ŞUARA SURESİ

31. Firavun da dedi ki: Haydi onu getir, eğer sen doğru söyleyenlerden isen

31. Hz. Musa’nın bu ihtarına cevaben Firavun da (Dedi ki: Haydi onu) o meydana çıkarmak istediğin hârikayı (getir) bizlere göster (eğer sen) o elçilik iddianda (sadıklardan oldun isen) durma, o harika ile davanı isbat etmiş olursun.

32. Bunun üzerine âsasını bırakıverdi, o hemen bir apaçık ejderha kesildi.

32. Hz. Musa da (bunun üzerine) Firavun’un öyle bir teklifi sebebiyle elindeki (âsasını) yere (bırakıverdi, o) âsa (hemen apaçık) müthiş bir (ejderha kesildi) Firavun’a karşı pek dehşetli bir manzara vücude getirmiş oldu. Nitekim bu mucize: Arâf ve Taha sûrelerinde de zikredilmiştir.

33. Ve elini çekip çıkardı. Hemen o, seyredenlere karşı bembeyaz kesilmiş idi.

33. (Ve) ikinci bir hârika olmak üzere Hz. Musa (elini) yakasından (çekip çıkardı: Hemen o) el (seyredenlere karşı bembeyaz kesilmiş idi) güneşin ışığı gibi etrafa parlaklık saçtı, her tarafı aydınlıklar içinde bıraktı, gözleri kamaştırır bir halde parlayıp durdu.

34. Firavun etrafındaki ileri gelenlere dediki: şüphe yok, bu elbette çok bilgili bir sihirbazdır.

34. Bu mübârek âyetler de Hz. Musa’yı Firavun’un bir sihirbaz sandığını ve onun kendilerini Mısır’dan çıkarmak isteğine inandığına ve etrafındaki ileri gelen ile müşaverede bulunduğunu bildiriyor ve reislerinin tavsiyeleri üzerine sihirbazların muayyen günde toplanmış olduklarını, insanların o topluluğa katılıp sihirbazların galip gelmeleri durumunda onlara tâbi olacaklarını söylemiş bulunduklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Musa Aleyhisselâm’ıngösterdiği o harikaların tesiriyle kavminin îman edeceklerinden korkan Firavun (etrafındaki ileri gelenlere dedi ki:) gördünüz ya, bu gösterilen hârikalar, birer sihir eseridir, (Şüphe yok ki, bu) Peygamberlik iddiasında bulunan Musa (elbette çok bilgili bir sihirbazdır) sihir sanatını çok iyi biliyor.

35. Sizi büyüsü ile yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Artık siz ne emredersiniz?

35. Firavun, artık şaşmıştı, o etrafında bulunanlara dedi ki: Musa -Aleyhisselâm- (sizi büyusüyle) yaptığı sihirlerin tesiriyle (yurdunuzdan çıkarmak istiyor) bu sihirler yüzünden insanlar ona tâbi olacak, o suretle kuvvet bulacak, bizim yerlerimize hâkim kesilecek (artık siz ne emredersiniz?) Ona karşı nasıl bir müdafaada bulunalım?. Utanmadan Rablik iddiasında bulunan Firavun, tutulduğu büyük bir korku tesiriyle artık mevkiini unutmuş, etrafındakileri birer âmir tanımış, onların reylerine ihtiyaç göstermiş, kendisi âdeta onların idareleri altında imiş gibi bir vaziyet almıştı.

36. Dediler ki: Onu ve kardeşini alıkoy: Şehirlerde toplayıcılar yolla.

36. Etrafında bulunanlar da (dediler ki: Onu) Hz. Musa’yı (ve kardeşini alıkoy) onların haklarında yapılacak muameleyi, onlar ile tartışmayı sonraya bırak, onları hemen öldürme, haklarında başka bir muamele yapma (şehirlerde) bulunan sihirbazları (toplayıcıları yolla) onları toplayarak Mısır’a getirsinler.

37. Sana çok bilgin sihirbazlar getirsinler.

37. O toplayıcılar (sana çok bilgin sihirbazları) toplayıp (getirsinler) büyücülükte, ilimde ihtisas sahibi olan kimseleri alıp Mısır’a gelsinler, Musa ile Kardeşine karşı galip gelmeye çalışsınlar.

38. Artık sihirbazlar, belli bir günün muayyen bir vaktinde toplanmış oldu.

38. Bu tavsiye üzerine etrafa toplayıcılar gönderilmiş, birçok sihirbazlar Mısır’a getirilmişti. (Artık sihirbazlar, belli bir günün muayyen bir vaktinde) “Zine Günü” denilen kuş1uk zamanında (toplanmış oldu) iki muhterem Peygambere karşı cephe almak hazırlığında bulunuldu.

39. Ve insanlara da denildi ki: Siz de toplanıyor musunuz?

39. (Ve insanlara da denildi ki) sihirbazların toplanacakları, tartışmaya başlayacakları gün (siz) de umumi olarak (toplanıyor musunuz?.) Elbette öyle bir günde siz de toplanmalısınız.

40. Umulur ki, biz de sihirbazlara tâbi oluruz, eğer galip olanlar, onların kendileri olmuş olursa.

40. İnsanları toplamaya teşvik için şöyle de söylediler: (Umulur ki, biz de sihirbazlara tâbi oluruz) onların dinini tercih ederiz. (Eğer galip olanlar, onların) o sihirbazların (kendileri olmuş olursa) onlar, Musa ile kardeşine galip gelince artık o galip sihirbazları, rehber ediniriz. Artık Musa ile kardeşinin dinine eğilim gösterilmez. O kâfirlerin bu sözleriyle maksatları, sihirhazların dinine tâbi olmak değil belki onları bu mücadeleye fazlaca gayret göstermeğe sevketmek olmuştur. Bir görüşe göre de alay etme yoluyla denilmiş oluyor ki: şâyet sihirbaz olan Musa ile kardeşi bu mücadelede galip gelirlerse onlara tâbi oluruz. Artık buna meydan vermemek için bizim topladığımız sihirbazlar olanca hünerlerini gösteriversinler.

41. Vaktaki sihirbazlar geldi, Firavun’a dediler ki: Eğer galip olanlar bizler olursak bizim için mutlaka bir mükâfat var mı?

41. Bu mübârek âyetler de sihirbazların Mısır’da toplandıkları ve galip oldukları takdirde kendilerinin mükâfata kavuşmalarını Firavun’dan dilemiş ve ondan teminat almış olduklarını bildiriyor. Ve nihayet sihirbazlarınmağlûp olup Hz. Musa’mn gösterdiği muazzam âsa mucizesinden dolayı secdeye atılarak âlemlerin Rabbine îman ettiklerini şöylece beyan buyurmaktadır. (Vaktaki) Mısır’ın bütün etrafındaki beldelerde bulunan (sihirbazlar) Mısır’a (geldi) Firavun’un huzurunda toplandılar (Firavun’a dediler ki:) Eğer Musa ile kardeşine karşı (galip olanlar bizler olursak) galibiyet bizim taraftmızda yüz gösterirse (bizim için mutlaka bir mükâfat var mı?) Sihirbazlar, kendilerinin galip olacaklarını sanmışlardı. Ancak Firavun’un bir mükâfatta bulunmaya sevk için böyle “olursak” diye şüphe edatı ile beyanda bulunmuşlar “sen btze mükâfatta bulunmaz isen biz de arzuna hizmet etmiş olmayız”demek istemiş gibi idiler.

42. Firavun da dedi ki: Evet.. Ve o vakit elbette siz, en yakın kimselerden olacaksınız.

42. Firavun da onların bu sualine cevaben (dedi ki. Evet..) Sizin için mükâfat vardır. (ve o vakit) sizin galip gelmeniz durumunda (elbette siz) benim yanımda (en yakın bulunmuşlardansınız) benim yanımda büyük bir mevkiniz bulunmuş olur.

43. Musa onlara dediki: Siz ne atacaksanız atıveriniz.

43. Vaktaki, müsabaka meydanında toplandılar, sihirbazlar, Hz. Musaya hitaben: Sen mi meydana atacağın şeyi evvelâ atacaksın, yoksa biz mi atalım diye izin isteme nezaketinde bulundular. Hz. (Musa) da (onlara dedi ki: Siz ne atacaksanız atıveriniz) Musa Aleyhisselâm, bununla onların sihirde bulunmalarına müsaade etmiş değil, belki onların sihirlerini ibtâl ile hakkı ortaya çıkarmaya hizmet etmek gayesini temin eylemek istemiştir.

44. Hemen iplerini ve sopalarını atıverdiler ve dediler ki: Firavun’un kudreti hakkı için şüphe yok ki, elbette biz galip olanlarız.

44. Hz. Musa’nın bu teklifi üzerine sihirbazlar(hemen iplerini ve sopalarını) sihir yapmak için hazırlamış oldukları bu şeyleri yere (atıverdiler ve) cahiliye adetinde olduğu hükümdarın adına yemin için (dediler ki: Firavun’un kudreti hakkı için şüphe yok ki, elbette biz galip olanlarız) kendilerinin galibiyetlerine olan kuvvetli kanaatlerini göstermek istediler, böylece and içmiş oldular.

45. Bunu müteakip Musa da âsasını bırakıverdi, hemen o zaman o, onların uydurdukları şeyleri süratle yutar oldu.

45. (Bunu) sihirbazların o ellerindeki sihir vasıtalarını yere attıklarını (müteakip Musa) Aleyhisselâm (da) derhal (âsasını) yere (bırakıverdi, hemen o zaman o) âsa (onların) o sihirbazların (uydurdukları şeyleri) hakikatları mahiyetleri başka bir şekilde değiştirilmiş gibi gösterdikleri ipleri, sopaları: (sür’atle yutar oldu) artık onlardan bir şey meydana kalmadı, hepsi de muhvolup gitti.

46. Sihirbazlar, hemen secde ediciler olarak yere atıldılar.

46. (Sihirbazlar) Hz. Musa’nın göstermeye muvaffak olduğu bu hârikayı görünce (hemen secde ediciler olarak yere atıldı) bunun bir sihir eseri değil, bir mucizeden, Hz. Musa’nın doğruluğunu isbat eden kesin bir delilden ibaret olduğunu katiyyen anladılar. Kalplerinde parlayan îman nuru, ilâhi coşku, kendilerini böyle sür’atle kulluk secdesine sevketmiş oldu.

47. Dediler ki: Alemlerin Rabbine iman ettik.

47. Ve o scedeye kapananlar, (dediler ki: Àlemlerin Rabbine îman ettik) Kâinatın yaratıcısının birliğini, ilâhlığını tasdik eyledik.

48. Musa’nın ve Harun’un Rabbine.

48. Ve o îman şerefine kavuşan sihirbazlar maksatlarının yanlış anlaşılmaması için şunu da ilave ederek dediler ki: (Musa’nın ve Harun’un Rabbine) îman ettik. Maksadımız,bütün bütün âlemleri yoktan yaratan ve o iki zatı Peygamberlik şerefine ulaştıran ve mucizeler ile destekleyen Allah Teâlâ’yı tasdikten ibarettir. Yoksa yalan yere Rablik iddiasında bulunan Firavun’a îman etmiş değiliz. O, Rablik, ilâhlık vasfına asla sahip değildir.

49. Firavun” dediki: Ben size izin vermeden evvel siz ona iman ettiniz, şüphesiz ki, o size sihri öğretmiş olan büyüğünüzdür. Artık yakında bileceksiniz, elbette ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlanmasına kestireceğim ve muhakkak ki, sizi toplu bir halde astıracağım.

49. Bu mübârek âyetler de sihirbazların Hz. Musa’yı tasdik ederek îmana nâil oduklarından endişeye düşen Firavun’un o zatları idam ile tehdit ettiğini bildiriyor. O zatların da bu tehdide kıymet vermeyip îmanları sayesinde Cenab-ı Hak’kın mağfiretine, manevî yakınlığına kavuşacaklarını söylemiş bulunduklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Firavun, büyük bır topluluk meydana getiren sihirbazların îman ettiklerini görünce endişeye düştü, onlara bakarak kavminin Hz. Musa’ya tâbi olabileceklerini düşündü, artık şiddetli bir tehditte bulunarak (dedi ki:) Ey sihirbazlar!. (Ben size izin vermeden evvel) siz koşarak (ona) Musaya (îman ettiniz) diğer bir kıraate göre de ona îman mı ettiniz? Demek ki, sizin ona meyliniz onunla irtibatınız, ittifakınız var imiş. Evet.. (Şüphesiz ki, o size sihiri öğnetmiş olan büyüğünüzdür) aranızdaki bir ittifaktan dolayı mağlûp oldunuz, onu galip gösterdiniz. Firavun bu sözleriyle kavmini aldatmaya çalışmış ve sihirbazların bir ciddiyet, bir basiret dairesinde hareket etmemiş oldukları hissini kavmine aşılamak istemiştir. Firavun, şiddet vererek o îman eden sihirbazlara dedi ki: (Artık yakında bileceksinizdir) bu hareketinizin cezasını anlayacaksınız (elbette ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlamasına kestireceğim,) her birinizi sağ eli ile solayağından mahrum bırakacağım. (Ve) bununla kalmayacak (muhakkak ki, sizi toplu bir halde astıracağım) sizi idama mahkum, öyle şiddetli bir cezaya maruz bırakacağım.

50. O iman edenler de dediler ki: Zararı yok, şüphesiz ki, biz Rabbimize dönücüleriz.

50. O îman eden sihirbazlar da dinî kudretlerini göstererek Firavun’a cevaben (dediler ki) o yapacağın şeyin haddizatında bizim için bir (zararı yok) dur (şüphesiz ki, biz Rabimize dönücüleriz) bizi böyle hidayete muvaffak eden Rabbimizin manevî huzuruna gideceğiz, bu îmanımız, yarın ahiret âleminde bizim için bir saadet vesilesi olacaktır. Artık bir geçici ölümün bizce ne ehemmiyeti olabilir ki, bizi onunla tehdit ediyorsun?

51. Biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı bizim için hatalarımızı Rabbimizin bağışlayacağını ümid ederiz.

51. O muhterem zatlar, bu cevaplara ilaveten şöyle de dediler: (Biz mümilerin evveli olduğumuzdan dolayı) yani: Firavun’a tâbi olanların veya bu zamanda bulunanların veya bu hârikulâde hâdisenin ortaya çıkışını müşahede edenlerin arasında ilk evvel Cenab-ı Hak’kın Rablığına, Hz. Musa’nın peygamberliğine îman etmiş kimseler bulunduğumuzdan dolayı (bizim hatâlarımızı) evvelce yapmış olduğumuz kusurlarımızı, Hz. Musa’ya karşı cephe almaya cür’et göstermiş olmamızı, (Rabbizimin mağfiret buyuracağını ümid ederiz) kerim olan Rabbimizden rica ve niyâzda bulunuruz. Artık Ey Firavun!. Sen bizi öldürsen de o bize bir zarar vermiş olmaz, belki biran evvel ahiret nimetlerine kavuşmuş oluruz. İşte müminlerdeki kalp sağlamlığı!. Onlar maddî, geçici bir hayat endişesiyle öyle Firavun tabiatlı kimselerin tehditlerine, taltiflerine bir ehemmiyet vermezler.

52. Ve Musa’ya vahiy ettik ki, Kullarım ile beraber geceleyin yürü. Çünkü, siz şüphesiz kitakibe dileceksiniz.

52. Bu mübârek âyetler de Musa Aleyhiselâmın kendisine îman edenler ile beraber Mısır’dan çıkıp gitmeleri için ilâhi vahye kavuştuğunu bildiriyor. Onların Mısır’dan çıkmaları üzerine Firavun’un da asker toplatarak onları takip ettiğini ve onların ehemmiyetsiz bir topluluktan ibaret olduklarını iddiada bulunduğunu gösteriyor. Hz. Musa ile beraberindeki zatlar sabahleyin erkenden takibe başlayan Firavun ile kavminin ellerindeki çok nimetlerden mahrum kaldıklarını, bu nimetlerin bilâhara İsrailoğulları’na intikal etmiş bulunduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Musa Aleyhisselâm senelerce Mısır’da kalmış, Firavun’u ve onun kavmini Allah’ın dinine davet etmiş ve nice mucizeler göstermişti. Fakat onlar bu dâveti kabul etmemişlerdi. Artık Hz. Musa’nın Mısır’daki vazifesi nihayete ermiş demekti. Binaenaleyh Cenab-ı Hak buyuruyor ki: (ve Musa’ya vahyettik ki, kulları ile) Allah’ın dinini kabul etmiş, sana tâbi bulunmuş olan müminler ile (geceleyin yürü) Mısır’dan çıkıp yolunuza devam edin (çünkü siz şüphesiz ki, takibedileceksiniz) yani: Firavun kendi kuvvetleriyle sizi takibe başlayacaktır, onlar size daha yetişmeden siz deniz kenarına kavuşmuş olunuz.

53. Artık Firavun şehirlere asker toplayıcılar gönderdi.

53. Vaktâki: Firavun, Hz. Musa ile kendisine tâbi olanların Mısır’dan geceleyin çıkıp gitmiş olduklarını haber aldı. (Artık Firavun şehirlere) askerleri (toplayıcılar gönderdi) Hz. Musa’yı ve beraberindekileri takip edecek büyük bir askeri kuvvet toplanmış oldu.

54. Şöyle diyor ki: Şüphe yok, onlar İsrailoğulları az kimselerden ibaret bir topluluktur.

54. Firavun, kendi askerlerinin çokluğunu, Beniİsrail ise nisbeten az olduğunu iddia ederek şöyle de diyordu: (Şüphe yok, onları) o İsrailoğulları (az kimselerden ibaret bir topluluktur) biz onları takibederek cezalandırabiliriz. Bir rivayete göre İsrailoğulları altıyüz yetmiş bin kadar imişler, Firavun’un kuvvetleri ise bir milyondan bile fazla imişler.

55. Ve muhakkak ki, onlar bizi elbette çok öfkelendirmekte bulunan kimselerdir.

55. (Ve) Firavun şöyle de diyordu: (Muhakkak ki, onlar) o İsrailoğulları (bizi çok öfkelendirmekte bulunan kimselerdir) bizim hiddetimizi, kızgınlığımızı tahrik eden şeyleri yapmaktadırlar. İşte öyle ansızın Mısır’dan çıkıp gitmelerinde böyle bir hiddete, kızgınlığa sebep olmuştur. Diğer bir yoruma göre de: O İsrailoğulları bizim için muhakkak ki, çok gazap besleyicidir. Bize karşı büyük bir kin düşmanlıkları vardır.

56. Ve şüphe yok ki, bizler elbette pek uyanık bir cemiyetiz.

56. (Ve) firavun şöyle de iddia ediyordu: (Şüphe yok ki, bizler elbette pek uyanık bir cemiyetiz) âdeta demek istiyordu ki: Bizim âdetimiz, ihtiyatlı, uyanık bir halde yaşamaktır, güven üzere bulunmaktır, her ne kadar o düşmanlarımız az kimseler ise biz yine ihtiyattan ayrılmayız, o gibi fesat ateşini söndürmeğe çalışırız. Onun içindir ki, ey şehirler ahalisi!.. Sizi toplayarak o düşmanlan takibe lüzum görmüş olduk. Melun Firavun bu suretle de kendi korkusunu, içerisindeki saltanatının yok olma endişesini saklamak istiyordu.

57. Cenab-ı Hak da buyuruyor ki: Artık biz onları bahçelerden, ırmaklardan çıkardık.

57. Fakat Firavun’un bu sözleri, iddiaları bir hayal kabilinde idi. Artık onun belâsını bulacak zaman yaklaşmıştı. Binaenaleyh Cenab-ı Hakda buyuruyor ki: (Artık biz onları) o Firavun ile kavmini (bahçelerden ve ırmaklardan çıkardık) İsrailoğulları’nı takip sebebiyle o nimetlerden mahrum kalmış oldular.

58. Ve hazinelerden ve nimet dolu bir makamdan mahrum bıraktık.

58. (Ve) Firavun ile kavmini (hazinelerden) altunlardan, gümüşlerden, büyük servetlerden (ve nimet dolu bir makamdan) gayet güzel, gönül alıcı ikâmetgâhlardan, saraylardan, saltanat tahtlarından çıkarıp mahrum bıraktık. Kendileri denizde boğulmaya mahkum oldukları için bütün o muhteşem varlıklar bilâhara İsrailoğulları’na intikal etmiştir.

59. İşte böyle oldu! Ve bunları bu nimetleri İsrailoğullarına miras kıldık.

59. Evet.. Cenab-ı Hak buyuruyor ki: (İşte böyle oldu) onları o yurtlarında varlıklarından öyle acaib bir şekilde çıkarmakla çıkarmış olduk (ve bunları) bu yüce nimetleri (İsrailoğulları’na miras kıldık.) Bunlara bilâhara İsrailoğulları miras kalmışçasına sahiplenmiş oldular, Firavun’un kahrı altında bulunmaktan kurtuldular.

60. Derken Firavun ile kuvvetleri güneş henüz parlamaya başlamış iken onların İsrailoğullarının arkalarına düştüler.

60. Şöyle ki: Firavun ile kavmi, öyle bir felâkete maruz kalmak için İsrailoğulları’nı takibe karar verdiler. (Derken) daha (güneş henüz parlamaya başlaşmış iken) sabahleyin doğmaya başlayarak ışıkları etrafa dağılmakta iken Firavun ile kuvvetleri (onların) İsrailoğulları’nın (arkalarına düştüler) onlara yaklaşmakta bulundular. Artık Firavun’un da, kuvvetlerinin de mahvolacakları zaman gelip çatmıştı.

Yorum Bırakın