kötü huylular, caka satanlar, kendini büyük görenler, hep mal biriktirme peşinde koşanlar ve cimrilerdir. Buna karşılık cennetlikler de alçak gönüllüler ve az malı olanlardır.”

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“Tarafımızdan en çok sevilenleriniz ve âhîrette bize en yakın olacak olanlarınız, en iyi huylularınızdır. Buna karşılık nefretimize en lâyık olanlarınız ve âhirette bizden en uzak kalacak olanlarınız da bütün gevezeler, alaycılar ve kendini

beğenmişlerdir.”

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“Kendini büyük görenler, kıyamet günü, zerreler şeklinde adamlar hâlinde mahşer’e gelirler. Kalabalığın ayakları altında çiğnenirler, öylesine cüce kalırlar ki, her şey onlardan yüksek kalır. Sonra da cehennemin adı “Bules” olan bir mahzenine atılırlar, orada ateşin közü içinde kalırlar, içecekleri cehennemliklerin vücudundan buharlaşan bir

bulaşık sıvısıdır.’’

Ebu Hureyre’nin (r.a) rivayet ettiğine göre Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“Zorbalar ve kendini beğenmişler, kıyamet günü Allah nazarında hor gördükleri için herkesin ayakları altında çiğnenecek tanecik iriliğinde mahşer toplantısına gelirler.”

Muhammed İbn-i Vâsi (r.a) der ki; “Bilâl İbn-i Ebu Bürde’yi ziyaret ederek ona dedim ki; Ya Bilâl, baban bana, dedenden naklederek söylediğine göre Peygamberimiz (s.a.v);

“Cehennemde adı “Hebheb” olan bir vadi var, Allah her zorbayı oraya yerleştirmeye kesin kararlıdır. Ya Bilâl! Sakın o

vadinin sakinlerinden olma.” buyurmuştur.

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“Cehennemde içine kendini büyük görenlerin doldurularak kapının yüzlerine kapatılacağı ayrı bir köşk vardır.”

Yine Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“Allah’ım! Kendini büyük görenlerin cakasından sana sığınırım. Şu üç şey ile ilgisiz olarak ruhu bedeninden ayrılan kimse cennete girer;

1- Kendini büyük görmek,

2- Borç,

3- Dolandırıcılık.”

Hz. Ebu Bekir (r.a) der ki; “Hiçbir kimse bir Müslüman’ı küçük görmesin. Çünkü Müslümanların küçüğü Allah katında büyüktür.”

Vehb İbn-i Münebbih (r.a) der ki; “Allah “Adn” cennetini yaratınca ona dönerek “Sen kendini büyük gören herkese haramsın” diye buyurdu.

Ahnef tbn-i Kays ile Musab İbn-i Zübeyr (r.a) aynı sedirde otururlardı, bir gün Ahnef geldiği zaman Musab ayaklarını uzatmış oturuyordu, arkadaşı otursun diye ayaklarını toplamadı. Bu durumda Ahnef oturunca Musab’ın rahatını biraz bozdu, Musab sıkıldığını yüz ifadesiyle belli edince Ahnef ona; “Sidik yolundan çıktığı hâlde kendini büyük gören Âdem-oğlunun hâline ne kadar şaşılır.” dedi.

Hasan-ül Basrî (rahimehullah) der ki; “Her gün bir veya iki sefer eli ile pislik yıkadığı hâlde göklerin hâkimine (Allah’a) kafa tutan insana şaşarım!”

“Kendi üzerindekileri de görmüyor musun?”  meâlindeki âyeti kerimesinde ön ve arka pislik yollarının kastedildiğini belirten görüşler vardır.

Muhammed İbn-i Hüseyin İbn-i Ali (r.a) der ki; “İnsanın kalbine kibirden bir şey geçse az olsun veya çok olsun o şey miktarı aklı eksilir.”

Numan İbn-i Beşir (r.a) bir gün minberden cemaate seslenirken der ki; “Hiç şüphesiz, şeytanın bir takım tuzakları ve ağları vardır. Allah’ın nimetlerini azgınlığa âlet etmek, Allah’ın bağışladıklarını böbürlenme gerekçesi olarak kullanmak, Allah’ın kullarına karşı büyüklük taslamak ve Allah’ın emrine aykırı yollarda nefsin arzularına uymak, şeytanın başlıca tuzak ve ağlarındandır. Allah’ın bağış ve keremi sayesinde O’ndan af ve selâmet dileriz.”

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“Büyüklük taslayarak elbisesini sürükleyen kulun, Allah yüzüne bakmaz.”

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

– “Adamın biri abasının içinde caka satıyordu, kendini beğenmişti. Bu yüzden Allah onu yerin altına geçirdi, şimdi

kıyamet gününe kadar orada debelenip duruyor.’’

Zeyd İbn-i Eşlem (r.a) der ki; “Bir gün İbn-i Ömer’in yanında iken içeriye Abdullah İbn-i Vakid girdi, üzerinde yeni bir elbise vardı. İbn-i Ömer’in ona şöyle dediğini duydum; “Yavrum! Elbiseni yerde sürükleme, Çünkü ben Peygamberimiz (s.a.v)’in;

“Büyüklük duygusu ile elbisesini yerlerde sürükleyenin,

Allah yüzüne bakmaz.’’ buyurduğunu duymuştum.

Rivayet edildiğine göre bir gün Peygamberimiz (s.a.v) avucuna tükürerek öbür elinin parmağını tükürüğü üzerine koyar ve şöyle buyurur; Allah (c.c) buyuruyor ki;

“Ey Âdemoğlu, sen mi benim ile boy ölçüşeceksin! Ben seni böyle bir şeyden (meniden) yaratarak seni geliştirdim, dolgunlaştırdım da iki uyku hâli (yokluk ve ölüm) arasında yürüyebildin. Şimdi adımlarının sesi yerden geliyor. Mal biriktirdin, kimseye bir şey vermedin. Fakat mühletin dolunca sadaka vereyim dedin, sadaka verecek zamanlarda

neredeydin?”

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“Ümmetim caka satarak salına salma yürüdüğü ve Bizanslıları, İranlıları kendilerine hizmetçi tuttuğu zaman Allah onları birbirine düşürür.”

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;

“Kendini büyük gören ve yürürken çalım satanlar Allah ile karşı karşıya geldiklerinde O’nu kendilerine karşı gazaplı

bulurlar.”

Ebu Bekir el-Huzelî (r.a) der ki;

“Bir gün biz Hasan-ül Basrî ile birlikte iken İbn-i Edhem, caminin sultan mahfiline gitmek üzere yanımızdan geçiyordu. Üst üste binmiş bol kıvrımları topuklarına kadar sarkmış ve paltosunu kısa bırakan ipek bir cübbe giyiyor, çalımlı çalımlı yürüyordu. Hasan-ül Basrî ona bakarak dedi ki;

– Aman aman! Ne burnu havada, kurumlu, suratı asık ve kendini beğenmiş adam!

Behey zavallı ahmak! Sen şükrü eda edilmemiş, hesaba gelmez, Allah’ın emri uyarınca kullanılmayan ve içindeki Allah hakkı ödenmemiş elbiseler içinde çalım satıyorsun. Onun her uzvunda Allah’ın ayrı bir nimeti varken âzâlarmın herbirini şeytana iltifat uğruna kullanıyor. Allah’a yemin ederim ki, sade ve gösterişsiz adımlar ile yürümek hatta deli gibi sendeleyerek yürümek bu adam hesabına daha hayırlıdır.”

İbn-i Edhem, kendisi, için söylenen bu sözleri duydu, geri gelerek Hasan-ül Basri’den davranışından dolayı özür diledi. Hasan-ül Basrî ona dedi ki; “Benden özür dileyeceğine Allah’a tevbe et. Sen Allah’ın şu buyruğunu hiç duymadın mı?

“Yeryüzünde çalım satarak yürüme. Çünkü (adımlarını ne kadar sert bassan) ne yeri delebilir ve ne de dağların tepesine erebilirsin.”

Yine bir gün delikanlının biri Hasan-ül Basri’nin yanından geçiyordu. Üzerinde kırmızı renkli, alımlı bir elbise vardı. Hasan onu çağırarak dedi ki, “Ey gençliği ile böbürlenen ve görünüşünün alımlılığına tutkun Âdem-oğlu! Oysaki neredeyse kibir bedenini örtmek üzeredir ve amelin ile baş başa kalmış gibisin. Yazık sana!

Kalbini tedavi et, çünkü Allah kullarda sadece kalp sağlığı arar.”

Rivâyete göre Ömer İbn-i Abdülâziz (r.a) halife olmadan önce hacca gider, çalımlı adımlarla yürürken onu Tavus (r.a) görür, parmağı ile yandan dürterek ona; “Bu yürüyüş karnında pislik taşıyan kimsenin yürüyüşü değildir” der. “Ömer de ona özür dilercesine “Amca her âzam bu yürüyüşe göre eğitildim, bu yüzden öyle alıştım” diye cevap verir.

Muhammed İbn-i Vasî (r.a) oğlunun çalım sattığını görünce onu yanma çağırarak kendisine der ki, “Yavrum, sen kim olduğunu biliyor musun? Anneni köle iken yüz dirheme satın aldım, babana gelince Allah onun gibilerini Müslümanlar arasında sayısını çoğaltmasın!”

Abdullah İbn-i Ömer (r.a) bir gün elbisesi yerlerde sürünen birini görünce iki veya üç defa arka arkaya “Hiç şüphesiz, şeytanın birçok kardeşleri vardır” der.

Mutarrıf İbn-i Abdullah İbn-i Şuhıyr, bir gün Mühelleb’i görür, ipek bir cübbesi içinde çalım satmaktadır. Mutarrıf ona der ki, “Ey Allah’ın kulu! Bu yürüyüşün, Allah’ın ve O’nun Resulü’nün gazabına vesile olan bir yürüyüştür.”

Mühelleb ona; “Beni tanımıyor musun?” diye sorar. Mutarrıf de ona “Tabii tanıyorum. Başlangıcın bir meni damlası, akıbetin kokuşmuş bir leş parçası, sen de bu iki uç arasında pislik yükü taşıyan birisin.”

Bu ağır cevap altında ezilen Mühelleb, ağzını açmadan oradan uzaklaşır ve bir daha çalım satarak yürümez.

Bu konuda bir şair şöyle der;

Şaşarım, görünüşü ile böbürlenene,

Oysaki dün bir damla meni idi.

Yarın da güzel görünüşünün ardından,

Kabirde kokuşmuş bir leş olacak.

Şair Hâle-ul Ahmer de şöyle der;

Bir dostumuz var, çatışmaya düşkündür.

Hatası çok, sevabı azdır.

Tartışırken mayıs böceğinden daha inatçıdır.

Yürürken de kargadan daha çalımlıdır.

 

Diğer bir şair de şöyle der;

Dedim kendini beğenmişe,

0 deyince “Benim gibi bir daha gelmez”

Ey çıkış günü pek yakın kimse,

Niçin alçak gönüllü davranmıyorsun? Zünnûn-ul Mısrî (r.a) de şöyle der;

Ey burnu Kaf Dağı’nda, boyun eğmez kişi,

Biz balçıktanız, selâm üzerine olsun.

Dünya hayatı bir meta’dır,

Ölüm ile bütün ayaklar, dümdüz olur.

Büyük tefsir âlimi Mücâhid;

“Sonra salına salına yürüyerek evine gitti” meâlindeki âyet hakkında “Yani, kibirlendi ve çalım sattı” der.

Hiç şüphesiz, en doğrusunu Allah (c.c) bilir.

Paylaşırsak daha çok kişi faydalanır: