ŞUARA SURESİ

151. Ve aşırı gidenlerin emrine itaat etmeyin.

151. (Ve) Ey kavmim!. Siz (aşırı gidenlerin emrine itaat etmeyin) öyle haddi aşmış kimselerin sözlerine iltifatta bulunmayınız.

152. Öyle kimseler ki, yerde bozgunculuk yaparlar ve ıslah olmazlar.

152. Çünkü o aşırılar (Öyle kimseler) dir (ki) onlar (bozgunculuk yaparlar) muntazam şeyleri bozmaya çalışır dururlar (ve) onları, yer yüzünde hiç bir şeyi (ıslah eder olmazlar) onların âleme güzel bir nizam ve intimaz vermeğe kabiliyetleri yoktur. Bilakis onlar güzel şeyleri bozar, toplumun düzenini hezimete uğrattılar. Artık o gibi zararlı kimselere itaat edilebilir mi?. “Mizana vur görüştüğün ahbabı elhazer” “Rehber tasavvur eylediğin rehzen olmasın”

153. Dediler ki: Şüphe yok sen çok büyülenmişlerdensin.

153. Bu mübârek âyetler de Semud Kavminin Hz. Salih’i büyülenmiş sanarak onun da kendileri gibi bir insan olduğunu söylemiş olduklarını ve kendisinden doğruluğuna dair mucize istemiş bulunduklarını bildiriyor. Hz. Salih’in de mucize olarak istenilen garip bir deveyi taştan çıkmak suretiyle meydana getirdiğini, onun insanlar ile beraber belirli günlerde su içeceğini, ona dokunulduğu takdirde başlarına bir azabın geleceğini ihtar eylemiş bulunduğunu anlatıyor. Bu ihtara rağmen o deveyi boğazladıkları için o kavmin büyük bir azaba yakalanmış olduklarını, bu hadisenin de büyük bir ibret teşkil ettiğini, Cenab-ı Hak’kın da aziz ve rahim olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Şam ile Hicaz arasındaki “Hicr” denilen yerde bulunan Semud kavmi, Salih Aleyhisselâm’ı tasdik etmeyip (dediler ki: şüphe yok, sen çok büyülenmişlerdensin.) sana defalarca sihir yapılmış, bu cihetle aklına bozukluk gelmiş.

154. Sen başka değil, bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getiriver.

154. Bununla beraber, (Sen başka değil, bizim gibi bir insansın) sen neden aramızda peygamberliğe sahip olmakla seçkin bulunmuş olasın?. (eğer) sen bu peygamberlik iddianda (doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getiriver) senin doğru söylediğine işaret ve şahitlik etmiş olsun.

155. Dedi ki: İşte bu bir dişi devedir. Bunun için bir su içme hakkı vardır, belli bir günün su içme hakkı da sizin içindir.

155. Hz. Salih de o inkârcılara cevaben (dedi ki, işte bu bir dişi devedir) sizin talebiniz üzerine bir hârika olarak büyük bir taştan dışarı çıkmış, bu husustaki duam, Allah katında kabul edilmiştir. Şimdi (bunun için bir su içme hakkı vardır) belli bir su kaynağından bir gün o su içecektir. (belli bir günün su içme hakkı da sizin içindir) Böyle sıra ile o belirli yerdekisuyu içersiniz. Bu mübârek deve kendisine mahsus günde mevcut suyu tamamen içermiş, insanlara mahsus günde ise asla su içmezmiş.

156. Ve buna bir kötülük ile dokunmayın, sizi hemen pek büyük bir günün azabı yakalar.

156. Hz. Salih o kavme şöyle de ihtarda bulundu ki: (ve buna) bu deveye sakın (bir kötülük ile dokunmayın) onu döğmeyin, boğazlamayın, şâyet böyle bir şey yaparsanız (sizi hemen pek büyük bir günün azabı yakalar) o bir hârikadır, bir mucize numunesidir, ona hakaret derhal felâketi gerektirir.

157. Derken onu boğazladılar, sonra pişman olarak sabahladılar.

157. O kavim ise Hz. Salih’in bu ihtarına uymadılar (Derken onu boğazladılar) onu o deveyi kestiler veya kılıç ile bacağına vurup öldürdüler (sonra) bu cinayetlerinin korkunçluğunu anlayarak, kendilerinin helâkine sebep olacağını sezerek (pişman olarak sabahladılar) ne yazık ki, artık pişmanlık faide vermez olmuştu. Çünkü bunlar küfürlerinden tövbe etmiş değil, ancak başlarına bir bela geleceğinden endişeye düşmüş oldukları için öyle pişmanlık göstermişlerdir, artık tövbekâr olmuş olsalar da o tövbe kendilerini kurtaramazdı. Çünkü tövbe tayin edilen azaptan evvel olmalıdır ki, makbul olsun. “Akr” kelimesi, kesmek, yaralamak mânasınadır. Bu cinayeti içlerinden bir şahıs yapmış olsa da buna hepsi de razı oldukları için bu cinayet, o kavmin hepsine nisbet edilmiştir.

158. Artık onları azap yakaladı. Şüphe yok ki, bunda bir ibret vardır. Böyle iken onların çokları îmân etmiş olmadılar.

158. (Artık onları) Bu suikasdlerinden dolayı va’dediler (azap yakaladı) gökten gelen müthiş bir ses ile cümlesi helâk oldu. Yalnız Hz. Salih ile ona ima edenler selâmettekaldılar, Mekke-i Mükerreme’ye girerek orada ibadetle meşgul oldular. (şüphe yok ki, bunda) bu garip kıssada (bir ibret vardır) Allah Teâlâ’nın ve Peygamberlerinin emirlerine muhalefetin ne kadar fecî âkibetlere sebebiyet verdiğine dair büyük bir alamet, işaret vardır. (böyle iken onların çokları îman etmiş olmadılar.) Belki küfürlerinde ısrar edip durdular. Nihayet öyle müthiş bir helâke uğradılar. Bu kıssa için “Araf”, “Hûd” Sûrelerine de bakınız!.

159. Ve muhakkak ki, senin Rabbin elbette o, pek galiptir, pek esirgeyicidir.

159. (Ve muhakkak ki,) Ey Peygamberin en şereflisi!. (senin Rabbin, elbette o) sana sonsuz ihsanına, lütuflarına kavuşturan kerim mabûdun (pek galiptir) her şeyin üstünde hâkimiyete sahip, kudreti sonsuzdur ve o Yüce Yaratıcı (pek esirgeyicidir) kulları hakkında rahmeti pek çoktur. Onun içindir ki, öyle bütün ümmetlere Peygamber göndermiş, onları hallerini düzeltmeye davet etmiş, onlara bir uyanma müddeti vermiş, onları isyanlarından dolayı derhal helâk buyurmamıştır. Artık bütün insanlık, bu ilâhi rahmete lâyık olmaya çalışmalı değil midirler?.

160. Lût kavmi gönderilen Peygamberleri yalanladılar.

160. Bu mübârek âyetler de Lût kavminin Peygamberlerini yalanladıklarını bildiriyor. Hz. Lût’un da onları sakınmaya, itaate davet ettiğini, onlardan bir mükâfat beklemediğini söylediğini ve onların eşlerini bırakıp da erkeklere musallat olmalarının ne kadar gayrı meşru rezilce bir hareket olduğunu kavmine ihtar buyurmuş olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Diğer kavimler gibi (Lût kavmi de) kendilerini hak dine davet, temizlik yoluna göndermek için (gönderilen Peygamberleri yalanladılar.) onların risaletini tasdik etmeyip onlara muhalefetden geri durmadılar.

161. O vakit ki, onlara kardeşleri Lût dedi ki: Korkmaz mısınız?

161. (O vakit ki, onlara) Bir beldede oturma ve evlilik itibariyle (kardeşleri) bulunan (Lût) Aleyhisselâm (dedi ki:) Ey kavmim!. Siz bu çirkin hareketlerinden dolayı Cenab-ı Hak’tan (Korkmaz mısınız?.) onun şiddetli azabıni düşünüp titremez misiniz?. Hz. Lût, İbrahim Aleyhisselâm’ın kardeşinın oğludur. Onunla beraber Bâbil diyarından Şam tarafına geçmişti. Sonra “Sedum” nahiyesi ahalisine Peygamber gönderilmiş, orada evlenerek aralarında bir akrabalık meydana gelmişti. İşte bu itibarla onların kardeşi denilmiştir.

162. Muhakkak ki, ben sizin için güvenilir bir Peygamberim.

162. Hz. Lût, o kavme hitaben buyurdu ki: Ey kavmim!. (Muhakkak ki, ben sizin için emin bir Peygamberim.) Sizi, hiyanetten beri, doğrulukla vasıflanmış olduğum halde irşada, meşru şekilde harekete sevketmek istiyorum, bana muhalefet etmeniz, elbetteki uygun olamaz.

163. Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.

163. (Artık Allah’tan korkun) O’na isyanda bulunmayın (ve bana itaat edin) çünkü benim emirlerime, tavsiyelerime, uymanız, sizin kurtuluşunuza sebep olacaktır.

164. Ve buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim mükâfatım başkasına değil ancak âlemlerin Rabbine aittir.

164. (ve) Ey kavmim!. Biliniz ki, ben (buna karşı) sizi böyle Allah’ın dinine davet, ahlâki temizlikle vasıflanmaya teşvik ettiğimden dolayı (sizden bir ücret istemiyorum) ki, beni itham edesiniz, öyle bir ücretten dolayı size nasihat verdiğime inanasınız. (benim mükâfatım) başkasına değil (ancak âlemlerin Rabbine aittir) ben yalnız o kerem sahibi mabuttan lütuf ve ihsan beklemekteyim, benimükâfata kavuşturacak ancak o Yüce Yaratıcıdır.

165. Siz insanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?

165. Hz. Lût, o kavmi kınamak için şöyle de buyurdu: (Siz insanlar içinden) insanlar arasından (erkeklere mi gidiyorsunuz?.) şehvetinizi tatmin için öyle gayrı meşru bir muameleyi mi işliyorsunuz?

166. Ve Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz da. Hayır, siz haddi aşan bir kavimsiniz.

166. (ve Rabbinizin sizin için yarattığı) kendilerinden nikâh ile yararlanmaya, istifadeye müsaade buyurduğu (eşlerinizi bırakıyorsunuz da..) öyle erkekler ile şehvetinizi teskin etmek istiyorsunuz.. Bu ne kadar alçaklık!. (Hayır.. Siz haddi aşan) meşruluk dairesinden çıkan fazla günahkâr olan (bir kavimsiniz) sizin o çirkin hareketiniz, temiz insanlarda değil, hayvanlarda bile görülemez. Nedir bu sapıklık, nedir o kadar şehvetlere düşkünlük?.

167. Dediler ki: Ey Lût! Andolsun ki, eğer sen nihayet vermezsen elbette çıkarılmışlardan olacaksın.

167. Bu mübârek âyetler de Lût Aleyhisselâm’a karşı kavminin nasıl bir tehditte bulunduğunu ve o Yüce Peygamberin de onlara verdiği cevabı bildiriyor. Ve o kavmin başına nasıl müthiş bir azabın gelmiş olduğunu ve bundan kimlerin kurtulmuş bulunduğunun ve bu kıssanın da büyük bir ibreti içerdiğini, Cenab-ı Hak’kın da kudret ihsanını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Lût Aleyhisselâm’ın o kadar iyiliksever nasihatlarına karşı o ahlâksız kavim (Dediler ki: Lût! Andolsun ki, eğer sen) bizi kınamaya veya bizi yaptığımızdan alıkoymaya, yâhut peygamberlik iddiasında bulunmaya (nihayet vermezsen elbette) sen bizim bu yurdumuzdan(çıkarılmışlardan olacaksındır.) seni fecî bir şekilde sürgün ederiz. Demek onlar, başkaları hakkında da zalimce bir muamelede bulunuyorlarmış.

168. Dedi ki: Şüphe yok, ben sizin işlediğiniz şey için buğz edenlerdenim.

168. Hz. Lût da onlara cevaben (Dedi ki: Şüphe yok ben sizin işlediğiniz şey için) öyle haram, edepsizce muamelelerden dolayı şiddetle (buğz edenlerdenim) ben bu buğzumu göstermekten geri duramam. Gayrı meşru bir şeye karşı müsamahada bulunmak, onun kötülüğünü uhrevî sorumluluğunu söylememek yüce bir Peygambere lâyık olmaz.

169. Yarabbi! beni ve ehlimi onların yapa geldikleri şeyden kurtar.

169. Artık Lût Aleyhisselâm o kavmin düzeltilmesinin mümkün olmadığını anlamış, öyle ahlâksız kimseler ile bir beldede oturmayı çirkin görmüş, onların kötü çevrelerinden kurtulmak arzusunda bulunmuş olmakla Cenab-ı Hak’ka yalvarmaya başlayarak dedi ki: (Yarabbi!. Beni ve ehlimi) aile fertlerimi (onların) o inkârcı, o kötü ahlâk sahibi kimselerin (yapar oldukları şeyden) o çirkin amellerinin kokusundan (necata erdir) bizi kurtar.

170. Artık onu ve ailesini tamamen kurtardık.

170. Cenab-ı Hak da buyuruyor ki: (Artık onu) Lût Aleyhisselâm’ı (ve ehlini) ailesini ve kendisine dinen tâbi olanları (kurtuluşa erdirdik) o kavme azabın yaklaştığı bir sırada bu zatları onların aralarından çıkararak bir selâmet sahasına kavuşturduk.

171. Ancak bir kocakarı geri kalanlar için de kaldı.

171. (Ancak bir kocakarı) Hz. Lûtun kendisine îman etmemiş olan bir eşi (geri kalanlar içinde) kaldı, o da o kavim gibi helâke uğramış bulundu. Çünkü bu kadın, o kavme eğilimgöstermiş, onların kötü amellerine razı bulunuyormuş. Bu cihetle kurtuluşa erenlerin arasından ayrılmış, O da o kavim gibi helâke maruz kalmıştı. Diğer bir rivayete göre bu kadın da her ne kadar Lût Aleyhisselâm ile beraber o beldeden çıkmış ise de kötü itikadından dolayı onun başına bir taş isabet ederek helâkine sebebiyet vermiştir.

172. Sonra geri kalanları helâk ettik.

172. Evet.. Hak Teâlâ Hazretleri buyuruyor ki: (Sonra) Lût Aleyhisselâm’ın o beldeden ayrılmasını müteakip, orada kalıp Hz. Lût’tan (geri kalanları, helâk ettik) onları şiddetli bir azap ile mahv ve yok ettik. Şöyle ki: Onların başlarına havadan taşlar yağdırılmış, yurtları da zelzele ile altüst olmuştur. İşte buyuruluyor ki:

173. Ve onların üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Artık ne fena oldu korkutulmuşların yağmuru!

173. (Ve onların) O geri kalanların (üzerlerine) görülmemiş bir şekilde pek şiddetli (bir yağmur yağdırdık) kibrit gibi ateşli taşlar yağmış oldu. (artık ne fena) Bir yağmur (oldu, o korkutulmuşların) vaktiyle Peygamberleri tarafından sakındırılıp korkutuldukları halde bundan ders almayan o kimselerin (yağmuru!.) onların hepsini helâk edip gitti. Bu kıssa için “Hicr” ve “Hud” sûrelerine de bakınız!.

174. Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların çokları iman etmediler.

174. (Şüphe yok ki, bunda) Lût Aleyhisselâm’a tâbi olanların kurtuluşunda, muhaliflerin de öyle şiddetli bir helâke uğramasında (elbette bir ibret vardır) Peygamberlere muhalefetin ne kadar facialara sebebiyet verdiğine dair büyük bir işaret ve alamet mevcuddur. (Halbuki, onların çokları inanmadılar.) Böyle bir âkibeti düşünmediler, öyle bir felâketin kendilerine geldiğini anladıkları halde yine Peygamberlerini tasdik etmiş bulunmadılar.Nitekim bu gibi ibret verici kıssaları işitip birnice felâketleri gören birçok kimseler de vardır ki, bunlardan bir ibret dersi alarak itikatlarını düzeltmez hareketlerini güzelce tanzim etmez bir halde bulunmaktadırlar.

175. Ve muhakkak ki, senin Rabbin elbette o, mutlak galiptir, merhamet sahibidir.

175. (Ve) Ey Peygamberlerin efendisi!. Muhakkak ki, (senin Rabbin, elbette o) Yüce Yaratıcı (azizdir) din düşmanlarını kahretmeğe her şekilde kâdirdir ve o kerem sahibi mabûd (rahimdir) dindar ve iyi kulları hakkında lütuf ve ihsanı sonsuzdur. Artık öyle ortak ve benzerden uzak, bütün kudret ve yüceliğe sahip, rahmet ve lütufta vasıflanmış bir Yüce Yaratıcıya isyandan kaçınmak, onun mukaddes dininin hükümlerine her durumda riayet etmek icabetmez mi?.

176. Eyke halkı da peygamberleri yalanladılar.

176. Bu mübârek âyetler de Şüayb Aleyhisselâm’ın kavmi tarafından yalanlanmış olduğunu, ve o muhterem Peygamberin de onları takvaya itaate davet ettiği ve kendilerinin bir mükâfat beklemediğini söylemiş bulunduğunu bildiriyor. Ve o kavmine alışverişlerinde doğruluktan ayrılmamalarını, insanların haklarına tecavüz etmemelerini ihtar ederek Cenab-ı Haktan korkmalarını emir ve tavsiye buyurmuş olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Eyke halkı) yani: Medyen şehri civarında bulunan ve “gayze” de denilen bir mahaldeki topluluk (da peygamberleri yalanladılar) kendilerine gönderilen Peygamberlerin risaletini kabul etmediler.

177. O vakit ki, onlara Şuayb dedi ki: Sakınmaz mısınız?”

177. (O vakit ki, onlara) O Eyke’deki topluluğa (Şüayb) Aleyhisselâm (dedi ki:) Ey cemaat!. (sakınmaz mısın?.) Neden Allah’tan sakınmıyor musun? Bir kısmı müstesna, onlar ile ayrıbelde halkından değildir, aralarında dînen olmadığı gibi nesep yönünden de bir kardeşlik yok idi, bunun içindir ki, “onların kardeşleri” denilmemiştir. Filhakika Hz. Şüayb, İbrahim Aleyhisselâm ile beraber Şam’a hicret etmiş olan mümin bir kabileye mensuptur, büyük annesi, Lût Aleyhisselâm’ın kızıdır. Kendisi “Medyen” şehri ahalisine Peygamber gönderilmiş olduğu gibi çölde “Eyke” halkına da Peygamber gönderilmişti. Medyen’de iken bir kızını Musa Aleyhisselâm’a vermişti.

178. Şüphe yok ki, ben sizin için güvenilir bir elçiyim!

178. Hz. Şüayb, Eyke’lilere şöyle dedi: (şüphe yok ki, ben sizin için emin) Hiyanetten uzak, ciddiyetle nitelenen (bir elçiyim) Allah tarafından gönderilmiş bir Peygamberim, bunun içindir ki, size karşı peygamberlik görevimi yerine getirmeye çalışıyorum.

179. Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.

179. (Artık) Ey Cemaat!. (Allah’tan korkun) Onun dinî hükümlerine aykırı hareketlerde bulunmayın (ve bana itaat edin) sözlerimi tutun, gösterdiğim selâmet yolunu takibe başlayın.

180. Ve onun üzerine sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak âlemlerin Rabbine aittir.

180. Ben sizi Allah rızası için irşada, ıslaha çalışıyorum (Ve onun üzerine sizden bir ücret istemiyorum.) hatırınıza öyle bir şey gelmesin (Benim ecrim) mükâfatım (ancak âlemlerin Rabbine aittir.) bütün âlemleri yaratan, besleyen, rızıklandıran o Yüce Yaratıcı, bana da lâyık olduğum mükâfatı ihsan buyurur, sizlere bir ihtiyacım yoktur. “Bütün Peygamberlerin ümmetlerine bu şekilde hitabedip onları takvaya, itaate davet etmeleri gösteriyorki: O mübârek peygamberlerin gönderilmelerindeki gaye, aynıdır, İnsanları, Allah’ı tanımaktan haberdar etmektir, insanlrıhakka, hukuka riayetkâr kılmaktır, insanlar Allah korkusu ile, hakka itaatle yüce bir mertebeye yükseltmektir, ve kendi yüce vazifelerini, kimseden bir menfaat beklemeksizin sırf Allah rızası için yapmakta olduklarını ifade ederek haklarında yanlış düşünceler meydan vermemektir. Velhasıl: Bütün Peygamberler, aynı gayeye yönelmiştirler, hepsi de dinî esasları ve İslâm inancı itibariyle birdirler, aralarındaki bazı ihtilâflar ise tâli hususlara aittir, zamanlardan uzaktırlar, hepsinin de gayesi birdir, pek yücedir. İnandık!.

Yorum Bırakın