ZÜMER SURESİ

30. Şüphe yok ki, sen öleceksin ve muhakkak ki, onlar da öleceklerdir.

30. (Şüphe yok ki, sen) Ey Peygamberlerin sonuncusu!. Birgün (öleceksin) bu dünya hayatı kimse için bâki değildir (muhakkak ki, onlar da) o senin tebliğlerini kabul etmeyen müşrikler de ve başkaları da (öleceklerdir.) bütün mahlûkat ölüme mahkümdur, baki olan ancak Allah Teâlâ’dır.

31. Sonra muhakkak ki, sizler kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.

31. Fakat insanlar, ölmekle kurtulmuş olamayacaklardır. Birgün Allah’ın kudreti ile yeniden hayata ereceklerdir. (Sonra muhakkak ki, sizler) Ey insan nev’i (Kıyamet günü Rabbinizin huzurunda) O’nun sevk edeceği muhasebe ve muhakeme sahasında (davalaşacaksınız) Sen Ey Yüce Resûl!. Onlara ilâhi dinî tebliğ ettiğini söyleyecek bunu isbat eyleyeceksinizdir. O inkârcılar da bir takım bâtıl iddialarda mâzeretlerde bulunarak kendilerini müdafaada bulunmakisteyeceklerdir. Kendilerini saptırmış olan reislerine, şeytanlarına karşı cephe alacaklardır. Fakat hepsi de lâyık oldukları cezalara kavuşmuş bulunacaklardır. Artık Ey Müminler!. Siz sabr ediniz, teselli bulunuz, emin bir istikbale kavuşmak, sizin için takdir edilmiştir. İşte hakiki îmanın ebedî mükâfatı!.

32. Artık daha zalim kimdir, o kimseden ki Allah’a karşı yalan söylemiş, kendisine gerçek geldiği zaman yalanlamıştır. Kâfirler için cehennemde bir duracak yer yok mudur?

32. Bu mübârek âyetler de kâfirlerin diğer kötü hâllerini, inkârlarını açıklıyor, onların cehenneme sevkedileceklerini ihtar buyuruyor. Resûl-i Ekrem’in tebliğlerini tasdik eden zâtların da takva sahiplerinden, iyilik edenlerden ibaret olup nasıl ilâhi affa ve büyük mükâfatlara kavuşacaklarını müjdelemektedir. Şöyle ki: (Artık daha zalim kimdir?.) Yani: Daha zalim bir fert yoktur (o kimseden ki, Allah’a karşı yalan söylemiş) O Ezeli Yaratıcıya hâşâ evlât ve ortaklar isnat etmiştir. (sıdkı) da yani: Resûl-i Ekrem’in gerçeğin ta kendisi olan tebliğlerini de, insanları Allah’ın birliğine dâvetini de, ahirete ait verdiği haberleri de hemen (geldiği) kendisine haber verildiği (zaman) durup düşünmeksizin (yalanlamıştır) artık böyle bir inkârcı, en zalim bir şahıs bulunmuş olmaz mı?. Artık öyle (kâfirler için cehennemde bir duracak yer yok mudur?.) elbete ki, vardır. Öyle inkârcıların ebedî ikametgâhları cehennemden başka olmayacaktır.

33. O zât ki, doğruyu getirdi ve onu tasdik ettiler, işte kötülükten sakınanlar, onlardırlar.

33. Fakat (O zât ki,) o Peygamberlerin efendisi olan Hz. Muhammed Aleyhisselâm ki, (doğruyu getirdi) Allah’ın dinini insanlara tebliğ etti (ve) bir seçkin topluluk da (onu tasdik ettiler) o Yüce Peygamber’in izinden yürüdüler (işte takva sahibi olanlar, onlardırlar) onlar, Allah’ın birliğini tasdik ettiler, kendilerine teklif edilendinî vazifeleri yerine getirmeye çalıştılar, dinen yasak olan şeylerden kaçındılar. Binaenaleyh hakkıyla takva ile vasıflanmış zatlardan bulundular.

34. Onlar için Rab’lerinin katında diledikleri vardır. Bu ise iyilik edenlerin mükâfatıdır.

34. Artık (Onlar için) o hidayet yoluna giren takva sahibi zâtlar için (Rab’lerinin katında diledikleri vardır) onlar için her nevi keramete ilâhi lütuflara ve cennetlerdeki en yüce makamlara kavuşma, takdir edilmiştir. (bu ise) Böyle diledikleri yüksek nimetlere kavuşmak ise (iyilik yapanların) yani: Amellerini güzelce yapanların, tam bir samimiyetle ibadet ve itaatte bulunanların (mükâfatıdır.) haklarındaki ilâhi lütufların bir tecellisidir.

35. Tâki, Allah onlardan yapmış oldukları en kötü şeyleri affetsin ve örtsün ve onları yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandırsın.

35. Evet.. Kerem Sahibi Yaratıcı, o takva sahibi, iyilik eden kullarına öyle her dilediklerini ihsan buyuracaktır. (Tâki, Allah onlardan) insanlık icabı (yapmış oldukları en kötü şeyleri affetsin ve örtsün) onları bu yüzden hesaba çekmesin. Yani: O takva sahibi zatlar, takvalarının mükemmelliğinden dolayı bir küçük günahı bile büyük bir günah gibi sayacaklarından bu günahları tamamen af edilmiş olacaktır. Yâhut onların imândan önce içinde bulunmuş oldukları inkârcı durumları, imânları sayesinde bağışlanacak, o yüzden sevapları noksan olmayacaktır. (ve onları yaptıklarının) İbadet ve itaatlerinin (en güzeli ile mükâfata eriştirsin) diye Cenab-ı Hak onlara öyle lütf ve ihsanda bulunacaktır. Yani: O takva sahibi kullarına güzel amellerinin mükâfatını kat kat ihsan buyuracak, onları güzel ihlâslarının sevaplarına devamlı olarak fazlasiyle kavuşturacaktır. Mü’minler hakkında ne büyük bir ilâhi lütuf!.

36. Allah Kuluna kâfi değil midir? Ve seniondan başkalarıyla korkutuyorlar. Ve Allah kimi sapıklığa düşürürse artık onun için bir hidayet rehberi yoktur.

36. Bu mübârek âyetler, Resûl-i Ekrem’in Allah’ın himayesine kavuşup başkalarından asla korkmayacağını bildiriyor. Cenab-ı Hak’kın hidayete erdirmediği kimselere başkalarının hidayet edemeyeceğini ve hidayete erdirdiği zâtları da kimsenin sapıtamıyacağını beyan buyuruyor. Müşriklerin sözleriyle fiilleri arasındaki tenakuza işaret ederek onların tapındıkları putlardan bir fâide beklenilemeyeceğini ve o putların hiçbir şeye güç yetiremiyeceğini haber veriyor ve kâfirlerin pek korkunç bir âkibete uğrayacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (Allah kuluna kâfi değil midir?.) Elbette kâfidir. Buna inanıyoruz O Yüce Yaratıcı, dilediği kulunu ve özellikle Hz. Peygamber’i daima himaye eden, düşmanlarının şerrinden muhafaza buyurur, bunu hiçbir kimse inkâr edemez. (ve) Ey Yüce Peygamber!. O kâfirler (seni ondan başkalarıyla) Allah Teâlâ’dan başka mabud edinmiş oldukları putlariyle (korkutuyorlar) öyle cahilce bir cür’ette bulunuyorlar. Halbuki, o putların, ne fâide ve ne de zarar vermeğe kudretleri yoktur. Kureyş müşrikleri ise diyorlarmış ki: Ey Muhammed!. Aleyhisselâm: Putlarımıza sövme, onların aleyhinde bulunma, sonra onların tarafından sana bir zarar, bir cinnet ârız olur. Cenab-ı Hak ise onların o boş iddialarını bu âyeti celîlesiyle red etmiştir. (ve Allah kimi sapıklığa düşürürse) Doğru yoldan uzak bırakarak dinsizliğe, ahlâksızlığa mübtelâ kılarsa (artık onun için) öyle sapıklığa düşürülmüş şahıs için (bir hidayet rehberi yoktur) onu hiçbir kimse doğru bir yola sevkedemez, o sâpıklıktan kurtaramaz. O şahıs, kendi kötü iradesinin bu helâk edici neticesine tutulmuş olur.

37. Ve kime ki, Allah hidayet ederse artık onuniçin bir sapıtıcı yoktur. Allah, herşeye galip, intikam sahibi değil midir?

37. (Ve kime ki, Allah hidayet ederse) Yani: Temiz yaratılışını koruyarak nefsini tezkiyeye ve fiillerini tanzime çalışmak isteyen herhangi bir kulunu da selâmet ve saadete muvaffak buyurursa (artık onun için) o hidayete eren kul için (bir sapıtıcı yoktur.) onu o tâkibettiği doğru yoldan kimse men’e kâdir olamaz. Çünkü Cenab-ı Hak’kın iradesine, takdirine hiçbir kimse muhalif olamaz, karşı gelemez. Binaenaleyh daima Allah Tealâ’ya sığınılmalıdır. (Allah herşeye galip) Her irade buyurduğu şeyi vücude getirmeğe kâdir ve (intikam sahibi değil midir?) Mü’minlere karşı yanlış telkinlerde, hareketlerde bulunan din düşmanlarını lâyık oldukları cezalara kavuşturmak hakkına sahip değil midir?. Elbette ki, sahiptir, herşeye kâdirdir. Elbette ki, birgün o düşmanları kendi kötü hareketlerinin cezasına kavuşturacaktır.

38. Andolsun ki, onlara soracak olsan ki, gökleri ve yeri kim yarattı? Elbette diyeceklerdir ki: Allah. Deki: O hâlde gördünüz mü? Bana haber veriniz Allah’tan başka kendilerine ibadet ettiğiniz şeyleri, eğer Allah bana bir zarar verirse onlar, onun zararını açabilecek kimseler midir? Veya bana bir rahmet dilese onlar onun rahmetini tutabilir kimseler midir? De ki: Allah buna kâfidir. Tevekkül edenler, ona tevekkülde bulunurlar.

38. Evet.. O müşrikler, o dinsizler, gaflet içinde, cehalet içinde yaşıyorlar, sözleriyle fiilleri birbirine uymamaktadır. (Andolsun ki) Muhakkak bir keyfiyettir ki, (onlardan soracak olsan ki, gökleri ve yeri kim yarattı?.) bunların yaratıcısı kimdir?. (elbette diyeceklerdir ki, Allah) Yarattı. Çünkü bütün bu yaratılış eserleri, bir hikmet sahibi Yaratıcının varlığına açıkca şahitlik etmektedir. Bunu o müşrikler de itirafa mecbur olmaktadırlar. Buna rağmen o kudret sahibi Yaratıcının birer yaratılış eseriolan putlara da mabutluk sıfatını isnât etmekte, onlara da ibadette bulunmaktadırlar. Bu suretle de tenakuza düşmüş oluyorlar, aklın gereğine muhalif hareketlerde buunuyorlar, o âciz şeylerden bir fâide bekliyorlar. Ne kadar akla, irfana muhalif bir hareket!. İşte Cenab-ı Hak da buyuruyor ki: Ey Resûlüm!. O müşriklere (de ki: O halde gördünuz mü?) hatalarınızı anladınız mı?. (bana haber veriniz: Allah’tan başka kendilerine ibadet ettiğiniz şeyleri, eğer Allah bana bir zarar verirse onlar) O putlar (onun zararını açabilecek kimseler midir?.) siz böyle bir iddiada bulunabilir misiniz?. Hiç onlar, böyle birşeye kâdir olabilirler mi?. (veya) Allah Teâlâ (bana bir rahınet dilese) hakkımda bir hayri takdir buyurmuş olsa (onlar O’nun rahmetini tutabilir kimseler midir?.) o putlar, o rahmetin ortaya çıkmasına mâni olabilecek bir kuvvete bir selâhiyete sahip midirler?. Elbette ki, değildirler. Artık öyle âciz şeylere nasıl mâbudluk isnât edilerek kendilerine tapınmak, kendilerinden bir fâide beklemek uygun olabilir?. Ey Yüce Peygamber!. Sana cevap vermekten âciz olan o müşriklere (de ki: Allah bana kâfidir.) ben öyle âciz putlardan bir fâide, bir şefaat beklemek cehaletinde bulunamam, (tevekkül edenler) yalnız (O’na) O Eşsiz Yaratıcıya (tevekkülde bulunurlar.) O’ndan başka olan mahlûklar, haddizatında âciz, kendileri muhtaç şeylerdir. Onlara itimat olunamaz. Çünkü onların hepsi de Cenab-ı Hak’kın kudret ve saltanatı altında bulunmaktadırlar.

“Allah’a tevekkül edenin yâveri haktır”

“Nâşad gönül, birgün olur şâd olacaktır”

39. De ki: Ey kavmim! Siz kendi iktidarınız üzerine çalışınız, şüphe yok ki, ben de çalışıcıyım. Elbette yakında bileceksiniz.

39. Ey Peygamberlerin Sonuncusu!. (De ki: Ey kavinim!.) Ey benim tebliğlerimi kabul etmeyen inkârcılar!. (Siz kendi iktidarınız üzerineçalışınız) bulunduğunuz cahilce halde devam ediniz. Siz kendinizi büyük bir kuvvete, şiddete sahip sanıyorsunuz. Bunun nasıl bir hayal olduğunu bilâhara anlayacaksınızdır. Ne büyük bir ilâhi tehdid!. (Şüphe yok ki, ben de çalışıcıyım.) İslâm dinini yaymaya, insanlığı uyandırmaya gayret edip durmaktayım. (elbette yakında bilirsiniz.) hakikat tecelli etmiş olacaktır.

40. Kim imiş o kimse ki, ona kendisini rezil edecek bir azap gelecek ve üzerine devamlı bir azap inecek.

40. Artık tamamen anlamış olacaksınızdır ki: (kim imiş o kimse ki, ona kendisini rezil edecek bir azap gelecek) Bir mağlûbiyete, bir kahra uğrayacak (ve üzerine devamlı bir azap inecek) fakat artık ona o zaman yapacağı pişmanlık bir fâide vermeyecektir. Evet.. Bu ilâhi tehdit de tahakkuk etmiştir. O müşrikler, Bedr gazvesinde büyük bir mağlûbiyete uğramışlardı. Bilâhara ölüp ebedî bir azaba da mâruz kalmışlardır. İşte küfrün ebedî cezası!.

41. Şüphe yok ki, biz, senin üzerine insanlar için kitabı hak ile indirdik. Artık kim hidayete ererse kendi nefisi içindir ve kini sapıklığa düşerse artık şüphesiz ki, kendi nefisi aleyhine dalâlete düşmüş olur. Ve sen onların üzerine bir vekil değilsin.

41. Bu mübârek âyetler, Kur’an-ı Kerim’in Resûl-i Ekrem’e indirilmiş bir ilâhi kitab olduğunu, artık onu kabul edip hidayete erenlerin kendi nefisleri lehine ve bilâkis kabul etmeyip sapıklığa düşenlerinde kendi nefisleri aleyhine hareket etmiş olacaklarını bildiriyor. Cenab-ı Hak’kın ruhları kat’iyyen veya uyku halinde geçici olarak tutmakta olduğunu bunda ise düşünen kimseler için alâmetler bulunduğunu ihtar buyuruyor. Putlardan şefaat umanları utandırıp Allah’ın izni olmadıkça kimsenin şefaat edemiyeceğini ve bütün insanların kâinlata sahip olan Allah Teâlâ’nın huzuruna kıyamet günündeçıkarılacağını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Peygamberlerin en şereflisi (şüphe yok ki, biz senin üzerine insanlar için) Onlara dünyevî ve uhrevî vazifelerini bildirmek faydasından dolayı (kitabı) Hikmet beyan eden Kur’an’ı (hak ile) bir hakikatlerin mucizesi beyan olmak üzere (indirdik) kendilerini böyle bir kurtuluş rehberine, bir hidayet vesilesine nâil kıldık (artık kim) o kutsî kitabın beyanatı doğrultusunda amel ederek (hidayete ererse kendi nefsi içindir) kendisinin ebedî menfaatine hizmet etmiş olur (ve) bilâkis (kim) o ilâhi kitabın gereği ile amelde bulunmazda (sapıklığa düşerse artık şüphe yok ki, kendi nefsi aleyhine sapıklığa düşmüş olur.) bütün mes’uliyet kendisine ait bulunur. (ve sen) Ey Yüce Peygamber!. (onların üzerine bir vekil değilsin) Onların bütün hareketlerini gözetmekle, kendilerini hidayete zorla sevk etmekle emrolunmuş değilsin. Senin vazifen dinî hükümleri tebliğden ibarettir. Bunu kabul etmeyenlerin artık başlarına gelecek felâketi, ilâhi azabı kendileri düşünsünler!.

42. Allah, nefisleri öldükleri zaman ve ölmeyenleri de uykularında öldürüverir. Artık üzerine ölüm ile hükmettiğini tutuverir ve diğerini de tâyin edilmiş vakte kadar salıverir. Şüphe yok ki, bunda elbette alâmetler vardır, iyi düşünecek bir kavim için.

42. Bir kere Allah Teâlâ’nın bu âlemde tecelli edip duran kudret eserleri dikkate alınmalı değil midir?. Kısacası (Allah) O Hikmet sahibi Yaratıcıdır ki, (nefisleri öldükleri zaman) ecelleri nihayet bulduğu zaman ruhlarını alır onların cesetlerle olan alâkalarını kesmiş olur. (ve ölmeyenlerin de) henüz ecelleri tamam olmamış bulunanları da (uykularında) geçici olarak bir nevi (öldürüverir) onların ruhlarını cesetlerinde tasarruftan alıkor (artık üzerine ölüm ile hükmettiğini tutuverir) onun ruhunu cesedine reddetmez. (ve diğerini de) uykuya dalmış olan kimsenin ruhunu da (tâyin edilmişvakte kadar) takdir edilen ölüm zamanına değin (salıverir) sahibinin cesedine uyandıkça tekrar faaliyete kavuşturmuş olur. (şüphe yok ki, bunda) Ruhların cesetler ile geçici alâkalarında (elbette alâmetler vardır) Allah Teâlâ’nın kudretinin mükemmelliğine, rahmetinin genişliğine işaret eden enteresan ibretler vardır. Bu hal, batmaya başlamış olan güneşin tekrar doğacağı gibi bir örneğe sahiptir. Ahiret hayatının vuk’u bulacağına dair bir misâl teşkil etmektedir (düşünen bir kavim için) evet.. Mütefekkir zatlar, bütün bu nevi hadiselerden birer ibret dersi alırlar, Allah’ın kudreti ile ahiret hayatının da meydana geleceğine inanmış bulunurlar.

43. Yoksa Allah’tan başkasını şefaatçiler mi edindiler? De ki: Eğer hiçbir şeye sahip olmamış ve akıl erdiremez bulunmuş iseler de mi?

43. (Yoksa) O putperest müşrikler (Allah’tan başkasını şefaatciler mi edindiler?.) Evet.. Onlar, o putlardan şefaat bekliyorlar. Bu ne kadar cehâlet!. Putlardan nasıl şefaat umulabilir?. Resûlüm!. O gafillere (de ki:) öyle taptıklarınız şeyler (eğer hiçbir şeye sahip olmamış) bir fayda ve zarara güç yetirememiş (ve akıl erdiremez bulunmuş) sizin kendilerine taptıklarınızdan bihaber olup durmuş (iseler de mi?) onlara öyle tapar durursunuz?. Halbuki, onların öyle bilgiden, fâideden mahrum şeyler oldukları açık, artık ne diye onlara tapıyor, onlardan bir fâide bekliyorsunuz? Bu ne kadar ahmaklık!.

44. De ki: Bütün şefaat. Allah içindir. Göklerin ve yerin mülkü O’nun içindir. Sonra O’na döndürüleceksinizdir.

44. Yüce Resûlüm!. O cahilleri uyandırmak için (De ki: Bütün şefaat Allah içindir) Cenab-ı Hak’kın müsaadesi, hâkimiyeti altındadır. O Kerem Sahibi Yaratıcı razı olmadıkça hiçbir kimse başkasına şefaat edemez (göklerin ve yerin mülkü O’nun içindir) bütün mahlûkat, oâlemin Yaratıcısının sahipliği, tasarrufu, hâkimiyeti altında bulunmaktadır. O putlar da o Yüce Yaratıcının birer mahlûkudur, onlar şefaat kabiliyetinden mahrum şeylerdir. Artık yalnız o kâinatın sahibi olan eşsiz Yaratıcı’ya ibadeti tahsis etmek icabetmez mi? Nedir o âciz, mahlûklara, yaratıklara öyle bir tapınmada bulunmak? (sonra) Düşününüz ki, Ey insanlar!. Hepiniz de (O’na) o Yüce Yaratıcının mânevî huzuruna kıyamet gününde (döndürüleceksinizdir) bir muhasebe ve muhakemeye tâbi tutulacaksınızdır. Ne büyük bir ilâhi tehdit! Binaenaleyh o günü düşünün, ona göre hayatınızı tanzim ediniz, öyle âciz, fâni mahlûklara değil, bütün kâinata hâkim olan, ezeli ve ebedî bulunan Yüce Yaratıcıya ibadetinizi tahsis eyleyiniz. Sizin için kulluk vazifesi bundan ibarettir. Sizin için bundan başka kurtuluş çaresi, düşünülmuş değildir.

Yorum Bırakın