|
91 -EŞ
ŞEMS SURESİ
Bu mübarek sûre, El-Kadir
sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. On be; âyet-i kerîmeyi
içermektedir. Güneşe yemîn ile başladığı için kendisine bu ad verilmiştir.
Bundan evvelki "El-Beled" sûresinde sağ ve sol ashabının hâlleri bildirilmişti.
Bu sûrede de o iki zümrenin hâlleri bildiriliyor ve evvelki sûrede kâfirlerin
âhiretteki hâlleri bildirilmişti. Bu sûrede de onların dünyadaki hâlleri
bildirilmekte olduğundan bu iki sûre-i celîle arasında büyük bir münâsebet
vardır.
1. Andolsun güneşe ve
aydınlığına.
1. Bu sûre-i celîle,
bir takım kudret eserlerine yemîn suretiyle insanların nazar-ı dikkatlerini
celbediyor. Kimlerin kurtuluş ve selâmete nail olacaklarını ve kimlerin de zarar
ve siyanda kalarak azaplara uğrayacaklarını haber veriyor. Semûd kavim gibi bir
inkarcı gurubun da dinsizlikleri yüzünden başlarına gelmiş olan müthiş bir
helaki bir uyanma vesilesi olmak üzere haber veriyor. Şöyle ki: Allah-ü Teâlâ
kullarını aydınlatmak ve ibâdet ve itaate teşvik için buyuruyor ki: (Andolsun
güneşe ve aydınlığına) Onun ışığına veya onun doğusuyla meydana gelen ışık, o
nûr olmasa idi hiç bir şeyden istifâde edilemezdi, yer yüzünde yaşamak mümkün
olamazdı.
2. Ve güneşe tâbi olduğu
vakit kamere.
2. (Ve güneşe tâbi
olduğu vakit aya..) da andolsun, ay da ışığı hususunda güneşten yararlanır, her
ayın muayyen günlerinde safhası tamamen ışıklanarak güneşi müteakip yer
yüzüne ışıklarını saçar,
pek güzel bir manzara teşkil etmiş olur.
3. Ve güneşi açığa
çıkarttığı vakit gündüze.
3. (Ve güneşi açığa
çıkardığı) Onu ortaya çıkararak ışığı tamamıyla gösterdiği (vakit gündüze) de
andolsun. Gündüzler, akşamlara kadar devam eder, bu müddet içinde güneş, daha
ziyade gözlere çarparak ışıklarını her tarafa yaymış bulunur. Bu bakımdan
güneşin tamamen tecelli etmesine gündüzler birer sebep mahiyetinde bulunmuş
sayılır.
4. Ve güneşi örtüp
ışıklığını giderdiği zaman geceye.
4. (Ve güneşi örtüp
ışığını giderdiği zaman geceye...) de andolsun. Gece olunca güneş batmış, onun
ışıklı hâlde bulundurduğu yerler, karanlıklar içinde kalmış bulunur. Bu da bir
başka hikmet gereği bulunmaktadır. Bu ilâhî beyanda şöyle de bir işaret vardır
ki: Bütün bunlar, birer kudret eseridir. Her biri bir hikmet ve faydadan dolayı
vücuda getirilmektedir. Bununla birlikte hepsi de değişime ve başkalaşmaca mâruz
kalmaktadır. O kadar parlak görülen şeyler, yerler; vakit vakit değişikliğe
uğruyor, ışıktan mahrum kalıyor. Binaenaleyh bunları bu suretle meydana getiren,
elbette ki, bir Yüce Yaratıcı'dır ki: Onda hâşâ böyle bir değişme ve başkalaşma,
başkasına ihtiyaç düşünülmüş değildir. Ay, güneş, yıldızlar vesaire gibi
değişime mâruz kalan şeyler ise artık şüphe yok ki: Mâbudluk yaratıcılık
sıfatına sahip olamazlar.
5. Ve göğe ve onu bina
edene.
5. (Ve göğe ve onu bina
edene...) de andolsun. Yâni; gök sahası da ne kadar muazzam bir kudret eseridir.
Onun öyle yaratıp benzetmiş olan bir zât ise, ne kadar kudret ve hikmet
sahibidir ki: Öyle muazzam, muntazam bir kâinat saf hasını meydana getirmiştir.
O Yüce Yaratıcı ise şüphe yok ki, Allah-ü Teâlâ Hazretleridir.
6. Ve yere ve onu yayıp
döşeyene.
6. (Ve yere ve onu yayıp
döşeyene) de andolsun, O yeryüzü de ne kadar muhteşem bir surette vücuda
getirilmiş, üzerinde nice mahlûkat barınmakta bulunmuştur. Onun böyle pek
fâideli bir hâlde yaratmış onu da Yüce Kudreti'nin tecellisine vesîle kılmış
olan Kerem sahibi yaratıcı ise elbette ki: Sonsuz teşekküre yücelme ve kutsamaya
lâyıktır.
"Tan": Döşemek, yaygı
hâlinde kılmak demektir.
7. Ve nefse ve onu
düzeltmiş olana.
7. (Ve nefise ve onu
düzeltmiş olana..) da andolsun. Yâni: Adem Aleyhisselâm'ın nefsine veya mutlaka
olarak yaratıklarının nefislerine ve onun muntazam surette yaratmış, ve onu nice
gizli ve açık kuvvetler ile donatmış olan kerem sahibi Yaratıcıya da yemîn
ederim. O Ezelî Yaratıcı ki: İnsanlığa da büyük bir kabiliyet vermiş onu nice
olgunlukları elde etmeğe kabiliyetli kılmıştır.
8. Sonra da ona günahını ve
takvasını ilham etmiş olana -andolsun ki:-
8. (Sonra da ona) Her
bir nefis sahibine (günahını ve takvasını ilham etmiş olana..) da andolsun.
Yâni: Hikmet Sahibi Yaratıcı'ya da yemîn olsun ki: O; her insanı yaratmış, ona
hayır ve şerri anlayabilecek bir kabiliyet vermiştir. Artık bu temiz
yaratılışını zayi etmeyen kimseler, çirkin amellerden kaçınırlar, Cenab-ı
Hak'tan korkarlar, güzel amellere devam ederler.
9. Nefsini temizlemiş olan
şüphe yok ki: Kurtuluşa ermiştir.
9. Evet.. Andolsun
ki: (Nefsini temizlemiş olan) günahlardan kaçınan, fâideli bilgiler ile, sâlih
ameller ile uğraşmakta bulunan kimse (şüphe yok ki: kurtuluşa ermiştir.) bütün
güzel maksatlarına erişmiştir. Ebedî selâmet ve saadete aday bulunmaktadır. İşte
bu ilâhî beyan, yukarıdaki yeminlerin cevabıdır. Bu kurtuluş ve selâmetin
tecellî edeceğini kat'î surette beyan ve bu hususa dikkat nazarlarını çekmek
içindir ki, öyle birçok yeminler yapılmıştır.
10. Ve muhakkak ki: Nefsini
noksana düşüren de hüsrana uğramıştır.
10. (Ve muhakkak ki:
Nefsini noksana düşüren de) Yâni: Kendi ruhunu, varlığını yanlış düşünceler ile,
ameller ile bozan, itaat dairesinden çıkaran, isyan ve azgınlık felâketlerine
uğrayan herhangi bir şahıs da (hüsrana uğramıştır.) nefsini büyük bir tehlikeye
düşürmüştür. İstikbâlini büyük bir felâkete mâruz bırakmıştır. Böyle kimseler,
âhirette ebediyen azap görecekleri gibi çok kere dünyada da o fena
hareketlerinin cezasını görmüşlerdir. İşte bir örnek:
"Dess" Noksan kılmak ve
gizlemek manasınadır.
11. Semûd kavmi, azgınlığı
sebebiyle -Peygamberlerini- yalanlamıştı.
11. (Semûd) kabilesi
(azgınlığı sebebile) küfür ve isyanları yüzünden Peygamberleri Salih
Aleyhisselâm'ı (yalanlamıştır.) o mübarek Peygambere, karşı muhalif bir cephe
almış, onun Peygamberliğini yalan saymışlardı.
12. Onların en bedbahtı,
ayaklandığı zaman.
12. (Onların en şakisi) O
kabilenin en ileri atılan günahkâr, isyankâr bir ferdi olan Kidar Bini Salif
adındaki bir kâfir, Hz. Salih'in gösterdiği bir hârikaya karşı suikastta
bulunmak için (ayaklandığı zaman..) o kabile, o kâfirin bu hareketine razı
olmuş, onun bu cinayetine iştirak etmiş bulunmuştu.
13. Onlara Allah'ın
Resûl-ü demişti ki: Allah'ın dişi devesine ve O'nun sulan ışına-dokunmayınız-.
13. Halbuki: (Onlara)
o kabileye (Allah Resûl-ü) Salih Aleyhisselâm (demişti ki: Allah'ın) bir mucize
olmak üzere yarattığı ve akıllıca düşünenlerin İmana gelmelerine bir vesile
olacak olan (dişi devesine ve onun) o devenin (s ulan ışın a...) dokunmayınız,
onun için tâyin edilen günlerde onun su içmesine engel olmayın.
14. Fakat onu yalancı
saydılar, deveyi boğazladılar. Artık onları günahları sebebiyle Rabbi'leri azab
ile kuşattı da kendilerini uygun bir cezaya uğrattı.
14. (Fakat) O Semûd
Kavmi (onu) Hz. Salih'i (yalancı saydılar.) onun Peygamberliğini kabul
etmediler, nasihatlerini dinlemediler, (deveyi boğazladılar.) Onun
boğazlanmasına hiç biri mâni olmadı. (Artık onları günahları sebebile Rabbi'leri
azap ile kuşattı.) kökünden koparmak suretiyle helak etti. (de kendilerini uygun
bir cezaya uğrattı.) O kabilenin bütün fertleri aynı derecede bir azaba uğramış,
hepsi de mahv ve yok olup gitmişlerdir.
"Demdeme" depretmek,
harekete getirmek, helak etmek yere yapıştırmak demektir.
15. Ve -Allah-ü Teâlâ-
onların bu akıbetinden korkacak değildir.
15. (Ve) Allâh - îi Teâlâ
(onların bu ahlâki) öyle bir helake mâruz bırakılmaları (akıbetinden korkacak
değildir.) İnanıyoruz. Evet, O Yüce Yaratıcı, onlara zulm etmiş değildir. Onları
lâyık oldukları bir cezaya kavuşturmuştur ve kendi mülkünde, kendi m ah I û katı
hakkında o helak irâdesi hikmet gereği tecelli etmiştir ve o yüce zât hakkında
asla korku ve dehşet düşünülemez. Diğer sûreler de Semûd kavminin kıssalarına
işaret buyrulmuştur. Bilindiği üzere onlar Hicaz ile Şam arasında Hicr denilen
sahada oturmakta idiler.
Bunlar Arap yarımadasında
büyük bir kuvvet sahipleri idi. Putlara tapıyorlardı, Salih Aleyhisselâm onları
ilâhi dine davet ve onların istemeleri üzerine bir kayadan yüklü bir dişi deve
bir mucize olmak üzere dua edip meydana çıkardı, bir su mahalli, bir gün o
devenin, diğer bir günde diğer hayvanların su içmelerine ayrıldı, fakat o kabile
buna riâyet etmediler, o harikulade olan deveyi boğazladılar, yine küfürlerinde
devam etmek istiyorlardı ki: Gökten gelen bir azap sesi ile hepsi de helak
oldular. Ancak Hz. Salih ile ona imân edenler, selâmette kalarak Mekke-i
Mükerreme'ye veya Kudrİ Şerife göç ederek orada ibaretle meşgul olmuşlardır.
Kısacası: Bu
kıssanın bildirilmesi: Son Peygamber hakkında bir teselli
mahiyetindedir. O Yüce Peygamber'e muhalefet, edenlerin de öyle
müthiş azaplara uğrayabileceklerini ihtar buyurmaktadır. Nitekim
muhalefete cür'et edenlerden bir kısmı Bedr gazvesinde helak oldular, diğer bir
kısmı da başka başka şekillerde cezalarına kavuşmuşlardır. Hattâ Arap
yarımadasında Resûl-i Ekrem'i yalanlayan bir kimse kalmamıştır.
Allah-ü Teâlâ Hazretleri,
İslâmiyet'i kıyamete kadar da koruyacaktır.
Yüce Peygamberimizin ri s
âl et in i, yüceliğini her asırda milyonlarca insan tasdîk edecek ve ona saygı
gösterecektir.
Allah'ın salât ve selâmı
üzerine olsun.
Sonraki Sayfa

|