MÜMİNUN SURESİ

101. Sura üfürüleceği zaman artık aralarında ne soy bağları vardır ve ne de soruşurlar.

101. Bu mübârek âyetler, Sura üfürülmekle kıyametin kopacağının ve insanların o göndeki durumunu ve kimlerin kurtuluşa nâil olup kimlerin hüsrana uğrayacaklarını bildiriyor, cehennem ateşine mâruz kalanları azarlamak ve kınamak suretiyle yönelecek olan ilâhî hitabı da beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Sura üfürüleceği zaman) İsrafil Aleyhimesselâmın sur denilen fevkalâde bir âlete üfüreceği vakit, yani: kıyametin kopması için ikinci üfleme denilen müthiş hâdisenin meydana gelip ruhların cesetlere iade edileceği an (artık) insanlar yeniden hayat alanına atılmış olurlar, kendi dertlerine düşerler, pek büyük birhayret ve dehşet içinde kalırlar, birbirlerine karşı ilgisiz ilim vaziyet alırlar. O vakit (aralarında ne soy bağları vardır) ki, kendilerine bir faide versin. Öyle bir zamanda her insan kendi kardaşından, anasından, babasından ve evlâdından firar eder, zararlarının dokunmasından titrer dururlar. (Ve) o zaman (ne de soruşurlar) birbirlerinin hallerini sual de etmezler. Çünkü her şahıs kendi nefsiyle meşgul olur, başkalarının hallerini sormaya mecali bulunmaz. Fakat bu müthiş vaziyet, ikinci üfleme zamanına mahsustur. Ondan sonra insanların arasında konuşmalar, soruşmalar vâki olacaktır.

102. Artık kimin tartıları ağır gelirse işte kurtuluşu bulmuş olanlar, onlardır.

102. Bu ikinci üflemeyi müteakip herkes mahşer alanına sevkedilecek, dünyadaki amelleri bir kudret terazisi ile tartılacaktır. (artık kimin tartıları) tartılan iyi ameller, inanç, ibadet ve itaate ait dünyadaki iyi amelleri (ağır gelirse işte kurtuluş bulmuş) istedikleri nimetlere kavuşmuş, korktukları şeylerden kurtulmuş (olanlar, onlardır) o iyilikleri galip olan müminlerdir.

103. Ve kimin tartıları da hafif olmuş olursa işte nefislerine yazık etmiş olanlar, cehennemde ebedî kalanlar da onlardır.

103. (Ve) bilakis (kimin tartıları da hafif olmuş olursa) yani: kendisinin îman ile birlikte Allah katında makbul, tartılacak, iyi amelleri bulunmazsa böyle kimseler de kurtuluştan tamamen mahrumdurlar. (İşte nefislerine yazık etmiş olanlar) dünyadaki ömürlerini heva ve heves ile geçirmiş, nefislerinin hayvani arzularına tâbi olmuş, kendilerini Allah katında makbul faziletlerden mahrum bırakmış bulunanlar, onlardır. Evet.. (Cehennemde ebedî kalanlar da onlardır.) çünkü, küfr ile ahirete gidenler cehennemde ebedî olarak kalacaklardır. Küfür gibi en büyük bir cinayet cezası da öyle müthiş ilim âkibettir. Bu hususadair sûrei Enbiyanin “47” nci âyetinin tefsirine de müracaat ediniz!.

104. Onların yüzlerini ateş şiddetle yakar ve onlar orada dudakları açılarak dişleri sırıtıp duran kimselerdir.

104. (Onların yüzlerini) o cehenneme atılacak kâfirlerin en mühim azaları olan yüzlerini (ateş şiddetli yakar) artık diğer azalarının da ne kadar müthiş ilim ateş azabı içinde kalacağı düşünülsün. (ve onlar orada) cehennem içinde kalarak oradaki ateşin şiddetli tesirinden dolayı (dudakları açılarak dişleri sırıtıp duran kimselerdir) onlar cehennemde böyle tuhaf, hayret verici bir vaziyet alacaklardır. Öyle şiddetli ilim ateş içinde kaldıkları halde azapları devam etmek için yanıp gitmeyeceklerdir. Vücutları daima ateşler içinde kalıp azap çekeceklerdir.

§ Lefh; vurmak, ve şiddetle yakmak mânasınadır. ‘Kelh” “Külûh” katı yüzlü, ekşi yüzlü olmak, üst ve alt dudakları açılıp dişlerin sırıtması, açığa çıkması demektir.

105. Değil mi ki benim âyetlerim size karşı okunuyordu da siz onları tekzib ediyordunuz.

105. Kâfirlere cehennemde kınamak için, tutuldukları azab hak edilmiş olduklarını kendilerine ihtar için Allah tarafından şöyle denilecektir: (değil mi ki, benim âyetlerim) Kur’an-i Kerim gibi semavî kitaplarım (size okunuyordu da) size o kitapların hükümleri bildiriliyordu, ilâhi din her tarafa yayılmakta olup parlayıp duruyordu da (siz onları tekzib ediyordunuz!.) Evet.. Siz ilâhi âyetleri inkâr ediyor, onları size tebliğ edenleri tekzibe cür’et gösteriyordunuz. Artık siz kendinizi mazeretli sayabilir misiniz? Elhetteki, sayamazsınız.

106. Diyeceklerdir ki: Ey Rabbimiz!, bizim üzerimize azgınlığımız galip geldi ve biz sapıtmışlar olan bir kavim olduk.

106. Bu mübârek âyetler, cehennemdeki kâfirlerin gerçekleşecek ilâhi kınama üzerine kendi cinâyetlerini itiraf edip bir cinâyetlerde bulunmayacaklarını arz ile cehennemden çıkarılmalarını rica edeceklerini bildiriyor. Ve onların sükûta davet edilerek dünyada iken bir kısım ehli îman hakkında ne kadar hakaretlerde bulunmuş olduklarının kendilerine ihtar edileceğini ve ahiret âleminde o müminlerin mükâfata ve kurtuluşa nâil olacaklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Cehenneme atılacak kâfirlere: Ayetlerim size okunduğu halde siz onları inkâr etmiyor mu idiniz?. “Diye Allah tarafından kınama vâki olunca onlar kendi kâfirce haraketlerini itiraf ederek (diyeceklerdir ki: Ey Rabbimiz!. Bizim üzerimize azgınlığımız galip geldi) nefsimizin arzusu, kötü irademiz hâkim kesilerek bizi müthiş bir âkibete sevkeylemiş oldu. (Ve biz) o sebeple hak yoldan (sapıtmışlardan olan bir kavim olduk) bundan dolayıdır ki, kötü hareketlerde bulunmuş, saadet yolundan mahrum kalmış bulunduk.

§ Şıkvet; âdi lezzet, nefsin arzusu gibi şeylerdir ki, bunlar şekavete götürücü olacakları için bu adı almışlardır.

107. Ey Rabbimiz!, bundan bizleri çıkar, İmdi bir daha dönersek artık şüphe yok ki, biz zalim kimseleriz.

107. O kâfirler, öyle cinâyetlerini itiraf ederek şöyle niyâzda bulunacaklardır: (Ey Rabbimiz!. Bundan bizleri çıkar) bizi lütfen bu cehennem ateşinden kurtar, dünya hayatına iade et, senin rızana uygun hareketlerde bulunalım (imdi bir dönersek) evvelce işlemiş olduğumuz azgınlığın, sapıklığın bir benzerini işlersek (artık şüphe yok ki, biz zalim kimseleriz.) Nefsimize zulmetmiş, zulümda haddi aşmış, böyle ebedî bir azaba lâyık kimseler bulunmuş oluruz.

108. Buyuracaktır ki: Alçakça sükût edip durun orada, bana bir şey söylemeyin.

108. Cenab-ı Hak da bunların bu talebine cevaben melek lisaniyle (buyuracaktır ki,) artık siz bu cehennemde (alçakça) bir şekilde (sukût edip durun orada) köpekler gibi ürüp durmayın, siz bu azabı dünyadaki cinayetinizden dolayı hak etmiş bulunuyorsunuz. Şimdi (bana bir şey söylemeyin) bu ateşten çıkarılıp dünyaya iade edilmenizi isteyip durmayın. Bunun zamanı geçmiştir

§ Hisa; zillet ve horluk ile sukût etmektir. Ihseû; da zillet içinde sukût ediniz manasınadır. Köpeğe karşı “ihsa” deniliyor ki: Ürüp durma, çekil git demektir.

109. Çünkü kullarımdan bir zümre var idi ki, “Ey Rabbimiz! Sana îmân ettik, artık bizi yarlığa ve bize merhamet buyur ve sen rahmet edenlerin elbette hayırlısısın” derlerdi.

109. (Çünkü kullarımdan bir zümre var idi ki,) onlar dünyada îman sahibi idiler, hürmete lâyık zatlar idiler, onlar kendi îmanlarındaki sağlamlığı, inançlarındaki temizliği daima göstererek (Ey Rabbimiz!) ey bizi yaratan, rızıklandıran, bizlere lütuf ve ihsanda bulunan mâbudumuz!. Biz (sana îman ettik) senin muhterem Peygamberinin tebligatını kabul eyledik, senin birliğine inanır ve seni takdis ederiz (artık bizi yarlıga) kusurlarımızı affet ve ört (ve bize merhamet buyur) bizi ilâhi rahmetine nâil buyur (ve sen) ey Mukaddes mabûdumuz!. (Rahmet edenlerin hayırlısısın) çünkü sen rahmetine lâyık olan kullarını her felâketten kurtarırsın (derlerdi) böyle îmanlarını açtılar, Allah’ın merhametine iltica ederek dua ve niyâzda bulunurlardı.

110. Halbuki, siz onları alaya aldınız, tâki, bunlar böyle maskaralıklarınız size beni hatırlamayı unutturdular ve onlardan alay ederek güler kimseler olmuştunuz.

110. (Halbuki,) Ey kâfirler!. (siz onları) o mümin kulları (alaya aldınız) onların öylesamimi dua ve niyâzlariyle alayda bulundunuz. Şimdi siz ne yüzle dua ediyorsunuz?. Cehennemden çıkmanızı niyâz eyliyorsunuz?. Ey inkârcılar!. (Tâki bunlar) böyle maskaralıklarınız, o muhterem müminler ile istihzada bulunmanız (size beni yâd etmeyi unutturdular) öyle alay etmelerle fazlaca iştigalinizden dolayı Allah’ın zatını zikretmez, ilâhi azaptan korkmaz olmuş idiniz. (ve) siz (onlardan) o mümin kullardan alay ile (güler kimseler olmuştunuz) kendi kusurlarınızı görmüyordunuz, o müminlerin îmanlariyle, dualariyle alay ederek onlara karşı alay eder bir şekilde kahkahalar ile gülüp duruyordunuz. Artık o kötü, kâfirce, edepsizce hareketlerinizin bu cezasına katlanın durun. Elbetteki, ilâhi dinî inkâr eden, mukaddesatı diniyeyi maskaraya alan: Müminlerin hâlisane dualariyle ibadet ve itaatleriyle alayda bulunan kimselerin âkibetleri böyle müthiş ebedî bir azaptır.

§ Bu âyeti kerime, Kureyş kâfirleri hakkında nazil olmuştur. Onlar ashab-ı kiramın fakirlerinden olan Bilâli Habeşi, Ammar, Suheyb ve Habbab Radiallahuteâlâ anhum gibi zatlar ile alayda bulunuyorlardı. Cenab-ı Hak da onların bu alay etmeleri yüzünden daha sonra ne şiddetli azaplara giriftar olacaklarını ihtar buyurmuştur ki, hükmü umumidir. Bütün o gibi inkârcı, alaycı kimseleri kapsar.

111. Şüphe yok ki, bugün ben onları sabrettikleri sebebiyle mükâfata nail ettim, muhakkak ki, kurtuluşa ermiş olanlar da onlardır, onlar.

111. Hak Teâlâ Hazretleri o dinlerinde sebat eden ve bir takım düşmanların eza ve cefasına karşı sabredip katlanan müminler hakkında da şöyle müjdelerde bulunuyor. (Şüphe yok ki, bugün) bu ahiret âleminde (ben onları sabrettikleri sebebiyle) öyle dinsizlerin alay etmelerine aldırmayarak, ibadet ve itaatlarında devam edip durduklarından dolayı(mükâfata nâil ettim) onları sürekli olarak cennet nimetlerinden faydalanır kıldım. (Muhakkak ki, kurtuluşa ermiş) muratlarına kavuşmuş (olanlar da onlardır) evet (onlardır) o müminlerden başkası değildir. İşte îmanın, hak yolundan sabır ve sebatin neticesi böyle ebedî bir kazanç ve kurtuluştur. Ne muazzam bir mükâfat!.

112. Buyuracaktır ki: Yerde ne kadar seneler kaldınız?

112. Bu mübârek âyetler, dünyaya döndürülmelerini isteyecek olan cehennem ehline karşı yönelecek ilâhi suali bildiriyor. Ahiret hayatına göre dünya hayatının az bir müddetten ibaret olduğuna işaret ediyor, Allah Teâlâ’nın abes yere bir şey yaratmamış olduğunun ve bütün kâinatın sahip ve hâkimi olan o yüce yaratıcının mânevi huzuruna insanlığın döndürüleceğini ihtar eyliyor. O yüce yaratıcıdan başka bir yaratıcı ve mâbudun bulunduğuna asla bir delil bulunmadığını, bunun aksini iddia edenlerin asla kurtuluş bulamayacaklarını ve o kerem ve merhamet sahibi yüce yaratıcıya ne şekilde dua ve niyâzda bulunulmasını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Cehenneme atılacak kâfirlere karşı Hak Teâlâ Hazretleri veya onun emrettiği melek bir kınamak için (buyuracaktır ki) siz (yerde) o kendisine iade edilmenizi istediğiniz dünyada (ne kadar seneler kaldınız?) O dünya hayatını bir kurtuluş vesilesi mi sanarak ona tekrar dönmenizi istiyorsunuz?

113. Diyeceklerdir ki: Ya bir gün veya bir günün birazı kadar kaldık. İmdi sayanlara sor.

113. Kendilerine böyle her hitap yönelecek olan o kâfirler de (diyeceklerdir ki) biz dünyada (ya bir gün veya bir günün birazı kadar kaldık) onlar ahiret hayatının ebediliğine bakarak dünya hayatını o kadar az görmekte bulunmuşlardır veyahut kendilerini büyük bir dehşet ve korku sarmış olacağındandünyadaki hayatlarının müddetini belirtmeye muktedir olamayacaklardır. Bundan dolayı diyeceklerdir ki: (imdi sayanlara sor) yani: O müddeti tesbit etmiş olan, insanlığın ömürlerini, amellerini sayıp yazmış bulunan meleklere sual buyur. Çünkü biz mâruz kaldığımız bu azaptan dolayı hayretlere düşmüş, dünyadaki hayatımız müddetini belirleyecek bir yetenekten mahrum kalmış bulunuyoruz.

114. Buyuracaktır ki: Siz ancak pek az kaldınız, eğer siz hakikaten bilir kimseler oldunuz iseniz..

114. Onların o aczlerine itiraflarına karşı Cenab-ı Hak veya melek (buyuracaktır ki,) bu sözünüz doğrudur (siz ancak pek az kaldınız) zira madem ki, dünya hayatı fâni idi, orada ne kadar çok kalınsa da yine ahiret hayatına göre pek az bir müddetten ibarettir. (Eğer siz hakikaten bilir kimseler oldunuz iseniz) yani: Siz eğer ilim ehli olsa idiniz, daha dünyada iken orada pak az kalacağınızı bilir, hayatınızı boş yere zâyetmiş olmaz, geleceğinizi temine çalışırrdınız.

115. Ya siz zannetiniz mi ki, biz sizi ancak bir abes yere yarattık ve hakikaten siz bize döndürülmeyeceksiniz?

115. Ve kâfirlere kınamak için buyuracaktır ki: (Ve siz zannettiniz mi ki: Biz sizi ancak bir abes yere yarattık) sizin yaradılışınız bir hikmete dayanmış değildir, siz bir ibadet ve itaatle mükellef değilsiniz, böyle mi sandınız? (ve hakikaten siz) sandınız mi ki (bize döndürülmeyeceksiniz?.) Ahiret âlemine sevkedilmeyeceksiniz?. Bu ne kadar yanlış bir zan, bir kanaat!. Hayır.. Siz hakka ibadet edip amellerinize göre mükâfat ve ceza görmek için yaradılmışsınızdır, niçin onu anlamadınız?.

116. Hakkıyla hükümdar olan Allah Teâlâ pek yücedir. O’ndan başka bir ilâh yoktur. O yüce arşın Rabbi dir.

116. Ey inkârcılar! Siz bilmediniz mi ki, Allah Teâlâ abes yere bir şey yaratmamıştır. (Hakkiyle hükümdar olan) bütün kâinata sahip ve her şeyde hükmü geçer bulunan, zatı da sıfatları da bâtıl şeylerden yüce olup kendisi için ve hâkimiyeti için yok olmak düşünülemeyen (Allah Teâlâ pek yücedir) boş şeyleri yaratmaktan yaratıcı yücedir. (Ondan başka bir ilâh yoktur) onun ne mukaddes zatında ve ne yüce sıfatlarında ve ne de fiillerinde bir ortak ve benzeri bulunamaz, o (yüce olan arşın Rabbidir.) bütün kâinatı kuşatmış olan bir yüce tahtın, bir yüce arşın sahibidir, mâlikidir, yaratıcısıdır.

§ Arşı âzim; Kur’an-ı Kerim gibi ilâhi vahyin indiği yer olduğundan veya hayır ve bereketin, ilâhi rahmetin mahlûkata o taraftan geldiğinden veya yüce olan Cenab-ı Hak’ka nisbet edildiğinden dolayı ona böyle “arşı kerim” verilmiştir. “Kâfirlerin cehenneme sevkedilecekleri ve onlara bir kınamak için ilâhi hitabın geleceği kararlaştırılmış olduğu için bunların gerçekleşmesine bir işaret olarak gelecek zaman kipi yerinde mazi kipi getirilmiş, “yekulü=der” yerinde “kale=dedi” denilmiştir. Bu bir edebi sanat gereğidir.

117. Ve her kim Allah ile beraber bir ilâha da taparsa ki, bunun için ona biçbir delil yoktur, artık onun hisabı muhakkak ki Rabbinin katındadır. Şüphe yok ki, kâfirler kurtuluşa nail olmazlar.

117. (Ve her kim Allah ile beraber başka bir ilâha da taparsa) başkasını tek olarak mâbut tanırsa veya Cenab-ı Hak’ka başkasını ortak koşarsa (ki, bunun için) böyle yanlış bir harekette bulunup başkasına da ibadet edildiğinden dolayı (ona hiçbir delil yoktur) o kimse, bu husustaki kanaatinin doğruluğunu isbat edecek bir delile sahip olamaz halbuki, delile dayanmayan bir kanaat bâtıldır. Özellikle ki, öyle bir kanaatin bâtıl olduğu aklen ve naklen apaçık sabit olursa artık öylebâtıl bir kanaatte, inançta nasıl devam edilebilir?. (Artık onun) öyle bâtıl bir itikatta, ibadette bulunan kimsenin (hesabı muhakkak ki, Rabbinin katındadır.) Elbette ki, onu hak ettiği derecede cezalandıracaktır. (Şüphe yok ki, kâfirler kurtuluşa nâil olmazlar) onlar kurtuluşa, selâmete, saadete, asla kavuşamazlar. Artık o gibi gelecekleri pek kötü olacak kimseler, daha dünyadalarken o ghbi kötü hareketlerinin neticesini düşünerek hallerini ıslaha, Allah’ın hükümlerini gözetmeye son derece çalışmalı, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah Teâlâ’dan başarılar temenni etmeli değil midirler?. Başka türlü kurtuluş çaresi yoktur. Bu mübârek sûrenin başlangıcında müminlerin kurtuluş bulacakları, bunun sonunda da kâfirlerin kurtuluş bulmayacakları beyan buyurulmuş, bu iki grubun gelecekleri gösterilmiştir. Bu; insanlığa büyük bir nasihat demektir.

118. Ve de ki: Yarabbi! Mağfiret ve rahmet buyur ve sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.

118. Allah Teâlâ Hazretleri, kullarının kurtuluşa nâil olmaları için ilâhi rahmete kavuşmaları için daima ilâhi zatına ilticada, dua ve niyâzda bulunmalarının gereğine bir işaret olmak üzere yüce Peygamberine emrediyor ki: (Ve) Resûlüm!. (De ki: Yarabbi!.) Ey bana lütuf ve ihsanı sonsuz olan mâbudum!. (Mağfiret ve rahmet buyur) böyle çokca niyâz ederek Allah’ın şefkatine sığın (ve) de ki: Yarabbi!. (Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın) ancak senin merhametin ve şefkatin sayesindedir kin, bizler felah ve kurtuluşa nâil oluruz. Resûl-i Ekrem’e yönelik olan bu ilâhi hitap, onun hakkında bir ilâhi iltifat alâmetidir. Ve onu ümmeti için bir uyulacak örnek göstermek hikmetini içermektedir. Evet.. Her bakımdan mâsum, olan bir yüce Peygamber ilâhi mağfiret verahmeti niyâz eder onlara ihtiyaç gösterirse, artık birçok kusurlardan uzak olmayan ümmetin fertleri içinde elbette lâzımdır ki, daima yüce yaratanın mağfiretini, rahmetini niyâz ederek o sayede kurtuluş ve saadete nâil olsunlar. Bu sûrei celîlenin ilk âyetinde müminlerin kurtuluş bulacakları, bu sonunda da kâfirlerin kurtuluş bulmayacakları beyan buyurulmuş, iki grubun da geleceği gösterilmiştir. Bu, insanlık için büyük bir nasihat demektir. Ey merhametlilerin en merhametlisi olan yüce mâbudumuz!. Bütün mahlûkatın birbirine olan şefkat ve merhameti, senin rahmet denizine göre ondan yararlanmış bulunan bir damla hükmündedir. Biz mümin kulların daima senin sonsuz olan rahmetine, affına ve bağışlamana iltica ederiz, biz âciz kullarını ilâhi rahmetinden ve mağfiretinden mahrum bırakma, Peygamberlerin efendisinin hürmetine!. Salat ve selâm onun ve diğer peygamber ve resûllerin üzerine olsun. Hamd sana mahsustur ey âlemlerin Rabbi!. Velhamdüleke Yarabbelâlemin..