SEBE SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre, Mekke-i Mükerreme’de nazil olmuştur. Elli dört âyeti kerimeden meydana gelmektedir. Yemen’de “Sebe”‘ adındaki bir beldenin ve ahalisinin tarihi hâllerini ibret maksadiyle gözler önüne serdiği için kendisine “Sebe’ Sûresi” ünvânı verilmiştir. Bu mübârek surenin başlıca konuları şunlardır:

1- Hamd ve övgünün Cenab-ı Hak’ka ait olduğunu ve onun muazzam dinî ve diğer yüce vasıfları ve ilâhi hükmün dünyada da ve ahirette de geçerli olduğunu ve kıyametin kopma zamanına ait bilginin Cenab-ı Hak’ka mahsus bulunduğu.

2- Ehli imânın, ne gibi yüce vazifelerle mükellef oldukları, ilâhi vazifelerin ve büyüklüğü ve ehemmiyetm ve bunlara riayetin büyük mükâfatı.

3- Kafirlerin Hz. Muhammed’in peygamberliğini inkâr etmeleri ve onların ne kadar gafilane bir halde bulunmuş oldukları.

4- Allah’ın hükmünün milletler arasında cereyanına ve buna muhalefetin kötü neticesine dair Süleyman Aleyhisselâm ile Sebe’ hâkimiyetine ait iki misâl.

5- Müşriklerin bâtıl ilâhlarından bir fâide göremeyeceklerini ve hak ile bâtılın ayırt edileceğini ihtar ve ehli imânın muzaffer olacağını müjdelemek ve İslâm dinî sayesinde büyük bir ümmetin teşekkür edeceğine işaret.

6- Eski milletler gibi ahlâk dışı ve inkârcı hareketlerde bulunmaktan insanları men ve sakındırmak.

1. Hamd o Allah’a ki, göklerde ne varsa veyerde ne varsa ona âittir ve ahirette de hamd ona’dır. Ve o hikmet sahibidir, haberdardır.

1. Bu mübârek âyetler, hamd ve övgünün bütün kâinata sahip olan Yüce Yaratıcıya âit olduğunu bildiriyor. Ve onun ezeli dinî âlemlerdeki bütün açık ve gizli işleri kuşatmış bulunduğunu ve o Kerem Sahibi Mâbudun yüce vasıflarını beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: (hamd) Meth ve övgü, şükr ve saygı (Allah’a ki,) o kudret ve büyükle vasıflanmış ve ululuk ve güzellik sahibi olan Yüce Yaratıcı’ya ki (göklerde ne varsa ve yerde ne varsa) bütün bunlar ve bunlardaki çeşitli yaratılış eserleri (ona âittir) o Yüce Yaratıcı’ya mahsustur, hepsini de Âdem’den vücude getirmiş olan o âlemlerin ilâhıdır. Bütün bu varlıklar, yaratılış, tasarruf ve mülkiyet bakımından o Yüce Yaratıcıya ait bulunmaktadır. (ve ahirette de hamd o’nadır.) Dünyevi olduğu gibi uhrevî medh ve övgü, şükür ve saygı da yine o Yüce Yaratıcı’ya mahsustur. O âlemi de yaratan, oradaki sonsuz kudret eserlerini hikmetinin gereğine göre vücude getiren ve getirecek olan ancak o eşsiz Yaratıcıdır. (ve o) âlemlerin Rabbi (hikmet sahibidir) bütün dinî ve dünyevî işleri hikmetin gereğine göre tedbir ve tanzim buyurmaktadır ve o ezeli mâbud (haberdardır) bütün mahlûkatının açık ve gizli hallerinden tamamen haberdardır.

2. Yere ne giriyor ve ondan ne çıkıyor ve gökten ne iniyor ve onda ne yükseliyor, hepsini de bilir ve o râhimdir, gafurdur.

2. Evet.. O Yüce Yaratıcı, bütün kâinatın işlerini tamamen bilmektedir. (Yere ne giriyor)sa, ne gibi yağmurlar yağarak yere nüfuz ediyorsa ne gibi mallar, ölüler topraklar altında bulunuyorsa (ve ondan ne çıkıyor) sa yer altından ne gibi sular, mâdenler, bitkiler, hayvanlar meydana geliyorsa, ne gibi tarihi eserler keşfedilerek harice çıkarılmış oluyorsa onlarıın cümlesi o Kâinatın Yaratıcısı Hazretlerince malûmdur. (ve gökten neiniyor)sa melekler gibi, semavî kitaplar gibi, yıldırımlar gibi neler yeryüzüne nâzil oluyorsa (ve onda ne yükseliyorsa) melekler gibi, temiz sözler gibi, iyi ameller gibi neler o göklere yükseliyorsa (hepsini de) o Yüce Yaratıcı (bilir) hiçbiri onun ilminin kuşatmasından hariç bulunamaz. (ve o) Yüce Mâbud, (rahimdir) kulları hakkında rahmeti pek ziyâdedir. Onlara dinî vazifelerini bildirmek için, onları hidayet ve saadete kaşruşturmak için lütfen Peygamberlerini göndermiş, kitaplarını indirmiştir, ve o Yüce Yaratıcı (çok bağışlayandır) mümin kullarının bir kısım günahlarını af eder ve örter, tövbe ve istiğfar eden kullarını da cezalandırmayıp bağışlar.

3. Ve kâfir olanlar dedi ki: Bize o kıyamet gelmeyecektir. Deki, hayır gaybı bilen Rabbime andolsun ki, elbette size gelecektir. Ondan ne göklerde ve ne de yerde bir zerre miktarı ve ondan daha küçük ve daha büyük birşey uzaklaşamaz hepsi de ancak apaçık gösteren bir kitaptadır.

3. Bu mübârek âyetler, ahiret âlemini kâfirlerin inkâr ettiklerini, halbuki, o âlemin mutlaka meydana geleceğini bildiriyor. Yüce Yaratıcının ilminden hiçbir zerrenin hariçc kalamayacağını, hepsinin de Levh-i Mahfuzda yazılmış bulunduğunu haber veriyor. Kıyametin kopmasındaki hikmete işaret buyuruyor. Allah Teâlâ’nın âyetlerıne karşı düşmanca vaziyet alanların dehşet verici bir şekilde azap çekeceklerini ihtar ediyor. Kur’an-ı Kerim’in de nasıl bir hidâyet rehberi olduğunu ilim sahiplerinin bildiğini beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: (ve kâfir olanlar) Cenab-ı Hak’kın birliğini, büyüklüğünü inkâr eden ve nimetlerine karşı hamd ve şükrden kaçınanlar (dedi) ler (ki: Bize o kıyamet gelmeyecektir.) kıyamet âlemi adına birşey yoktur. Resûlüm!. O inkârcılara (de ki: Hayır.) öyle sizin inkâr ettiğiniz gibi değildir. (Gaybı bilen) Bütün açık ve gizli âlemin işlerini ilmiyle kuşatmış olan(Rabbime andolsun ki, elbette o) kıyamet günü (size gelecektir) o güne kavuşacaksınızdır. (ondan) O Kâinat’ın Yaratıcısının ilminden, onun kudret elinden (ne göklerde ve ne de yerde bir zerre miktarı) bir karıncadan daha küçük birşey (ve daha büyük birşey uzaklaşamaz) kaçıp gaip olamaz (hepsi de) bütün geçmişe, şimdiki hale ve geleceğe ait hadiseler (ancak apaçık gösteren) herşeye ait malûmatı, tafsilâtı kapsamış bulunan (bir kitapta) levh-i mahfuzda yazılmış, korunmuş bulunmakta (dır) İşte kıyamete ait geniş bilgi de o hakikatları açıklayan kitapta tesbit edilmiştir.

4. Tâki, imân eden ve güzel güzel amellerde bulunanları mükâfatlandırsın. İşte onlar için bir bağış ve bir şerefli rızk vardır.

4. Evet.. O Hikmet Sahibi Yaratıcı, bütün âlemin işlenin ve özellikle bütün kullarının fill ve amellerini o levh-i mahfuzda tesbit buyurmuştur. (Tâki imân eden ve güzel güzel amellerde bulunanları mükâfatlandırsın.) onları o güzel hareketlerinin mükâfatına kavuştursun. (İşte onlar için) Öyle iyi hal sahibi müminlere mahsus (bir mağfiret) vardır. Onların insanlık hali meydana gelmiş olan kusurlarını af edecek ve örtecektir. (ve) O müminler için (bir şerefli rızk vardır.) o da cennetlerdeki ebedî nimetlere kavuşmaktır.

5. Ve o kimseler ki, ayetlerimiz hakkında bizi acze düşürmeleri için koşup durmuşlardır. İşte onlar için de pek fena, pek elem verici bir azap vardır.

5. (Ve) Bilâkis (o kimseler ki) îmandan mahrum kalmış (âyetlerimiz hakkında) Kur’an-ı Kerim hususunda (bizi) kendi bâtıl iddialarınca (âcze düşürmeleri için) o Kur’an’ın beyanlarını ibtâl etmek, kıymetini düşürmek maksadiyle (koşup durmuşlardı) lâyıksız sözler söyleyerek onları kabulden başkalarını men’e çalışmışlardır. (işte onlar için de) öyle kâfir, bozguncu kimselere mahsus da (pek fenâ, pek elemverici bir azap vardır.) onlar o kötü hareketlerinden dolayı öyle ebedî bir azap içinde kalacaklardır.

6. Ve kendilerine ilim verilmiş olanlar görüyor ki, sana Rabbinden indirilmiş olan o Kur’an sırf hakikattir ve azîz, hamîd olanın yolunu göstermektedir.

6. (Ve kendilerine ilim verilmiş olanlar) ise öyle câhil kimseler gibi birnice hakikatları inkâr etmezler. O kalpleri imân nuru ile, irfan feyzi ile, süslenmiş olan zâtlar (görüyor ki) güzelce anlamış oluyorlar ki, ey Son Peygamber!. (sana Rabbinden indirilmiş olan o) Kur’an-ı Kerim (sırf hakikattir) o bir ilâhi kitaptır, onda bir kuşku ve şüphe yoktur. (ve) O Mukaddes kitap (azîz, hamît oların) herşeye kâdir, galip ve bütün fiilleri ve sözleri methe, övgüye lâyık olan Kâinatın Yaratıcısı Hazretlerinin (yolunu göstermektedir) bütün insanlığı selâmet ve hidayet yoluna sevketmek istemektedir. Evet.. Hakkıyla ilm ve irfana kavuşmuş olan zâtlar, Kur’an-ı Kerim’in nasul Yüce, hidayet vesilesi olan bir ilâhi kitap olduğunu bilir, yüceltirler, bu nezih itikatlarının pek yüksek mükâfatına da elbette ki, nâil bulunurlar. Bu muhterem zatların başlıcaları ashab-ı kiramdır ve vaktiyle İslâm şerefine nâil olan Abdullah bir Selâm gibi ehli kitaptan olan zâtlardır. Allah onların hepsinden razı olsun!.

7. Ve kâfir olanlar dedi ki: Size bir adam gösterelim mi ki, size haber veriyor ki: Siz büsbütün darmadağın olduğunuz vakit muhakkak siz yeni bir yaradılışta bulunacaksınızdır.

7. Bu mübârek âyetler, kıyameti inkâr edenlerin Resûl-i Ekrem hakkındaki alay edici, ahlâksızca lakırdılarını teşhir ediyor, o inkârcıların nasıl bir azaba mâruz kalacaklarına işâret buyuruyor. Onların Allah’m kudreti ile kıyametin kopmasına delalet ve şahitlik eden yaratılış eserlerini görmez bir halde bulunduklarını bildirerek kendileriniuyanmaya dâvet için onların pek şiddetli felâketlere mâruz kalabileceklerini ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (ve kâfir olanlar) Kureyş müşrikleri gibi ahireti inkâr eden-len birbirleriyle konuşarak alay eden bir edâ ile (dedi) ler (ki: Size bir adam gösterelim mi ki?.) öyle bir kimseyi tanitalım mı ki, o (size haber veriyor ki,) pek acayip bir iddiada bulunuyor ki, (siz büsbütün darmadağın olduğunuz vakit) ölüp de cesetleriniz çürüyüp parça parça olduktan sonra (muhakkak siz yeni bir yaradılışta bulunacaksınızdır) öyle mahvı perişan olduktan sonra yeniden cisim haline gelip yeni bir hayta kavuşacaksınız. Bu nasıl olabilir?.

8. Allah’a karşı iftira mı etmiş oluyor? Yoksa onda bir cinnet mi var? Hayır.. O ahirete inanmayanlar, azap içinde ve pek uzak bir sapıklık içindedirler.

8. Böyle yeni bir hayat iddiasında bulunan (Allah’a karşı iftira mı etmiş oluyor?.) böyle yalan yere kasden bir iddiada mı, bulunuyor?. (yoksa onda bir cinnet mi var?.) kendisini böyle, gerçek dışı bir iddiaya sevkediyor. Cenab-ı Hak’da o inkârcı, câhil topluluğun bu isnâdını red için buyuruyor ki: (hayır..) Onların kıyameti inkârları, o Yüce Peygamber hakkındaki edepsizce lakırdıları doğru değildir, (o âhirete inanmayanlar) öyle inkârcı olup Yüce Peygamber’i yalanlayanlar, ahirette (azap içinde) kalacaklardır. Onlar dünyada da doğruluktan (pek uzak bir sapıklık içindedirler) çünkü o muhterem Peygamberi tekzib ettikleri için böyle bir azaba lâyık olmuşlardır. Ve öyle bir hidayet rehberine delilik yakıştırdıkları için de kendileri delice harekette bulunmuşlar, doğru yolu kaybetmişler, felâket çukuruna düşmüşlerdir.

9. Bakmazlar mı, gökten ve yerden önlerinde neler ve arkalarında neler olduğuna! Eğer dilesek onları yere geçiririz yâhut üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Şüphe yok ki,bunda Hak’ka dönen her kul için elbette açık bir alâmet vardır.

9. O inkârcılar, ne kadar cehalet ve ahmaklık gösteriyor, onlar hiç (bakmazlar mı, gökten ve yerden önlerinde neler ve arkalarında neler olduğuna) onlar öyle çevrelerindeki kudret eserlerini bir dikkat gözüyle seyr etmezler mi?. Bütün gözlere çarpan o yaratılış hârikaları, Allah’ın birliğine şahitlik ediyor, onun yüce kudretini gösteriyor, bunları yaratan o Yüce Yaratıcı, artık insanlığı öldürdükten sonra tekrar iâdeye, yeniden hayata kavuşturup başka bir âleme sevketmeş kâdir olamaz mı?. Evet.. O Hikmet Sahibi Yaratıcı buyuruyor ki: (eğer dilesek onlar) o inkârcıları muazzam ilâhi kudretimle (yere geçiririz) yerleri yararak onları içerilerine atarız. Nitekim Karun böyle bir felâkete uğratılmıştır. (yâhut üzerlerine gökten parçalar düşürürüz) Onlar ile o inkârcıları helâk ederiz. Nitekim ‘Eyke’ ahalisi böyle bir felâkete maruz bırakılmıştı. Ne müthiş bir ilâhi tehdit!. (şüphe yok ki, bunda) Böyle göklere ve yere dair vuk’u kalben yüce beyanda veya bunlara bir dikkat gözüyle bakmakta hakka (dönen) kalben sapıklıktan kurtulup âlemlerin Rabbini tasdike yetenekli bulunan (her kul için elbette açık bir alâmet vardır.) Evet.. Bu yaratılış eserlerinden herbiri, ilâhi kudrete ait ve pek açık bir alamettir. Bunları güzelce göz önüne alanlar, artık bunları yoktan var etmiş olan bir Yüce Yaratıcının insanları da öldürdükten sonra tekrar hayata kavuşturmaya fazlasıyla kâdir olduğuna kesin şekilde hükmeder, bu hususta asla, bir şüphe, bir tereddüt gösteremez.

10. Şanım hakkı için biz Davud’a tarafımızdan bir fazilet vermiştik, ey Dağlar! Onunla beraber tesbihte bulunun dedik? kuşlara da böyle emrettik ve O’nun için demiri yumuşattık.

10. Bu mübârek âyetler, Allah Tealâ’yayönelen, onun emrlerine boyun eğmiş olan iki zâtı, Hz. Dâvud ile Hz. Süleyman’ı bir örnek olarak gösteriyor, o iki zâtın ne kadar hârikulâde kuvvetlere nimetlere nâil bulunmuş olduklarını beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: (Şanım hakkı için) Muhakkak bir ilâhi lütuftur ki, (biz Dâvud’a tarafımızdan bir fâzilet vermiştik) yani: Ona bir peygamberlik, bir kitap veya bir mülk ve hâkimiyet veyahut kendisine mahsus güzel bir ses, güzel bir mucize ihsan buyurmuştuk, onu üstün bir vaziyette bulundurmuştuk. Bu cümleden olanak (ey dağlar!. Onunla beraber tesbihte bulunun) dedik. Zikir ve tesbih ile seslerinizi yükseltin diye dağlara da emr etmiş olduk (kuşlara da) böyle emrettik, onları da Hz. Dâvud’un emrine verdik, onunla beraber tesbih ve tehlilde bulunmalarını istedik (ve onun için) Dâvud Aleyhisselâm için (demiri yumuşattık) demirlere istediği şekli verebilirdi, bir âteşe, fenni bir vasıtaya müracaat etmeksizin demirden zırhlar diğer şeyler yapabilir olmuştu. Bütün bunlar birer ilâhi lfituftur, birer kudret eseridir, birer açık mucizedir. Yüce Yaratıcı Hazretleri dilediği mahlûkuna böyle tesbih ve hamdetme yeteneğini ihsan buyurur. Nitekim bizim mübârek Peygamberimizin avucu içindeki ufak taş parçaları da tesbihte bulunmuştur. Bu gibi hârikaları uzak görmeye, te’vile lüzum yoktur. Meselâ “Dağların muntazam varlıkları, Hz. Dâvud’u tesbih ve hamd etmeğe sevkettiği için bu bakımdan dağlar da tesbihte bulunmuş demektir.” Diye tevile kalkışmak yersizdir. Nitekim diğer bir âyeti kerimede Cenab-ı Hak’kın herşeyin tesbih ve tehmitte bulunduğunu fakat insanların bunu anlamadıklarını beyân buyurmaktadır.

11. Geniş, uzun zırhlar yap ve zırh halkalarını güzelce tanzim et ve iyi amel işleyin. Şüphe yok ki, ben ne yapar olduklarınızı görücüyüm.

11. Evet.. Hak Teâlâ Hazretleri, DâvudAleyhisselâm’a öyle bir kuvvet, bir kabuliyet vermiş ve şöyle de emr etmiş idi ki: Ey Dâvud!. (Geniş uzun zırhlar yap) Onları giyineceklerin vücutlarını bolca setretmiş olsun (ve zırh halkalarını güzelce tazim et) onlar ne pek kalın ve ne de pek hafif olmasın, her bakımdan uygun olup güzelce dokunmuş, yapılmış bir halde bulunsun. (ve iyi amel işleyin) hepiniz de güzel, Allah rızasına uygun amellere devam ediniz. Cihat için hazırlanan zırhlar da bu güzel amellerden sayılır. Kulların zâten vazifeleri de güzel amellerde bulunmaktan ibârettir. (şüphe yok ki: Ben) Yüce Yaratıcı (ne yapar olduklarınızı görücüyüm) ona göre hakkınızda muamele olunacaktır. Evet.. Güzel amellerde bulunanlar mükâfatlara nâil olacaklardır. Kötü işleri yapalar da lâyık oldukları cezalara kavuşacaklardır.

Yorum Yap