NAZİAT SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre “En-Nebe” sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Kırk altı âyet-i kerîmeyi içermektedir. Kendisinde “Naziât” ve “Sâhire ile Tamme” zikredildiği için kendisine böyle “Naziât” sûresi denildiği gibi “Sâhire” ve “Tame” sûresi adı da verilmiştir. “Nebe” sûresinde kıyamet gününün azabından korkutulmuştur. Bu sûrede de haşr ve neşrin hak olduğu bildirildiği için aralarında bu yönüyle bir irtibat vardır. Başlıca konuları şunlardır:

1. Âhiret hayatını deliller ile isbat etmek ve müşriklerin inkârlarını reddetmek.

2. Kıyamet gününde insanların mutlu ve mutsuz kısımlarına ayrılacaklarını beyan etmek.

3. Mûsa Aleyhisselâm ile Fir’avun’un kıssasını beyan ile Peygamber Efendimize teselli vermek.

4. Kıyametin kopma zamanını Hz. Peygamberin tâyin edemeyeceğine işaret etmek.

5. Müşriklerin alay yoluyla sual ettikleri âhiret gününde nasıl bir korkunç vaziyette kalacaklarını ihtar etmek.

1. Andolsun ruhları şiddetle çekip çıkaranlara.

1. Bu mübârek âyetler, kıyametin ehemmiyetine ve her hâlde meydana geleceğine işaret için Cenab-ı Hak’kın çeşitli kudret eserlerine yemîn ettiğini gösteriyor. O kıyamet gününde kalplerin ne kadar mustarip bir hâlde bulunacağını haber veriyor. Kıyameti inkâr edenleri red için haşr ve neşrin bir ses ile meydana geleceğini ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (Andolsun) Kâfirlerin ruhlarını(şiddetle çekip çıkaranlara) yâni: Ölüm meleklerine, veyâhut muayyen bir nizam üzere sür’atle yürüyen, mevkilerine kavuşmak isteyen gök cisimlerine andolsun. “Nâziat” çekip alanlar veya cereyan edenler mânâsınadır. “Gark” de suya daldırmak, kabı doldurmak, yürüyüşte sürat göstermek demektir. Buradaki Nâziattan maksat, Allah bilir ya meleklerdir, veya ay, güneş gibi gök cisimleridir ki, bunların vazîfelerini süratle yerine getirdiklerine işaret buyurulmuştur.

2. Ve kolaylıkla çıkarıp alanlara.

2. (Ve) Mü’mînlerin ruhlarını (kolaylıkla çıkarıp alanlara) bu vazifeyi yumuşaklıkla, kolaylıkla yapan meleklere de andolsun. Yâhut burçtan, burca süratle yürüyen, güneş gibi, ay gibi gök cisimlerine de andolsun. “Naşitat” melekler veya yıldızlar gibi bir yerden diğer bir yere varan şeyler demektir. “Neşt” de bir yerden bir yere gitmek, bağlamak, çözmek, suya daldırmak ve çekip çıkarmak mânâsınadır.

3. Ve sür’atle yüzenlere.

3. (Ve sür’atle yüzenlere) Andolsun, yâni: Cenab-ı Hak’kın emrîle göklerden süratle bir şekilde iniveren melekler veya ızdırapsız kolayca göklerde yürüyen yıldız hakkı için. “Sâbihat” çabukça yürüyenler, suda yüzücü olanlar demektir. “Sebh” de süratle gitmek, bir şeyden kurtulmak, uzaklaşmak, müsterih olmak mânâsınadır.

4. Ve çabukça ileri geçenlere.

4. (Ve çabukça ileri geçenlere) de andolsun: Yâni, mü’mînlerin ruhlarını cennete, kâfirlerin ruhlarını da Cehenneme koşup götüren meleklere de veya cesetlerinden evvel Cennete giren ruhlara da veyâhut yürüyüşlerinden başkalarını geçen gök cisimlerine de andolsun.”Sebk” geçmek, ilerlemek, ileride bulunmak mânâsınadır.

5. Herhangi bir mühim işi düzenleyenlere.

5. (Herhangi bir mühim işi düzenleyenlere) de andolsun, yâni: Kendilerine Allah tarafından havale edilen mühim işleri düzenlemek ve yerine getirmekle emrolunan Cebrâil, Mikâil, Azrail ve İsrâfil gibi meleklere de veyâhut muhtelif vakitlerin tâyini, bâzı hava olaylarının meydana gelmesi hususunda tesirleri görülen ay ve güneş gibi gök cisimlerine de andolsun ki: Şu beyan olunan kıyamet hâdiseleri her hâlde meydana gelecektir.

6. O gün sarsıntı sarsacaktır.

6. Evet.. (O gün) O kıyamet gününde, birinci sûra üfürülme anında (sarsılacak) şeyler (sarsılanacaktır.) Düşüş hâlinde görülen yerler, dağlar, zelzelelerin meydana gelmesiyle sarsılacaklar, onlardan korkunç sesler duyulacaktır. “Râcife” korkunç ses, ilk defa, iztiraba gelip hareket eden şey veya böyle bir olay demektir. “Recf” de şiddetli iztirab mânâsınadır.

7. O sarsıntının ardından biri de gelecektir.

7. (O sarsanın) O yerleri, gökleri harekete getiren olayın, ilk sûra üfürülmenin (ardından biri de gelecektir.) yâni ikinci bir sûra üfürme de vukuu bulacaktır. Artık ölmüş olanlar, yeniden hayata ermiş bulunacaklardır. Bu iki sûra üfürme, arasındaki müddet ise kırk senedir. “Râdife”: Tabia, ardınca gelen demektir.

8. Kalpler o günde pek muzdariptir.

8. (Kalpler o gün pek mustaribtir.) Öyle ikinci bir nefha; sûra üfürme vuku bulunca, herkes yeniden hayata erince bütün kâfirlerin kalpleri korkular içinde kalarak pek mustarib bir hâlde bulanacaktır.”Vâcife”: Haife, korkuya düşmüş bir hâlde bulunan demektir. “Vecif” de şiddetli iztirap, sıkıntı, acı mânâsınadır.

9. Onların gözleri de pek zelilce bir vaziyettedir.

9. (Onların) O mustarib kalp sâhiplerinin (gözleri de pek zelilce bir vaziyettedir.) Kendilerinde bir korku, bir zillet eseri görürülür durur. Onlar, dünyadaki inkârları yüzünden böyle müthiş bir cezaya çarpılmış olacaklardır. “Haşi”‘ Zelîl, mütevazi mânâsınadır.

10. Derler ki: Biz mi hayata hakikaten döndürülmüş kimseler olacağız?

10. Evet.. O zelîl kimseler, daha dünyada iken: (Derler ki, biz mi hayata hakikaten döndürülmüş kimseler olacağız?) Bizler, öldükten sonra tekrar hayata erdirilerek mahşere mi sevdedileceğiz?. Bu ne mümkün!. “Hâfire” Tırnağın kazıdığı çukur, ilk gelinmiş olan yol, yâni, ilk hayat.

11. Biz mi çürümüş kemikler olduğumuz zaman?

11. (Biz mi çürümüş kemikler olduğumuz zaman) Yeniden hayat bulacağız? Heyhât.. Bu nasıl olabilir. İşte o inkârcılar, iddialarını, inkârlarını teyit için böyle de demektedirler. “Nehire” eskimiş, çürümüş, parçalanmış demektir.

12. Dediler ki: Bu, o halde ziyanlı bir dönüş.

12. Ve o kâfirler şöyle de (Dediler ki: Bu) dediğiniz doğru olsa, bizler hakikaten yeni bir hayata erecek bulunsak (o hâlde) bizim dirilmiş olarak mahşere sevk edilmemiz (ziyanlı bir dönüş) olacaktır. Çünkü: Biz dünyada iken bu hayatı bilip tasdik etmiş değil idik.

13. Fakat şüphe yok ki: O, bir tek sayhadır.

13. Yüce Yaratıcı da öyle çürümüş, darmadağınolmuş cesetlerin tekrar hayata ermelerini imkânsız gören inkârcıları red için, Allah’ın kudretinin her şeye fazlasıyla kâfi olduğunu ihtar için buyuruyor ki: (Fakat şüphe yok ki: O) Bütün ölmüş kimselerin yeniden hayata ermelerini temin edecek şey, yâni ikinci sûra üfürme (bir tek sestir.) öyle bir ses ile temin edecek şey, yâni ikinci hayatı imkânsız veya müşkül görmek nasıl doğru olabilir?. Bir kere ilâhî kudretin yüceliğini düşünmeli değil misiniz?. “Zecre” sayha, çağırmak, bir üfürme ve menetmek mânâsınadır.

14. Artık onlar, o zaman bir düz yer üzerindedirler.

14. (Artık onlar) O bütün ölüp gitmiş kimseler (o zaman) o ikinci sûra üfürüş vuku bulunca (bir düz yer üzerindedirler.) hepsi de yeniden hayata ermiş, yer yüzünde, mahşer sahasında toplanmış bulunacaklardır. Oradan mü’mînler Cennetlere, kâfirler de cehennemlere sevk edileceklerdir. “Sahir” Sahra, beyaz yer yüzü veya apaçık mahşer sahası demektir.

Yorum Yap