ZÜMER SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek Sûre, Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Yalnız (53, 54, ve 55)’inci âyetlerinin Medine-i Münevvere’de nâzil olduğunu savunanlar da vardır. Yetmişbeş âyeti kerimeyi içermektedir. Cennet ehli ile cehennem ehlinin hakkı kabul edenler ile etmeyenlerin guruplar hâlinde cennete ve cehenneme sevkedileceklerini beyan buyurduğu için kendisine “Zümer Sûresi” adı verilmiştir. Bununla beraber cennet ehlinin gurfelerde = köşklerde ikamet edeceğini müjdelediği için kendisine “Guref sûresi” ismi de verilmiştir. Bu sure-i celîle, Sâd sûresinin nihayetini, onun işaret ettiği Kur’an-ı Kerim’i ve dünya ve ahiret itibariyle yaratıkların hallerini bir nev’i izah mesabesindedir. Başlıca içeriği şunlardır:

(1): Kur’an-ı Kerim’in nasıl bir hidayet vesilesi olduğu.

(2): Allah Teâlâ’ya itaat edenler ile etmeyenlerin hâlleri ve âkibetleri.

(3): Kur’an-ı Kerim’i kabul etmeyip de redde cür’et edenlerin nasıl bir felâkete maruz kalacakları.

(4): Kusurlarından dolayı pişmanlıkta bulunarak tevbekâr olanların ilâhi affa kavuşmaları.

(5): Kıyamet gününün durumunu beyan etmek ve müminlerin cennetlere sevkini müjdelemek, kâfirlerin de cehenneme sevkedileceklerini ihtar etmek.

(6): Meleklerin Allah’ın arşı etrafında tesbih ile hamd ile meşgul olacaklarını beyan etmek.

1. Bu kitabın indirilişi, aziz, hakim olanAllah’tandır.

1. Bu mübârek âyetler, Kur’an-ı Kerim’in yüceliğini ve inişindeki hikmeti bildiriyor. Sad ve hakiki dinin, Allah’ın dininden ibaret olduğunu, Cenab-ı Haktan başkasına tapanların yalancı, nankör, ilâhi kahra lâyık kimseler bulunduklarını ihtar buyuruyor. Alemin Yaratıcısının çocuk edinmekten uzak olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Bu (Kitabın) yani: Kur’an-ı Kerim’in (indirilişi) Cibril-i Emin vasıtasiyle Son peygambere tebliğ buyurulması (azîz) mülkünde galip, kâdir ve (hâkim) yarattığı şeyler birer hikmet ve menfaata dayanan (Allah’tandır) bütün mükemmel sıfatlarla vasıflanmış olan o Yüce Mâbud’un mukaddes ilâhi vahyinin neticesidir.

2. Şüphe yok ki, biz sana kitabı hak olarak indirdik. O halde sen de dini Allah’a has kılarak ihlas ile ibadet eyle.

2. Evet.. O kerem sahibi mâbud, buyuruyor ki: Ey mahlûkatın en şereflisi!. (Şüphe yok ki, biz sana kitabı) Her hayrı içeren, her fenalığa mâni ve bütün insanlık için bir hidayet rehberi olan Kur’an-ı Kerim’i (hak olarak indirdik) o kitap, hakka, hakikate tamamen uygundur, onun Allah’ın birliğine, peygamberliğine, ahirete, kulluk vazilelerine ait bütün beyanları birer hakikattir, onları kabul etmek, onlara göre hayatı tanzim eylemek bir dinî vazifedir. (O hâlde Allah’a dinî) İslâm dinini (onun için) o Yüce Mâbud’a ait olmak üzere (samimi) bir şekilde (tahsis ederek ibadet eyle) Kur’an-ı Kerim’in izahları doğrultusunda Allah’ı birlemeye ve kutsamaya devam et.

3. İyi biliniz ki, halis din yalnız Allah’a mahsustur. Ve o kimseler ki, ondan başkasını dost edindiler, onlara ibadet etmeyiz, ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ederiz derler şüphe yok ki, Allah, onların kendisinde ihtilafa düştükleri şeyler hakkında hüküm verecektir. Muhakak ki, Allah, yalancı, nankörlüğe düşkün olan kimseyi hidayeteerdirmez.

3. Evet.. Ey insanlar!. Uyanınız, (İyi biliniz ki, hâlis din Allah’a mahsustur) hakiki, Allah’ın rızasına uygun, şirk ve riya şüphesinden uzak olan din, Allah Teâlâ’nın kabul buyurmuş olduğu İslâm dinidir, o tevhid dinidir. Binaenaleyh ondan başka hakiki bir din yoktur ve o ezeli mabûddan başka ibadet ve itaate lâyık bir yaratıcı mevcut değildir. İlahlık sıfatlarında tek olan, ancak O’dur. (ve o kimseler ki) Bu hakikatten gafil bulunurlar da (O’ndan başkasını) o ortak ve benzerden uzak olan Allah Teâlâ’dan başkasını da kendilerine (dost edindiler) kendileri için birer mâbut tanıdılar, melekler gibi, Hz. İsa ve Hz. Üzeyr gibi kulları ve putlar gibi âciz şeylere birer mâbudluk isnâd ederek onlara da tapınmakta bulundular ve kendilerinin bu müşrikce hareketlerini doğru göstermek için de biz (onlara ibadet etmeyiz) o mahlûkları mâbut edinmiş olmayız (Ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar) bize şefaat eylesinler (için) onlara ibadette bulunuruz derler, böyle pek cahilce bir mâzeret ileri sürerler, bir takım heykellerden fâide beklerler. Cenab-ı Hak’da onların bu pek yanlış düşüncelerini şöylece red ediyor: (Şüphe yok ki, Allah onların arasında) O müşrikler ile onları tevhid dinine dâvet eden müslümanlar arasında (onların kendisinde ihtilâfa düştükleri şeyler hakkında) herbirinin tercih etmiş olduğu itikat esaslarına, dinî meselelere dair (hükmedecektir.) kıyamet gününde bu ilâhi hüküm tecelli edecektir. Samimi kullarını mükâfatlara erdirecektir. Küfr ve şirk sahiplerini de ebedî olarak cezaya uğratacaktır. (Muhakkak ki: Allah ) Teâlâ (yalancı) olanı, bir takım yaratılmış şeylere mâbudluk isnâdında bulunanı, bir kısım cansız varlıklardan şefaat bekleyen kimseyi ve (nankörlüğe düşkün olanı) kendi yaratıcı ve rızıklandırıcısının birliğini inkâr ederek büyük bir küfr ve isyan içinde olan (kimseyi hidayeteerdirmez.) Öyle bir şahıs, kendi kötü iradesi yüzünden sapıklığa düşmüş, ebedî bir azabı hak etmiş olur.

4. Eğer Allah çocuk edinmek istese idi, elbette yarattığından dilediğini seçiverirdi. O bundan uzaktır, o tek ve kahhar olan Allah’tır.

4. O müşrikler, düşünmeli değil midirler ki, Allah Teâlâ evlat edinmekten uzaktır. Bütün mahlûkat, O’nun birer yaratılış eseridir, O’nun kutsal zatına denk, O’nunla aynı mahiyete sahip olabilirler mi ki, O’nun evladı olabilsinler?. Maamafih faraza (Eğer Allah çocuk edinmek istese idi) kendisi için evlât edinmeği, kastetseydi (elbette yarattığından dilediğini seçiverirdi) en mükemmelini kendisine evlât edinirdi, erkek evlât daha kıymetli görüldüğü halde onların dediklerine göre melekleri kendisine kız edinir miydi?. Hz. İsa ve Hz. Üzeyr gibi insan acziyetinden uzak olmayan zatlar da birer mahlûk olduğundan hiç O ezelî Yaratıcı için evlat olabilirler mi?. Velhâsıl (O) Yüce Yaratıcı (bundan uzaktır) kendisine evlat isnâd edilmesınden beridir, mukaddestir ve (O) Kâinatın Yaratıcısı (tek)dir. Mülkünde ortak ve benzerlerden uzaktır ve kahhar olan her yönüyle mükemmel, bütün mahlûkatına galip ve hâkim olan ancak o (Allah’tır) o bütün mükemmel sıfatlarıyla vasıflanmış, noksan sıfatlardan uzaktır. Bütün yaratmış olduğu şeyler, bu hakikate şahittir. Artık O’na nasıl evlat, ortak ve benzer isnât edilebilir?.

5. Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine sarar ve gündüzü de gecenin üzerine sarıverir ve güneşi ve ay’ı emri altına almıştır. Herbiri belirli bir zamana kadar akıp gider. Haberiniz olsun ki: Herşeye galip, çok bağışlayıcı olan, O’dur.

5. Bu mübârek âyetler, ortak ve benzerden ve evlat edinmekten münezzeh olan Allah Teâlâ’nın birliğine, kudret ve azametine şahitlik eden yaratılış eserlerine dikkattleriçekiyor. O Yüce Yaratıcının yaratıklarına ihtiyacı bulunmadığını, onların küfrlerine razı olmadığını ve şükreden kullarından ise razı olacağını beyan buyuruyor. Herkesin yalnız kendi amelinden mes’ul olacağını ve bütün kullarının hallerini bilen Yüce Yaratıcının mânevi huzuruna getirileceklerini ve kendi amellerinden haberdar edileceklerini ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: Alemin Yaratıcısı (Gökleri ve yer hak ile yarattı) bütün bu gök ve yeryüzü varlıkları, birer kudret eseridir, birer hikmet ve menfaati içermektedir, hepsi de hak ve sevap üzere bulunmaktadır, hiçbiri boş yere yaratılmamıştır. (geceyi gündüzün üzerine sarar) Güneşi batırarak geceyi meydana getirir (ve gündüzü de gecenin üzerine sarıverir) güneşin doğuşunu sağlayarak gecenin karanlığını giderir (ve güneşi ve ay’ı emri altına almıştır) onlar Allah’ın emirlerine boyun eğer, O’nun iradesi doğrultusunda harekette bulunurlar. (herbiri belirli bir zamana kadar akıp gider) Herbirinin belirli doğuş ve batış zamanı vardır, o zamanlar muhtazaman meydana gelir. Evet.. Ey insanlar!. haberiniz olsun ki) Uyanık bir kalp ile düşünüp anlayınız ki, (herşeye galip, çok bağışlayıcı olan, O’dur) o Yüce Yaratıcıdır. Bu kadar kudret eserlerini muntazam eserleri meydana getirmiş olan o kerim mâbud, elbette ki, herşeye kâdirdir. Ahiret âlemini meydana getirmeğe de yüce kudreti fazlasiyle kâfidir. Buna inancımız tamdır.

§ Tekvir; lügatte sarık, tülbend sarmak, birşeyin üzerini örtüp gizlemek demektir. Burada kastedilen mana, geceyi giderip yerini gündüz ile gündüzü giderip, yerini gece ile örtmektir.

6. Sizi bir tek kişiden yarattı, sonra ondan eşini meydana getirdi ve sizin için dört ayaklı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içine bir yaradılıştan sonra bir yaradılışla yaratıverir.İşte Rabbiniz olan Allah O’dur. Mülk O’nun içindir. Ondan başka ilâh yoktur. Artık nasıl döndürülüyorsunuz?

6. Evet.. Ey insanlar!. Bir kere düşününüz ki, o kudret sahibi Yaratıcı (Sizi bir tek kişiden yarattı) Adem Aleyhisselâm’ın zürriyeti olarak peyderpey meydana getirdi (sonra ondan eşini vücude getirdi) Hz. Ademin cinsinden olarak eşi Havva’yı halk etti (ve) Ey insanlar!. (sizin için) Menfaatlerinizi temin maksadından dolayı (dört ayaklı hayvanlardan sekiz çift indirdi) yani: Deve, sığır, koyun, ve keçi hayvanlarını erkek ve dişi olmak üzere sekiz gurup olarak sığır, koyun, ve keçi hayvanlarını erkek ve dişi olmak üzere sekiz gurup olarak varlık alanına getirdi, bunları insanların menfaatlerini temine vasıta kıldı. Ve ey insanlar!. (sizi) De (annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde) yetiştirdi. Yani: Her insan çocuğunu, gelişip büyümesini temin için “oğlan yatağı” denilen ana rahminde ve “batn” denilen karın içinde “neşime” denilen ince deri arasında muhafaza etti. Ve yahut üç nevi pek ince perde içinde besledi. Evet.. Sizi ey insanlar!. O Kerem Sahibi Yaratıcı (bir yaradılıştan sonra bir yaradılışla yaratıverdi) yani: Her insanı kendi annesinin içerisinde evvela bir nutfeden ibaret kıldı, sonra o nutfeyi “alaka” denilen uymuş kan parçası hâline getirdi, daha sonra da “mudga” denilen bir et parçası şekline soktu, onu müteakip de et, kemik, sinirden ibaret bir insanî şekle erdirerek kendisine ruh ihsan buyurdu onu, yeni bir mahlûk olarak vücude getirmiş oldu. Ne kadar eşsiz bir kudret eseri!.. (işte Rabbiniz olan Allah, O’olur) Bütün bu yaratılış eserlerini meydana getiren o Yüce Yaratıcıdır. O’ndan başkası değildir. (mülk O’nun içindir) Dünyada ve ahirette her ne var ise, hepsi de o Kerem Sahibi Yaratıcının birer kudret eseridir, O’nun hâkimiyeti altında bulunmaktadır. (O’ndan başka ilâh yoktur) İbadete lâyık olan ancak O’dur (Artık nasıl döndilrülüyorsunuz?.) bu kadar çeşitli eserlero ezeli Yaratıcının birliğine, mabutluğuna birer açık delil iken artık nasıl oluyor da mâbutluk isnat ederek cür’et gösteriyorsunuz?.

7. Eğer küfre düşerseniz, şüphe yok ki, Allah size muhtaç değildir. Fakat kulları için küfre râzı olmaz ve eğer şükrederseniz onun için sizden râzı olur ve hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez. Sonra dönüp gidişiniz, Rabbinizedir. Artık neler yaptığınızı size haber verir. Şüphe yok ki, O, kalplerde olanları tamamiyle bilendir.

7. Artık ey insanlar!. Bu kadar kuvvetli, parlak deliller mevcut iken bunlara rağmen siz (Eğer küfre düşerseniz) zararı size aittir (şüphe yok ki, Allah sizden müstâğnidir.) hiçbir mahlûkuna muhtaç değildir. O’na sizin kötü hareketiniz asla zarar veremez (Fakat) o kerim olan Yaratıcı (kulları için küfre razı olmaz) ona müsaade buyurmaz. Bu da kulları hakkında ilâhi bir merhametten dolayıdır, onlar için menfaati çekmek zararı def etmek hikmetine dayanmaktadır. Çünkü küfr, insanları zelil eder, mânevi hayattan mahrum ve azaba lâyık kılar (ve eğer) ey insanlar!. (şükr ederseniz) imân şeretine ulaşmanızı takdir ederek ondan dolayı Cenab-ı Hak’ka şükreder, üzerinize düşen şükür vazifesini yerine getirmeye çalışırsanız (onun için) o Kerem Sahibi Yaratıcı sizden (razı olur) çünki o şükr, sizin için dünyevî ve uhrevî saadete bir vesiledir (ve hiçbir günahkâr başkasının günâhını yüklenmez.) meselâ: Bir mümin, sebebiyet vermedikçe, razı olmadıkça başkasının günahından dolayı sorumlu bulunmaz. (sonra) Ey insanlar!. (dönüp gidişiniz Rab’binizedir) Ahirette Cenab-ı Hak’kın mânevi huzuruna varacaksınızdır. Dünyadaki amellerinizden dolayı muhasebeye, muhakemeye tâbi olacaksınızdır. (artık) O Yüce Yaratıcı, sizin dünyada iken (neler yaptığınızı) o ahiret âleminde (size haber verir) O’na hiçbir amel gizli kalmaz. Güzel amel sahiplerini sevabaerdirir, kötü amel sahiplerini de lâyık oldukları cezalara kavuşturur. (şüphe yok ki, O) hikmet sahibi Yaratıcı (kalplerde olanları da tamamiyle bilendir.) bütün kullarının kuruntularını, kalplerindeki düşüncelerini bilmektedir. Artık açıkca yaptıkları şeyleri de bilmez mi?. Elbette ki, o ilim sahibi Yaratıcıya karşı hiçbir şey gizlenemez, o halde insan daima uyanık bulunmalıdır, hakiki istikbâlini düşünmelidir, başına bir bela gelmeden evvel hak’ka yönelerek Allah’ın himayesıne sığınmalıdır kalbini temiz tutarak güzel amellere çalışmalıdır. Nitekim Sahih-i Müslim’deki bir hadis-i şerif şu meâldedir: “şüphe yok ki, Allah Teâlâ sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Fakat muhakkak ki, sizin kalblerinize ve amellerinize bakar.”

8. Ve insana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek duada bulunur. Sonra ona Allah kendi tarafından bir nimet lûtfedince ona evvelce yapmış olduğu duayı unutur ve Allah için ortaklar koşmağa başlar, insanları O’nun yolundan sapıttırmak için. Deki: Küfrün ile biraz fâidelen, şüphe yok ki, sen cehennem ehlindensin.

8. Bu mübârek âyetler, müşriklerin çelişkili hareketlerini gösteriyor. Bir zarara uğrayınca Cenab-ı Hak’ka yalvarmaya mecbur olduklarını, o zarardan kurtulunca da putlara tapınmaya başladıklarını bildiriyor ve onların korkunç âkibetlerini ihtar buyuruyor. Böyle müşrik günahkâr kimselerin Allah’ı birleyen, ona ibadet ve itaatden zatlara eşit olamayacaklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve insana) yani: Putlara, herhangi bir mahlûka ibadet eden bir şahsa (bir zarar) hastalık gibi, ihtiyaç gibi bir çirkin gördüğü musibet (dokunduğu zaman) başkalarından ümidini keser (Rab’bine yönelerek duada bulunur.) o zararın bertaraf edilmesini o kerem sahibi rabbinden rica etmeğe başlar (sonra buna) bu insana Cenab-ı Hak (kenditarafından) bir şey karşılığında olmaksızın (bir nimet lutfedince ona) o kerem sahibi Rabbe (evvelce yapmış olduğu duayı unutur.) mübtela olmuş olduğu zararın Allah’ın lütfu ile bertaraf edilmiş olduğunu düşünmez. (Ve Allah için ortaklar koşmaya başlar) Yine bir takım âciz, yaratılmış şeylere tapınmaya, onlardan faide beklemeye cür’et eder, insanları (O’nun yolundan saptırmak için) öyle müşrikce bir harekette bulunur, bir takım kimseleri de kendisi gibi tevhid dininden, İslâmiyet yolundan mahrum bırakmaya çalışır durur. Resûlüm!. O gibi küfrüne hükmedilen şahsa (deki: Küfrün ile biraz fâidelen) ömrün nihayet buluncaya değin. Öyle müşrikce hareket (şüphe yok ki, sen cehennem ehlindensin) sen cehenneme atılacak kimseler ile beraber bulunacaksın, artık bu müthiş âkibeti düşün. Bu âyeti kerime, bir görüşe göre, Ebu Huzeyfetü’bnü’l-muğire veya Utbetübnü Rebia hakkında nâzil olmuştur. Fakat hükmü umumidir. Bütün kâfirler hakkında büyük bir tehdidi onlar için uhrevî bir faide bulunmadığını ihtar etmektedir.

§ Havl = Tahvil; bahşetmek vermek demektir.

§ Tehavvül; de teahhüt etmek ve korumak manasınadır.

9. Yoksa o kimse ki, gece saatlerinde ibadete devam eder, secde edici ve kıyamda durucu olarak ahiret azabından çekinir ve Rabbinin rahmetini diler, bununla böyle olmayan eşit olur mu? Deki: Hiç bilenler ile bilmeyenler eşit olabilirler mi? Ancak saf akıl, sahipleri düşünüverir. bundan ibret alırlar.

9. Evet.. Öyle bir müşrik ile bir mümin arasında ne kadar fark vardır!. Bir kere düşünmeli!. (Yoksa o kimse ki:) O mümin zat ki: (gece saatlerinde) Uyanık bulunarak ibadete (devam eder) meşakkatlere katlanır, riyâdan uzak olarak tam bir samimiyetle ibadet zevkine dalar, kulluk vazifelerini yerine getirmeyeçalışır (secde edici ve kıyamda durucu olarak ahiret azabından çekinir) namaz gibi yüce bir ibadeti yerine getirmeye devam eder (ve Rab’binin rahmetini diler) ahirette cennete girmeyi ve Allah’ın cemalini müşahede şerefine kavuşmayı temennide bulunur. Artık böyle bir zat ile küfr ve isyana müptela bir şahıs eşit olabilir mi?. Elbette olamaz. Ne mutlu öyle samimi, itaatkar mü’minlere Resûlüm!. (de ki: Hiç bilenler ile bilmeyenler eşit olabilirler mi!.) Allah Teâlâ’nın birliğini, kudret ve azametini bilip kulluk vazifesini yerine getirenler ile böyle bir olgunluğa sahip olmayanlar, aynı mertebede, aynı fazilette bulunmuş sanılabilirler mi?. Buna imkân mı var?. (ancak saf akıl sahipleri düşünüverir.) Bundan ibret alırlar. Bu âyeti kerime: Rivayete göre Hz. Ebu Bekir veya Hz. Ömer veya Hz. Osman veyahut İbni Mes’ut, Ammar ve Selmanı Farisî radiyallâhü anhüm hakkında nazil olmuştur. Maamafih hükmü umumidir.

§ Kanıt; üzerine vâcip olan ibadet ve itaati yerine getiren zat demektir.

§ Anaülleyl’de gece saatleri, vakitleri manasınadır.

10. De ki: Ey imân eden kullar! Rabbinizden korkunuz. Bu dünyada ihsanda bulunanlar için bir güzellik vardır. Ve Allah’ın ülkesi geniştir. Şüphe yok ki, sabredenler için mükâfatları hesapsız olarak ödenecektir.

10. Bu mübârek ayetler, Resûlullah’ın müminlere ne şekilde nasihat vermekle mükellef bulunmuş olduğunu gösteriyor ve Hz. Peygamber’in ne gibi ibadetlere devam ettiğini ve Allah korkusu ile vasıflanmış olduğunu bildiriyor. Hüsrana uğrayanların da kimlerden ibaret bulunduğunu ve onların nasıl müthiş, ateşli azaplara, felâketlere uğrayacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Resûl-i Ekrem!. Mü’minlere hitaben (Deki: Ey imâneden Kullar!. Rab’binizden korkunuz) O’nun emrlerine itaat ediniz, yasakladığı şelerden kaçınınız (bu dünyada ihsanda bulunanlar) takva ile, ibadet ve itaat ile vasıflanmış olanlar (için) ahirette (bir güzelik vardır) cennetlere nâil olacaklar, nice nimetlere kavuşacaklardır. (ve Allah’ın ülkesi geniştir) O’nun kulları için güzelce barınacakları nice yerler vardır. Binaenaleyh bir kul bir yerde barınamazsa, üzerine düşen vazifeleri yerine getirmezse başka bir yere çıkıp gidebilir. Bu âyeri kerime’deki arzdan maksat, Ebu Müslim’in beyanına göre cennettir. Nitekim diğer bir âyeti kerim’e, şu meâldedir. Takva sahipleri için hazırlanan cennetin eni göklerin ve yerin genişliği kadardır. (Şüphe yok ki, sabr edenler için) Düşmanlarının eziyetlerine karşı sabr ederek ibadet ve itaatten ayrılmayanlara mahsus (mükâfatları hesapsız olarak ödenecektir.) sayılamayacak, kıymetleri takdir edilemiyecek derecelerde fazla olacaktır. “Rivâyete göre bu âyeti kerime, Mekke-i Mükerreme’de müşriklerin eziyetlerine uğramış olan müminlerin veya oradan Habeşistan’a hicret eden Cafer İbni Ebi Talip ve onun arkadaşları gibi zatların haklarında nazil olmuştur.

11. De ki: Şüphe yok ben emrolundum ki, dini Allah’a hâlis kılarak ibadet edeyim.

11. Ey en şerefli Peygamber!. (De ki: şüphe yok ben emrolundum ki) yalnız (Allah’a) kullukta bulunayım (Onun için dinî ona hâlis kılarak) O’nu birleyerek ve kutsayarak (ibadet edeyim.) işte o Yüce Peygambere tâbi olanların da vazifeleri, böyle tam bir ihlas ile Cenab-ı Hak’ka kullukta bulunmaktadır.

12. Ve emrolundum ki: Ben Müslümanların ilki olayım.

12. O Yüce Peygamberler, şöyle de demekle mükellef bulunmuştur. (Ve emr olundum ki, Ben) öyle takva ile, ibadet ve itaatle meşgulolarak bu ümmeti meydana getiren (müslümanların evveli olayım.) onlara uyulması gereken bir örnek olarak tam bir samimiyetle tevhide, ibadet ve itaate devam edeyim.

13. De ki: Muhakkak ben Rabbime isyân eder isem pek büyük bir günün azabından korkarım.

13. Ve ey Son Peygamber!. İnsanlara hitaben (De ki: Muhakkak ben Rab’bime isyân eder isem) O Yüce Yaratıcıyı, birleme ve kutsama hususunda, O’nun dinini insanlara tebliğ hususunda faraza ihlası terk ederek kusurda bulunursam (pek büyük bir günün) kıyamet zamanının (azabından korkarım.) binaenaleyh her mümin için de lâzımdır ki, o pek müthiş günü düşünerek kulluk görevini yerine getirmeye gayret göstersin.

14. De ki: Ben dinimde ihlâs ile ancak Allah’a ibadet ederim.

14. Ve ey Yüce Resûl!. Ümmetine şöyle de (De ki:) ben (Ancak Allah’a dinimi O’nun için hâlis kılarak ibadet ederim) yani: Ben Allah’tan başkasına ne tek olarak ve ne de toplu olarak ibadette bulunmam, yalnız tam bir samimiyetle o eşsiz Yaratıcıya ibadette bulunurum. Bunun hilâfına hareket, hem kulluk vazifesine, aykırıdır, hem de Allah’ın kahrını gerektirmektedir. Artık ey insanlar!. Siz de uyanın, tevhid dinine aykırı hareketlerde bulunmayın, sonra kendinizi ilâhi azaptan kurtaramazsınız.