41. Kitapta İbrahim’i de zikred. Şüphe yok ki, o pek sadık bir Peygamber idi.
41. Bu mübarek âyetler, İbrahim Aleyhisselâm’ın kıssasını, Allah’ın birliği hakkında getirdiği delilleri içerir. Babasını putlara ibadetten men ederek ona verdiği nasihatları, şeytanın vesveselerine kapıldığı takdirde onun uğrayacağı felâketleri kendisine ihtar buyurmuş olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Yüce Resûlüm!. (Kitapta) bu surede veya Kur’an-ı Kerim’de (İbrahim’i de zikret) o pek muhterem Peygamberin kıssasını da an, İslâm dinine davet ettiğin kimselere onun tevhid dinine nasıl hizmet etmiş olduğunu nakleyle (şüphe yok ki, o) Hz. İbrahim, yaratılış ve huybakımından (pek sadık bir Peygamber idi) sözleri de, fiilleri de pek doğru idi, doğruluk ile peygamberliği bir araya getirmiş, ümmeti için bir hidayet rehberi bulunmuştu. Artık bu ümmet de onun yüksek menkibelerini gözönüne alarak ondan yararlansınlar.
§ Hz. İbrahim Arab kavminin ecdadından kabul edilir. Arapların babası sayılırdı. Herkes onun şanının yüceliğini itiraf ederdi. Fakat Arablar o zaman İlim tahsiliyle, kitapları mütalâa ile uğraşmadıkları için Hz. İbrahim’in dinini, vasıflarını, tarihî hayatını ilmî bir şekilde bilmiyorlardı. Sonra Kur’an-ı Kerim’in Hz. İbrahim’e ait kıssayı böyle ziyade ve noksandan arınmış bir şekilde tasvir buyurması, hem Kur’an’ın gaipten haber veren mucize ilâhî bir kitap olduğuna, hem de Peygamberimizin ilâhî vahye mazhar bir Yüce Peygamber bulunduğuna bir delil teşkil etmiştir.
42. Bir vakit ki, babasına demişti: Ey babacığım! Ne için işitmez, görmez ve seni hiçbir ihtiyaçtan kurtaramaz bir şeye taparsın?
42. (Bir vakit ki) Hz. İbrahim, Âzer adındaki putperest (babasına) bir merhamet ve şefkat eseri, bir peygamberlik görevi gereğince tam bir yumuşaklık ve nezaketle (demişti: Ey babacığım. Niçin işitmez görmez) olan, senin yaptığın duaları işitmekten, ibadetleri görüp mükâfat vermekten mahrum bulunan (ve seni hiçbir ihtiyaçtan kurtaramaz) olan (bir şeye taparsın?.) Bu, muvafık mıdır?. Bunda bir fâide var mıdır?. Ne gezer. Dua ve niyaz, ibadet ve itaat ise ancak âlim, kâdir, yaratıcılık sıfatını taşıyan bir zata karşı yapılır. Bu mükemmelliklere sahip olmayan âciz, menfaati temine, zararı savmaya gücü yetmeyen şeylere yapılacak dualardan, ibadetlerden, ne fâide beğenilebilir?. Onlar kendi nefislerini müdafaadan, muhafazadan âciz iken artık başkalarına ne faideleri düşünülebilir ki, onlara tapınmak caiz olsun?.
43. Ey atacağım! Muhakkak ki, ilimden sana gelmeyen bana gelmiştir. Artık bana tâbi ol, seni bir doğru yola eriştireyim.
43. (Ey Atacıgım!. Muhakkak ki, ilimden) dini vazifelerimizi tâyin edecek talimattan (sana gelmeyen) şeyler, Allah tarafından (bana gelmiştir) ben onları Allah’ın yadımı ile biliyorum. (Artık bana tâbi ol) benim göstereceğim yolu takibet. (Seni bir doğru yola eriştireyim) tâ ki, sapıklıktan kurtulup hidayet sahasına kavuşabilesin.
44. Ey babacığım! Şeytana ibadet etme, şüphe yok ki: Şeytan, Rahmana isyan eder olmuştur.
44. (Ey babacığım!. Şeytana ibadet etme) çünkü o taptığın putlar hayattan mahrumdurlar, hiç bir kimseyi saptıracak yeteneğe sahip değildirler. Onların adına insanları saptıran ancak şeytandır. Binaenaleyh putlara yapılan bir ibadet, şeytana ibadet demektir. (Şüphe yok ki, şeytan) o melûn iblis (rahmana) Yüce Yaratıcıya (isyan eder olmuştur) onun emrine muhalefet ederek Hz. Adem’e secdeden kaçınmıştır. Artık öyle âsî, mel’ûn bir mahlûka tâbi olan, şeytan ile teşriki mesai etmiş sayılmaz mı?.
45. Ey babacığım! Ben muhakkak korkarım ki, sana Rahman tarafından bir azap isabet eder de artık şeytana bir yar olmuş olursun.
45. (Ey babacığım!. Ben) sana muhabbetimden ve hakkında hayır diler bulunduğumdan dolayı (muhakkak korkarım ki, sana) yaptığın bir isyan sebebiyle (rahman tarafından) Yüce Yaratıcı tarafından (bir azap isabet eder de) ebediyen felâkete uğramış (artık şeytana bir yar) bir dost, bir yardımcı (olmuş) yani: Onunla beraber haşrolunarak cehenneme atılmış (olursun.) Binaenaleyh böyle pek fecî bir akibeti düşün de putperestliğe son ver, şeytanın vesveselerine aldanma, hakikî geleceğini güzelce bir düşün. Ne güzel birnasihat!.
46. Âzer dedi ki: Ey İbrahim! Yoksa sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviricisin? And olsun ki, eğer buna son vermez isen elbette seni taşlarım ve benden uzun bir müddet uzaklaş.
46. Bu mübarek âyetler de Hz. İbrahim’in delillere dayanmış, merhamet ve yumuşaklık ile yaptığı ihtarına karşı babasının inatçı bir biçimde verdiği karşılığı ve tehdidin! bildiriyor. Bunun üzerine Hz. İbrahim’in hayır diler bir şekilde babasından ayrıldığı ve Cenab-r Hak’ka iltica eylediği için kendisine bir mükâfat olarak neslinden Peygamberler geldiğini ve âlemde güzel bir ad bırakmış olduklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: İbrahim Aleyhisselâm’ın o pek yumuşakça ve hayır diler nasihatlarına karşı babası Âzer, sert bir lisânla (dedî ki: Ey İbrahim!.) Nedir bu öğütler!. (yoksa sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviricisin?.) Onları tanrı tanımıyarak kendilerinden yüz mü çeviriyorsun? (And olsun ki, eğer buna) bu inkârına, bu sözlerine (son vermez isen) tanrılarımızın aleyhine söz söylemekten geri durmazsan (elbette seni taşlarım) seni öldürürüm veya sana çirkin sözler söylerim (ve benden uzun bir müddet uzaklaş) evimden, yurdumdan çık git, seni görmez olayım.
§ Hz. İbrahim babası Azer’e: Babacığım diye tam bir hürmetle, nezaketle hitabettiği halde Âzer, ona “oğlum” diye hitabetmeyip adını söylemekle yetinmiş ve Hz. İbrahim’in mülâyim, hayır diler sözlerine karşı Âzer, onun hakkında şiddet göstermiş, tehditte bulunmuş, onun yurdundan uzaklaşmasını istemiştir. İşte hayır diler zevata karşı kıymet bilmeyen, ahlâksız kimselerin tarzı hareketi böyledir. Bunların böyle Kur’an’ı Kerim’de bildirilmesi, Peygamberimiz hakkında bir teselli ifade eder. Çünkü o pek mübarek ve bütün insanlık hakkında pek hayır diler olan zata karşı da kavminden, kabilesinden birniceleri vebilhassa amcası Ebu Lehb gibi kimseler ne düşmanca bir vaziyet almışlardı, Yüce Resûlü vatanı olan Mekke-i Mükerreme’den hicrete mecbur etmişlerdi. Fakat sonra bütün başarılar o Yüce Peygamber’e nasib olmuştur.
47. Hazreti İbrahim de dedi ki: Sana selâm olsun. Senin için Rabbime elbetteki, istiğfarda bulunacağım, şüphe yok ki, o benim için çok ikram etmektedir.
47. Hz. İbrahim de babasının o şiddetli mukabelesine karşı yine nezaketten, hayır dilerlikten ayrılmadı, bilakis (dedi ki: Sana selâm olsun) endişe etme, ben selâmetine dua etmekteyim. Yahut seninle barış halinde mütarekede bulunmuş durumdayım, sana bir fenalık yapacak değilim (senin için Rabbime elbettki, istiğfarda bulunacağım,) seni tövbeye muvaffak etsin, seni mağfirete nail buyursun (şüphe yok ki, o) kerim olan Rabbim (benim için çok ikram etmektedir) beni tekrar tekrar lûtf ve iyiliğine nail buyurmuştur. Hz. İbrahim’in bu ifadesi gösteriyor ki, daha küfr içinde ölüp gitmemiş, İmana gelmemesinden ümit kesilmemiş olan bir kimsenin imana, hidayete kavuşmasını temenni etmek caizdir. Hz. İbrahim de, babasına olan vaadini yerine getirmiş “babama mağfiret buyur” diye dua etmiştir. Fakat bu dua, Azer’İn bir Allah düşmanı olduğu apaçık ortaya çıkmadan önce olmuştur.
48. Ve sizi ve Allah’tan başka tapındıklarınızı bırakıp çekiliyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua ile bedbaht olmam.
48. (Ve) İbrahim Aleyhisselâm, babasına hitaben dedi ki: Artık ben (sizi ve Allah’tan başka tapındıklarınızı) o bâtıl putları (bırakıp çekiliyorum) nasihatlarımı kabul etmediğiniz için hicret etmeğe karar vermiş bulunuyorum. (Ve Rabbime dua ediyorum) ona yalvarıyorum, yahut yalnız Rabbime ibadet ve itaatta bulunmaktayım. Çünkü kulların ibadetlerinelâyık olan ancak o’dur. (Umulur ki, Rabbime dua ile bedbaht olmam) duamı lûtfen kabul eder, siz ise putlara yaptığınız dualardan, ibadetlerden dolayı bir fâide görmüş değilsinizdir, bilakis hüsrana, bedbahtlığa uğramış bulunmaktasınız.
49. Vaktaki onlardan ve Allah’tan başka ibadet ettikleri şeylerden çekilip gitti, ona İshak’ı ve Yakub’u ihsan ettik ve hepsini birer Peygamber kıldık.
49. (Vaktaki) Hz. İbrahim (onlardan) o putperest kimselerden (ve Allah’tan başka ibadet ettiği şeylerden) bâtıl mabûtlardan (çekilip) Şam’a: Arzı mukaddeste (gitti) böyle Allah rızası için vatanını, akrabasını terk etmenin mükâfatını gördü. Evet.. Allah Teâlâ buyuruyor ki: (Ona) İbrahim Aleyhisselâm’a kısırlık çağında bulunan eşi Sare’den (Ishak’ı ve) onun oğlu olmak üzere daha sonra (Yakub’a ihsan ettik) Hz. İbrahim’i böyle seçkin bir oğul ile bir toruna nail eyledik (ve hepsini birer Peygamber kıldık) İbrahim Aleyhisselâm Büyük bir Peygamber olduğu gibi bir kısım evlât ve torunları da birer mübârek Peygamber olmuşdurlar.
50. Ve onlara rahmetimizden ihsan ettik ve onlar için dillerde yüksek, doğru bir övgü nasip kıldık.
50. (Ve onlara) Hz. İbrahim ile peygamber olan evlât ve torunlarına (rahmetimizden ihsan ettik) dünyevî ve uhrevî nimetler verdik duâlarına icabet ettik, kendilerini bereketlere, hayırlı zürriyete muvaffak eyledik (ve onlar için dillerde yüksek, doğru bir övgü nasip kıldık) bütün dinlerin mensupları, Hz. İbrahim’e karşı hürmetkâr bulunurlar. Ve onunla iftihar ederler. Hz. İbrahim, birçok ilâhî lütuflara mazhar, Halilullah ünvanına sahip olduğu gibi kâinatın iftiharı bütün Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü olan Yüce Peygamber’in ulu atası bulunmak şerefine de sahip bulunmuştur. Müslümanlar da o mübarekPeygamberi daima hürmetle, selâtı selâm ile anıp durmaktadırlar. Ne büyük bir mazhariyet!.
§ Hz. İbrahim ve İsmail, İshak ve Yakub Aleyhisselâm’ın kıssaları için bakara sûresinin (124) ve (140) ıncı âyetlerinin izahına bakınız!.
51. Ve kitapta Musa’yı da an. Şüphe yok ki, o ihlâs ile vasıflanmış idi ve bir resûl, bir peygamber omuş idi.
51. Bu mübarek âyetler, Musa Aleyhisselâm’ın kıssasına ve onun yüksek vasıflarına işaret ediyor. Tûr dağında mazhar olduğu tecellileri ve hakkındaki ilâhî ihsanı beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve) Ey peygamberlerin iftiharı!. (Kitapta) Kur’an’ı Kerim’de veya bu mübarek sürede (Musa’yı da an) onun kıssası, yüksek mertebesini de zikreyle. O Musa Aleyhisselâm ki, onun sayesinde İsrail oğulları Fir’avunlara kulluk etmekten kurtulmuşlardı, (şüphe yok ki, o) Hz. Musa (ihlâs ile vasıflanmış idî) yani: O Allah katında pek seçkin, mümtaz bir zat idi, o Allah’ı birleyen biri idi, ibadetleri şirk ve gösterişten uzak pek halisane idi. Cenab-ı Hak onu lâyık olmayan şeylerden korumuştu. (ve bir resûl) idi, Beni İsrail’e Kibt kavmine Allah tarafından gönderilmiş bir Peygamber idi ve o (bir nebi olmuş idi) yani Hak Teâlâ Hazretleri dilediği şeyleri ona vahiy yoluyla haber verirdi, o da o almış olduğu dinî hükümleri ümmetine haber verir, tebliğ ederdi.
52. Ve ona Tur’un sağ tarafından seslendik ve onu münacat eder bir halde yaklaştırdık.
52. (Ve) Cenab-ı Hak buyuruyor ki, (Ona) Mısır’a gitmek üzere Medyen şehrinden çıkıp gitmekte bulunan Hz. Musa’ya (Tur’un sağ tarafından seslendik) yani: Allah’ın sözleri, Hz. Musa’ya Tur dağına vardığı zaman sağ tarafından temessül ederek yönelmiş oldu, Peygamber olduğu kendisine müjdelendi. (Ve onu) Hz. Musa’yı (münacat eder bir haldeyaklaştırdık) yani: O mübarek Peygamberi Yüce Allah’a dua etmeye ve ilâhî vahyi almaya müstait bir vaziyette kıldık, kendisini manevî bir yakınlık şerefine nail kılmış olduk.
53. Ve ona rahmetimizden olarak kardeşi Harun’u bir peygamber olmak üzere ihsan ettik.
53. (Ve ona) Musa Aleyhisselâm (rahmetimizden olarak) kendisi hakkında tecelli eden bir rahmet ve şefkat eseri olmak üzere (kardeşi Harun’u bir nebi) kendisine bir yardımcı, bir vezir ve peygamber (olmak üzere ihsan ettik) Hz. Musa’nın: “Yarabbi!. Bana ehlimden Harun’u vezir kıl” diye yaptığı duasını kabul ettik. Artık o iki muhterem kardeş, ilâhî dini yaymağa çalışıp durdular.
§ Musa Aleyhisselâm’ın kıssası için Bakara sûresindeki (50) ve (52) inci âyetlerin izahına da bakınız!.
§ Harun Aleyhisselâm, Hz. Musa’nın büyük kardeşidir, İsa Aleyhisselâm’ın doğumundan (1574) veya (1728) sene evvel Mısır’da dünyaya gelmiştir, güzel konuşan bir zat idi. Hz. Musa’nın duası üzerine Hz. Haruna’da peygamberlik verilmiş ve kendisine bir muavin bulunmuştur. Hz. Musa ile beraber Kızıldeniz! geçerek Tih çölünde ikamet etmişlerdi. Bu esnada Hz. Musa, Tevrat kitabını elde etmek, Allah’ın hitâplarına mazhar olmak üzere Tur dağına gitmiş, Hz. Harun’u İsrail oğullarının başında bırakmıştı, İsrail oğulları ise Samiri adında bir münafığın aldatmalarına kapılmışlar, Mısır’lıların (Abis) öküzünü taklit ederek Samirî’nin altundan döktürdüğü bir buzağı heykeline tapınmağa başlamışlar, Harun Aleyhisselâm’ın engellemesini, nasihatlarını dinlememişlerdi. Musa Aleyhisselâm Tur’dan dönünce bu hâdiseden çok üzülmüş, Hz. Harun’un mazur olduğunu anlamış, İsrail oğulları yaptıklarından pişman olmuşlardı, İsrail oğullar! bir ceza olmak üzere kırk sene kadar Tih çölünde kalmışlardır. Hz. Musa’danüç sene önce Hz. Harun (123) yaşında olarak vefat etmiştir. Turisina civarında “Mürran” dağındaki bir mağarada defnedilmiştir. Mübarek kabri meşhur bulunmaktadır. Sonra Musa Aleyhisselâm, bir peygamber olan “Yuşâ” adındaki zatı kendi yerine halife tâyin ederek ahirete irtihal buyurmuştur. Vefatından üç gün sonra Yuşâ Aleyhisselâm İsrail oğullarını Tih çölünden çıkarmış, arzı mukaddese götürmüş, kendilerine karşı duran bazı Süryan ve Kenan hükümdarlarını bir mucize eseri olarak mağlûp etmiş arzı mukaddesi zapt ile İsrail oğullarını oniki kola ayırmıştır, yirmi sene İsrail oğullarının başkanlığında bulunmuş, milâttan (1580) sene önce (110) yaşında iken vefat eylemiştir. Nablus yakınlarında defnedilmiş olduğu zannediliyor, İstanbul’da Beykoz’un üstünde kendisine isnat edilen bir ziyaretgâh bulunmaktadır. İsrail oğullarını, Kenan diyarına götüren, Erihayi fetheden, Şam diyarını da zapt eylemiş bulunan Hz. Yuşâ’dan sonra İsrail oğulları yine bir çok gayrı meşrû hareketlerde bulunmuşlar, yine esaretlere, musibetlere uğramışlardır. Nihayet Üşmuil adındaki zat onlara hâkim olup onbir sene İsrail oğullarının işlerini idare etmiştir, İşte o vakit İsrail oğullarının hâkimler devri bitmiş, melikler devri meydana gelmişti.
54. Ve kitapta İsmail’i de an, şüphe yok ki, o vaadinde sadık idi ve bir resûl, bir nebi idi.
54. Bu mübarek âyetler de Hz. İsmail ile Hz. İdris’in kıssalarına işaret ediyor, onların yüksek vasıflarını bildiriyor. Ve isimleri ve yüce vasıfları zikredilen Peygamberlerin ne büyük ilâhî nimetlere nail olmuş ve ne kadar muhterem zatların zürriyyetinden dünyaya gelmiş bulunduklarını ve onların nasıl güzel, ruhanî bir kulluk duygusuyla dinî vazifelerini ifa eder olduklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve) Ey Son Peygamber! (Kitapta) Kur’an-ı Kerim’de ve özellikle bu mübarek sürede güzel vasıfları bildirilen (İsmail’i de an)yani: İbrahim Aleyhisselâm’ın oğlu ve senin büyük ceddin olan o muhterem Peygamberi de zikret. Hz. Muhammed’in peygamberliğini inkâr edenler, insandan Peygamber olmaz diyenler dahi Hz. İsmail’in peygamberliğini itiraf ediyor ve onunla iftihar ediyorlar. Halbuki, o da insan idi. Onun insanlığı peygamberliğine, risaletine mâni olmadığı halde Hz. Muhammed’in insan olması ne için peygamberliğine mâni olsun. İşte Hz. İsmail de bu hususta bir örnek teşkil ediyor. (Şüphe yok ki, o) Hz. İsmail (vadinde sadık idi) yaratılışca sadakatle vasıflanmış idi, verdiği söze riayet ederdi. Nitekim kendisini hak yolunda kurban edeceğini adamış olan muhterem babası İbrahim Aleyhisselâm’a karşı “inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” demişti. (Ve) işte o zat da (bir resûl, bir nebi idi) evet bir şeriata nail idi, ümmetini hak dine davete, kendilerine ilâhî hükümleri beyana memur bulunuyordu. Artık insanlığın peygamberliğe nail olamayacağı nasıl iddia edilebilir?
55. Ve hanedanına namaz ve zekât ile emir ederdi ve Rabbinin katında rızaya nail olmuştu.
55. (Ve) İsmail Aleyhisselâm, (hânedanına) kendi aşiretine, veya kendi ümmetine en büyük bir kulluk vazifesi olan (namaz ve zekât ile emrederdi) onları bedenî ve malî ibadet ve itaate teşvik buyururdu. (Ve Rabbinin katında rızaya nail olmuştu) yani: Üzerine düşen bütün kulluk ve peygamberlik vazifelerini güzelce ifa ederek rızayı ilâhîyi kazanmaya muvaffak olmuştu ki, en büyük başarı da bundan ibarettir. İsmail Aleyhisselâm’ın kıssası için bakara sûresindeki (140) ıncı âyetin izahına da bakınız!.
56. Ve kitapta İdris’i de zikred. Şüphe yok ki, o, bir sıddık, bir Peygamber idi.
56. (Ve) Yüce Habibim!. (Kitapta idrîs’i de zikret) insanlar için uyanma vesilesi, uyulacak en güzel örnek olan bir çok kıssaları içerenKur’an’ı Kerim’de İdris Aleyhisselâm’a ait evsafı da an. (Şüphe yok ki, o) Hz. İdris (bir sıddık) sözlerinde, işlerinde pek doğru, ilâhî âyetleri tasdik eden (bir Peygamber idi) ümmetini hak dine davete memur bulunmuştu.
57. Ve onu yüksek bir makama kaldırdık.
57. (Ve onu) o İdris Aleyhisselâm’ı (yüksek bir makama kaldırdık) yani: Peygamberlik şerefine veya iyilikle anarak yüce bir mertebeye erdirdik veya semaya veya cennete yükselttik.
§ İdris Aleyhisselâm, Nuh Aleyhisselâm’ın büyük dedesi demektir. Hz. Şit’ten sonra kendisine Peygamberlik verilmiş ve otuz sahife nazil olmuştur. Adının “Uhnuh” olduğu rivayet edilir. Çok kitap okuduğu için İdris adını almıştır, İlk evvel kalem ile yazı yazan, hisâb ve yıldız ilimleriyle uğraşan, silâh yapan ve elbise diken Hz. İdris’tir. Ondan evvel âdem oğulları hayvan derisi giyerlermiş. Kendisi kâfirler ile savaşta bulunmuştur. Hz. İdris’e göklerin sırları açılmıştı. Sonunda bir yüce makama kaldırılmıştır. Bazı zatlara göre Cenab-ı Hak İdris Aleyhisselâm’ı semaya ve cennete kaldırmıştır. Hâlâ hayattadır. Bazı zatlara göre de dördüncü kat semaya kaldırılmış ve ruhu alınmıştır. Bir rivayete göre de Peygamberlerden dört zat vardır ki: Hâlâ hayattadırlar. Bunlardan Hızır ile ilyâs Hazretleri yerde ve Hz. İsa ile Hz. İdris de semada hayatta bulunmaktadır. Doğrusunu Allah daha iyi bilir.
58. İşte bunlar ki, Allah Teâlâ’nın kendilerine ihsan buyurmuş olduğu Peygamberlerdendir, Âdem’in zürriyetinden ve Nuh ile beraber gemiye yüklemiş olduklarımızdandır ve İbrahim ve İsrail’in zürriyyetindendir ve hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendirler. Kendilerine rahmanın âyetleri okunduğu zaman secde eder ve ağlar oldukları halde yere kapanırlardı.
58. (İşte bunlar ki) bu mübarek süredeZekeriya Aleyhisselâm’dan İdris Aleyhisselâm’a kadar kıssaları, yüksek vasıfları bildirilen zatlar ki, (Allah Teâlâ’nın kendilerine) peygamberlik ve risalet, İlim ve hikmet ihsan ve (inam buyurmuş olduğu Peygamberlerdir) bunlar ki, dinî hükümleri insanlara tebliğe memur, ümmetler arasında büyük mertebelere mevkilere sahip bulunmuşlardı. (Bunlar) ki: Adem’in züriyyetinden ve Nuh ile beraber gemiye yüklemiş olduklarımızdan o zatların züriyyetinden (dirler) meselâ: Hz. İdris, yakınlığı itibariyle Adem Aleyhisselâm’ın züriyyetinden demektir. Hz. İbrahim de Nuh Aleyhisselâm’ın gemisindeki zatlardan birinin züriyyetindendir. (Ve) diğerleri de (İbrahim ile İsrail’in züriyyetindendir) İsmail, Ishak ve Yakub Aleyhimüsselâm, Hz. İbrahim’in züriyyetindendirler. Musa, Harun, Zekerriya, Yahya ve İsa Aleyhimüsselâm da İsrail’in, yani: Hz. Yakub’un züriyyetinden bulunmuşlardır. (Ve) bu vasıfları anlatılan zatlar ki, (hidayete erdirdiğimiz) en doğru bir yola sevkeylediğimiz (ve seçtiğimiz) peygamberliğe, keramete nail olmakla seçkin kıldığımız mübarek (kimselerdendirler) işte bu pek çok muhterem zatlar (kendilerine) herhangi bir okuyucu tarafından (rahmanın âyetleri okunduğu zaman secde eder) Tilavet secdesine koşarlardı (ve) dinî bir şevk ile, bir Allah sevgisi ile (ağlar oldukları halde) bir şükran vazifesi olmak üzere secde ederek (yere kapanırlardı) ne mübarek, muhterem zatları!! İşte Kur’an’ı Kerim’i böyle bir şevk ile, bir ruhanî zevk ve heyecan ile okuyup dinlemeli, onun kutsal beyanlarını düşünerek bir mânevî tesir ile göz yaşları dökmelidir.
§ Bu (58) inci âyet beşinci secde ayetidir.
59. Sonra arkalarından bir taife onlara halef oldu ki, namazı zâyi ettiler ve şehvetlere tâbi oldular. Artık yakında cehennem deresine yetişeceklerdir.
59. Bu mübarek âyetler, bir kısım muhteremPeygamberlerden sonra bir takım namazsız, şehvetlerine düşkün kimselerin türemiş ve cehenneme aday bulunmuş olduklarını bildiriyor. Ancak daha sonra tövbe ve istiğfar eden, takva sahibi kulların adn cennetlerine nâil ve orada güzelce rızıklanacaklarını müjdelemektedir. Şöyle ki: Biraz (sonra) o mübarek Peygamberlerin (arkalarından) onların zamanlarını müteakip (bir taife) dinî hükümlere riayet etmez bir grup (onlara) o Peygamberlere (halef olduki) bu taife (namazı zayi ettiler) farz namazları terk veya vakitlerini değiştirdi ve ertelediler. Meselâ: Güneş batıncaya kadar ikindi namazını geciktirdiler (ve şehvetlere tâbi oldular) içkiye, zinaya, kumara, faize daldılar çeşit çeşit günahları işlediler, hattâ bir baba kız kardeş ile evlenmeyi de caiz gördüler. İbni Abbas Hazretlerine göre bunlar Yahudi taifesidir. (Artık) onlar (yakında cehennem deresine yetişeceklerdir) yahut hüsrana veya kötü bir âkibete maruz kalacaklardır.
§ Halef, hayırlı, salih olan evlât ve zürriyet demektir. Hayırsız âdi olan züriyyete de “half” denir.
§ Gay kelimesi de şer demektir. Zıddı olan hayra da reşat denir. Bununla beraber gay, cehennemde pek çukur, pek müthiş bir vâdinin de ismidir.
60. Ancak tövbekâr olan ve imân eden ve iyi amelde bulunan kimseler müstesnâ. Çünkü onlar cennete girerler ve bir şey ile zulüme uğratılmış olmazlar.
60. (Ancak) öyle inkârcı, günahkâr bir taife fertlerinden daha dünyadalarken (tövbekâr olan) yaptıklarından pişman olup günahları terk eden (ve imân eden) üzerlerine düşen vazifelerin birer ilâhî hükme dayanmış olduğuna inanan (ve iyi amelde bulunan) namaz, oruç gibi ve zekât gibi ibadetleri ifaya çalışan (kimseler müstesnâ) onlar öyle cehenneme sevk edilecek değildirler. (Çünküonlar) öyle tövbe eden ve durumlarını düzelteler (cennete girerler) bütün inananlara va’d edilmiş cennetlere onlar da nail olurlar. (Ve) onlar hiç birşey ile (zulme uğratılmış olmazlar) iyi amellerinin mükâfatını tamamen görürler. Vaktiyle olan küfr ve günahları artık kendilerine zarar vermez, mükâfatlarının noksanlığına sebep olmaz. Nitekim bir hadîsi şerifte: “Günahından tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir” diye buyurulmuştur.