MERYEM SURESİ

meryem suresi tefsiri

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübarek sûre, Mekke’i Mükerreme’de nazil olmuştur. Doksan sekiz âyeti kerimeden meydana gelmektedir. Hz. İsa gibi bir Yaratılış harikasının muhterem annesi Hz. Meryem’e dair âyetleri kapsamış olduğu için kendisine bu ad verilmiştir. Bu, mübarek Meryem sûresi, sûrei Kehf’in sonunda beyan buyurulan güzel amel ile Yaratıcının birliği İnancının izahını pek mükemmel ve pek ebedî bir şekilde içine almış bulunmaktadır. Bu mukaddes sürede Allah Teâlâ’nın birliği, kudret ve büyüklüğü, yaratmış olduğu kullarını kendisine evlât edinmekten yüce bulunduğu, ve ilâhî dinin Peygamberler tarafından insanlara nasıl tebliğ edilmiş olduğu beyan buyurulmaktadır. Bu Meryem sûresi, başlıca altı mühim kıssayı içermektedir. Şöyle ki: Birinci kıssa, Zekeriya Aleyhisselâm’a aittir. Onun münâcâtını, dualarını tasvir etmektedir. İkinci kıssa Hz. Meryem ile İsa Aleyhisselâm’a aittir. Hz. Meryem’in hayatının temizliğini, Hz. İsa’nın bir kudret bediası olduğunu tasvir buyurmaktadır. Üçüncü kıssa, İbrahim Aleyhisselâm’a aittir. Babası Azer’i Allah’ın dinine ne şekilde davet etmiş olduğunu bildirmektedir. Dördüncü kıssa, Musa Aleyhisselâm’a aittir. Onun Allah’ın hitâplarına mazhar oluşunu ve Harun Aleyhisselâm gibi bir Peygamber kardeşe nailiyetin! göstermektedir. Beşinci kıssa, İsmail Aleyhisselâm’a aittir. Onun Allah katındaki yüksek mertebesini veümmetine namaz ve zekât gibi ibadetleri emir ve tavsiyede bulunmuş olduğunu beyan buyurmaktadır. Altıncı kıssa da, İdris Aleyhisselâm’a aittir. Onun nasıl yüksek bir makama nail olduğunu anlatır ve bütün bu Peygamberlerin üstün mertebelerine ve ne kadar Yüce bir şekilde ibadet ve itaatte bulunmuş olduklarına işaret byurmaktadır. Velhâsıl: Bu mübarek Meryem sûresi: İnsanların muhtelif kabiliyetlerde, eğilimlerde bulunmakta olduklarını bildiriyor. Cenab-ı Hak’kın birliğini, kudret ve yüceliğini tasdik ve güzel amellere devam eden müminlerin pek mutlu âkibetlerini kendilerine müjdeliyor. Nefsanî İsteklerine kapılan, İmân nimetinden mahrum kalan kimselerin de pek cahilce, pek çirkin hâllerini ve pek korkunç akıbetlerini ihtar ederek bütün insanlığı uyanmaya davet buyuruyor.

1. Kâf, Ha, Ya, Ayın, Sad.

1. Bu mübarek âyetler, Hz. Zekeriya’nın kıssasını içermektedir. O Yüce Pegamber’in Cenab-ı Hak’ka olan yalvarmalarını ve bir hayırlı oğul temennisinde bulunmuş olduğunu anlatmaktadır. Şöyle ki: (Kâf, Ha, Ya, Ayın, Sad) kelimeleri müteşabihlerdendir. Mânâsını Allah’ın ilmine havale ederiz. Bununla beraber denilmiştir ki: Bu, Allah Teâlâ’nın veya Kur’an-ı Kerim’in isimlerinden biridir veya bu sûrenin bir ismidir veya Allah’ın ism-i azamıdır.

2. Bu Rabbin rahmetiyle kulu Zekariya’yı anmasıdır..

2. (Bu) okunacak âyetler, (Rabbin rahmetiyle kulu Zekeriyayı anmasıdır) Hz. Zekeriya’nın yüksek mevkiini, Allah Teâlâ’ya olan dua ve niyazını bildirmektedir. Onunu ümeti hakkında nasıl bir ilahi rahmet olduğunu işaret buyurmaktadır.

3. O vakit ki, Rabbine gizlice bir dua ile duadaniyazda bulunmuştu.

3. (O vakit ki) o mübarek Peygamber (Rab’bine) kendisine peygamberlik ve nimet ihsan buyurmuş olan kerem sahibi mabûduna (gizlice) gece içinde sırren, kalben (bir dua ile duada) niyazda, teminnede (bulunmuştu) çünki geceleyin yapılan dualar, daha çabuk kabul olunabilir.

4. Demişti ki: Yarabbi! Muhakkak benim kemiklerim zayıflattı, başımın tüyü de tutuştu ve Rabbim! Sana ne dua ettim ise mahrum kalmadım.

4. Hz. Zekeriya bu duasında (demişti ki: Yarabbi!. Muhakkak benim, kemiklerim zayıflaştı) vücudun en kuvvetli kısmını teşkil eden kemiklere böyle zafiyet ariz olunca diğer kısımları elbetteki, daha çok zayıf düşmüş olur. (başımın tüyü de tutuştu) yani: Beyazlık dağılıp saçlarımı kapladı, ateşin alevi odunlara çarparak yayıldığı gibi bir vaziyet aldı. (ve Rab’bim sana ne dua ettim ise mahrum kalmadım) yani yaşadıkça yaptığım dualarını ilâhî katında kabule şayan oldu, bu hususta eli boş ve ziyanda kalmadım. Bundan sonra yapacağım dualarımı da lûtfen kabul buyur, Ey ulu mabûdum!.

5. Ve ben arkamdan beni takibedecek akrabamdan korkmaktayım, eşim de kısırdır. Artık bana sen kendi tarafından bir oğlu bağışla.

5. (Ve) Yarabbi!, (ben arkamdan beni takibedecek akrabamdan korkmaktayım) yani: Soy bakımından bana mensup olan amcamın çocukları gibi kimselerin benden sonra yaşayarak Allah’ın dinini yaymaya hizmet edeceklerini, benim mesleğimi seçeceklerini pek ümit etmiyorum, (eşim) İysa’ (da kısırdır) evlâdı olmuyor. Artık Yarabbi!. (Bana sen kendi tarafından) bu ihtiyarlığım çağında harika kabilinden âdeta muhalif bir şekilde (bir oğul bağışla) benim sulbümden bir oğuldünaya gelsin, benim yerimi alsın benim yetkime sahip bulunsun.

6. Hem bana vâris olsun hem de Yakub hanedanına vâris olsun ve Rabbim! Onu katında rızaya mazhar buyur.

6. Hz. Zekeriya niyazına devam ederek dedi ki: Yarabbi!. O bana ihsan edeceğin oğul, (hem bana vâris olsun) yani: Benim sahip olduğum ilimde, amelde, peygamberlikte bana halef bulunsun. (Hem de Yakub hanedanına vâris olsun) onların da faziletlerine, güzel huylarına, yüksek tarihi hallerine nail bulunsun. (Ve Rab’bim!.) Ey Kerem Sahibi Yaratıcım!. (onu) o bana öylece vâris olacak oğlumu (indinde) kevlen ve fiilen (uzaya mazhar buyur) her bakımdan iyi, Allah’ın rızasına lâyık bir kul olarak dünyaya gelmiş olsun.

7. Ey Zekeriya! Seni bir oğul ile müjdeleriz ki, adı Yahya’dır. Onun için evvelce kimseyi bir adaş kılmadık.

7. Bu mübarek âyetler, Zekeriya Aleyhisselâm’ın duasının kabul edilip Yahya adında bir oğul ile müjdelenmiş bulunduğunu bildiriyor. Bunu garip karşılayan Hz. Zekeriya’nın kendisine bir alâmet olmak üzere üç gün konuşmaya muktedir olamayacağı ve onun, tesbihte bulunmaları için kavmine işaret etmiş olduğu beyan buyurulmaktadır. Şöyle ki: Allah Teâlâ Hazretleri Zekeriya Aleyhisselâm’ın duasına vahiy yoluyla cevap olarak buyurdu ki: (Ey Zekeriya!. Seni bir oğul ile müjdeleriz ki, adı Yahya’dır) bu isimde senin bir oğlun dünyaya gelecektir (onun için) o dünyaya gelecek Yahya adındaki oğlun için (evvelce) kimseyi (bir adaş kılmadık) yani: Ondan evvel hiçbir kimseye Yahya adı verilmiş olmadı. Bu adın ilk evvel ona verilmiş olması, hakkında bir saygı gösterme alametidir. Vakıa Hz. Yahya, haddızatında pek seçkin vasıflara sahip bulunmuştur. Pek ihtiyar, mübarek bir zatın kısır bulunan eşinden dünyaya gelmesi,mâsum bir hayata kavuşup peygamberlik payesini elde etmiş bulunması onun bu seçkinliği cümlesindendir.

8. Dedi ki: Yarabbi! Bana nereden bir oğul olabilir? Eşim ise kısır olmuştur. Ben de ihtiyarlıktan son yaşa yetişmiş oldum.

8. Zekeriya Aleyhisselâm da daha çok sevinç için, Allah’ın kudretini yüceltmek ve müjdelenmenin zevkini daha çok tatmak için (dedi ki: Yarabbi!.) Ey her şeye kâdir olan kerem sahibi mabûdum!. (Bana nereden bir oğul olabilir?.) adeta göre benim kuvvetli, erkek bir çocuğum nasıl dünyaya gelebilir?, (eşim ise kısır olmuştur) çocuk doğuracak kabiliyeti kalmamıştır. (Ben de ihtiyarlıktan son yaşa yetişmiş oldum) şimdi çocuğu olmayacak tam bir ihtiyar halinde bulunmaktayım. Artık ne kudrettir ki, ne şefkattir ki, bize bu halimizde bir oğul ihsan buyuracaksın.

9. Buyurdu ki: Öyledir. Rabbin buyurdu ki: O bana kolaydır ve muhakkak ki, ben seni bundan evvel yaratmıştım, halbuki, sen hiçbir şey değildin.

9. Allah Teâlâ da vahyederek (buyurdu ki:) Ey Zekeriya!. (Öyledir) gerçekten dediğin gibi sen ihtiyar ve eşin de kısırdır. Fakat (Rab’bin buyurdu ki: O bana kolaydır) her ne kadar adete aykırı görülse de Allah’ın kudretine göre onda bir güçlük yoktur. Cenab’ı Hak, dilediği herhangi bir ihtiyara kuvvet, herhangi kısır bir kadına da yeniden anne olabilmek için bir kabiliyet ihsan buyurabilir. (Ve muhakkak ki, ben seni) ey muhterem kulum Zekeriya!. (Bundan evvel yaratmıştım) seni dünya sahasına getirmiştim (halbuki, sen hiç bir şey değildin) belki sırf bir madûm idin. Artık seni yoktan var eden bir Yüce Yaratıcı sana bu halinde evlât veremez mi? insanlığın ilk babası olan Hz. Adem’i de düşünmeli değil midir?. Onu yoktan var eden bir Yüce Yaratıcı elbette ki, herhangi bir kulunu, her ne halde bulunursabulunsun dileyince evlada kavuşturabilir, onun kudreti sonsuzdur. Buna inanmışızdır.

10. Dedi ki: Yarabbi! Benim için bir alâmet kıl. Buyurdu ki: Senin alâmetin, sen sapsağlam olduğun halde insanlar ile üç gece konuşmaya muktedir olamamandır.

10. Zekeriya Aleyhisselâm (dedi ki: Yarabbi!. Benim için bir alâmet kıl) yani: Ey Kerem Sahibi Yaratıcı!. İnandık, sen her şeye kâdirsin. Fakat o çocuğun ne vakit yaratılacağına dair bir belirti ihsan buyur, annesinin ona ne zaman hamile kalacağını anlamış olabileyim. Cenab-ı Hak da (buyurdu ki: Senin alâmetin) o çocuğun olacağına dair kendisiyle delil getireceğin şey (sen sapsağlam olduğun halde insanlar ile üç gece) arka arkaya üç gün (konuşmaya muktedir olamamandır.) yani: Bir hastalığın, bir dilsizliğin olmadığı halde insanlar ile lisânen konuşmaya böyle bir müddet muktedir olamaman, senin için bir evlât dünyaya geleceğine bir ‘alâmet teşkil edecektir.

11. Sonra mescitten kavmine karşı çıktı da gündüzlerin evvellerinde ve sonlarında tesbihte bulununuz diye onlara işaret eyledi.

11. (Sonra) Zekeriya Aleyhisselâm bu ilâhî vahyi müteakip hemen (mescitten kavmine karşı çıktı) dışarda durup cam-ii şerifin açılmasını bekleyen cemaatin yanına gitti (de) kendileriyle konuşamamaksızın dudaklarını kımıldatarak veya yazı ile yazarak (gündüzlerin evvellerinde ve sonlarında tesbîhte bulununuz diye onlara işaret eyledi) yani: Âdet üzere sabah ve ikindi namazlarını kılmaya devam ediniz, bu vakitlerde adet üzere ibadet ve itaatde bulununuz. Hz. Zekeriya, kalben, gizlice tevhit ve tesbihe muktedir olduğu halde cemaat ile açıkça konuşmaya muktedir olmadığını görünce artık ailesinin hâmile kaldığını anlamış, bu sükûte mecburiyeti kendisi için istediği bir alâmetten ibaret bulunmuştu.

12. Ey Yahya! Kitabı kuvvetle tut. Ve ona daha çocuk iken hikmet verdik.

12. Bu mübarek âyetler, Yahya Aleyhisselâm’ın nail olmuş olduğu nimetleri bildiriyor. Ve onun pek güzel vasıflarını ve ahlâkını tasvir ediyor ve o pek muhterem zatın herhalde selâma, yüceltmeye mazhar olduğunu şöylece beyan buyurmaktadır. Hak Teâlâ Hazretleri buyurmuştur ki: (Ey Yahya!. Kitabı kuvvetle tut) yani: Tevrat’ı ciddiyetle al, mütâlea et, ahkamına riayette bulun (ve ona) Cenab-ı Yahya’ya (daha çocuk iken) rivayete göre henüz üç yaşında iken (hikmet verdik) Tevrat’ı fıkıh hükümlerini anlamaya kabiliyet verdik yahut ona peygamberlik ihsan ettik. Deniliyor ki: Hz. Yahya’yı daha pek çok çocuk iken diğer çocuklar oynamaya davet ederlermiş, o da dermiş ki: Biz oyun oynamak için yaratılmış değiliz.

13. Ve ona tarafımızdan bir rahmet, bir temizlik verdik ve çok muttaki oldu.

13. (Ve ona) Hz. Yahya’ya (tarafımızdan) ilâhî katımızdan bir tâlim ve tecrübe vasıtası olmaksızın (bir rahmet) bir bereket, bir kalp inceliği (ve bir temizlik) günahlardan arınmışlık veya büyük bir itaat ve ihlâs verdik. (Ve) o muhterem Yahya (çok muttaki oldu) yaratılış ve karakter olarak ihlaslı, itaatkâr gayrimeşru şeylerden çokca kaçınırdı. Rivayete göre hiçbir hatada bulunmamış ve ona hiç bir meyil de göstermemiştir.

14. Ve anasıyla babasına itaatkâr idi ve bir zorba, isyankâr değildi.

14. (Ve) Hz. Yahya (anasiyle babasına itaatkâr idi) onlara lûtf ile, nezaketle muamelede bulunurdu, onlara iyilikte bulunmaya çalışırdı. Çünkü ana baba haklarına riayet, haddızatında büyük bir itaat demektir. (Ve) o mübarek mâsum (bir zorba) bir kibirli ve bir (isyankâr değildi) mabûduna âsi veya ana-babasının hukukuna tecavüz ederbulunmuyordu. Belki pek itaatli, âlim, selim, mütevazi bulunuyordu.

15. Ve ona selâm olsun, doğduğu günde ve öleceği günde ve diri olarak kabrinden kaldırılacağı günde.

15. (Ve) Allah Teâlâ tarafından (ona selâm olsun) âfiyet ve selâmet içinde bulunsun. (Doğduğu günde) şeytanî ârızalardan vesair muzır şeylerden emniyet dairesinde dünyaya gelsin (ve öleceği gün de) kabir azabından korunmuş kalsın (ve diri olarak) kabrinden (kaldırılacağı günde) selâmete, kurtuluş ve saadete kavuşsun. Bu üç vakit insanlık için pek korkunç birer hayat merhalesidir. Bunlarda selâmete nail olan bir kul, hakikaten mutludur. Yüce Yaratıcı hazretleri, bu merhalelerde selâmete nâiliyeti Yahya Aleyhisselâma müjdelemiş olmakla o muhterem Peygamberinin hakkında pek büyük ikram lûtfunda bulunmuştur.

§ Hz. Zekeriya ile Hz. Yahya’nın tercümei halleri için Âl-i İmran sûresindeki (41) inci âyetin izahına da bakınız!.

16. Kitapta Meryem’i de yâd et. O vakit ki, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.

16.Bu mübarek âyetler de Hz. Meryem’in kıssasını içermektedir. Hz. Cibril ile aralarında cereyan eden konuşmalarını bildirmektedir. Hz. Yahya’nın iki ihtiyardan doğmasına kıyasla Hz. İsa’nın babasız olarak dünyaya getirilmesinin Allah’ın kudreti için daha açık, daha eşsiz bir numune teşkil ettiğine işaret buyurulmaktadır. Şöyle ki: Ey Yüce Resûlüm!. (Kitapta) Kur’an’ı Kerim’de bu surei mübarekede (Meryem’i de hatırla) İsrail oğullarının eşrâfından olan Umran’ın kızı Meryem’in kıssasını da an (o vakit ki) Meryem, bir külfeti, bir inzivayı tercih ederek (ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti) Beytülmukaddesin veya kendihanesinin doğu tarafına çekilerek orada tek başına ibadet ve itaate devam edip durmuştu.

17. Onların öte yanlarında kendisine bir perde edinmişti. Artık biz de ona ruhumuzu Cibril i Emin’i gönderdik de onun için tatma bir insan sûretinde görünü vermişti.

17. Hz. Meryem, (onların öte yanlarında) aile fertlerinin ikâmetgâhlarına yakın bir yerde kendisine hususî (bir perde edinmişti) ibadetine bir mâni bulunmaması için öyle tenha bir yeri seçmişti. Bir rivayete göre Hz. Meryem, Zekeriya Aleyhisselâm’ın eşi ve kendisinin teyzesi olan bir hanımın kendisine tahsis etmiş olduğu bir hücreye arasıra çekilir, orada yıkanır, taharetini temin edermiş. İşte bir gün öyle bir yerde duruyordu. Cenab-ı Hak buyuruyor ki: (Artık bîz de ona ruhumuzu) yani Cibril-i Emin’i (gönderdik de onun için) Hz. Meryem’e karşı (tam bir insan suretinde görünüvermiştî) cismanî bir şekil almış, güzel bir insan şekline girmişti.

§ Cibril-i Emin, ruhanî bir mahlûk olduğu için veya sırf ruhtan yaratılmış bulunduğu için veya kendisinin ilâhî kitapları Peygamberlere tebliğ etmesi vesilesiyle dinî hayatı temine vasıta olduğu için kendisine “ruhumuz” diye bir şeref verilmiştir, İlâhî vahyi alıp Peygamberlere tebliğ etmesi Cenab-ı Hakka manevî yakınlığını göstermektedir. İşte böyle bir yakınlığa işaret için de “ruhullah” denilmektedir. Zaten bütün mahlûkat Allah Teâlaya izafe edildiği gibi ruh da izafe edilebilir. Cenab’ı Hak’kın kulu, Cenâb-ı Hak’kın meleği, Cenab-ı Hak’kın ruhu denilir ki, onun yaratmasının eseri demektir. Yoksa Cenab-ı Hak ruhların da Yaratıcısı olduğundan bir olan zatı ruha muhtaç olmaktan yücedir. Buna inanmışızdır.

18. Meryem dedi ki: Muhakkak ben senden Rahmana sığınırım. Eğer sen gerçekten takva sahibi isen yanımdan çekil.

18. Hz. Meryem, karşısında bir insan şeklindegörünen Cibril’i bir insan zannederek ona hitaben (dedi ki: Muhakkak ben senden Rahman’a sığınırım) ahlâkımın temizliğinin muhafazası için, gayri meşru bir temayülün meydana gelmemesi için lütuf ve merhamet sahibi olan Yüce Mabûdumun korumasına sığınırım. (Eğer sen gerçekten takva sahibi isen) yanımdan çekil, bana taarruz etme. Yahut sen de benim gibi Cenab’ı hak’ka sığın. Çünkü takva sahibi olan zata lâyık olan öyle hareket etmektir, gayrı meşru şeylerden kaçınmaktır.

19. Cibril dedi ki: Ben sana bir tertemiz oğul bağışlamak için, Rabbin ancak bir elçisiyim.

19. Cibril-i Emin de kendi mahiyetini anlatmak, kendisinen öyle bir korkmaya lüzum olmadığını bildirmek için Hz. Meryeme hitaben (dedi ki: Ben sana bir tertemiz) günahtan arınmış, hayır ve bereket sahibi, Peygamberlikle vasıflanmış (oğul bağışlamak için. Rabbin ancak bir elçisiyim) ben Hak Teâlâ tarafından gönderilmiş bir meleğim, ben yakana ruh üflemek için bir vasıtayım, sen bu sebeple seçkin bir evlada nail olacaksın. Artık benden korkmana gerek yok.

20. Meryem dedi ki: Bana bir oğul nasıl olabilir ki, bana bir insan nikâh ile dokunmamıştır ve ben bir iffetsiz de değilim.

20. Hz. Meryem’de (dedi ki: Bana bir oğul nasıl olabilir ki:) nereden ve nasıl mümkündür ki, ben bir oğul annesi olayım?. Halbuki, (bana bir insan) nikâh ile (dokunmamıştır) ben kocaya varmış değilim (ve ben bir iffetsiz de değilim) ben iffetini, tertemiz yaratılışını koruyan bir kimseyim. Evet.. Allah Teâlâ’nın babasız evlât vermeğe kâdir olduğunu Hz. Meryem de bilir, tasdik ederdi. Fakat bu, harikulâde bir hâdise olacağından bu bakımdan Hz. Meryem’in olayı garip karşılamasına sebep olmuştur.

§ insanlığın yaradılışında dört tür, dikkatçekmektedir. Birincisi: Anasız ve babasız olarak yaratılmaktır. Hz. Adem’in yaratılışı gibi. Ikincisi: Dişi vasıtası olmaksızın erkekten yaratılmaktır. Hz. havva’nın Adem Aleyhisselâmdan yaratılışı gibi. Üçüncüsü: Babasız olarak ana vasıtasiyle yaratılmaktır. Hz. İsa’nın, Hz. Meryem’den yaradılışı gibi. Dördüncüsü de ana ve baba vasıtalariyle yaratılmaktır. İnsanlun çoğunun yanatılışı gibi. Cenab-ı Hak hepsine de kadirdir. Buna inanmışızdır.