DÜNYA MALININ KÖTÜLÜĞÜNÜ BEYAN

Ulu Allah(C.C.) buyuruyor ki:

«- Ey müminler! Sizi mallarınız ve çoluk – çocuğunuz Allah’ı zikretmekten alakoymasın. Bunu yapanlar yok mu? İşte asıl hüsrana uğrayanlar onlardır.»  MünafıKun Sûre-i celilesi. 9.

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

«- Mallarınız ve çoluk – çocuğunuz sadece birer fitnedir (imtihan vesilesidir) Büyük mükâfat ise Allah’ın katındadır.» (109) Enfal Sûre-i Celilesi, 15.

Demek ki, malını ve çoluk – çocuğunu Allah katında kazanılacak olan «büyük mükâfatla tercih edenler, aldanarak ağır bir zarara uğrayacaklardır.

Yine ulu Allah (C.C.) şöyle buyurur.

«- Dünya hayatını ve onun ziynetini isteyenlere işlediklerinin karşılığı eksilmeksizin onlara dünyada verilir. Bu kimselere Ahirette yalnız cehennem vardır, dünyadaki başarıları geçersizdir ve işlemiş oldukları ameller de boşa çıkmıştır.» Alâk Sûre-i Celilesi. 5-7.

Ulu Allah. (C.C.) buyuruyor ki:

«- Gerçekten insanoğlu, kendisini varlıklı görünce azar. Oysa ki, dönüş, kesinlikle Rabbinedir.» Hûd Sûre-i Celilesi. 15-16.

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

«- Çoklukla böbürlenmek sizi o derece şaşkınlığa sürükledi ki işi mezarlıkları ziyaret etmeye kadar vardırdınız.» Tekasüf Sure-i Celilesi. 1-2.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:«- Servet ve şöhret düşkünlüğü, suyun baklayı bitirmesi gibi kalbde münafıklık bitirir, yetiştirir.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

— Şöhret, varlık ve mevki düşkünlüğünün Müslüman kimsenin dinine verdiği zararı salıverilmiş iki azgın kurt bir koyun sürüsüne veremez.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«- Çok mal sahipleri helak olacaktır. Yalnız Allah’ın kulları arasında falana şu kadar filana şu kadar verilsin diyenler müstesna. Öyleleri de o kadar az ki!

Peygamber’imize «ümmetinin en kötüleri kimlerdir» diye sordular.

Peygamber’imiz de «zenginler» diye cevap buyurdu.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyurdu ki:

«- ilerde öyle bir kavim gelecek ki, dünyanın en besleyici ve iştah açıcı yiyeceklerini yerler, en besili ve alımlı bineklere binerler, en güzel ve işveli kadınları eş edinirler, en güzel ve en gösterişli elbiseleri giyerler, ne mideleri azla doymak bilir ve ne de gözleri çoğa doyar. Gece gündüz işleri güçleri sırf dünya olur. Allah’ı bırakıp dünyaya taparlar sırf onun emirlerine boyun eğerler ve sadece nefislerinin azgın arzularına uyarlar.

Abdullah oğlu Muhammed’in (A.S.V.) o günlere erişenlere tavsiyesi, böylelerine ne selâm vermek, ne hastalarını ziyaret etmek, ne cenazelerine gitmek ve ne de yaşlılarına saygı göstermektir. Söylediklerinin tersini yapanlar, İslâmın yıkılışına yardımcı olmuş olurlar.

» Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

<— Dünyayı ona düşkün olanlara bırakın. İhtiyaçlarını karşılayacak kadarından fazla dünyalık elde edenler, farkında olmadan kendi felâketlerini hazırlamışlardır.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

— Âdemoğlu «malım, malım» der durur. Oysa senin yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden ve sadaka olarak verip ilerisi için ayırdığından başka ne malın var ki?!

»Adamın biri Peygamberimize «Ya Resulallah acaba neden ölümü sevmiyorum» diye sordu. Peygamber’imiz de ona «malın var mı» diye sordu, adam «evet. var ya Resulallah» diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber’imiz adama şöyle buyurdu, «malını önden gönder (hayır yolunda sarf et) çünkü müminin kalbi malına bağlıdır. Buna göre eğer onu önden gönderirse ölüp ona kavuşmak ister. Buna karşılık eğer onu geride bırakırsa kendisi de dünyada kalıp onunla birlikte olmak ister.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Âdemoğlunun üç dostu vardır. Biri canı çıkıncaya kadar onun ardından gelir ikincisi mezara girinceye kadar takip eder. Üçüncüsü ise yeniden diriltilerek Allah’ın huzuruna varıncaya kadar yanında olur. Ölünceye kadar yanında kalan dostu malıdır. Mezara girinceye kadar yanında kalan dostu eşidir. Yeniden diriltilerek Allah’ın huzuruna çıkıncaya kadar yanından ayrılmayan dostu da amelidir.

Havariler Hz. İsa’ya «neden sen su üzerinde yürüyebiliyorsun da biz yürüyemiyoruz» diye sorarlar. Hz. İsa da onlara «dünyanın ve paranın sizin nazarınızda yeri nedir» diye sorar. Havariler «bunlar bize göre güzel şeylerdir» diye cevap verirler. Hz. İsa onlara «oysa onların her ikisi de benim için çamurdan farksızdır» der.

Selman-ı Farisî Ebû Derdâ’ya (R. Anhuma) yazdığı bir mektupta der ki, «Ey kardeşim aman dünyada şükrünü ödemeyecek kadar mal biriktirmekten sakın. Çünkü ben Peygamber’imizin söyle dediğini duymuştum :

«— Dünyada Allah’ın emirlerine uyan bir kimse sırat köprüsünün başına getirilir, malı önündedir. Malı önünde iken sırat köprüsüne binmek isteyince malı ona «geç çünkü Allah’ın senin üzerindeki hakkını ödedin (şükrünü yerine getirdin)» der. Arkasından dünyada Allah’ın emirlerini yerine getirmeyen biri sırat köprüsünün başına getirilir, malı sırtındadır. Bu yükle sırat köprüsüne binmeye kalkışınca sırtındaki mal adama «vay başına gelene? Allah’ın bendeki hakkını ödeseydin ya (şükür borcunu yerine getirseydin ya)» der.

Mal adama ayni sözleri durmadan o kadar çok tekrarlar ki, adam sonunda «vay başıma gelenler, keşke yok olsam da kurtulsam» diye feryat eder.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Biri ölünce melekler «acaba Ahireti için önceden ne gönderdi» «diye, insanlar da «acaba geriye ne bıraktı» diye sorarlar.»

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Çift çubuk edinmeyin sonra dünyayı seversiniz.

Rivayet edildiğine göre Hz. Ebû Derda (R.A.) ya bir adam sövmüş ve kötülük etmiş o da söyle beddua edermiş «Allah’ım! Bana sağlık, kötülük edene, uzun ömür ve çok mal ver. Görüyorsun ki. Ebu Derda (R.A.) sağlık ve uzun ömre eşlik eden mal çokluğunu belâların en büyüğü saymıştır. Çünkü böyle birini, malının azgınlığa sürüklemesi kaçınılmazdır.

Hz. Ali (K.V.) bir gün avucuna bir dirhem para alarak ona şöyle seslendi,

«Hiç şüphesiz sen elimden çıkmadan bana yaramazsın. Rivayet edildiğine göre halife Hz. Ömer (R.A.) Peygamber’imizin esi Hz. Zeyneb Binti Câhs’a (R. Anha) bir gün hazine bağışı olarak bir miktar dünyalık gönderir, Zeyneb «bu nedir» diye sorar. Getirenler «Bunu sana Hz. Ömer gönderdi» diye cevap verirler. Hz. Zeyneb «Allah onun günahlarını affetsin» diye Hz. Ömer’e dua eder. Arkasından eski bir baş örtüsünü keserek bir kese yapar, gelen dünyalığı akrabalarına, yakınlarına ve onların yetimlerine bölüştürerek keselere koyar ve sonra da ellerini kaldırarak «Allah’ım, bu seneden başka bir daha Ömer’in bağışı bana ulaşmasın» diye dua eder.

Nitekim Hz. Zeyneb Peygamber’imizin arkasından ilk vefat eden eşi olur.

Hasan-ül Basrî (r.a.) «Allah’a yemin ederim ki, para sahibi olan Allah nazarında mutlaka itibarını kaybederler. Söylendiğine göre şeytan ilk basılan altın ve gümüşü parayı görünce yerden kaldırarak önüne koyar ve öper. Arkasından da derki, «sana düşkün olan benim gerçek kölemdir.»

Sûmet İbni Aclan (r.a.) der ki:

«Para münafıkların yularıdır, cehenneme onunla çekilip götürülürler.

Yahya İbni Muaz (R.A.) der ki; «para akrep gibidir. Eğer ona muska yapmayı (idare etmeyi) beceremeyeceksen ona hiç eli sürme. Çünkü eğer seni ısıracak olursa zehri seni öldürür.»

Yahya İbni Muaz’a «Onun muskası nedir» diye sorarlar. O da «onu helâl yollardan kazanarak yerinde kullanmaktır» diye cevap verir.

Ala İbni Ziyad (r.a.) der ki:

«Dünya bütün ihtişam ve alımı ile gözümün önüne dikildi, onu görünce «Senin şerrinden Allah’a sığınırım» dedim. Dile gelerek bana dedi ki.

«Eğer Allah seni benden korusun istiyorsan parayı sevme. Dünyanın bu cevabı çok doğrudur. Çünkü para dünyanın özü demektir. Neden dersen, para ile dünyanın her şeyi elde edilebilir. Buna göre paradan uzak duranlar. dünyadan uzak durmuş olurlar.

Nitekim bir şair şöyle der :

«Ben dünyadan sakınmayı (vera’ı) şu paradan buldum.

Başkasında buldum sanmayın

Eğer onu ele geçirmeyi becerdikten sonra bırakabilirsen.

Bil ki senin takvan müslümana yaraşan takvadır.

Başka bir şair de aynı konuda şöyle der:

«Seni adamın sırtında gördüğün yamalı gömlek yahut.

Bilek kemiğinin üstünde kalmış (israf olmasın diye kısa tutulmuş) elbise veya

Alında daha önce silinmiş olan ibadet izi aldatmasın

Ona parayı göster, Allah sevgisini ve takvasını anlarsın.

Rivayet edildiğine göre Emevî hanedanından Müselleme İbni Abdülmelik ölmek üzere bulunan halife Ömer İbni Abdülaziz’in yanına girerek ona Ey Emirel müminin «senden önceki Emevî halifelerinden hiç birinin yapmadığını yaptın, çoluk-çocuğunun parasız, pulsuz bıraktın» dedi.

Halife’nin on üç tane çocuğu vardı. Ömer İbni Abdülaziz. bu sitemi işitince beni oturtun» dedi. Kendisini oturttukları zaman sözü Müsellem’in sitemine getirerek söyle dedi:.

«— Çoluk – çocuğuma para – pul bırakmadığım seklindeki sözlerine gelince ben ne onların herhangi bir hakkına engel oldum ve ne de kendilerine başkalarının hakkını verdim. Benim çocuklarım iki kişiden biridir. Ya Allah’ın emrine uygun yaşarlar, o zaman Allah onlara yeter.

Çünkü O, iyilerin koruyucusudur. Yahut Allah’ın emirlerine karşı çıkarlar. O zaman da olup bitecek olanlar beni ilgilendirmez.

Rivayet edildiğine göre Muhammed İbni Kâb-ül Karazî’nin (r.a.) eline yüklü bir servet geçer, ona «eline geçen bu varlığı çocuklarına miras bırakmak üzere saklasana!» derler O da böyle söyleyenlere şu cevabı verir, «öyle yapacağıma bu varlığı Allah katında kendim için biriktiririm, çocuklarımın rızkını ise Allah ayırır.

Söylendiğine göre adamın biri bir gün Ebu Abdurrabb’e (r.a.) gelerek «Kardeşim, kötülüğü yanında götürüp çoluk – çocuğuna saadet bırakma» der. Bunun üzerine Abdürrabib servetinin yüz bin dirhemlik kısmını sadaka olarak dağıtır.

Yahya İbni Muaz (R.A.) der ki: «Ölüm sırasında insanın başına gelen malıyla ilgili şu iki musibetin eşi ne duyulmuş ve ne de duyulacaktır»

Dinleyenler ona «bu musibetler nelerdir» diye sorarlar. O da «malının tamamı elinden alınır, buna rağmen hepsinden sorumlu tutulur». der.