ŞUARA SURESİ

121. Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların çoğu, îmân etmiş olmadılar.

121. Artık ey insanlar!. (şüphe yok ki, bunda) Hz. Nuh’un öyle duasında ve bir müddet mühlet vermekte, sonra da inananları kurtuluşa erdirip dinsizleri helâk etmekte (elbette bir ibret vardır) o hâdiseleri gören veya işiten kimseler için büyük bir öğüt, biruyanma vesilesi mevcuttur. (halbuki, onların ekserisi) bu gibi hâdiseleri bilen insanlardan bir çokları (îman etmiş olmadılar) yine küfürlerinde devam ederek Allah’ın kahrına lâyık bulundular. Nuh Aleyhisselâm’ın inkârcı olan kavmi, bu gibi bir azabın ilk alametlerini gördükleri halde o müthiş tarihi hadiseyi işitip bilenlerden de birnice kimseler, yine dinsizliklerinde devam etmekte, bundan ibret dersi almayıp yine îman dairesine can atmaktan uzak bulunmaktadırlar.

122. Ve muhakkak ki, Rabbi n, elbette o, mutlak galiptir, merhamet sahibidir.

122. (Ve muhakkak ki Rabbin) Ey Peygamberlerin sonuncusu!. Sana ihsanı pek çok olan, sana tâbi olanları günden güne arttıran, senin kudretini daima yükselten kerim mabûdun (elbette o) Yüce Yaratıcın (azizdir) dinsizleri helâke götürmeye, inananları da kurtuluşa eriştirmeye kâdirdir. Ve o Kerim Yaratıcı (rahimdir) kulları hakkında merhameti pek çoktur. Onun içindir ki, onları irşad ve selâmete ulaştırmak için Peygamberlerini göndermiştir. Ne yazık ki, bir çok kimseler, bu ilâhi lütfu takdir edemiyerek kendilerinin maddî ve manevî helaklerine sebebiyet venmişlerdir. İşte diğer Peygamberlere ait kıssalarda bunu göstermektedir.

123. Ad kavmi de gönderilen elçileri yalanlayıverdi.

123. Bu mübârek âyetler de Ad Kavminin kendilerini Allah’ın dinine davet eden Hud Aleyhisselâm’ı yalanladıklarını bildiriyor, o mübârek Peygamberin de onlara takva ile itaat ile emin ettiğini ve onlardan bir mükâfat beklemediğini bildirmiş olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ad) kavmi de Nuh Aleyhisselâm’ın kavminden sonra yeryüzünde yerleşmiş, kuvvet, ve sahibi olmuşlardı. Onlar da ilâhi dine muhalif bir cephe almış, küfür içinde kalmışlardı. O kavmin ilk pederinin ismi”Ad”olduğundan kendilerine de bu isim verilmiştir. Bu kavim de kendilerine (gönderilen elçileri yalanladılar) kendi Peygamberleri olan Hud Aleyhisselâm’ın mucizelerinden yüz çevirerek onun peygamberliğini tasdik etmediler.

124. O vakit ki, onlara kardeşleri Hud dedi ki: Korkmaz mısınız?

124. (O vakit ki, onlara) nesep yönünden (kardeşleri Hud) Aleyhisselâm (dedi ki: Korkmaz mısınız?.) sizi yaratan yaratıcınızın azabını düşünmez misiniz? Ki, ona ibadet etmiyorsunuz da sizlere bir faide ve zarar vermeğe kâdir olmayan şeylere tapınıp duruyorsunuz!.

125. Şüphe yok ki, ben sizin için bir güvenilir elçiyim.

125. (Şüphe yok ki ben) Allah katından (sizin için) gönderilmiş (bir güverilir elçiyim.) bundan dolayıdır ki, sizi irşada çalışıyor, sizi bâtıl şeylere ibadetten men etmek istiyorum. Ben emrolunduğum hükümleri saklamaksızın, onlara muhalefet etmeksizin size tebliğ ediyorum.

126. Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.

126. (Artık) üzerime düşen bu peygamberlik vazifesi sebebiyledir ki, size (Allah’tan korkun ve bana itaat edin) demekte bulunuyorum. Binaenaleyh size tebliğ ettiğim ilâhi hükümlere riayetten ayrılmayın, ben sizden bunu istiyorum, yoksa sizden bir menfaat beklemiyorum.

127. Ve buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim mükâfatını ise ancak âlemlerin Rabbine aittir.

127. (Ve buna karşı) sizi böyle Allah’ın dinine davet ettiğine karşılık (sizden bir ücret istemiyorum.) öyle bir zanna düşmeyiniz. Çünkü (benim mükâfatım) kavuşacağım sevap (ancak âlemlerin Rabbine aittir) o Keremsahibi mabûddur ki, kullarını güzel amelleri, iyilik sever hareketleri karşılığında ilâhi lütuflarına kavuşturur.

128. Siz her yüksek tepede bir alâmet bina edip eğlenir misiniz?

128. Bu mübârek âyetler de Hz. Hud’un kavmine karşı onların kavuştukları bir çok nimetleri hatırlatarak onların zalimce ve inkârcı şekildeki hareketlerini kınamış ve kendilerini uhrevî azap ve tehdit etmiş olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Ad kavmi!. (Siz her yüksek tepede) her yüksek mekânda veya iki dağ arasındaki geniş bir yolda (bir alâmet) kendi kuvvet ve servetinizi gösterecek bir nişan, bir işaret (bina edip) yoldan geçip gidenler ile (eğlenir misiniz?.) Bu ne kadar ahlâaka aykırı bir muamele!. O kavim, yaptıkları o muhteşem binalarıyla iftihar ederlermiş ve o binaların önünden geçip Hud Aleyhisselâm’ı ziyarete gidenler ile eğlenip alay ederlermiş.

129. Ve bir takım sağlam köşkler de ediniyorsunuz. Sanki daimî kalacaksınız?

129. (Ve) Ey öyle maddî bir varlıkla iftihar eden kavim!. (bir takım sağlam köşkler de) veya kal’alar da yahut havuzlar da (ediniyordunuz) öyle sağlam eserler de vücude getiriyorsunuz, bunlar ile iftihar ediyorsunuz (sanki) dünyada (daima kalacaksınız?.) hiç ölmeyip onlardan mahrum kalmayacaksınız?. Bu ne derece gaflet!. Boş bir ümit!.

130. Ve şiddetle tutup yakaladığınız zaman, zorbalar olarak şiddetle yakalamış oldunuz.

130. (Ve) Ne kadar kötü bir harekettir ki, ey kavim!. Siz bir kimseyi (şiddetle tutup yakaladığınız zaman) yani: Her hangi bir düşmanınız! Döğmek veya öldürmek için yakalamak istediğiniz zaman siz acıma ve merhametten mahrum (zorbalar olarak) o kimseyi (gılzetle) şiddetle (yakalamış oldunuz)sizin bu muamelenizde bir terbiye etme kasdi bulunmaz, bunun âkibeti düşünüp dikkate almış olmazsınız.

131. Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.

131. (Artık) uyanın, durumunuzun kötülüğünü düşünüp (Allah’tan korkun) öyle zalimce hallerde bulunmayın (ve bana itaat edin) size tebliğ ettiğim şeylere riayette bulunur, o sizin için en faidelidir.

132. Ve o zâttan korkunuz ki, bildiğiniz şeylerle size yardım etti.

132. (Ve) Ey kavim!. (o zattan) O Kerem sahibi yaratıcıdan (korkunuz ki, bildiğiniz şeyler ile) ellerinizde olan çeşitli nimetler ile (size yardım etti) bu, sizce de bilinen bir hakikattir.

133. Size davarlar ile ve oğullar ile yardım etti.

133. Evet.. Ey kavim!. O âlemlerin Rabbi (Size enam ile) at, deve, koyun, sığır gibi kendilerinden istifade ettiğiniz dört ayaklı hayvanlar ile (ve oğullar ile yardım etti) o ehli hayvanlardan faidelenirsiniz ve oğullarınızdan yardım görürsünüz. Bunlar ne büyük birer nimet!.

134. Ve bağlar ile ve ırmaklar ile yardım etti.

134. (Ve) O Kerem sahibi yaratıcı size (bağlar ile ve ırmaklar ile) de yardım etti, bağlardan, bostanlardan ihtiyacınızı temin edersiniz, ırmaklar ile bağlarınızı, bahçelerinizi sularsınız, sularından içer, istifade edersiniz. Artık bu kadar çeşitli nimetlerin değerini bilip bunları size ihsan buyurmuş olan Yüce Yaratıcıyı birleyip kutsamakla O’na şükürde bulunmanız icabetmez mi?. Siz ise bunun aksini tercih etmiş bulunuyorsunuz.

135. Şüphe yok ki, ben sizin üzerinize pek büyük bir günün azabından korkarım.

135. Ey inkârcı, nimete karşı nankörlükle vasıflanmış kavim!. (şüphe yok ki,) Siz nâilolduğunuz nimetlerin değerini bilmez, şükrünü yerine getirmez, durumlarınızı düzeltmeye çalışmaz, böyle inkârcı bir halde yaşar iseniz (ben sizin üzerinize pek büyük bir günün azabından korkarım) öyle bir azaba dünyada da, ahirette de mâruz kalırsınız. Çünkü nimete nankörlük, azabı ve nimetin yok olmasını gerektirir. Ne hayırlı bir tavsiye.

136. Dediler ki, öğüt versen de veya öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir.

136. Bu mübârek âyetler de Hud Aleyhisselâm’ın nasihatlarını kabul etmeyen kavmin o yüce Peygambere karşı ne gibi bir inkârcı iddialarda bulunmuş olduklarını bildiriyor, nihayet o kavmin o yalanlamaları yüzünden helâke uğramış olduklarını ve Cenab-ı Hak’kın da kudret ve rahmetini beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ad kavmi, Hz. Hud’a (Dediler ki:) sen bize (öğüt versen de) bizi korkutsan da, bizi men’e çalışsan da (veya öğüt verenlerden olmasan da) hiç bize nasihat verebilecek kimselerden olmasan da (bizce birdir) çünkü biz kendi kanaatimizi, kendi hareketimizi değiştirmeyiz.

137. Bu, evvelkilerin âdetinden başka bir şey değildir.

137. Ve o kavim, şöyle de dediler: (Bu) Senin bize din adına tebliğ ettiğin şey (evvelkilerin) eski kimselerinde (âdetinden başka bir şey değildir) onlar da böyle şeyleri ona-buna telkin eder dururlardı. Yahut demiş oluyorlardı ki: Bu bizim üzerinde bulunduğumuz din, eski kavimlerin de dinleri, âdetleri idi, biz de onlara uymuş bulunuyoruz. Artık senin tebliğ ettiğin dinî kabul edemeyiz. Veyahut demek istemişlerdi ki: Bizim üzerinde bulunduğumuz vaziyet, yaşamak, ölmek evvelkilerin de âdetidir. Bir kısmı yaşar, bir kısmı ölür bir takımı, zengin bulunur, bir takımı da fakirliğe mâruz kalır, bunlar hayat ve dünya gereğidir. Artık öğüt vererek bizleri bu gibi şeyler ile korkutma.

138. Ve bizler azaba uğratılacak da değiliz.

138. (Ve) Bununla beraber (bizler azaba uğratılacak da değiliz) yaptığımız şeylerden dolayı kimse bize azab edemez. Çünkü biz kuvvetliyiz ve yiğit kimseleriz, kendimizi müdafaa edecek belagate, ilim ve fazilet itibariyle üstünlüğe sahibiz.

139. Artık onu yalanladılar, biz de onları helâk ettik. Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibret vardır ve onların çoğu îmân etmiş olmadılar.

139. (Artık) O inkârcı kavim (onu) Peygamberleri Hz. Hud’u (yalanladılar) bunda ısrar edip durdular. Cenab-ı Hak da buyuruyor ki: (biz de onları helâk ettik) dünyada “serser” rüzgârı ile mahv ve perişan eyledik. (şüphe yok ki, bunda) her asırdaki inkârcıları helâk etmekte ve tasdik edenleri de kurtuluşa erdirmekte (elbette bir ibret vardır) kendilerinden sonrakiler için büyük bir nasihat mevcuttur. (ve onların) o sonradan gelenlerin (çoğu îman etmiş olmadılar.) o kendilerine nakil ve hikâye edilen müthiş tarihi olaylardan, felâketlerden bir ibret dersi almadılar. Artık Ey Son Peygamber!. Sen de kavminin arasında öyle inkârcı kimselerin bulunmasından dolayı üzülme. İnsanlık silsilesinden bu gibi inkârcı hareketler daima görülmüştür. İşte Kur’an-ı Kerim’deki kıssalar bunu göstermektedir. Ad kavmi için (Elhakka) Sûresine de bakınız!.

140. Ve muhakkak ki, senin Rabbin elbette o, mutlak galiptir, merhamet sahibidir.

140. (Ve) Ey Peygamberlerin en şereflisi!. (muhakkak ki, senin Rabbin elbette o) Yüce Yaratıcı (azizdir) inkârcılardan, âsilerden intikam almaya onlara, azap etmeye kâdirdir ve Kerem Sahibi mabûd (rahimdir) kullarını nice nimetlere nâil buyurmaktadır. Onlara Peygamberlerin gönderilmiş, nasihatların verilmiş olması da birer ilâhi rahmet eseridir.

141. Semud kavmi de gönderilmiş olan Peygamberleri yalanladılar.

141. Bu mübârek âyetler de Semûd kavminin Peygamberlerini yalanlamış olduklarını bildiriyor. Onlara Peygamber gönderilmiş olan Salih Aleyhisselâm’ın da onları sırf Allah rızası için sakınmaya itaate davet etmiş bulunduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: “Hicr” mevkiinde bulunan (Semud) kavmi de kendilerine (gönderilmiş olan Peygamberlerini yalanladı) o muhterem zatları yalan soylüyorlar sanarak onları tebliğlerini kabulden kaçındılar.

142. O vakit ki, onlara kardeşleri Salih dedi ki: Korkmaz mısınız?

142. (O vakit ki, onlara) Nesep yönünden (kardeşleri olan Salih) Aleyhisselâm (dedi ki:) Ey Allah’ın dinini kabul etmeyen kimseler!.. Siz (korkmaz mısınız?.) Allah Teâlâ’nın azabını düşünerek titremez misiniz?. Nedir bu sizdeki îmandan mahrumiyet!.

143. Şüphe yok ki, ben size gönderilmiş bir güvenilir elçiyim.

143. (Şüpe yok ki, ben size) Tarafı ilâhiden gönderilmiş (bir emin) uhdesine düşen risalet vazifesini kemali sadakatle ifaya çalışan bir (resulûm) bunun içindir ki, size icabeden ahkâmı tebliğ ve tavsiye ediyodum.

144. Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.

144. (Artık) Ey kavmim!. (Allah’tan korkun) onun dinine muhalefete cür’et etmeyin, sonra onun azabından kendinizi nasıl kurtarabilirsiniz?. (ve bana itaat edin) size Allah tarafından getirip tebliğ ettiğim şeylerde bana muhalif bir cephe almayınız, beni inkâra cür’et göstermeyiniz.

145. Ve onun üzerine sizden bir ücret istemiyorum, benim mükâfatını ancak âlemlerin Rabbbine aittir.

145. (Ve) Ben (onun üzerine) size getirilip tebliğ ettiğim şeye karşı peygamberlik vazifemi yerine getirme karşılığında (sizden birücret istemiyorum) bir maddî faide beklemiyorum. (benim mükâfatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.) O kerim olan mâbudum, beni bu vazifemden dolayı mükâfata, sevaplara nâil buyuracaktır, ben sırf onun emrine uymak, rızasını kazanmak için size böyle dinî tebliğlerde, nasihatlarda bulunuyorum. Bu da sizin hakkınızda büyük bir iyilik severlik

146. Siz burada güvenilir kimseler olarak bırakılacak mısınız?

146. Bu mübârek âyetler de Salih Aleyhisselâm’ın kavmini ikaza çalışmış olduğunu gösteriyor, o kavmin öyle nâil oldukları çeşitli nimetler içinde daima yaşayamayacaklarını işaret buyurmuş olduğunu bildıriyor. O kavmi takvaya, itaate davet etmiş, onların yeryüzünde fesada çalışan durumunu düzeltmekten mahrum bulunan aşırı kimselere tâbi olmamalarına tenbih buyurmuş bulunduğunu beyan buyuruyor. Şöyle ki: Hz. Salih, kavmine dedi ki: (Siz burada) Bu yurdunuzda (güvenilir kimseler olarak) bir takım felâketlerden, facialardan korunmuş bir halde bulunarak (bırakılacak mısınız?.) siz ki, Cenab-ı Hak’tan korkmuyorsunuz, onun emirlerine muhalefette bulunuyorsunuz, artık bir takım belalara, felâketlere uğratılmanızdan nasıl emin olabilirsiniz?. Neden böyle bir âkibeti düşünüyorsunuz?.

147. Bağlarda ve ırmaklarda?

147. Evet.. Ey kavmim!. Siz Cenab-ı Hak’kın size birer nimet olmak üzere verdiği (Bağlarda, ve ırmaklarda) daimi bir surette kalacak mısınız?. Bunlardan daima istifade edip duracak mısınız?.

148. Ve ekinlerin ve tomurcukları hoş hurma ağaçlarının içinde?

148. (Ve) diğer çeşitli (ekinlerin ve tomurcukları hoş) veya birbirine bağlanmışyahut güzel, cömert (hurma ağaçlarının içinde) sürekli olarak yaşayıp bunların yok olmasını görmiyecek misiniz?. Neden bu kadar gaflet, nimete karşı nankörlük içinde yaşıyor, istikbalinizi hiç düşünmüyorsunuz?.

149. Ve dağlardan ustaca bir halde evler yontuyorsunuz.

149. Ve siz ki, ey kavmim!. Hak Teâlâ’nın size verdiği bir kuvvet ile (Dağlardan ustaca) inşaat sanatını bilen bir halde (evler yontuyorsunuz) kendinize pek sağlam ikametgâhlar hazırlayabiliyorsunuz.

150. Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.

150. (Artık) bu nimetlere kavuşmanızdan dolayı Cenab-ı Hak’ka şükredin, onun emirlerine muhalefette bulunmayın, daima (Allah’tan korkun ve bana itaat edin) size emir ettiğim hususlarda sözümü tutun. Çünkü benim size emir ve tavsiye ettiğim şeyler sizin faidelerinize, menfaatlarınıza aittir.

Yorum Bırakın