MÜMİNUN SURESİ

61. İşte onlar hayırlarda sür’at gösterirler ve onlar onun için ileri gidenlerdir.

61. (İşte onlar) bu dört güzel vasfa sahip olan zatlar ki, (hayırlarda sür’at gösterirler.) Ölüm gelmeden evvel öyle iyi amelleri ifaya koşarlar. (Ve onlar) o zatlar (onun için) o iyi amelleri yerine getirmek için (ileri gidenlerdir) başkalarından öne geçenler onlardır. Onlar, daha ahirete gitmeden bu güzel amelleri ifaya çalışmış bulunurlar. İşte hakikaten mutlu, gelecekleri tamamen temin edilmiş yüce makamlara sahip olan zatlar da bunlardan ibarettir. Yoksa bir takım ihtilâflara düşmüş, kendileri için tevhid dinine muhalif birer din edinmiş kimseler değildir. Allah katında makbul olan dinî tevhidin yani İslâm dininin ise bütünmübârek hükümleri hikmet ve menfaate uygun, tatbiki her bakımdan kolay olan pek faideli şeylerden ibaret bulunmaktadır.

62. Ve biz bir kimseye gücünün yettiğinden başka bir şey ile teklifte bulunmayız ve bizim katımızda bir kitap vardır ki, hakkı söyler ve onlar zulm olunmazlar.

62. Bu mübârek âyetler, Allah Teâlâ Hazretlerinin kullarını güçlerinin üstünde bir şey ile mükellef kılmayacağını ve ahvalin hakikatını söyleyen bir kitabın varlığını ve hiçbir kimsenin zulme uğramayacağını bildiriyor. Küfür içinde kalmış olanların başlıca üç tür kötülüğü işler bulunduklarını, onların başlarında bulunup kendilerini saptıranların azaplara giriftar olacaklarını, fakat onlara artık yardım edilmeyeceğini, çünkü onların kendilerine telkin edilen âyetleri dinlemeyip gerisin geriye kaçındıklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve biz bir kimseye gücünün yettiğinden) gücünün üstünde (bir şey ile) bir ibadet ve itaat ile (teklifte bulunmayız) iyi kulların yaptıkları ibadetler de onların güçlerinin üstünde değildir. Evet Cenab-ı Hak, merhametlidir, herşeyin sahibidir, kullarını zor şeyler ile mükellef kılmaz. Meselâ: Ayakta namaz kılamayacak bir kuluna oturduğu yerde namaz kılmasına, oruç tutamıyacak bir kulunun iftar etmesine müsaade buyurmuştur. (Ve) o Yüce Yaratıcı şunu da buyuruyor ki: (ve bizim katımızda) kudret katımızda (bir kitap) yani: Levh-i Mahfuz veya herkese ait bir amel defteri (vardır ki,) o apaçık kitap (hakkı söyler) herkesin söz ve fiilleri o kitapta yazılmıştır, ona bakılınca her şey bilinmiş olur. Cenab-ı Hak, her şeyi bizzat tamamen bilici oduğu halde her şeyi de öyle bir kitapta tesbit buyurmuştur. (Ve onlar) bütün halk (zulmolunmazlar) hiçbir kimsenin iyi amelleri noksan gösterilmez. Kötü amelleri de arttırılmış olmaz, ilâhi adalet her bakımdantecelli eder.

63. Fakat kâfirlerin kalpleri bundan derin bir cehalet içindedir ve onlar için bundan başka işler vardır. Onlar o işler için çalışanlardır.

63. (Fakat kâfirlerin kalpleri bundan) bu beyan olunan hakikattan veya bunu bildiren Kur’an-ı Kerim’den veya koruyucu meleklerinin tesbit ettikleri amel defterinden (derin bir cehalet içindedir) onlar gaflet ve inkâr dalgaları arasında gark olup gitmiş bir haldedir. (ve onlar için) o kâfirlere mahsus (bundan başka) böyle kalpleri bir cehalet içinde kalmış olmaktan aynı (başka işler) de (vardır) onlar devam ederler, onlar öylece bâtıl, kötü şeyleri adet üzere işleyerek lâyık oldukları azaplara kavuşacaklardır.

§ Gamre; şiddet, zahmet, insanlardan bir galiplik ve örtmek manâsınadır. Yeryüzünü örttüğü için denize gamr” denilir. Hayret ve derince tefekkür manâsında mecazdır.

64. Nihayet biz onların ileri gelenlerini azap ile yakaladığımız zaman onlar o an bağırıp yalvarmağa başlarlar.

64. (Nihayet biz onların ileri gelenlerini) onların eşrafından sayılıp kendilerine servet, çoluk çocuk verilmiş bulunanlarını (azap ile yakaladığımız zaman) yani: Bedir savaşında öldürülecekleri vakit veya Resûlullah’ın duasiyle kendilerine âriz olacak olan açlık, kıtlık ve pahalılık zamanındaki, köpekleri, laşeleri, kendi çocuklarını bile yemeğe mecbur kalmışlardır. Elbette (onlar) kâfirler, öyle bir felâkete maruz kalacaklarını evvelce düşünmemiş olanla inkârcılar, (o an) o felâket zamanı (bağırıp yalvarmaya başlarlar) feryat ve figan ederek Cenab-ı Haktan yardım istemekte bulunurlar. Na yazık ki artık vakti geçmiştir.

§ Mutrif; nimet, servet sahibi, rahat yaşayan kimse, ileri gelenler ve eşraf manasınadır.

§ Ce’r ve cüar; feryat ve figan, yakarmak için ses kaldırmak, yardım için müracaat edip yalvarmak demektir.

65. Bugün bağırıp yalvarmayınız. Şüphe yok ki, siz bizden yardım olunamazsınız.

65. Allah tarafından bir lisanı hal ile onlara denilir ki: Siz (Bugün bağırıp yalvarmayınız) artık bu dua ve niyâzınız sizin için bir faide verecek değildir. (şüphe yok ki, siz bizden yardım olunamazsınız) bizim tarafımızdan sizi kurtaracak bir yardıma nâil olamazsınız. Sizdeki başlıca üç kötü özellik bu mahrumiyetinize sebeptir.

66. Muhakkak ki, size karşı benim âyetlerim, okunuyordu da siz ardınıza dönüyordunuz.

66. Evet.. Siz ilâhi yardıma kavuşma selâhiyetini kaybetmiş bulunuyorsunuz (muhakkak ki, size karşı benim âyetlerim okunuyordu da) Kur’an-ı Kerim’in âyetleri sizi uyandırmak için ehli îman tarafından tilâvet olunuyor, ahkâmı sizlere tebliğ buyuruluyordu da (siz ardınıza dönüyordunuz) o mübârek Kur’anın âyetlerini dinlememek için gerisin geriye kaçıyordunuz. İşte yardımdan mahrum olmanıza birinci sebep budur.

§ Nükûs; ardına dönmek, geri çekilmek demektir. Burada haktan kaçınmak manâsınadır.

67. Onunla böbürlenerek geceleyin konuşan bir cemaat halinde hezeyanlarda bulunuyordunuz.

67. Evet.. Ey Hz. Muhammedin peygamberliğini inkâr eden kâfirler!. Siz (onunla) Kâbede bulunmakla, onun hizmeçileri olmakla (böbürlenerek) iftihar ederek İslâm dinini kabul etmiyor, biz Allah’ın harem evinin halkıyız, bize kimse galip alamaz diyordunuz, halbuki siz Allah Teâlâ’ya âsi oluyor harem-i şerifin kadrini, hürmetini ihlâl ediyordunuz, bu da muhrum olmanızın ikinci sebebidir. Ve sizler(geceleyin) Beytülharemin çevresinde toplanıp (konuşan bir cemaat halinde hezeyanlarda bulunuyordunuz) Resûl-i Ekrem’in ve onun mübârek ashabının aleyhinde lakırdı sarfediyordunuz, Cenab-ı Hak’ka îmandan, onun Peygamberini tasdikten, Kur’an-ı Kerim’i kabulden kaçınıyordunuz. Mucize Kur’an’a sihir ve şiir demekten sıkılmıyordunuz. İşte bu da mahrum olmanızın üçüncü sebebidir. Artık bu inkârcı vasıflar ile yaşayıp ölenler, ilâht yardıma, rahmeti subhaniyeye nasıl nâil olabilirler?.

§ Samir; geceleyin konuşan cemaat demektir. Müsamere de geceleyin konuşmak ve eğlence yapmaktır.

§ Hucr; da fuhş, hezeyan, kötü lakırdıları söylemek, çoğulu “Hevacir” dir.

68. Ya o kelâmı hâlâ tefekkür etmezler mi? Yahut onlara evvelki atalarına gelmemiş bir şey mi gelmiş oldu.

68. Bu mübârek âyetler, ilâhi yardım nâil olamayacak olan inkârcıların dört cahilce zanlarını reddediyor. Kendilerine yönelip şereflerine, iyilikle anılmaya nâil olmalarını sebep olacak olan Kur’an-ı Kerim’den kaçındıklarını bildiriyor. Öyle kâfirlerin hevalarına uymanın ne büyük felâketlere sebebiyet vereceğini ihtar eyliyor. Resûl-i Ekrem’in ise âlemlerin rızkının yegâne vericisi olan yüce yaratıcının rızası için dinî hükümleri insanlara tebliğ etmekte olup karşılığında kimseden bir ücret istemediğini beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: son peygamber Hazretlerinin ve ona indirilen Kur’an-ı Kerim’in aleyhinde söz söyleyen o cahil, dinden mahrum kimseler (ya o kelâmı) Resûl-i Ekrem’in doğruluğuna delalet ve şahitlik eden Kur’an-ı Kerim’i (hâlâ tefekkür etmezler mi?.) Onun ne büyük bir mucize olduğunu, insanlık için ne yüksek bir hareket bulunduğunu düşünmezler mi?. Ne için onun hakkında öyle kâfirce iddialarda bulunurlar?. Bu onlarınbirinci fasıt zanlarıdır. (yahut onlara) o inkârcı şahıslara (evvelki atalarına gelmemiş bir şey mi gelmiş oldu?.) Meselâ: İsmaili takib eden Adnan, Kahtan gibi kabilelere ve diğer insan topluluklarına Allah tarafından birer Peygamber, birer şeriat, birer kitap gönderilmiş olduğu halde yalnız o inkârcılara mı bunlar gönderilmiş bulunuyor?. Onlar böyle bir zanda mı bulunuyorlar, bu da onların ikinci bâtıl kuruntuları demektir. Halbuki, Cenab-ı Hak, bütün eski milletlere de Peygamberleri vasıtasiyle ilâhi hükümlerini bildirmiş, onları da ilâhi dinine davet buyurmuştur.

69. Yoksa Peygamberlerini bilmediler mi? Bunun için midir ki, onu inkâr edicilerdir.

69. (Yoksa) Hz. Peygamber zamanındaki inkârcılar (Peygamberlerini bilmediler mi?.) kendilerine Allah tarafından Peygamber gönderilmiş olan Hz. Muhammed Aleyhisselâtü vesselâmı pekâlâ bilirler. O mübârek zatın ne kadar doğruluk ve emniyetle, güzel ahâk ile vasıflanmış ve hiçbir kimseden bir şey öğrenmemiş olduğu halde ne kadar fevkalâde dinî olgunluklara sahip olduğunu görüp bilmiyorlar mı? (Bunun için midir ki) bu bilmeyişlerinden dolayı mıdır ki (onu) o yüce Peygamberi (inkâr edicilerdir.) İşte bu inkârları da onların üçüncü bâtıl zanları ve iddialarıdır. Çünkü o pek büyük Peygamberin yüksek hayatı, ahlâki faziletleri ve yaydığı dinin kutsiyeti, insanlığın mutluluğunu temin edecek bir mahiyette bulunduğu zâhirdir. Her insaflı ve düşünen insanın tasdik edeceği bir vaziyette bulunmaktadır.

70. Yoksa onda cinnet vardır mı diyorlar? Hayır onlara hak ile gelmiştir. Halbuki, onların ekserisi haktan hoşlanmayanlardır.

70. (Yoksa) o inkârcılar (onda) o yüce Peygamber’de (cinnet vardır mı diyorlar?.) ne kadar bâtıl olduğu açık kâfirce bir zan!. İşte bu zan da onların pek çirkin, bâtıl olduğu açık olan dördüncü zanlarıdır. Halbuki, opeygamberlerin en üstünü, akıl, zihin ve görüş bakımından bütün insanlığın üstündedir. Onun bütün hareket tarzı, bütün yüce tebligatı kendisinin ne kadar temiz bir ruha, ne kadar nurani bir kalbe, ne kadar hikmetli bir idareye, ne derece faideler sağlayan bir emir yasağa sahip olduğunu gün gibi açık bir şekilde gösterip durmaktadır. (Hayır) o inkârcılar çok büyük bir zulmet cehalet içinde kalmışlar, bu hakikatı takdir edemiyorlar. O eşsiz Peygamberi ise (onlara) o inkârcılara (Hak ile gelmiştir) Kur’an-ı Kerim gibi ilâhi bir kitap ile gönderilmiştir, onun bütün beyanatı hakikatın kendisidir. (halbuki onların) o inkârcıların (ekserisi hakkı çirkin görenlerin) onlar kendi zararlı isteklerine tâbi, hayvani şehvetlerine esir oldukları için hakkı çirkin görerek ondan kaçınırlar. Onların bir takımı da başlarında bulunan şahıslara fazlaca uyarak sırf bir korku, bir taklit, bir maddî menfaat tesiriyle öyle inkârda devam ederler. Fakat bazıları da daha sonra uyanır, güzelce düşünmeye başlar, hakkı kabul eden, Allah’ın yardımlarına nâil olarak İslâm şerefine nâil bulunur.

71. Eğer hak onların hevalarına uyacak olsa idi elbette gökle ve yer onlarda olanlar fesada uğramış olurdu. Hayır.. biz onlara şereflerine vesile olacak olan Kur’an’ı, getirdik, onlar ise kendi vesilei şerefleri olan Kur’andan yüz çevirenlerdir.

71. Evet.. Allah Teâlâ, yüce hikmet sahibi yüce yaratıcıdır. Bütün emirleri, yasakları birer hikmet gereğidir. Peygamberlerinin ifadeleri, tebliğ ettikleri kitaplar da birer hikmet ve faydayı içermektedir. Diyelim ki (eğer hak) harhangi hikmete uygun olan şey, mesela Kur’an-ın beyanları (onların) o inkârcıların (hevalarına uyacak olsa idi) meselâ, onların bâtıl iddialarına kıymet vererek Allah’ın birliğini inkâr, birden çok ilahın varlığına inansaydı veyahut faraza iki ilâh bulunsa idi (elbette gökler ve yer ve onlarda olanlarfesada uğramış olurdu.) bütün ulvi ve süfli âlemler böyle bir intizama sahip olamayıp bu görülen nizam ve intizamdan çıkmış bulunurdu, akla hikmete, hakikate uygun şeyler bulunmamış olurdu. Halbuki, bütün kâinattaki nizam ve ihtişam, bir hikmet sahihi yaratıcının varlığına şahitlik etmektedir. Bütün yaratılış eserlerinin hak ve hakikate, bir hikmet ve menfaate bağlı olduğu pek güzel görülmektedir. (Hayır biz onlara) o inkârcılara ya bütün insanlığa hakkı, yani: Onların şereflerine, iyilik ile anılmaya nâil olmalarına vesile olacak olan (Kur’an-ı getirdik) ki, o insanlığın iftihar ve şerefini temin edecek hak bir ilâhi kelâmdır. (Onlar ise) o inkârcılar topluluğu ise kendi şereflerine, dünyada ve ahirette güzel üne kavuşmalarına vesile olacak olan haktan o (Kur’andan yüz çevirenlerdir.) ona iltifat etmiyorlar, ondan feyz almak istemiyorlar, o sayede hakka kavuşup sapıklıktan kurtulmak arzusunda bulunmuyorlar, sapıklıklarında devam edip durmak istiyorlar.

72. Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? İşte Rabbin ecri daha hayırlıdır ve o rızık verenlerin en hayırlısıdır

72. (Yoksa) Ey yüce Resûl!. Sen onlardan, o inkârcılardan o peygamberlik karşılığında (bir ücret mi istiyorsun?.) Elbette ki, istemiyorsun. Öyle bir şeye asla muhtaç değilsin. (İşte) senin hakkında (Rabbin ecri) dünyadaki rızkı ve ahiretteki sevabı (daha hayırlıdır) daha geniştir, daha devamlıdır. (Ve o) yüce yaratıcı elbette ki (rızık verenlerin en hayırlısıdır) o seni dünyada da ahirette de rızıklandırır, büyük mükâfatlara nâil buyurur. Artık senin başkalarından bir ücret istemeğe ne ihtiyacın olabilir ki, onlardan öyle bir talepte bulunasın?. Artık ne oluyor ki o pek yanlış düşünceli kimseler, senin peygamberliğini kabul etmiyorlar?. Nedir o kadar cehalet!. Kur’an-ı Kerim’in bu husustaki beyanatı daResûl-i Ekrem’in kadrini yüceltmekte ve aleyhinde bulunanların cahil olduklarını bildirmekte ve onları kınamaktadır.

73. Ve şüphe yok ki, sen onları dosdoğru bir caddeye davet ediyorsun.

73. Bu mübârek âyetler, Resûl-i Ekrem’in pek doğru bir yola insanları davet buyurduğunun, ahirete îman etmeyenlerin ise o yoldan yüz çevirir olduklarını bildiriyor. Kendilerine merhamet edip de uğradıkları felâketler kaldırılacak olsa onların yine sapıklıklarında ısrar edeceklerini ve onların azaplara uğratıldıkları halde yine Cenab-ı Hak’ka yalvarıp niyâzda bulunmadıklarını ve kendilerine şiddetli bir azap yöneleceği zaman da ümitsizlikde kalıp duracaklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki, Ey yüce Resûl!. Sen bütün insanlığa gönderilmiş bir Peygambersin (ve Şüphe yok ki; sen onları) insanları (dosdoğru bir caddeye) bir hidayet yoluna (davet ediyorsun) bütün selim akıllar, o yolun doğruluğuna, yolcularını selâmet ve saadete kavuşturacağına şahitlik eder. Artık nasıl oluyor da bir takım inkârcılar, senin peygamberliğini inkâra cür’et edebiliyorlar?. Bu ne büyük cehalet!.

74. Ve muhakkak o kimseler ki, ahirete îmân etmezler, elbette onlar yoldan sapıtmışlardır.

74. (Ve muhakkak o kimseler ki, ahirete îman etmezler) bu dünya hayatından başka hayat olmadığına inanırlar, kıyameti, sevap ve cezayı inkâr ederler (elbette onlar yoldan) takib edilmesi icabeden herhangi bir caddeden (sapıtmışlardır.) Binaenaleyh onlar asıl dosdoğru yol olan, mensuplarını selâmete eriştiren İslâmiyet yolundan da ayrılmış, sapık kimselerdir. Bundan dolayıdır ki, kendilerini bir felâh ve kurtuluş yoluna davet eden bir yüce Peygamberi de inkâra cüret gösterirler.

75. Ve eğer onlara merhamet etsen ve kendilerindeki zararı açıversen elbetteki, yineazgınlıklarında devam edip tereddütte bulunacaklardır.

75. Evet.. O inkârcılar, nankörler, kendilerine gönderilen Peygamberin, kendi haklarında ne büyük bir nimet olduğunu takdir edemiyorlar. (ve eğer onlara merhamet etsek) onları herhalde korumada bulunsak (ve kendilerindeki zararı) kıtlık ve pahalılığı, cemiyetlerine isabet eden yedi senelik bir açlık devresini (açıversek) giderip kendilerini genişliğe kavuştursak onlar (elbette ki, yine azgınlıklarında devam edip) o küfürlerindeki, böbürlenmelerindeki, aşırılıktan ayrılmazlar, yine (tereddütte bulunacaklardır.) Hidayeti kabule yanaşmıyacaklardır. Yine Resûl-i Ekrem’e düşmanlıkta bulunup duracaklardır.

§ Rivayete göre Peygamber efendimizin duası üzerine Mekke’deki müşrikler bir müddet kıtlık ve pahalılığa uğramış, pek aç bir halde kalmışlardı. Ebu Süfyan, Resûl-i Ekrem’e müracaat etmiş, sen âlemlere rahmet olarak gönderildiğini iddia ediyorsun, halbuki, kavmin açlıktan ölmekte bulunmaktadır, demiş, bunun üzerine bu âyeti kerime nâzil olmuştur. Evet.. Buyurulmuş oluyor ki: O bir kimsenin inkârcılar, öyle kimselerdir ki, kendilerine isabet eden musibetler de birer uyanma vesilesi olmak üzere bir rahmet eseri demektir. Fakat onlar yine uyanmazlar. Hattâ bu musibetler giderilip kendilerine büyük nimetler verilse de onlar yine nankörlüklerinde devam edip dururlar.

76. Andolsun ki, biz onları azap ile yakaladık, onlar yine Rableri için tevazuda bulunmadılar ve yalvarışta bulunmadılar.

76. Evet.. Onlar öyle küfürlerinde ısrar eden kimselerdir. (Andolsun ki) muhakkak bir hâdisedir ki (biz onları azap ile yakaladık) Bedir savaşında öldürülmeğe, esarete uğradılar ve senelerce kıtlık içinde kaldılar (onlar yine Rableri için tevazuda bulunmadılar) alçak gönüllü bulunarak onun af vemağfiretine iltica etmediler. (ve yalvarışta bulunmadılar) o kendilerine musibetlerin giderilmesi için kerim olan Rabbülâlemine dua ve niyâza başlamadılar, yine âdetleri olan kibir ve gururdan geri durmadılar.

77. Sonunda onların üzerine bir şiddetli azabı olan kapı açlığımız vakit de onlar onun içinde ümitsizliğe düşmüş şaşkın kimselerdir.

77. Evet.. Onlar öyle uyanıştan mahrum, kusuru itiraftan kaçınan, gafil kimselerdir ki: (Sonunda onların üzerine bir şiddetli azapkarin kapı açtığımız vakit de) yani: Bir savaş neticesinde katledilince veya ölünce vayahut kıyamet kopup kendilerini yakalayınca da (onlar onun içinde) öyle açılan müthiş bir felâket kapısı dairesinde (ümitsizliğe düşmüş şaşkın kimselerdir.) onlar, her türlü hayırdan, kurtuluş ümidinden mahrum kalmış lâyık oldukları cezaya kavuşmuş bulunurlar. Artık yaratılıştan sahip oldukları kuvvetleri kötüye kullanmayıp da bu elem verici âkibeti düşünmeli değil midirler?.

78. Halbuki, o, o yüce yaratıcı dır ki, sizin için kulağı ve gözleri ve kalpleri yaratmıştır. Sizler ise ne kadar az şükredersiniz.

78. Bu mübârek âyetler, kâinatın yaratıcısı Hazretlerinin insanlara vermiş olduğu bir kısım mühim kuvvetleri ve onları yeryüzünde yaymış olduğunu ve onların ahirete sevkedileceklerini bildiriyor ve o âlemlerin Rabbinin kudretiyle meydana gelen hayat ve ölüm hâdiselerini ve geceler ile gündüzlerin ihtilâfını uyanmak için gözlen önüne koyuyor. Bu kadar kudret eserlerini bir şekilde tefekkür etmeyen bir takım inkârcıların ise eski kavimler gibi ahiret hayatını inkâr edip buna dair beyanları eski milletlerin hurafeleri kabilinden saymak cehaletinde bulunduklarını teşhir buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey ahirete îman etmeyip doğru yoldan yüz çeviren, sapıklık içinde çırpınıp duran inkârcılar!. Siz neden böyle cahilce bir vaziyette bulunuyorsunuz?.(Halbuki o) sizi yaratan, sizi îman ile mükellef kılan (o) yüce yaratıcı (dır ki, sizin için kulağı) yaratmıştır, siz öyle bir işitme kuvvetine sahip, onunla birçok şeyleri, sizi uyandıracak hikmetli nasihatları işitirsiniz, (ve) o hikmet sahibi mabûd, sizin için (gözleri) yaratmıştır.. Onlar ile yollarınızı görüp takibedersiniz, birnice kudret eserlerini görürsünüz, bu kadar kudret harikaları gözlerinizin önünde parlayıp dururken onları yaratan yüce yartıcı nasıl inkâr edilebilir?. Onun kudretiyle ahiret hayatının meydana gelmesi nasıl imkânsız sanılabilir?. (ve) o yüce yaratıcı sizin için (kalpleri) de (yaratmıştır) birer akıl merkezi olan kalpler sayesinde siz birçok seyleri tefekkür edebilirsiniz. Onlar ile Cenab-ı Hak’kın varlığına şahitlik eden âyetler, hârikalar anlaşılarak bunlar ile o ezeli yaratıcının varlığına, kudretine delil getirilir. Artık siz böyle pek büyük nimetlere nâil bulunduğunuz halde bunları size bir lütuf olarak vermiş olan Kerem sahibi yaratıcınıza kulluk arzında, onun kadr ve büyüklüğünü tasdik edip yüceltmeli değil misiniz?.. Maalesef (sizler ise) bu kadar nimetleri size veren o yüce mabuda (ne kadar az şükür edersiniz?.) O’nun o kadar büyük nimetleri karşısındaki inkârcı vaziyetiniz, ilâhi kudret ile âhiret hayatının meydana geleceğini inkâr etmeniz, ne kâfirce bir cür’ettir ki. artık bir nevi şükreder olsanız da o yok mertebesindedir.

79. Ve sizi yerde yaratıp yayan. O’dur ve O’na haşrolunacaksınız.

79. (Ve) o yüce yaratıcının şu nimetini de düşünmeli değil misiniz ki: (sizi yerde yaratıp yayan O’dur.) dünya hayatına nâil oldunuz, üreme şeklinde artıp cemiyetler kurdunuz. (ve) kıyamet günü (Ona) yalnız o Ezeli yaratıcının mânevî huzuruna, O’nun tâyin buyuracağı mahşer sahasına (haşrolunacaksınızdır.) Yeniden bir hayata kavuşacaksınızdır. Artık o hayatınızın mutlu olması için, dünyada ikenCenab-ı Hak’kın kudret ve büyüklüğünü tasdik etmeniz, bir olan zatına ibadet ve itaatle şükür arzında bulunmanız icabetmez mi?.

80. Ve o, yüce yaratıcı diriltir ve öldürür ve gecenin ve gündüzün ihtilâfı da O’nun dilemesiyle dir. Hâlâ akıllıca düşünmez misiniz?

80. Ve o, (o) kudret sahibi yaratıcı (dır ki,) dilediğini (diriltir) hayata erdirir (ve) dilediğini (öldürür) kimse O’na mâni ve ortak olamaz. Artık öldürdüklerini yeniden diriltimesine ne mâni olabilir ki, bunu inkâr ediyorsunuz?. (Ve gecenin ve gündüzün ihtilâfı da) yani: Artıp eksilmeleri, karanlık ve aydınlık olmaları da (o’nun) o yüce yaratıcının dilemesiyle (dir.) Bu vakitlerin böyle ihtilâfı ise nice faideleri, hikmetleri kapsamaktadır. (Halâ akıllıca düşünmez misiniz?.) Bütün bunlara kâdir olamaz mı?. Neden bunları tefekkür etmiyor da ahiret hayatını inkâra cür’et gösteriyorsunuz?.