YİNE ALLAH KORKUSU

Büyük ahlâk ve fıkıh âlimi Ebü’l – Leys es- Semerkandî (rahimehuffahu) şöyle der:

Allah’ın yedinci kat semada birtakım melekleri var ki, yaratıldıkları andan beri secdededirler. Böğürleri Allah korkusu ile devamlı titrer haldedir. Kıyamet günü başlarını secdeden kaldırarak «Ey noksanlıkların her türlüsünden berî olan Allah’ımız! Sana lâyık olduğun derecede ibadet edebilmiş değiliz» diyeceklerdir.

Kur’ân-ı Kerim’in şu âyeti, onların bu hâllerine işaret eder;

«— Üstlerindeki Rabb’lerinden korkarlar ve emrolunduklarını yaparlar (göz açıp kapayana kadar bile Allah’ın emrini kırmazlar)» (6).

Peygamberimiz (S.A.S) şöyle buyurur:

«— Kulun vücuda, Allah korkusu ile ürperdiği zaman, yaprakları dökülen ağaç gibi günahlarından sıyrılır.»

— HİKÂYE-
Adamın biri bir kadına tutulur. Günün birinde kadın bir iş için yolculuğa çıkar.

Adam de peşine takılır. Kafilenin mola verdiği bir sırada yol arkadaşlarının uykuya dalmalarını fırsat bilerek kadınla başbaşa kalmayı başaran âşık ona sırrını açar, Kadın adama «bak bakalım herkes uyuyor mu» der.

Bu sözü, karşı tarafın arzusuna ram olmak üzere olduğu şeklinde yorumlayarak sevince kapılan âşık derhal yerinden fırlayarak kafilenin etrafında bir tur atar.

Herkesin mışıl mışıl uyuduğunu görür. Kadının yanına dönerek «evet, herkes uyuyor» der. Bunun üzerine kadın adama «acaba Allah hakkında ne dersin, o da mı uyuyor» diye sorar. Adam «Allah uyumaz. O’nu hiç bir zaman ne uyku ve ne de uyuklama hali yakalamaz» diye karşılık verir.

O zaman kadın der ki, «insanlar bizi görmüyorsa da şu anda uykuda olmayan ve hiç bir zaman uyumayan Allah bizi görüyor. Buna göre asıl O’ndan korkmalıyız»

Kadının bu sözleri üzerine adam Allah’dan korkarak tuttuğu kötü yoldan vazgeçer de kadının yanından ayrılır, evine döner.

Öldüğü zaman bir tanıdığı onu rüyasında görür, «Allah sana nasıl muamele etti» diye sorar. Adam «Allah’dan korkarak o günahı işlemediğim için O beni affetti» diye cevap verir.

— HİKÂYE—
Zamanın birinde İsrailoğullarından biri vardı, adam kendini ibadete vermişti. Çoluk çocuk sahibi idi. Günün birinde ailece aç kalırlar. Tamamen çaresiz kaldığı için yiyecek bir şeyler bulup getirsin diye karısını dışarıya gönderir.

Kadın bir tüccarın evine varır, çoluk – çocuğuna yedirecek bir şeyler ister. Tüccar, kadına «olur, fakat önce bana kendini teslim et» diye teklif eder. Kadın hiç bir cevap vermeden çıkar, evine döner. Yavrularını «anneciğim! Açlıktan öleceğiz, bize yiyecek bir şey ver» diye feryad eder durumda bulur.

Geri çıkarak tekrar tüccarın yanına varır, yavrularının acıklı durumunu anlatır. Tüccar «istediğim olacak mı?» diye sorar. Kadın «evet» der.

İkisi başbaşa kalınca kadının mafsalları (eklemleri) öylesine titremeye başlar ki, azaları yerlerinden çıkacak gibi olur. Tüccar «ne oluyor sana» diye sorar. Kadın «Allah’dan korkuyorum» diye cevap verir.

Aldığı cevap üzerine kendine gelen adam «sen şu sıkışık durumuna rağmen bu günahtan dolayı Allah’dan korkuyorsun, oysa asıl benim korkmam gerekir» diyerek yapacağı işten vazgeçer. İstediklerini vererek kadını gönderir. Kadın kucağındaki yiyecekler ile yavrularına döner. Çocukların sevinci sonsuzdur.

Bu sırada ulu Allah’dan tüccar hakkında Hz. Musa’ya (A.S.) vahiy gelir. Allah «falan, oğlu filâna bütün günahlarını affettiğimi söyle» diye bildirir;

Bunun üzerine Hz. Musa (A.S.) tüccarı bulur, ona «mutlaka Allah ile aranızda sır kalan bir hayır işlemiş olmalısın» der. O zaman tüccar kendisine yoksul kadınla arasında geçenleri anlatır. Hz. Musa (A.S.) «işte bu yüzden Allah, geçmiş bütün günahlarını bağışladı» diyerek tüccara müjdeyi verir (7).

Rivayete göre Peygamber’imiz (S.A.S.) demiştir ki: <<— Ulu Allah şöyle buyurur: Şu iki korku ile iki gün aynı kulumda biraraya getirmem. Dünyada benden korkanın Ahiretini emin kılarım. Buna karşılık dünyada iken benim korkumu yüreğinde taşımayanları Kıyamet günü korkuya düşürürüm.»

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor:

— İnsanlardan değil, benden korkunuz» (8). Diğer bir Âyette de şöyle buyurur:

— Eğer müminseniz, onlardan değil, benden korkunuz. (9)

Hz. Ömer (R.A.) Kur’ândan bir âyet dinlediği zaman yere baygın düşerdi. Bir gün eline bir saman kırıntısı alarak şöyle dedi, «keşke ben de bir saman kırıntısı olsaydım, adı anılmaya değer bir şey olmasaydım. Keşke anam beni doğurmamış olsaydı.»

O çok ağlardı, hüngür hüngür yaş dökerdi. Bu yüzden yanaklarından süzülen yaşların bıraktığı iki siyah iz her zaman yüzünde görülürdü.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

— Sağılan süt memeye dönmedikçe Allah korkusu ile ağlayan kimse cehenneme girmez.»

Rivayet edilir ki, Kıyamet günü bir kul Allah katına çıkılacak ve günahlarının ağır bastığı görülerek cehenneme atılması emredilecektir. Bu sırada kirpiklerinden bir tel dile gelerek şöyle diyecektir: Ey Rabb’im! Senin Resul’ün Muhammed «kim Allah korkusu ile ağlarsa Allah onun yaş döken gözlerini cehenneme haram kılar» diye bildirdi. Ben senin korkundan ağlamıştım.

Bunun üzerine dünyada Allah korkusu ile ağlayan bir kirpik teli sayesinde adam affedilecektir. Cebrail (A.S.) «falan oğlu filân bir tel kirpik sayesinde kurtuldu» diyerek bu durumu ilân edecektir. (10)

Rivayet edilir ki, Kıyamet günü cehennem ortaya çıkınca öylesine kükreyecek ki, bütün ümmetler dehşetinden dizüstü” kapaklanacaklardır. Nitekim ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

«— … Ve sen her ümmeti dizüstü çökmüş (ne olacağını endişe ile bekler) görürsün. Hem ümmet amel defterini almaya çağırılır (11)

İnsanlar cehenneme yaklaştırıldıklarında onun öfke ve kükreyişini duyacaklar, bu kükreyiş beşyüz yıllık mesafeden duyulacaktır.

O zaman peygamberler dahil herkes kendi derdine düşerek «ben ne olacağım, ben ne olacağım» diyecektir. Yalnız peygamberlerin ulusu olan Hz. Muhammed (S.A.S.) müstesna, O «ümmetim ne olacak, ümmetim ne olacak» diyecektir.

O sırada cehennemden dağlar gibi bir ateş kütlesi çıkacaktır. Peygamberimizin (S.A.S.) ümmeti «ey ateş kütlesi! Namaz kılanlar, doğruluktan ayrılmayanlar, Allah’dan korkanlar ve oruç tutanlar hakkı için geri döner misin» diye yalvararak ateşi geldiği yere göndermeye çalışacaklar, fakat ateş geri dönmeyecektir.

Bu sırada Cebrail’in (A.S.) «ateş kütlesi Muhammed’in ümmeti üzerine yöneldi» diye seslendiği duyulacaktır. Bunun üzerine Cebrail, bir bardak su getirerek Peygamber’imize uzatacak ve «ey Allah’ın Resulü! Bunu al, ateşin üzerine at» diyecektir. Peygamber’imiz (S.A.S.) Cebrail’den aldığı bardağı ateşin üzerine boşaltır boşaltmaz ateş sönecektir.

Peygamber’imiz (S.A.S.) «bu su nedir? diye soracak ve Cebrail’den (A.S.) şu cevabı alacaktır: Bu senin ümmetinin, Allah korkusu ile ağlayan günahkârlarının gözyaşıdır. Şimdi ateşin üzerine serpip onu Allah’ın izni ile— söndüresin diye sana getirme emri aldım» (12).

Peygamber’imiz (S.A.S.) şöyle dua ederdi: ,

-Allah’ım! Bana senin korkun ile ağlayan iki göz bağışla».

Gözyaşı dökmek konusunda şu beyit ne kadar düşündürücüdür:

Ey gözlerim, günahıma ağlar mısınız?

Ömrüm ellerimden uçtu, gitti de farkında olmadım.

Peygamber’imizin (S.A.S.) şöyle buyurduğu bildiriliyor:

— Hiç bîr mümin düşünülemez ki, Allah korkusu ile gözünden sinek başı kadar yaş çıksın ve elmacık kemiğine kadar insin de o kula cehennem ateşi değsin.»

—HİKÂYE—
Anlatıldığına göre Muhammed İbni Munzir —rahimehullahialeyh— ağladığı zaman gözyaşları ile yüzünü, sakalını ovar «duyduğuma göre göz-yaşı değen yere cehennem ateşi değmez» derdi.

Mümin Allah’ın gazabından korkmalı ve kendini nefsin azgın arzularına uymaktan sakındırmalıdır. Nitekim (Allah (C.C.) şöyle buyuruyor:

Nefsinin azgın arzularına uyan ve dünya hayatını (Ahirete) tercih edenlerin varacağı yer cehennemdir. Rabb’ının makamından ve nefsini azgın arzulardan alıkoyanların varacağı yer ise cennettir» (13).

Allah’ın gazabından kurtularak sevab ve rahmetine nail olmak isteyenler, dünyanın sıkıntılarına sabırla katlanmalı, Allah’ın buyruklarına uymakta ısrar etmeli ve günahlardan sakınmalıdırlar.

Rivayete göre Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

— Cennetlikler cennete girdikleri zaman melekler onları türlü türlü hayır ve nimetlerle karşılarlar, onlar için sedirler kurularak döşenir. Kendilerine çeşit çeşit yemek ve meyvalar ikram edilir.

Bu nimetlere rağmen üzerlerinde bir durgunluk farkedilir, belirli bir bekleyiş havası içinde bulundukları görülür. O zaman ulu Allah «ey Kullarım! Burası durgun ve bekleyiş içinde olunacak bir yer olmadığı halde sizdeki bu durgunluk ve bekleme hali nedir» diye buyurur. Cennetlikler «bize yapılmış bir vaad vardı, şimdi zamanı geldi» diye cevap verirler.

Bu cevap üzerine Allah (C.C.) meleklere «perdeleri yüzlerinden kaldırın» diye emir buyurur. Melekler «ey Rabb’imiz! Bunlar seni nasıl görebilirler, dünyada günah işlemişlerdi» derler. Meleklerin bu sözlerine karşılık ulu Allah emrini tekrar ederek şöyle buyurur: «Perdeleri kaldırın, onlar dünyada iken bana kavuşmak arzusu ile zikretmişler, secde etmişler ve gözyaşı dökmüşlerdir,»

Perdeler kaldırılır ve bakarlar, ansızın Allah katında secdeye kapanırlar. O zaman Allah onlara «kaldırın başınızı, zira burası amel yeri değil, bağış ve mükâfat yeridir» diye buyurur. Başlarını kaldırınca keyfiyet ölçüleri dışında onlara cemalini gösterir.

Arkasından sevinçlerini zirveye çıkarmak üzere onlara şöyle seslenir, «ey kullarım, selâm üzerinize olsun! Ben sizden hoşnudum, siz de benden hoşnud oldunuz mu?» Cennetlikler şöyle karşılık verirler, «ey Rabb’imiz! Nasıl hoşnud olmayalım ki, sen bize hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir insanın hayalinde canlandırmadığı nimetler verdin» (14).

Bu konuda ulu Allah (C.C.) şöyle buyurur:

— Allah onlardan hoşnud oldu, onlar da Allah’dan hoşnud oldu» (15)

Diğer bir âyette de şöyle buyurur:

— Rahim olan Rabb’den selâm vardır (onlara)» (16).

(6) Kur’ân-i Kerim/Nehr Sûresi, 50
(7) Mecmu’ul Letaif
(8) Kur’an-ı Kerim/Maide Sûresi, 44.
(9) Kur’an-ı Kerim/AI-i mran Sûresi, 175
(10) Rekaik-ul Ahbar
(11) Kur’an-ı Kerim/Casiye Sûresi, 28
(12) Bidayet-ül Hidâye
(13) Kur’an-ı Kerim/Naziat Sûresi, 37-41
(14) Zehr-ur riyaz
(15) Kur’an-ı Kerim/Beyyine Sûresi, 8
(16) Kur’an-ı Kerim/Yasin Sûresi. 58

Yorum Yap