ŞUARA SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Ancak son dört âyeti Medine-i Münevverede inmiştir, ikiyüz yirmi yedi âyeti celîleden meydana gelmektedir. Bu mübârek âyetlerde Resûl-i Ekrem’e teselli verilmektedir, bir takım inkârcıların kötü âkibetlerine işaret buyuruyor, Cenab-ı Hak’kın muazzam kudret eserlerine dikkatleri çekiyor. Musa Aleyhisselâm’ın Firavun ile olan tartışmasını, sihirbazların mağlûp olup îman şerefine eriştiklerini, müminlerin selâmet sahasına erip düşmanlarının ise Allah’ın kahrına uğradıklarını bildiriyor. Bu sûrei celîle, İbrahim, Nuh, Hud, Salih, Lût, Şüayb Aleyhimüsselâtü Veselâm’ın da kıssalarını, ümmetlerini aynı surette aydınlatıp, ikaz ve irşada çalışmış olduklarını ve onların pek yüce tebliğlerini tasvir buyuruyor, bu tebliğ1ere, tavsiyelere karşı muhalif vaziyetler almış olanların da müthiş âkibetlerini bir uyanma vesilesi olmak üzere beyan buyurmaktadır. Son Peygambere de nasıl yüce bir semâvi kitabın inmiş olduğunu ve o yüce Peygamberin de ne kadar iyilik sever bir surette insanlığı aydınlatmaya, dinî hakikatlerden haberdar etmeğe çalıştığını gösteriyor. Şeytani vesveselerin düşkünü olan bir takım şairlerin de kötü hareketlerini gözler önüne sererek mümin, salih zatların ise müstesnâ bir mevkide bulunduklarını beyan buyurmaktadır. Bu münasebetle de bu mübârek sûreye “Şuara Sûresi” adı verilmiştir. Hikmet dolu Kur’an’ın ise asla şiir kabilinden olmayıp ilâhi vahye dayanan en kutsî bir kitap olduğuna işaret buyurulmaktadır.

1. Ta, Sin, Mim

1. Bu mübârek âyetler, Kur’an-ı Kerim’in yüceliğini bildiriyor, Resûl-i Ekrem’in de bir takım dinsizler yüzünden ne kadar üzülmüş olduğunu gösteriyor. Cenab-ı Hak’kın da dilemiş olsa o dinsizleri zorla îmana sevkedeceğini anlatıyor ve o dinsizlerin de herhangi bir öğütten kaçındıklarını beyan ve bunun neticesinde korkunç bir âkibete kavuşacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ta, Sin, Mim) Bu âyeti kerime, müfessirlerin çoğunluğuna göre bu sürenin ismidir. Katade’ye göre de Kur’an-ı Kerim’in isimlerindendir. İbni Abbas Radiallahu anhdan bir rivayete göre de bu, Allah’ın isimlerindendir. Daha doğrusu bu, müteşabihattandır, Yüce Allah ile Resûl-i Ekrem’i arasında bir şifre durumundadır, bununla yüce Peygamher muhatap olduğundan elbette bununla Allah’ın maksadının ne olduğunu o bilir. Biz bunun manâsını Allah’ın ilmine havale ederiz. Mutasavvıflardan bazılarına göre bu, Resûl-i Ekrem’e şöyle bir hitaptır: “Ey kalplerin tabibi!. Sırların sırrı!. Seçkin Muhammed!. Sallallahu Aleyhi Vesellem. Diğer bir görüşe göre de: Ta, ariflerin kalplerindeki neş’e ve sevince işarettir. Sin, muhabbet dostlarının çoşkunluğuna, manevî zevkine işarettir. Mim de: Müridlerin yakarışına, dua ve niyâzına işarettir. Diğer bir bakımdan da Resûlullah’a hitaben şöyle bir iltifatta bulunulmuş demektir: “Ey ebedî saadete, sonsuz mutluluğa tâlip olan, ve ey insan tabiatının kirlerinden yarattığı temiz olan, ve ey sırrı ve gizli fikri, dünyevî irtibatlardan korunmuş olan ve ey birlik şenliğini bozan ahlak dışı eserleri mahveyleyen zat!.”

2. Bu, gayet açıkça bildiren kitabın ayetleridir.

2. (Bu) gibi harflerden meydana gelen bu yüksek sûrei celîle Bundaki kutsî âyetler, (gayet açıkça bildiren) dinî hükümleri tam bir açıklıkla telkin eden, hak ile bâtılın arasınıayıran, bir söz mucizesi olduğu açıkça görülen (kitabın) hakikati beyan eden Kur’an’ın (âyetleridir) o semavi kitabın içerdiği pek edebi açıklamalar cümlesindendir. Artık böyle apaçık bir vahdaniyet delili, gözler önünde parlayıp dururken herkes ondan hakkıyla istifadeye çalışmalı değilmidirler?.

3. Sen, mümin olmayacaklar diye neredeyse, kendi nefisini helâk edeceksin!

3. Ey Yüce Resûl!. Sen böyle apaçık bir kitabt halka tebliğ ile Peygamberlik vazifesini yerine getirmekte bulunuyorsun, artık sen mâzursun, fazla üzüntü ve kedere düşmeğe hâcet yok. Halbuki: (sen) kavmin (mümin olmayacaklar) bu Kur’an-ı Kerim’i tasdik etmeyecekler (diye ihtimâlki, kendi nefsini helâk edeceksin) o derece üzüntülü bulunuyorsun. Halbuki, sen haysiyetliliğini göstermiş, kavmini ıslaha, irşada çalışmış, pek büyük bir iyilikte bulunmuş bir Peygambersin. Buna rağmen onlar, îmandan, tasdikten mahrum kalırlarsa elbette bütün mesuliyet, kendilerine aittir. “Bâhi,” lügatte canlıyı boyun kemiğindeki ak iliğine varıncaya kadar boğazlayan kimse demektir, fazla öldüren, helâk eden yerinde kullanılır.

4. Eğer dileyecek olsak üzerlerine gökten bir mucize indiririz de artık ona boyunları eğili kalmış olurlar.

4. Evet.. Üzülmeye, hasret çekmeye lüzum yok (Eğer dileyecek olsak) o îmandan kaçınanların îmana gelmelerine Allah’ın iradesi teallük etmiş olsa (üzerine gökten bir âyet) onlara îmana mecbur edecek zorlayıcı bir alâmet, helâk edici bir hâdise (indiririz de artık ona boyunları) mecburiyetle (eğili kalmış olurlar) Peygamberlerinin emirlerine zaruri olarak boyun eğmeğe başlarlar. Nitekim Firavun ile yardakcıları hakkında denizlerin yarılması suretiyle böyle bir felâket yüz göstermiş, onlar da canlarının korkusundan dolayı ister istemez Hz. Musa’yı tasdik etmeğe başlamışlardı. Neyazık ki, artık vakit geçmiş, öyle zora dayalı bir îman, Allah katında kabule lâyık bulunmamıştır.

5. Onlara Rahman tarafından yeni bir öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.

5. (Onlara) O kâfirlere (Rahman tarafından) haklarından nice nimetleri, merhametleri bulunan Kerem sahibi mabût katından (yeni bir mevize) Kuran’ın yeni yeni âyetleri, öğütleri (gelmez ki, illâ) gelince (ondan kaçınır bir halde olmuşlardır.) O kendi menfaatleri için kendilerine verilen nasihatları, ihtarları dinlemezler, ondan yüz çevirirler. Onlar, öyle îmana yaklaşmaz, inatçı, inkârcı kimselerdir.

6. Muhakkak ki, yalanladılar. Artık kendisiyle alay edip durduktan şeyin haberleri kendilerine yakında gelecektir.

6. İşte böyle ahlâki alçaklıklarından dolayı (muhakkak ki,) Kur’an-ı Kerim’i, onunla nasihatta bulunan Resûl-i Ekrem’i, onun pek iyilik sever tebliğlerini (yalanladılar) onunla mücadelede bulunmak cinayetini işlediler. (Artık kendisiyle alay edip durdukları şeyin haberleri) pek büyük cezaları, dünyevî ve uhrevî azapları (kendilerine yakında gelecektir.) Binaenaleyh o inatçı, kâfirce olan hareketlerinin kötü, ve müthiş âkibetine kavuşmuş olacaklardır. Elbetteki, öyle bir hakikatları, haklarındaki pek açık faideleri inkâr eden, Allah’ın kudretiyle meydana gelmiş olan eserleri görüp anlamak istemeyen kimseler böyle bir felâketten başka bir şeye lâyık olamazlar, artık onların haklarında üzülmeye mahal yok!.

7. Yere bir bakmadılar mı ki, orada her güzel çiftten ne kadar bitirmişizdir!

7. Bu mübârek âyetler, bir kısım kudret eserlerine dikkatleri çekiyor, dinsizleri uyanma dairesine davet buyuruyor, Yüce Yaratıcının ne kadar üstün sıfatlar ile vasıflanmış olduğunu bildiriyor: Şöyle ki: O ilâhi âyetleri, onlarıtebliğ eden yüce Peygamberi yalanlayan cahiller, hiç (yere bir bakmadılar mı?.) Yeryüzündeki binlerce eşsiz güzellikleri, muazzam eserleri görmediler mi?. (ki, orada) o yer sahasında (her güzel çiftten) muhtelif nevilere ayrılmış, övgüye lâyık, pek faideli ağaçlardan, bitkilerden vesaireden (nekadar) şeyler (bitirmişizdir) onların öyle büyüyüp gelişmeleri, insanların ihtiyaçlarını temine vesile olmaları birer ilâhi kudretin, birer ilâhi lütfun eseridir. Artık onları güzelce düşünüp de onları yaratan Kerem sahibi yaratıcıya kulluğa koşmalı değil midirler?.

8. Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların çoğu îmân etmiş kimseler olmadı.

8. (Şüphe yok ki, bunda) Böyle mükemmel, ve çeşitli olarak yaratılmış eşsiz eserlerin herbirinde (elbette bir ibret vardır) bunları yaratan yüce yaratıcının kudretindeki mükemmeliğe büyük bir alâmet mevcuttur. Bunların herbiri Cenab-ı Hak’kın kudretine, ilim ve hikmetine birer parlak delildir. Halbuki, onların insanların, Resûl-i Ekrem’in ilâhi dinî kabule davet ettiği kimselerin (çoğu îman etmiş kimseler olmadı) kendi dinsizliklerinde inat ederek sebat eder oldular, kendi iradelerini kötüye kullandıklan için öyle küfür içinde kalmaları takdir edilmiş oldu.

9. Ve muhakkak ki, senin Rabbin elbette o, çok izzet sahibidir, çok merhametlidir.

9. Ve muhakkak ki Ey Yüce Resûl!. (Senin Rabbin) Sana Peygamberlik ihsan eden, temiz kalpleri senin emrine veren, senin yüksek vasıflarını doğu ve batıya yayan (elbette o) Kerem sahibi mabûdun (çok izzet sahibidir) her irade buyurduğunu meydana getirmeğe kâdirdir, bütün kâinat üzerine galiptir. Ve o rahmet sahibi yaratıcı (çok merhametlidir) kullarına lütuf ve ihsanı daima tecelli etmektedir. Bunun içindir ki, o inkârcı, günahkâr kullarını da hemen kahr ve yoketmiyor. O büyük cinâyetlerinden dolayı kendilerini hemen hesaba çekmeyerek onlara mühlet veriyor. Artık bütün insanlık, bu büyük ihsanı düşünerek o Kerem sahibi yaratıcıya kulluğa, teşekkür etmeye koşup durmalı ve eski ümmetlerin başlarına gelmiş olan felâketlerden ibret almalı değil midirler?.

10. Ve hatırlat o zamanı ki, Rabbin Musa’ya seslenmişti ki: Zalimler olan kavme gidiver.

10. Bu mübârek âyetler, Musa Aleyhisselâm’ın Firavun ile kavmini ilâhî dine davetle emrolunmuş olduğunu bildiriyor. Hz. Musa’nın da kendisini yalanlayacaklarını ve lisanındaki bir ârızadan dolayı o kavmi açıkça bir şekilde irşada çalışamaycağını ve kendisine bir suç isnât edildiğini arz ile kardeşi Hz. Harun’un da kendisiyle beraber peygamberlik vazifesine tayin buyurulmasını istirham eylemiş bulunduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (ve) Ey Peygamberlerin sonuncusu!. (hatırlat) o haktan kaçınan, seni yalanlamaya cür’et eden kimselere hatırlat (o zamanı ki; Rabbin Musa’ya seslendi) Tuva denilen mukaddes bir vâdide Cenab-ı Hak, ilâhlık şânına lâyık bir şekilde ilâhi emrini Hz. Musa’ya bildirdi. Bu da, İmamı Maturidi’ye göre Hz. Musa’nın idrâk edeceği harfler ve sesler kabilinden bir kelâm ile vuku bulmuştur. İmamı Eşari’ye göre de Allah’ın zatına muhsus olan ezeli bir kelâmdan ibaret bulunmuştur. Nitekim ahirette müminler, böyle kutsî bir kelâma ulaşacaklardır. Bu kutsal nidâ ile buyurulmuştu ki: Ya Musa!. (Zalimler olan kavme) küfür ile, isyan ile, İsrailoğulları’nı esaret altında yaşatarak onların yeni doğan erkek çocuklarını öldürmekle vakit geçiren cinayetkâr bir topluluğa, (gidiver) kendilerini îmana, insafa davet et.

11.Firavun’un kavmine ki, daha sakınmayacaklar mı?

11. Evet.. O zalim kavme, yani: (Firavun’un kavmine ki,) onlar (daha sakınmayacaklarmı?.) onlar, o kadar teaccübe lâyık olan zulüm ve kötülüğe hâlâ devam edip duracaklar mı?. Artık onlar, Allah’tan korkmaz, kendilerinin ne kadar câni olduklarını anlamazlar mı?. Bu hususu kendilerine ihtar et, onları îman dairesine, insafa davet eyle.

12. Dediki: Yarabbi! Şüphe yok ki, beni yalanlayacaklarından korkarım.

12. Musa Aleyhisselâm, bu muazzam emri alınca (dedi ki: Yarabbi!.) Ey benim hakkımda lütuf ve ihsanı, acıma ve merhameti sonsuz olan mabûdum!. (Şüphe yok ki,) o gurubun (beni yalanlayacaklarından korkarım) artık benim onlara yalnız gidişim bir faydalı olmayacak gibidir.

13. Ve göğsüm daralır ve dilim açılmaz. Artık Harun’a da risalet ver.

13. (Ve) Onların yalanlamalarından dolayı (göğsüm daralır) üzüntülü bir halde kalırım (ve dilim açılmaz) üzerime düşen Peygamerlik vazifesini hakkıyla yerine getirebilecek bir surette onların hitapta bulunamam, o üzüntü böyle bir hale sebebiyet verir. Bununla beraber deniliyor ki: Hz. Musa’nın çocukluğu zamanında ağzına almış olduğu kızgın bir taş parçasından dolayı mübârek dill zedelenmiş, konuşma kudretine bir zayıflık ârız olmuştu. Bunun için dua ederek dedi ki: Yarabbi!. (Artık Harun’a da Peygamberlik ver) Cibril-i Emin’in göndererek kardeşim Harun’u da peygamberlik şerefine kavuştur. Onunla beraber bu yüce peygamberlik vazifesini yerirle getirmeye çalışalım. Hz. Musa, aldığı emri ilâhi şükürle beraber kabul etmiş, ona boyun eğmiştir. Fakat kendisinin fasih, beliğ olan kardeşiyle desteklenmesi ve o şekilde peygamberlik vazifesini daha mükemmel bir şekilde eda edebilmesi için böyle bir temennide bulunmuştur.

14. Ve hem onlar için benim üzerimde bir suç da var. Binaenaleyh beni öldüreceklerindenkorkarım.

14. (ve) Musa Aleyhisselâm temennisine şunu da have etti. (hem onlar için) O Firavun’un kavmi için (benim üzerimde) onların zannınca (bir suç da vardır) bu da Hz. Musa’nın daha Mısır’dan çıkmadan evvel İsrailoğulları’ndan bir şahıs ile bir kıptinin tartışmada bulunduklarını görüp bir darbesiyle kıptinin ölmuş olmasından ibarettir. Nitekim bu hâdise “Kasas Sûresinde”de ayrıntılı olarak bildirilmiştir. (binaenaleyh) o kavme yalnızca gidersem, daha peygamberlik vazifemi kendilerine tebliğ etmeden (beni öldüreceklerinden korkarım) artık yarabbi!. Lütfen beni kardeşim ile kuvvetlendir.

15. Cenab’ı Hak buyurdu ki: Asla! İmdi ikiniz de bizim mucizelerimizle gidiniz. Şüphe yok biz, işiticiler olduğumuz halde sizinle beraberiz.

15. Bu mübârek âyetler de Musa Aleyhisselâm’ın güvence verilip kardeşi ile beraber elçi olarak Firavun’a gönderilmiş olduklarını ve İsrailoğulları’nın kendileriyle beraber Mısır’dan çıkmalarına müsaade istediklerini bildiriyor. Firavun’un da Hz. Musa’ya karşı minnette bulunarak ona nankörlük isnât etmek cehaletinde bulunduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Musa Aleyhisselâm, Firavun’un kavmi tarafından kendisinin öldürülmesi ihtimalini ileri sürünce Cenab-ı Hak, bu ihtimale mahal olmadığını beyan için (Buyurdu ki: Asla!.) senin hayatına kastedemezler, öyle bir düşünceden vaz geç, imkân yok. Kardeşin hakkındaki niyâzın ise kabul edilmiştir. (İmdi ikinizde bizim mucizelerimizle) Sizin doğruluğunuzu gösteren, sizin birer Yüce Peygamber olduğunuzu kuvvetlendiren mucizeler ile Firavun’un ve kavminin yanlarına (gidiniz) onlardan hiç korkmayın (şüphe yok ki, biz işiticiler olduğumuz halde) bütün söylenilecek, yapılacak şeyleri işitir, görürolarak (sizinle beraberiz) sizi muhafaza eden, sizi o dinsizlerin fenalıklarından koruruz. Bu Hz. Musa hakkında büyük bir tesellidir ve onun muvaffakiyete ulaşması için muazzam bir ilâhi müjdedir.

16. Artık Firavun’a gidin de deyin ki: Biz şüphe yok, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.

16. (Artık) Ey muhterem Musa ve Harun Aleyhimesselâm!. Korkmayın (Firavun’a gidin de deyin ki: Blz şüphe yok, âlemlerin Râbbi’nin elçisiyiz) onun yüce katından insanları ilâhi dine davetle emrolunmuşuz, bizim gayemiz birdir. İnsanların hak dinî kabul ederek bir birlik oluşturmalarını temine çalışmaktan ibarettir.

17. İsrailoğullarını bizimle beraber salı veresin diye,

17. Evet.. Deyiniz ki: Ey Firavun!. Senelerden beri esaret altında tutmakta olduğun (İsrailoğulları’nı bizimle beraber salıveresin diye) bize Allah tarafından gönderilmiş bulunmaktayız. Artık o mâzlum cemaatı bırak, Mısır’dan çıkıp gitmelerine mâni olma. Rivayete göre Firavun, İsrailoğulları’nı dörtyüz sene kadar köle halinde bulundurmuştu. O zaman onların sayısı: Otuzbin altıyüz kadar imiş.

18. Firavun da dediki: Seni çocuk iken içimizde büyütmedik mi? Ve hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?

18. Hz. Musa ile Hz. Harun da Firavun’a giderek İsrâiloğulları’nın Mısır’dan çıkmalarına mâni olmamasını teklif ettiler. (Firavun da) o teklifi reddederek (dedi ki:) Ey Musa!. (Seni çocuk iken içimizde) kendi sarayımızda (büyütmedik mi?.) seni beslemedik mi?. (Ve hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?.) Senin üzerinde bizim böyle bir hakkımız yok mudur?. Artık bizimle yüz yüze gelerek İsrailoğulları’nın serbest bırakılmasını teklif etmeniz uygun mudur?. O hakka riayet lâzım değil midir?. Bir rivayette göre Hz. Musa,Firavun’un sarayında otuz sene kadar bir müddet bulunmuştur.

19. Ve o yaptığın fiilini yapıverdin, o halde sen nankörlerdensin.

19. (Ve) Bununla beraber ya Musa!. Sen (o yaptığın fiilini) de (yapıverdin) bir kıptiyi vurdun öldürdün. (o halde sen nankörlerdensin) Biz seni senelerce kendi sarayımızda besledik, seni köle edinmedik. Buna rağmen sen İsrailogulları’nın serbest bırakılmasını istiyorsun, böyle bir teklif, uygun mudur?.

20. Hz. Musa dediki: Onu o vakit yaptım, fakat ben o zaman cahillerden idim.

20. Bu mübârek âyetler de Musa Aleyhisselâm’ın Firavun’a verdiği cevabı bildiriyor. Hz. Musa’nın Allah tarafından hikmet ve peygamberliğe ulaşmasını haber veriyor. Hz. Musa hakındaki yapılan bir iyiliğin de İsrailoğulları hakkındaki esirliğin bir neticesi olduğundan dolayı da minnete mahal bulunmadığına işaret buyurmaktadır. Şöyle ki: Hz. Musa Firavun’un iddiasını red için (Dedi ki: Onu) o yaptığıma işaret ettiğin öldürme hâdisesini (o vakit yaptım) bunu itiraf ederim (fakat ben) o zaman (cahillerden idim) öyle bir vuruşun ölüme yol açacağını bilemezdim, o kasten yapılmış bir katil cinayeti değildir, belki bir hatadır. Maamafih o öldürülen kıpti, haksız yere bir şahsın hayatına kastetmiş gibi bulunuyordu, onu müdafaa için ve bir terbiye vermek maksadiyle böyle bir hâdise vücude gelmiştir. Bu, bir mazeret teşkil edebilir.

21. Vaktaki sizden korktum, artık sizden firar ettim, imdi Rabbim bana hikmet verdi ve beni Peygamberlerden kıldı.

21. Ve Ey Firavun!. (Vaktaki sizden korktum) o bir hata eseri olan hâdiseden dolayı benim hayatıma kastedeceğinizi düşündüm. (artık) canımı kurtarmak için (sizden firar ettim) Cenab-ı Hak’kın korumasına sığındım (İmdiRabbim bana hikmet verdi) bana ilim ve anlayış ihsan etti, beni hikmete ve fazilete kavuşturdu (ve beni Peygamberlerden kıldı) binaenaleyh ben Allah’ın dinini halka tebliğ ile emrolundum. Artık sen, ne yapmak istiyorsan yapmaya çalış, ben senden asla korkmam, beni kerim olan Rabbim şimdiye kadar korumuş ve himaye etmiş olduğu gibi bundan sonra da korur, ve himaye eder.

22. Ve o da bir nimettir ki, benim başıma kakıyorsun, İsrailoğullarını köle edinmiş olduğundan dolayıdır.

22. (Ve) Ey Firavun!. (o da) beni bir müddet sarayında bulundurduğunda öyle (bir nimettir ki) onu (benim başıma kakiyorsun) o (İsrailoğulları’nı köle edinmiş olduğundan dolayıdır) eğer sen onları köle edinmeseydin, onların dünyaya gelen erkek çocuklarını öldürmese idin ben de öyle bir korkudan dolayı denize atılmazdım, senin sarayına alınarak bir müddet korunmuş olmazdım, kendi ailem arasında yaşar, şimdi böyle bir minnete maruz kalmazdım. Artık benim hakkımda öyle bir müddet sarayında kalmam, haddizatında bir nimet değildir. Belki kendilerine mensup olduğum İsrailoğulları hakkındaki zulüm ve adaletten kaçınmanın bir neticesi olmuştur. Eğer böyle olmasa idi ben senin himayende bir müddet bulunmadan uzak bulunmuş olurdum. Diğer bir görüşe göre de Ey Firavun!. Sen İsrailoğulları’nı kendine köle yaptın, onların mallarını ellerinden aldın, bana da işte o mallardan harcamış bulundun. Artık benim hakkımda senin bir nimetin, bir terbiye hakkın yoktur. Benim terbiyem, kavuştuğum nimet, kendi validem, kendi kavmim tarafındandır, seninki bir kuru isimden ibarettir. Binaenaleyh bana minnete bulunup durma.

23. Firavun dediki: Âlemlerin Rabbi nedir?

23. Bu mübârek âyetler, Hz. Musa ile Firavun arasında cereyan eden bir konuşmayı bildiriyor. Allah’ın Rablığının bütün kâinatıkuşatmış olduğunu tebliğ buyurmaktadır. Şöyle ki: Musa Aleyhisselâm, Rabbim bana hikmet, Peygamberlik ihsan buyurdu deyin (Firavun) suale kalkışarak (dedi ki:) Ya Musa!. (âlemlerin Rabbi nedir?.) Kendisinin elçisi olduğunu iddia ettiğin Rabbin nasıl şeydir, öyle bir Rab mevcut mudur?.

24. Musa Aleyhisselâm da dediki: Göklerin ve yerin ve bunların arasında bulunanların Rabbidir, eğer siz yakinen bilir kimseler oldunuz iseniz.

24. Bütün kâinat, O yüce Rabbin varlığına şahitlik ettiği, Firavun’un vicdanı da öyle Kerem sahibi bir yaratıcının varlığını inkâra güç yetiremeyeceği halde yalnızca bilmemezlikten gelir gibi görünerek âlemlerin Rabbinin neden ibaret olduğunu sual eden öyle inkârcı birine cevaben Musa Alyehisselâm da (Dedi ki:) o yüce Rabbi (göklerin ve yerin ve bunların arasında bulunanlarm Rabbidir) bütün bu varlıklar, o ezeli yaratıcının birer kudret eseridir. (eğer siz yakinen bilir kimseler oldunuz iseniz) Eşyanın hakikatları güzelce anlayabilmek kabiliyetine sahip bulunmuş iseniz, Cenab-ı Hak’kın bu Rabliğini de, onun kâinatın yaratıcısı olduğunu da anlamanız icabeder. Biz yaratıklar, âlemlerin Rabbi’nin mahiyetini bilip tâyin etmeğe muktedir ve onunla mükellef değiliz, biz onun mukaddes varlığına, kudret ve yüceliğine şahitlik eden sonsuz yaratılış eserlerini gönmekteyiz. Gözlerimizin önünde parlayan bütün bu muazzam eserler, o Kerem sahibi Rabbin Rablığı’na açıkça şahitlik ve işaret edip durmaktadır.

25. Firavun Etrafında olanlara dediki: İşitiyor musun?

25. Firavun, Hz. Musa’nın bu pek hikmetli cevabını işitince endişeye düştü, kavminin kalplerine bu cevabın tesir edeceğinden korktu. (Etrafında olanlara) kavminin eşrafından olup beşyüz kadar bulunanerkeklere (dedi ki: İşitiyor musun?.) Musa nasıl bana bir cevapta bulunuyor?. Benim Rabliğimi inkâr ediyor, bizzat mevcut olan gökleri, yerleri vesaireyi bir Rabbin, eseri sanıyor.

26. Musa Aleyhisselâm da dediki: O, sizin Rabbinizdir ve sizin evvelki atalarınızın Rabbidir.

26. Musa Aleyhisselâm da, Firavun’un öyle materyalist olan bir kâfirin hayretine, ahmakça lakırdısına mahal olmadığına işaret için (dedi ki:) Ey Firavun. O Àlemlerin Rabbi (sizin) de (Rabbinizdir ve sizden evvelki atalarınızın) da (rabbidir) sizlerin bizzat mevcut olmayıp birer yaratılış eseri olduğunuz açık değil midir?. Siz, varlığınızın kendinizden olup başkasına ihtiyacınızın olmadığını iddia edebilir misiniz?. Sizlerin sonradan meydana geldiği bilinmektedir, o halde nasıl olur da Rablik iddiasında bulunabilirsiniz?. Nedir sizdeki bu cehalet, bu inkâr!.

27. Firavun da dediki: Size gönderilmiş olan elçiniz, şüphe yok ki, elbette bir mecnun dur.

27. Hz. Musa’nın bu pek susturucu olan hitabına rağmen o inkârcı Firavun yine küfründe ısrar ederek kavmine zorbalık yoluyla (Dedi ki: Size) sizin gibi akıllı olan kimselere (gönderilmiş olan elçiniz, şüphe yok ki, elbette bir mecnundur) artık o size nasıl elçi olabilir?.

28. Hazreti Musa da dediki: O, doğunun ve batının ve bunların aralarında olanların Rabbi dir. Şayet aklınızı kullanırsanız.

28. Hz. Musa da onların o alay etmelerine karşı daha açık bir şekilde cevap yererek (Dedi ki:) Ey Firavun!. O tasdik etmediğin âlemlerin Rabbi (doğunun ve batının ve bunların arasında olanların Rabbidir) bütün bu kâinat, bunlardaki enteresan ve güzel değişmeler, ışıldamalar O yüce Rabbin birer kudret eseridir. Ondan başka yaratıcı, Mabûd yoktur (eğer siz akıllıca düşünür iseniz) bu hakikatianlarsınız. Sizin sualinize karşı bundan daha uygun cevap olamaz. Bizler Allah’ın hakikatini ve mahiyetini târif ve tağyire muktedir değiliz, onun varlığı, birliği kudret ve yüceliği onun eseriyle görünüp durmaktadır. İşte gözlerimize çarpan bu kâinat safhaları da o Yüce Rabbin birer kudret eseridir, Allah olduğunun birer delilidir. Artık bundan daha münasip daha açık ne cevap olabilir?. Eğer aklınız var ise bunu takdir ederek Allah’ın Rabliği’ni tasdik etmeniz icabetmez mi?.

29. Firavun dediki: Andolsun, eğer benden başka ilâh edinmiş isen elbette seni zindana atılmışlardan kılarım.

29. Bu mübârek âyetler de Hz. Musaya karşı Firavun’un tanrılık iddiasında bulunduğunu bildiriyor. Musa Aheyhisselâmın da onu reddederek kendi iddiasının doğruluğunu, Allah’ın birliğinin sabit olduğunu isbat etmek için iki muazzam mucize göstermeye muvaffak olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Musa Aleyhisselâm’ın ileri sürdüğü o kuvvetli delilleri, onun o azim ve sebatını Firavun görünce şiddet göstermek yolunu tercih etti. (Dedi ki: Andolsun) Ey Musa!. (Eğer) sen (benden başka tanrı edinir isen) başkasının tanrılıkla, rablıkla vasıflanmış olduğuna inanmış isen (elbette seni zindana atılmışlardan kılarım) seni de onlar gibi en korkunç en helâk edici bir zindana sevkederim. Artık en büyük bir tehlikeye, felâkete maruz kalmış olursun.

30. Musa Aleyhisselâm da dedi ki: Ben sana apaçık bir şey getirmiş olunca da mı beni zindana atacaksın!

30. Musa Aleyhisselâm da o meluna cevaben (dedi ki: Ben sana apaçık bir şey getirmiş olunca da mı?.) kendi iddiamın doğruluğunu gösteren, Rabliğin yalnız Allah Teâlâ’ya mahsus olduğuna ve onun tarafından benim elçi gönderilmiş bulunduğuna şahitlik edecek en muazzam mucizeler göstermeye harekettebulunacaksın?.. Sen öyle bir zulmün neticesini hiç düşünmez misin?.

Yorum Yap