ŞUARA SURESİ

61. Ne zamanki, iki topluluk biri birini gördü, Musa’nın adamları dediki: Şüphe yok, bizler elbette yetişilmiş yakalanmışlarız.

61. Bu mübârek âyetler de Hz. Musa’nın yanında bulunan zatlar ile onları takibedenler birbirini görünce o zatların yakalanacaklarını zannederek korkmaya başlamış olduklarını, Hz. Musa’nın da Allah’ın yardımı ile selâmete ereceklerini söyleyerek o zatlara teminat vermiş bulunduğunu bildiriyor. Ve Hz. Musa’nın aldığı ilâhi vahiyden dolayı âsasını denize vurmakla denizde dağlar gibi parçalar meydana gelip yollar açıldığını, İsrailoğullarının da bu yollardan geçip selâmete erdiklerini, onları takibedenlerin ise tamamen boğulup gittiklerini haber veriyor ve bu hâdisenin fevkalâde bir mahiyette bulunduğunun, buna rağmen yine bir çoklarının îman etmediklerini, Cenab-ı Hak’kın da aziz ve rahim olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Musa Aleyhisselâm, aldığı ilâhi vahye uyarak İsrailoğulları’nı alıp Mısır’dan çıkmıştı. Firavun da bundan haberdar olunca birçok kuvvetler yanına alarak İsrailoğulları’nı takibe başlamıştı. Nihayet İsrailoğulları’na yaklaşmışlardı. (Ne zamanki,) bu (iki topluluk birbirini gördü.) Hz. (Musa’nın adamları) kendilerinden pek fazla olan düşman kuvvetlerinin öyle kendilerine yaklaştıklarından korkmaya başlayarak (dedi ki: Şüphe yok, bizler elbette yetişilmiş) Firavun ile kavmi tarafından yakalanmış (leriz.) İsrailoğulları, vaktiyle Firavun ile kavminden görmüş oldukları hakaretletin, işkencelerin tesiri altında kalmışlardı.. Bu defa da yine bir takım cezalara, felâketlere uğratılacaklarını düşünmeğe başladılar.

62. Hz. Musa da dedi ki: Asla. Muhakkak ki, Rabbim benim ile beraberdir, beni yakında selâmete erdirecektir.

62. Fakat Hz. Musa, onlara teselli verdi, teminatta bulundu, (dedi ki: Asla!.) o melunlar, size yetişemeyeceklerdir, size bir şey yapamayacaklardır. (Muhakkak ki, Rabbim benim ile beraberdir.) O Kerem sahibiRabbimin yardımı, muvaffakiyeti bana yöneliktir. (Beni yakında selâmete erdirecektir.) Beni düşmanlarıma karşı koruyacaktır. Artık korkuya lüzum yok!

63. Artık Musa’ya vahiy ettik ki, âsân ile denize vur, vurunca derhal yarıldı, hemen her parça pek büyük dağ gibi oluverdi.

63. Kısacası: Hz. Musa yanındakiler ile beraber Kulzum denizine veya Nil kenarına varmış, düşmanlan da onlara yaklaşmışlardı.. (Artık) Hak Teâlâ onlara kurtuluş çaresini gösterdi. İşte bunu beyan için Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: (Musa’ya vahiy ettik ki, Asan ile) sahiline yaklaşmış olduğunuz (denize vur) yeni bir kudret harikası müşahede etmiş olunuz. Hz. Musa da âsasını denize vurunca deniz (derhal yarıldı) İsrailoğulları’nın kolları sayısınca oniki parçaya ayrıldı. (Hemen her parça pek büyük dağ gibi oluverdi) yerinde sabit, sert bir şekilde, göğe doğru yükselmiş bir manzara teşkil etti.

64. Ötekilerini de buraya yaklaştırmıştık.

64. Cenab-ı Hak buyuruyor ki: (Ötekilerini de) yani Firavun ile kavmini de (buraya) bu denize (yaklaştırmıştık) onlar da Hz. Musa ile İsrailoğulları’nı takip için hiç ilerisini düşünmeden denizin açılan yollarına atıldılar.

65. Ve Musa’yı ve onunla beraber olanları, hepsini kurtuluşa erdirdik.

65. (Ve Musa’yı ve onunla beraber olanları) gerek kendi kavmini ve gerek diğer îman edenleri, Evet.. (Hepsini kurtuluşa erdirdik) deniz, aldığı vaziyeti muhafaza etmiş, hiç biri bir üzüntüye uğramaksızın hepsi de kurtuluş sahiline kavuşmuş oldular.

66. Sonra Ötekilerini boğduk.

66. (Sonra ötekilerini) Firavun ile kavmini, deniz parçalarının birbirine kavuşup eski hâline dönmüş olmasiyle (boğduk) hepsini de helâke uğratmış olduk.

67. Şüphe yok ki, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların çoğu iman etmiş kimseler olmadı.

67. (Şüphe yok ki bunda,) bu beyan olunan kıssada, Hz. Musa’dan çıkan büyük mucizelerin hepsinde, dinsizlerin başlarına gelen felâketlerin her birinde (elbette bir ibret vardır.) Tavsif edilemeyecek derecede büyük bir alâlamet, bir uyanma vesilesi mevcuttu. Allah Teâlâ’nın kudretine muhalefet edenler için de pek dehşetli ve tehdidi içermektedir. Böyle olduğu halde bir çok kimseler bundan bir ibret dersi almadılar (halbuki, onların) o eski Mısır ahalisinin veya bu kıssayı dinlemiş bulunanların (çoğu îman etmiş kimseler olmadı) böyle hârikaları gördükleri, bunların vâki olduğundan kesin şekilde haberdar bulundukları halde yine inkâra, küfre devam eder bir halde bulunmuşlardır ki, bu da en büyük bir cehalet, bir ahmaklık eseridir. Nitekim İsrailoğullar’ı da bu harikaları gördükten sonra birçokları Allah’ın birliği inancına muhalif harekette bulunmuş, buzağıyı mâbut edinmek cehaletini göstermişlerdi. Bu ilâhi açıklamalar, bizim yüce Peygamberimiz hakkında bir teselliyi içermektedir. Onun mucizelerini de gördükleri halde îman etmeyenler olmuştur. Bu inkârcı hareket, ötedenberi bir takım insanlar arasında devam ede gelmiştir. Artık Hz. Peygamberin asrındaki inkârcıların hallerinden dolayı da üzülmeye hacet yok. Kendilerinin kötü âkibetlerini onlar düşünsünler.

68. Ve şüphe yok ki, Rabbin elbette o, mutlak galiptir, merhametlidir.

68. Ey Peygamberlerin sonuncusu!.. (Ve şüphe yok ki, Rabbin elbette o) Yüce Yaratıcı (Azizdir) seni yalanlayanlardan intikam almaya kâdirdir ve o Kerem sahibi mabud (rahîmdir) kulları hakkında nimetleri pek boldur. Bu kadar âyetleri, mucizeleri gördükleri halde yine inkârlarında, isyanlarında devam edenleriheman cezalandırmıyor, kendilerine kaybettiklerini telafi edebilmeleri için bir mühlet veriyor, bu ne kadar büyük bir rahmet eseridir, artık bunu düşünerek uyanmalıdır, kıssalardan ibret almalıdır, o Kerem sahibi yaratıcının hükümlerine uymaya çalışarak ilâhi zatına şükretmeye devam etmelidir.

69. Onlara İbrahim’in de kıssasını oku.

69. Bu mübârek âyetler, İbrahim Aleyhisselâm’ın putperest pederiyle ve kavmi ile aralarında cereyan eden konuşmayı bildiriyor, o putlara tapan kimselerin sırf babalarını taklit yoluyla böyle bir sapıklığa düşmüş olduklarını gösteriyor, bu kıssa da Hz. Muhammed hakkında bir teselli mahiyetinde bulunmaktadır. Şöyle ki: Allah Teâlâ Hazretleri, Resûl-i Ekrem’ine emir ediyor ki Habibim!.. (Onlara) O müşriklere, O sana îman etmeyen, bir kısım Mekke ahalisine (İbrahim) o muhterem Peygamberin (kıssasını da oku) onun hayatına dair bunlara haber ver. Onlar da öyle büyük bir Peygambere muhalefette bulunup durmuşlardı.

70. O vakit ki babasına ve kavmine dedi ki: neye ibadet ediyorsunuz?

70. (O vakit ki) Hz. İbrahim, kendilerini uyandırmak, ne kadar sapıklık içinde yaşadıklarını kendilerine anlatmak için O putperest (babasına ve kavmine dedi ki:) Hiç biliyor musunuz?. Siz (neye ibadet ediyorsunuz?.) Hiç o taptığınız şeyler ibadete lâyık mıdırlar?.. Bir kere düşünmeli değil misiniz?.

71. Dediler ki: Putlara ibadet ediyoruz. Onlara ibadete devam edip duruyoruz.

71. O müşrikler de cevaben (dediler ki) Biz (putlara ibadet ediyoruz) onları mabût tânıyorız ve (onlara) o putlara gündüzleri ibadete (devam edip duruyoruz.) Onların ibadetleriyle meşgul bulunuyoruz. Müşrikler, cevaplarını uzunca vermiş, âdeta o putlaratapınmakla iftihar etmiş olduklarını göstermiş bulunuyorlardı. “Zalle” kellimesi bir işi gündüzün işlemek hakkında kullanılır. “Ukûf” da bir şeye devam, etmek ve başğanmak demektir. “Akif” de bir şeye devamlı olarak yönelmiş olan, nefsini bir yerde hapsedip ikamet eden kimse demektir.

72. Dedi ki: Onlara dua ettiğinizi zaman sizi işitiyorlar mı?

72. İbrahim Aleyhisselâm da onların o bozuk görüşlerine, zararlı hareketlerine tenbih için (dedi ki: Onlara) o putlara (dua ettiğiniz) ibadette butunup yalvardığınız (zaman) onlar (sizi işitiyorlar mı?..) Duanızı duyup niyâzından haberdar olabiliyorlar mı?.

73. Yahut size bir menfaat veya bir zarar verebiliyorlar mı?

73. (Yahut) o putlar (size bir menfaat veya bir zarar verbiliyorlar mı?) ki, onlara ibadet ediyorsunuz, tâki o ibadet sayesinde onların menfaatlerine ulaşasınız veya onların zararlarından emin bulunasınız. Halbuki, onlar ne menfaat ve ne de zarar vermeğe kâdir değildirler.

74. Dediler ki: yok, biz babalarımızı böyle yapar bulduk.

74. O müşrikler de, o putların öyle işitmeğe, menfaat ve zarar vermeğe kâdir olmadıklarını adeta itiraf edercesine bir vaziyet alarak (dediler ki: yok) biz onlardan öyle bir şey görmüş, bilmiş değiliz. (Biz babalarımızı böyle) o putlara dua ve ibadet (yapar bulduk) biz de onlara uymuş bulunduk.. Demek ki: O müşrikler, bir delile, bir hikmete dayanmaksızın sırf körü-körüne bir taklit yoluyla öyle cahilce bir harekette bulunup durduklarını itiraf etmiş bulundular. İşte şimdi müşrikler de bu kabilden kimselerdir. Artık Resûl-i Ekrem üzülmesin, o kâfirler, kendi pek korkunç istikballerini düşünsünler!..

75. Dediki: Şimdi neye ibadet ettiğinizi görmüş oldunuz mu?

75. Bu mübârek âyetler de İbrahim Aleyhisselâm’ın kavmine olan ihtarıni ve Àlemlerin Rabbinden başka o mabûd edinilen şeylerin kendisince birer düşman olduklarını söylemiş olduğunu bildiriyor ve Hz. İbrahim’in kendi hakkında tecelli eden Àlemlerin Rabbinın ihsanını, tasarruflarını bir hürmet ve şükür lisanı ile ifade etmiş bulunduğunu beyan buyuruyor. Şöyle ki: İbrahim Aleyhisselâm, o kendilerine hitab ettiği putperestlerin cahilce cevaplarına karşı (dedi ki: şimdi neye ibadet ettiğinizi) ne gibi faideye ve zarara güç yetiremeyen âciz taşlara, heykellere tapıp durduğunuzu (görmüş) bakıp anlamış (oldunuz mu?.)

76. Sizin ve eski atalarınızın?

76. Evet.. O (sizin ve eski atalarınızın) tapmakta bulunmuş olduğunuz o faidesiz putları. Onları görüp mahiyetlerini düşündünüz mü?. Hiç onlar mabutluk vasfına sahip olabilirler mi?. O eski atalarımızın onlara tapınmış olmaları, sizin böyle cahilce hareketinizin doğruluğu için, bir delil olabilir mi?. Bâtıl bir şey eskiden beri işlenmiş olmakla hakka dönmüş olur mu?. Binaenaleyh siz bu taklit hususunda asla mâzur değilsinizdir. Kendinizi pek büyük bir mesuliyetten kurtaramazsınız.

77. İşte onlar, benim için şüphe yok bir düşmandır, âlemlerin Rabbi ise müstesnâ.

77. (İşte onlar) O kendilerine cahillerin tapmakta bulundukları bâtıl şeyler (benim için şüphe yok ki, bir düşmandır) yani: Onlar kendilerine tapanlar için birer düşmandır, bunların felâketlerine sebep olmuş olurtar. Artık onlara tapılır mı? Hz. İbrahim, bir hikmeti üslup ile o putlara tapanlara taşlamada bulunmuş, onları ikaza, irşada çalışmıştır. Adeta buyurulmuş oluyor ki: Her kim o putlaratapınırsa sanki düşmanlarına tapınmış gibi olur. Çünkü o yüzden bir ebedî felâkete maruz kalacaktır. Bu bir hakikattir ki, güzelce tefekkür edilince pek güzel anlaşılır. (Àlemlerin Rabi ise müstesnâ.) O benim mabûdumdur, O benim dünyada da, ahirette de nimet sahibimdir, ona ibadet, mutluluk sebebidir. İşte ey gafil insanlar!.. Siz de uyanınız da o hakiki mabûda ibadette bulunun, öyle faidesiz şeylere tapmak cehaletinde bulunmayın.

78. O Alemlerin Rabi ki, beni yarattı, elbette beni hidayete iletecek olan O’dur.

78. Evet.. (O) Àlemlerin Rabbi olan Kerem sahibi mabud (ki, beni yarattı) kudretiyle vücude getirdi. (İşte beni hidayete iletecek olan O’dur) benim dünyevî ve uhrevî selâmet ve sadetimi temin edecek zad ondan başka değildir. Yoksa kendisine tapanın duasını işitemeyen, onun hakkında bir faide ve zarar vermeğe kâdir olmayan bir şey, nasıl mabûd olabilir?. Bu apaçık bir hakikat değil midir?.

79. Ve O’dur ki, bana o yiyecek ihsan eder ve beni suya kavuşturur.

79. (Ve O’dur ki) o Kerem sahibi yaratıcıdır (bana o yiyecek ihsan eder ve beni suya kavuşturur) yani: Beni çeşitli nimetleriyle rızıklandırır. Eğer onun lütfu, müsaadesi olmasa hiçbir kimse bir nimete kavuşturamaz.

80. Ve hasta olduğum zaman bana ancak o şifa verir.

80. (Ve hasta olduğum zaman bana ancak o) merhamet sahibi yaratıcı (şifa verir) ondan başka şifa verecek yoktur. Hz. İbrahim, hastalığı nefsine, şifa vermeğe de Allah Teâlâ’ya izafe etmek suretiyle bir ahlâk güzelliğine riayette bulunmuştur. Yoksa haddizatında hastalığı veren de yine Cenab-ı Hak’tır. Bununla beraber yemek, içmek vesaire hususunda koruyucu hekimlik usulûne riayet etmeyen insanlar, kendi hastalıklarına sebebiyet vermiş olurlar. Bu cihetle dehastalık kendilerine nisbet edilir.

81. Ve O’dur ki, beni öldürür, sonrada beni diriltir.

81. (Ve O’dur ki,) O âlemlerin Rabbi’dir ki (beni öldürür) dünyada ruhumu alır, beni dünyanın musibetlerinden kurtarmış olur. (Sonra da beni diriltir.) Ahiret nimetlerine kavuşturur. Bir yüce Peygamber hakkındaki ölüm, onun ebedî bir hayata kavuşmasına, pek yüce nimetlere, tecellilere ulaşmasına sebep olacağı için İbrahim Aleyhisselâm, öldürmeyi de, diriltmeyi de Cenab-ı Hak’ka isnad etmiştir, bunların birer büyük nimet olduğuna işaret buyurmuştur.

82. Ve O’dur ki, ceza gününde benim için kusurumu affetmesini ve bağışlamasını umarım -niyaz edersem-

82. İbrahim Aleyhisselâm, âlemlerin Rabbi’nin kutsî vasıflarını şöylece de beyan ediyor: (Ve O’dur ki,) O Yüce Yaratıcıdır ki, (ceza gününde benim için kusurumu) insanlık icabı meydana gelmiş olan hatalarımı (affetmesi ve bağışlamasını) onun lütuf ve keriminden (umarım) niyâz ederim çünkü o kerem sahibi mabud, gafurdur, rahîmdir. Hz. İbrahim yüce bir Peygamber olduğu için masumdur. Fakat tevazusundaki mükemmellik ve nefsinin hazmetsinden dolayı böyle bir niyâzda bulunmuştur. Ve bu vesile ile de ümmetler için bir fazilet dersi vermiş, günahlardan kaçınma ve ilâhi mağfirete sığınılması lüzumunu ümmetlere öğretmiştir.

83. Yarabbi! Bana bir hikmet bahşet ve beni iyilerin arasına kat.

83. Bu mübârek âyetler de İbrahmm Aleyhisselâm’ın dua ederek Kerem sahibi yaratıcıdın neler temenni ettiğini bildiriyor ve kıyamet gününde insanlara temiz kalpten başka bir şeyin faideli olamıyacağını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: Hz. İbrahim niyâzda bulunarak dedi ki: (Yarabbi!) Ey bana ihsanıpek çok olan mabudum!. (bana bir hikmet bahşet) yani; Beni ibadet ve itaat hususunda en mükemmel dereceye eriştir veya ilâhi hükümleri hakkıyla bilmeyi nasib eyle, veya beni kulların, arasında, adilce hükme muvaffak kıl (ve beni iyilere kat) yani: Günahların büyüklerinden de, küçüklerinden de kaçınan, insani faziletlere tam anlamıyle sahip bulunan, dünyada da, ahirette de takva sahiplerine rehber olan yüce Peygamberler zümresine dahil buyur veya onlar ile benim aramı cennette cem et. Cenab-ı Hak, İbrahim Aleyhisselâm’ın bu duasını kabul etmiş “şüphe yok ki, ahirette elbette salihlerdendir” buyurmuştur.

84. Ve sonrakiler arasında benim için iyilikle anılmayı nasip kıl.

84. Hz. İbrahim yine dua ederek dedi ki: Yarabbi!. (sonrakiler arasında) benden sonra dünyaya gelecek insanlar arasında (benim için iyilikle anılmak nasip kıl) ben herkesin kabulüne, güzelce övgüsüne daima kavuşmuş olayım. Bu dua da kabul edilmiştir. Nitekim, İbrahim Aleyhisselâm bütün milletler arasında yüceltilmektedir. Kendisine muhabbet gösterilmektedir. Özellikle onun zürriyetinde olarak Peygamberlerin sonuncusu dünyaya gelmiştir, o vasıta ile de Hz., İbrahim daima iyilikle hatırlanmaktadır, kendisinin ve ailesinin selât ve selâma mazhar oldukları (kemâ salleyte ala İbrahim) “=İbrahim’e salât ettiğin gibi”, cümlesiyle beyan olunmaktadır.

85. Ve beni naim cennetinin vârislerinden kıl.

85. Hz. İbrahim duasına devam ederek, Ey Allah’ım!. (Ve beni) ahirette (naim cennetinin vârislerinden kıl) diye de niyâzda bulunmuştur. Yani: Yarabbi!. İçinde senin güzel cemaline, yüce şânına lâyık bir şekilde bakılacak olan o yüce cenneti bana lütfen nasip buyur ki, o büyük bir mutluluktan ibarettir. Böyle bir nimete kavuşmanın ancak ilâhi bir lütuf ve Allah’ın keremi ile mümkünolabileceğine işaret için burada kazanmadan elde edilen (irs) tabiri zikredilmiştir.

86. Ve babam için mağfiret buyur, şüphe yok ki o sapıklardan oldu.

86. İbrahim Aleyhisselâm, duasına şunu da have etmiştir: Yarabbi!. (Ve babam için mağfiret buyur) ona hidayet nasip et, onu îmana muvaffak kıl, o sayede onu af ve mağfirete kavuştur. (şüphe yok ki, o, sapıklardan oldu) hak yoldan çıkmış, sapıklığa düşmüş bulundu. Bir rivayete göre, Hz. İbrahim’in pederi Azer, İslâmiyeti kabul edeceğine dair muhterem oğluna vâ’dde bulunmuştu. Bu sebeple Hz. İbrahim de onun hakkında böyle dua etmişti. Bilâhara bunun tersi gerçekleşince İbrahim Aleyhisselâm da ondan uzaklaşmıştır. “Tevbe Sûresine” de bakınız!.

87. Ve İnsanların kabirlerden diriltilip kaldırılacakları gün beni mahcup etme.

87. Yine O muhterem Peygamber şöyle niyâzda bulundu: Ey Kerem sahibi yaratıcı!. (Ve) bütün insanların (kabirlerinden diriltilip kaldırılacakları gün) kıyamet gününde, o müthiş mahşer gününde (beni zelil etme) horluğa düşürme, beni halka karşı rezil etme. İbrahim Aleyhisselâm, tevazu göstermiş nefsini sindirmiş, insanlık icabı kendisinden en iyi olan terketme kabilinden bazı şeyler meydana gelebileceğini düşünmüş, bu sebeple böyle bir istirhama lüzum görmüştür. Bununla beraber bu temennislyle kendisine ait derecelerin pek yüksek olmasını da niyâzda bulunmuş demektir.

88. O gün ki, ne mal faide verir ve ne de oğullar.

88. Evet.. Yarabbi!. Beni horluğa uğratma (o gün ki) O kıyamet gününde ki, artık herhangi bir kimseye (ne mal faide verir ve ne de oğullar) isterse, malını dünyada iken hayır yollarına sarfetmiş olsun, oğulları da iyikimselerden bulunmuş olsunlar. Hiçbir kimse ahirette bunlardan bir faide göremez. Ancak, îman ile ahirete gelmiş ise o başka. O zaman dünyada iken yapmış olduğu hayır ve iyiliklerin mükâfatını görür, hayırlı evlâdının yardımına kavuşabilir. İşte bu hakikati beyan için de şöyle buyuruyor.

89. Ancak Allah’a selim bir kalp ile varan kimse müstesna.

89. (Ancak Allah’a temiz bir kalp ile varan kimse müstesnâ) yani: Kalbi şirk ve nifak hastalığından temiz bulunan kimseye gelince ona hayırlı, iyilik yoluna sarfedilmiş malları ve salih evlâdı yarın ahirette fayda verir. Binaenaleyh insanlar, daha dünyada iken kalp selâmetine, gerçek bir îmana sahip olmalıdırlar ki, istikballerinden emin olabilsinler.

“Yevme lâyenfeu da kalbi seil isterler”

“Sanma ey hâce ki, sende zer-ü sim isterler”

90. Ve cennet takva sahipleri için yaklaştırılmıştır.

90. Bu mübârek âyetler, müminleri cennetle müjdeliyor, müşrikleri de cehennem ile tehdit ediyor. Ahirette müşrikleri kınamak için nasıl müthiş bir sualin geleceğini ve onların da kendilerini saptırmış olan şeytanlar ile nasıl bir münakaşada bulunacaklarını bildiriyor ve o dinsizlerin ne gibi bir itirafta bulunmaya mecbur kalacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve cennet muttakiler için) yani: Küfür ve isyandan sakınanlar için (yaklaştırılmıştır) öyle mutlulardan olan zatlar, bulundukları mevkiden cenneti, ondaki çeşitli nimetleri görürler, cennet gözlerinin önünde tecelli eder durur, onların sevinçlerini, şereflerini arttırmış bulunur.

Yorum Bırakın