YASİN SURESİ

72. Ve onlara bunları musahhar itaatkâr kıldık. Artık bunlardan onların binecekleri Hayvanlar vardır ve bunlardan yiyiverirler.

72. (Ve onlara) O insanlara (bunları) bu çeşit çeşit hayvanları, (müsehhar) boyun eğici, itaatkar (kıldık) onlardan diledikleri gibi tasarrufta bulunabiliyorlar (artık bunlardan) bu hayvanlardan (onların) o insanların (binecekleri) hayvanlar (vardır) atlar gibi, develer gibi hayvanlara binerler, onlara yüklerini yüklerler, onlar ile istedikleri yerlere çıkar giderler. (ve) O insanlar (bunlardan) bu hayvanların deve, sığır, koyun gibi bir kısmının etlerinden, yağlarından (yiyiverirler) bu suretle de istifade ederler, geçimlerini temine muvaffak olurlar.

73. Ve onlar için bunlar da menfaatler ve içilecekler vardı. Hâlâ şükretmiyecekler mi?

73. (Ve) Maamafih (onlar için) o insanlaramahsus olmak üzere (bunlarda) bu çeşitli hayvanlar da başkaca da (menfaatler) vardır. Onların tüylerinden, yünlerinden, derilerinden ve yavrularından da istifade ederler. (Ve) Bunlar da, insanlar için (içilecekler) de (vardır) onların bir kısmının sütlerinden de içip yararlanırlar. Bütün bunlar, insanların hakkında birer büyük ilâhi ihsandır. (HâIâ) Bir kısım insanlar (şükretmiyecekler mi?.) bunları kendilerine ihsan buyuran Kerem Sahibi Yaratıcının birliğini, yaratıcılığını tasdik ederek kendisine ibadette, ve şükürde bulunmayacaklar mıdır?. Nedir onlardaki, o gaflet, o cehalet!

74. Onlar, belki yardım olunurlar diye Allah’tan başkasını mabut edindiler.

74. O bir kısım insanların cehaletine, pek divânece düşüncelerine bakınız ki: (Onlar, belki yardım olunurlar diye Allah’tan başkasını mabût edindiler) Bir takım putlara tapmakta bulundular, o putlardan bir şefaat, bir faide beklemektedirler. Hiç öyle mahlûk ve kendilerini bile bilip korumaktan âciz şeyler, Mâbut olabilirler mi?. Onlardan bir faide beklenilebilir mi?.

75. Onlara yardım etmeğe güçleri yetmez. Onlar ise bunlar için hazırlanmış yardımcı erlerdir.

75. Şüphe yok ki, o taptıkları şeylerin (Onlara) o tapanlara (yardım etmeğe güçleri yetmez) o putlar, haddizatında âciz, zelil şeylerden başka birşey değildir. (Onlar ise) O putperest kimseler ise (bunlar için) bu putları, bu bâtıl ilahları için (hazırlanmış yardımcı erlerdir) o müşrikler, bu taptıkları putları müdafaaya çalışırlar, onların aleyhinde bulunanlara düşman kesilirler, öyle fâidesiz, kendilerini koruyamaz şeylerden bir faide beklerler. Bu ne kadar ahmaklık!.

76. İmdi onların lâkırdıları seni üzmesin. Şüphe yok ki, biz, onların neleri gizlediklerinive neleri açığa vurduklarını biliyoruz.

76. (İmdi) Ey Peygamberlerin Sonuncusu teselli bul (onların) o müşriklerin öyle ahmak kimselerin (lâkırdıları seni üzmesin) onların sana şair, şihirbaz demelerinden, senin peygamberliğini inkâr etmelerinden dolayı müteessir olma. Onların artık ne kadar akılsız, cahil kendi fâidelerini, zararlarını takdirden âciz kimseler oldukları meydanda. Öyle ehemmiyetsiz kimselerin ne kıymetleri vardır ki, onların dedikodularından dolayı senin için endişeye mahal bulunsun!.

(Şüphe yok ki, biz) Ben Yüce Yaratıcı (onların neler gizlediklerini) nasıl yalanladıklarını, düşmanlık beslediklerini (ve neler açığa vurduklarını) lisanlariyle neler söylediklerini, ne gibi bâtıl isnatlarda, lâkırdılarda bulunduklarını (biliyoruz) onların hiçbir hal ve hareketi Allah katında meçhul değildir. Onlar elbette ki, lâyık oldukları cezalara kavuşacaklardır. Onlar Yüce Yaratıcının mahlûkatı üzerindeki kudretini tasarruflarını bir kere düşünmeli değil midirler?. Kâfirler ve münafıklar hakkında ne büyük bir ilâhi tehdit!.

77. İnsan görmedi mi ki, muhakkak biz onu bir nutfeden yarattık, sonra o, bir apaçık düşman kesilmiştir.

77. Bu mübârek âyetler de Allah Teâlâ’nın yüce kudretine işaret eden insanlığın yaratılmasını dikkat nazarlarına sunuyor. Ölülerin tekrar hayata kavuşturulacağını inkâr eden cahillerin iddialarını açık bir şekilde reddediyor ve hatalarını teşhir buyuruyor. Ölüleri tekrar hayata kavuşturmanın imkânına ait, ibret verici, yaratılış harikasını örnek olarak gösteriyor.

Bütün kâinat levhalarını yoktan yaratmış olan hikmet sahibi Yaratıcının dilediği şeyleri hemen yaratıp vücude getireceğini bir misal ile izahta bulunuyor. Bütün varlıklara tamamen sahip, hepsi üzerinde hakkıyla hükmeden ve tasarrufta bulunan ve bütün insanları ahirette manevihuzuruna toplayacak olan Yüce Yaratıcının kutsiyyetini, ve bütün noksanlardan uzak bulunduğunu beyân buyurmaktadır.

Şöyle ki: O kıyamet hayatını inkâr eden (İnsan görmedi mi ki,) hiç göz ile görülmüşcesine bilmedi mi ki (muhakkak biz) yani: Ben Yüce Yaratıcı, kudret ve takdirimle (onu) o insanı ve onun benzerlerini (bir nutfeden yarattık) öyle bir damla su mesabesinde olan ehemmiyetsiz bir sıvıdan meydana getirdik.

(Sonra o) İnkarcı, o kadar Allah’ın kudretine şahitlik eden yaratma olayını bilip dururken (bir apaçık mücadeleci) kesilmiş (dir.) Cenab-ı Hak’ka karşı âdeta düşmanca bir vaziyet almış, O’nun yüce kudretini inkâr etmekte bulunmuştur. Bu ne kadar cahilce bir cür’et!.

78. Ve kendi yaradılışını unuttu da bize bir misâl getirmeye kalkıştı, dedi ki: Kemikleri kim diriltebilir ki, onlar çürümüşlerdir.

78. (Ve) O inkârcı (kendi yaradılışını unuttu da,) kendisinin de öyle bir damla sudan vücude getirilmiş olduğunu düşünmez oldu da (bize bir misâl getirmeye kalkıştı) kendi iddiasınca ölüleri tekrar hayata erdirmenin mümkün olmayacağına dair bir acaip örnek göstermeğe cür’et etti. (Dedi ki: Kemikleri kim diriltebilir ki, onlar çürümüşlerdir) Onlar toprak kesilmiş, her tarafa savrulmuştur.

Artık onlar yeniden nasıl hayata erdirebilir?. İşte kendisinin başlangıçta nasıl yaratılmış olduğunu düşünmeyen, âlemin Yaratıcısının sonsuz olan kudretini takdir edemeyen bir cahil, böyle yanlış bir kanaatte bulunur. Rivayete göre “As bini Vail” elinde bir çürümuş kemik olduğu halde Peygamberin huzuruna gelerek o kemiği ufatmış, “Bu kemiği mi Allah Teâlâ böyle ufalandıktan sonra diriltecektir?.” diye söylenmiş..

Resûl-i Ekrem de: Evet.. Allah Teâlâ bunu diriltecektir, sonra seni öldürecek, sona seni diriltecek, daha sonra da seni cehennem ateşine girdirecektir. Diye buyurmuş, bunun üzerine bu âyetler, busurenin nihayetine kadar nâzil olmuştur. Diğer bir rivayete göre de Peygamberin huzuruna gelip bu inkârda bulunan “Übey-ibni Helef”dir ki, bu inkârcıyı, Resûl-i Ekrem Hazretleri Uhud gazvesinde bir darbe ile öldürmüştür.

79. Deki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecektir. Ve o, bütün yaratılmışları tamamiyle bilendir.

79. Artık sen de ey Yüce Peygamber!. O gibi inkârcılara (De ki: Onları) o kemikleri (ilk defa yaratmış olan) Yüce Yaratıcı (onları tekrar diriltecektir) onları yeniden hayat sahasına çıkaracaktır. (Ve) şüphe yok ki, (o) âlemin Yaratıcısı (bütün yaradılmışları tamamiyle bilendir) o kemiklerin de nasıl parçalanmış, nasıl darmadağın olarak etrafa savrulmuş ve nerelerde kalmış olduklarını tamamen bilir.

Onları takdir edilen vakit gelince yüce kudretiyle tekrar toplar, tekrar hayata nâil eder. Özellikle bir damla sudan vücude gelmiş olan bir insan, yine kendisinin bir zerre miktarı olan aslî bir parçasının bâki kılınması ve iadesiyle tekrar teşekkül ederek varlık alanına çıkarılmış olur. Allah’ın kudreti karşısında böyle bir yaradılış asla inkâr edilemez.

80. O Yüce Yaratıcı ki: Sizin için yemyeşil ağaçtan bir âteş vücuda getirmiştir de şimdi siz ondan yakıveriyorsunuz.

80. Ey inkârcı insanlar!. Bir kere de şunu düşününüz (O) Yüce Yaratıcı, (ki, sizin için) insanlar istifade etsinler diye (yemyeşil ağaçdan bir âteş vücude getirmiştir,) Evet.. Birçok ağaçlar rutubetlidir, kendilerinden suların çıkıp damlayacağı bir mahiyettedir. Buna rağmen kendilerinden bir ateş meydana gelir (de şimdi siz onda yakıveriyorsunuz) o kuru bir mahiyetteki ağacı yakıp ondan istifade edersiniz, öyle rutubetli birşey, büsbütün ateşli bir durum almış olur. Bütün bunlar, Cenab-ı Hak’kın kudretiyle meydanagelmiş pek garip birer yaratılış eserleridir. Artık insanların kemiklerinin de Allah’ın kudretiyle tekrar büyüyüp gelişerek teşekkül etmesi, nasıl imkânsız görülebilir?.

81. Gökleri ve yeri yaratmış olan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Elbette kadirdir. Ve o hakkıyla bilen yaratandır.

81. Bir kere düşünmeli!. (Gökleri ve yeri yaratmış) Bu büyük âlemleri yoktan meydana getirmiş (olan) bir kudret sahibi Yaratıcı (onların mislini) o gökleri ve yeri mahvetikten sonra onların birer benzerini (yaratmaya kâdir değil midir?.) bu nasıl inkâr edilebilir?. (elbette kâdirdir) Onların benzerlerini vücude getirebilir. O halde o muazzam âlemleri yeniden yaratmaya kâdir olan Yüce Yaratıcı, insanları öldürdükten sonra tekrar iade edemez mi?. Bu nasıl inkâr edilebilir?. (Ve O) ezeli Yaratıcı elbette ki, herşeyi hakkıyla (bilen) ve herşeyi yoktan (yaratan) bir Yüce Yaratıcı (dır) artık insanları da tekrar hayata kavuşturacağı asla imkânsız görülemez.

82. O’nun emri, birşeyi istediği zaman ancak O’na “ol” demesidir ki, o da hemen oluverir.

82. Evet.. (O’nun) O kâinatın Yaratıcısının (emri) ilahlık şânı ve rablık vasfı şöyledir ki, O (birşeyi murat ettiği zaman) çeşitli mahiyetteki şeylerden herhangi birini yaratmak dilediği vakit (O’na ancak ol demesidir ki,) yani: Vücude gelmesini dilemesidir ki, (o da hemen oluverir) o da derhal varlık sahasına gelir. “Böyle bir kün = ol!” emrinden maksat, bir misâlden, yani: Allah’ın kudretinin yöneldiği şeyde hemen tesirini göstererek o şeyin derhal vücuda gelmesinden ibarettir. Binaenaleyh Yüce Yaratıcı ölmüş insanların da tekrar hayat bulmalarını istediği vakit, hepsi de hemen yeniden teşekkül eder, hayata ererek varlık alanına atılmış olurlar.

83. Hakikaten noksanlardan münezzeh tesbihve takdise lâyıkdir. O Yüce Yaratıcı ki, herşeyin tam mülkü O’nun kudret elindedir ve siz de ancak O’na O’nun mânevî huzuruna döndürüleceksinizdir.

83. (Hakikaten noksanlardan münezzeh) Tesbih etmeye ve kutsamaya lâyık (dır O) Kerem Sahibi Yaratıcı (ki, herşeyin tam mülkü, O’nun kudret elindedir.) bütün varlıklara sahip, hepsinin üzerinde hükmü açık ve gizli cereyan eden, ancak O Yüce Yaratıcı’dır. O’nun ilâhi hükmü, bütün mahlûkat üzerinde cereyan etmektedir. (ve siz de) Ey insanlar!. (ancak O’na) O Yaratıcınızın mânevi huzuruna, O’nun tâyin edeceği muhasebe ve muhakeme alanına (döndürüleceksinizdir.) bu dünya hayatı nihayet bulacak, bütün insanlar lâyık oldukları âkibetlere kavuşacaklardır. Artık daha dünyada iken o istikbali düşünmelidir, Yüce mâbudun mânevi huzuruna gidip ilâhi tecellilerine kavuşmaya vesile olacak güzel amellerde bulunmaya çalışmalıdır. Kur’an-ı Kerim’in bu yüce irşadını, tenbihlerini güzelce düşünerek doğru bir inanca sarılmalıdır, ilâhi lütf o erişmeyi istirham ederek ilâhi korumaya sığınmalıdır. Başarı, Allah’tandır.

§ Melekût;

Tam bir mülk manâsınadır. Birşey hakkında tam bir tasarrufa, bir hâkimiyete sahip olan zât, onun melekûtuna, yani tam mülkiyetine sahip demektir. Yasin sure-i celîlesi, pek mukaddes bir Kur’an sûresidir, okunması pek çok sevaba vesiledir. Tefsir-i Kebir’de vesâirede işâret olunduğu üzere mübârek Yasin sûresini ölmek üzere bulunan bir müminin yanında okumakta birçok fayda vardır.

Öyle bir zamanda o müminin bedeni kuvveti zayıf bulunur, lisanı söz söylemekten âciz bir halde kalır, artık günahlardan ayrılarak kalben Cenab-ı Hak’ka yönelmiş olur. Binaenaleyh böyle bir sırada onun başı yanında bu mübârek sure okununca onun kalbi kuvveti artar, güzel itikadı kuvvetlenir, mânen şifa bulmuş olur.

Maamafih böyle mukaddes âyetlerin okunması bereketiyle o müminin inşaallah ölümü kolaylaşır, kabrinde de istirahate erer. Bir hadis-i şerif şu meâldedir: “Bir kimse Yasin suresi ni Allah’ın rızasını taleb ederek okursa -küçük günah kabilinden olan- geçmiş günahı kendisi için bağışlanır. Artık onu ölülerinizin yanında okuyunuz.” Bu sahih bir hadistir. Fakat şu meal de iki hadiste rivâyet olunuyor.

“Şüphe yok ki, herşey için bir kalp vardır, Kur’an’ın kalbi ise Yasin’dir, kim Yasin’i okursa onun okunması sebebiyle kendisi için Kur’an’ı on defa okuma -sevabı- yazılır.” “Kim Yasin’i bir defa okursa Kur’an’ı sanki iki defa okumuş olur. Bu iki hâdisin rivâyeti ise zayıftır. Bunlar sahih rivâyetler kabilinden değildir. Şüphe yok ki: Bir mükâfata erişmek, tercih edilen zahmet miktarıncadır.

Bir mübârek sureyi okumakla bütün Kur’an’ı okumak elbetteki, aynı olamaz. Bir de birşey diğer birşeye bir açıdan benzetilmekle, bu iki şeyin her yönden eşit olmasını gerektirmez. Belki bunlar arasında bir açıdan bir eşitlik bulunduğuna işaret edilmiş olur.

Bu husus Elcami-üs Sağîr’de ve onun şerh-i Feyz-ül Kadîr’de gösterilmiştir. Kısacası: Biz, kerim, rahim yaratıcımızın daima iltifatını istirham eder, O’nun Yüce rahmetinden ümidimizi asla kesmeyiz. Velhamdülillâh-i Rabbil’âlemin vessalâtü vesselâmü ala seyyidina muhammedin ve âlâ âlihi ve eshabi-hi acmaîn.

Yorum Bırakın