HAC SURESİ

61. Bu böyledir, çünkü Allah geceyi gündüzün içine girdirir ve gündüzü de gecenin içine girdirir. Ve şüphe yok ki, Allah, tamamiyleişiticidir, görücüdür.

61. Evet.. (Bu böyledir.) Allah Teâlâ müminlere yardım eder, o her şeye kâdirdir (çünkü Allah geceyi gündüzün içine girdirir) kullarının menfaatleri için geceleri kısaltır, gündüzlerin aydınlıkları ile gecelerin karanlıklarını giderir (ve gündüzü de gecenin içine girdirir) gündüzün aydınlığını giderir, geceleri uzatır, kullarının istirahat zamanlarını arttırmış olur. Böyle mahlûkatından bazısını bazısı üzerine galip kılar, böyle birbirine muhalif şeyleri vücude getirir. Binaenaleyh o yüce yaratıcı, kullarına yardım etmeğe de pek ziyade kâdirdir. (ve şüphe yok ki, Allah tamamiyle işiticidir.) her söyleneni işitir, müminler aleyhinde o düşmanlarının lakırdılarını da işitmektedir, bilmektedir. Ve o hikmet sahibi mabûd (görücüdür) her yapılan şeyi görür, ona karşı hiç bir şey gizli kalamaz. O düşmanların bütün hareketlerini ve durmalarını da görmektedir. İşitmek için gecenin sessizliğine, görmek için gündüzün aydınlığına muhtaç değildir. Kullarının gizli ve açık hiç bir sözü, hiçbir hareketi o yüce yaratıcıya karşı gizli kalamaz, buna inanmışızdır.

62. İşte bu böyledir. Çünkü hak olan, ancak Allah’tır. Ondan başka ibadet ettikleri ise o batıldır ve muhakkak ki, en yüce ve en büyük olan ancak Allah’tır.

62. Evet.. (İşte bu böyledir) Cenab-ı Hak, tam bir kudretle, sonsuz bir ilm ile vasıflanmıştır, onun ilmi herşeyi kapsar. (çünkü hak olan) bizzat var olan ve varlığı zorunlu olan (ancak Allah’tır) o bütün kâinatın yegâne yaratıcısıdır, terbiye edicidir (ondan başka ibadet ettikleri) o müşriklerin mabût tanıdıkları herhangi şey (ise o bâtıldır) hadizatında yoktur, ilahlık vasfını asla sahip olmayan şeylerden ibarettir. (Ve muhakkak ki, en yüce, en büyük olan) kudretiyle her şeyden yüce ve azametiyle bütün kâinattan büyük bulunan (ancak Allah’tır) Evet.. Bütün mahlûkât, onun kudretialtında bulunmaktadır, onun birer eseridin. Artık onun bu mahlûkatından herhangi bir şey, o yüce yaratıcının nasıl ortak ve benzeri olabilir? O ezeli mâbudun varlığına, birliğine, azamet ve kudretine şahitlik ve delâlet eden nice açık, parlak, kesin deliller vardır. Buna inanmışızdır.

63. Görmedin mi ki, muhakkak Allah, gökten bir su indirdi de yeryüzü yemyeşil olarak sabahlar oldu. Şüphe yok ki, Allah çok lütufkârdır, çok haberdardır.

63. Bu mübârek âyetler, Allah Teâlâ’nın kudretine, nimetlerine delâlet ve şahitlik eden altı tür yaratılış harikalarını, kudret eserlerini, dikkat nazarı önüne koyuyor. O yüce yaratıcının üstün vasıflarını beyan ve birnice insanları nankörlükte bulunur olduklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey mükellef insan!. (görmedin mi ki,) elbette ki, bakıp görmüş, anlamışsındır ki, (Allah gökten bir su indirdi) rüzgarları gönderdi, bulutları kaldırdı, yeryüzüne yağmurlar yağdırdı (da yeryüzü) kurumuş, âdeta ölü bir halde bulunmuş iken (yemşeyil olarak sabahlar oldu) vakit vakit bahar feyzi ile yeniden hayat bularak güzel bir manzara teşkil eder bulundu, umumun menfaatlerine hizmetçi oldu. (şüphe yok ki, Allah) kullarına (çok lütufkârdır) yağmunlar ile bitkileri vücude getirerek kullarını bol bol rızıklandırır. Ve o yüce yaratıcı (tamamen haberdardır) mahlûkatının faydalarını, menfaatlerini onların gizli ve açık hallerini, temennilerini hakkiyle bilir. İşte bu birinci nevi bir kudret delilidir.

64. Göklerde olanlar da ve yerde olanlar da onundur. Ve şüphe yok ki Allah elbette o, zengindir, övgüye lâyıktır.

64. Evet. (Göklerde olanlar da) bu cümleden olarak güzel sularda (ve yerde olanlar da) çeşit çeşit bitkiler vesaire de (onundur) o Yüce Yaratıcının birer kudret eseridir, mük ve yaratılış olarak ona aittir. (ve şüphe yok ki,Allah elbette o) Yüce Yaratıcı zengindir her şeyden bizzat müstağnidir, hiç bir şeye hâşâ muhtaç değildir ve o (övgüye lâyıktır) bütün vasıfları ve fiilleri itibariyle hamd ve övgüye lâyıktır. Bu da ikinci nevi bir kudret delilidir.

65. Görmedin mi ki, muhakkak Allah, sizin için yerde olanları ve emriyle denizde yüzen gemileri de hizmetinize verdi ve göğü de izni olmaksızın yerin üzerine düşmekten tutuyor, şüphe yok ki, Allah insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

65. Ey akıllı insan!. (Görmedin mi ki,) bilinen bir gerçektir ki (muhakkak Allah, sizin için yerde olanları) hizmetinize vermiştir, yeryüzü emrinize hazırdır. İstediğiniz yerlere gidersiniz, istediğiniz taraflara yollar açarsınız, bir çok hayvanattan istifade edersiniz, bütün ekinlerden, ağaçlandan geçiminizi temine muktedir olursunuz. Bu da üçüncü tür bir kudret delilidir. (Ve) o yüce yaratıcı (emriyle) iradesiyle (denizde yüzen gemileri de) size (hizmetinize verdi) o muazzam nakil vasıtalariyle denizlerde seyrü seferde bulunursunuz, o gemiler o kadar büyük, o kadar ağır oldukları halde denizlerin dibine batmıyorlar, suların yüzünde, dalgalar arasında yüzüp gidiyorlar, insanlık için nice menfaatleri temine vesile oluyorlar. Bunlar da dürdüncü tür bir kudret delilidir. (Ve) o kudret sahibi yaratıcı (göğü de izni olmaksızın yerin üzerine düşmekten tutuyor) o kadar muazzam bir varlık, kendisindeki milyonlarca büyük büyük nurani cisimler ile beraber üstümüzde sabit bir halde bulunuyor, başımızın üzerine düşmüyorlar. Ancak Allah’ın izni olursa, o zaman düşerler, kıyamette olacağı gibi. Bununla birlikte bazen bir uyanma olmak üzere bazı yıldırımlar ve saireler bazı yerlere düşerek onların ne kadar büyük kuvvetlere sahip oldukları görülmüş oluyor. Bunlar da beşinci tür bir kudret delilidir. (şüphe yok ki, Allah) Teâlâ Hazretleri insanlara çok(şefkatlidir) onları çok esirgeyicidir, haklarında ilâhî koruması daima tecelli etmektedir ve (çok merhametlidir) onları için nice menfaat kapıları açmış, kendilerine istifade kabiliyeti vermiştir. Kendilerini zararlı şeylerden korumuş, kendilerine selâmet ve saadete ermelerine vesile olacak hükümleri bildirmiştir.

66. Ve o, o zattır ki, sizi diriltmiştir, sonra sizi öldürecektir, sonra sizi diriltecektir. Şüphe yok ki, inan elbette çok nankördür.

66. (ve o) yüce yaratıcı (o) şânı yüce zat (dir ki,) Ey insanlar!. (Sizi diriltmiştir) yoktan, bir damla sudan yaratıp vücude getirmiştir (sonra) takdir edilen eceliniz tamam olunca (sizi öldürecektir) tâki, bu hayat değişimi, basiret sahipleri için bir öğüt mahiyetinde bulunmuş olsun (sonra sizi) Ey insanlar!. O yüce yaratıcı, bas günü yine (diriltecektir) ilâhi adaleti tecelli ederek herkesi dünyadaki amellerinin mükâfat ve cezasına kavuşturacaktır. İşte bu da altıncı tür bir kudret delilidir. (şüphe yok ki, insan) kifür ve şirke düşmüş olan herhangi bir insanlık taifesi (elbette çok nankördür) o kadar nimetlere nâil oldukları ve gözlerinin önünde bu kadar kudret ve azamet delilleri, eserleri parlayıp, durduğu halde onlar yine nimete nankörlükte bulunmaktan geri durmazlar, yine dinsizliklerinde devam eder dururlar. Ne büyük bir aptallık!. Ne korkunç bir cür’et!.

67. Herbir ümmet için bir şeriat kıldık ki, onlar onunla amel edenlerdi. Artık din işinde seninle çekişmede bulunmasınlar. Ve Rabbine davet et. Şüphe yok ki, sen elbette dosdoğru açık bir din üzerindesin.

67. Bu mübârek âyetler, Cenab-ı Hak’kın vaktiyle de her ümmeti bir şeriate nâil buyurmuş olduğundan artık son peygamberin şeriatini inkâra mahal bulunmadığını bildiriyor. Buna rağmen Resûl-i Ekrem’e karşı mücadelede bulundukları takdirde Hazreti Peygamberin onlara nasıl karşılık vereceğinibeyan buyuruyor. Ve Allah Teâlâ göklerde ve yerlerde olan her şeyi hakkiyle bildiğinden onların da o mücadelelerini bilip tesbit buyurmuş olduğu için haklarında lazım gelen hükmü vereceğine işaret buyurmaktadır. Şöyle ki: (Her bir ümmet için) o kadim zamandan beri (bir şeriat kıldık ki onlar onunla) o şeriatiyle (amel ederlerdi) mesela; Hz. Musa zamanında onun ümmeti onun şeriatiyle, onun kitabı olan Tevrat ile amel ederlerdi. Sonra İsa Aleyhisselâm Peygamber gönderilince zamanındaki ümmeti onun şeriatiyle, kitabı olan İncil ile amele başlamışlardı. Binaenaleyh daha sonra son peygamber Hazretleri de yeni bir şeriatle, yeni bir kitap ile bütün insanlığa Peygamber gönderilmiş olduğundan artık bütün insanlık, onun ümmeti olmak üzere bir birlik teşkil etmektedir, yalnız onun şeriatiyle, onun kitabı ile amel etmekle mükellef bulunmuşlardır. Bu, kararlaştırılmış bir dinî emirdir. (Artık) böyle bir (emirde) Resûlüm!. Seninle o inkârcılar (çekişmede bulunmasınlar) öyle bir mücadeleye, münakaşaya selâhiyetleri yoktur, mes’elenin hakikati, akıl sahiplerince pek açık bir şekilde malûmdur (ve) Resûlüm!.. Sen bütün ümmetini, bütün insanlığı (Rabbine) o muhsin olan mâbudunun dinî olan İslâmiyete (davet et) zira (Şüphe yok ki, sen elbette dosdoğru, apaçık bir din üzerindesin) senin dinin bir hidayet dinidir, bir saadet dinidir, insanlığı ona davet etmek, insanlık hakkında pek büyük bir hayır isterlikten başka değildir.

68. Ve eğer seninle mücadelede bulunurlarsa artık de ki: Sizin ne yapar olduğunuzu Allah pek iyi bilendir.

68. (Ve) böyle hak, açık bulunmuş ve böyle bir hayır isterlik gösterilmiş olduğuna rağmen bir takım inkârcı inatçılar (eğer) Resûlüm!. (seninle) din işinde (mücadelede bulunurlarsa artık) onlara bir tehdit ve irşad maksadiyle (de ki, sizin ne yapar olduğunuzu Allah pek iyi bilendir.) Sizin bütün hallerinizi ve böyle bâtılyere mücadelenizi de şüphe yok ki, bilmektedir, elbette ki, sizi lâyık olduğunuz cezalara kavuşturacaktır.

69. Allah, kendisinde ihtilâf etmiş olduğunuz şeyler hakkında kıyamet günü aranızda hüküm edecektir.

69. Ey yüce Peygamber!. O seninle mücadeleye cür’et edenlere şunu da de ki: (Allah kendisinde ihtilâf eder olmuş olduğunuz şeyler hakkında) dinî meseleler hususunda (kıyamet günü aranızda hüküm edecektir) sizi muhakemeye tâbi tutacak, sizinle müminler arasında ihtilâfı hal ve fasl edecek, sizin ne kadar boş bir şekilde mücadeleye cür’et etmiş olduğunuz meydana çıkacak, ona göre hakkınızda ceza tertip edilecektir. Artık o müthiş muhakeme gününü bir düşünmeniz icab etmez mi?

70. Bilmedin mi ki, şüphesiz Allah, gökte ve yerde olanı bilir. Muhakkak ki, o bir kitaptadır. Hakikaten o, Allah’a göre pek kolaydır.

70. Ey kadri yüce habibim!. Onların o inkârcı hareketlerinden fazla müteessir olma!. (Bilmedin mi ki,) elbette ki, pek iyi bilirsin ki, (şüphesiz Allah, gökte ve yerde olanı bilir) o yüce yaratıcıya hiç birşey gizli kalamaz. İşte o inkârcıların dedikoduları da bu cümledendir. Onların o haksız münkaşaları Allah katında malûmdur. (Muhakkak ki, o) gökte ve yerde her ne varsa, her ne oluyor ve olacak ise (bir kitaptadır) Levh-i Mahfuz’da daha meydana gelmelerinden evvel bir kudret kalemi ile yazılmış, tesbit edilmiş bulunmaktadır. (Hakikaten o) her şeyin Levh-i Mahfuzda yazılmış olması, Allah’ın ilminin her şeyi kuşatmış bulunması (Allah’a göre pek kolaydır) bu, asla inkâr edilemez. Çünkü o yüce yaratıcının ilmi, kudreti kendi zatının gereğidir, ona hiç bir şey gizli kalamaz, ve hiçbir mümkün onca müşkil bulunamaz, onun mukaddes ilim ve kudreti bütün kâinatı kapsar. Artık şüphe yok ki, o inkârcıların o bâtıl iddialarını da bilir,onların ona göre cezalarını verir. Sen üzülme ey yüce Peygamber!.

71. Ve Allah’tan başka öyle bir şeye ibadet ederler ki, ona dair bir delil indirmemiştir. Ve onlar için ona ait bir bilgi de yoktur ve zalimler için bir yardımcı da yoktur.

71. Bu mübârek âyetler, kâfirlerin naklî ve aklî bir delile dayanmış olmaksızın bir takım putlara tapınıp durduklarını kınamak için haber veriyor. O münkirlerin kendilerine karşı okunan Kur’an-ı Kerime ve onu okuyanlara ne kadar düşmanlık göstermekte olduklarını ve bu yüzden pek şiddetli bir ateşe atılacaklarını ve hiç bir yardımcı bulamıyacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve) o müşrik kimseler (Allah’tan başka) rablık ve mâbudluk sıfatına asla sahip olmayan (öyle bir şeye) bir takım putlara, âciz ve fani şeylere (ibadet ederler ki) Allah Teâlâ (ona dair) onlara ibadetin câiz oluşuna ait (bir hüccet) bir şeri delil (indirmemiştir) bilakis onlara ibadetin câiz olmadığını bildiren birçok deliller, ihtarlar vardır. (ve onlar için) o müşriklere mahsus (ona ait) o putlara ibadetin câiz olunduğuna dair (bir bilgi de yoktur) onlara ibadetin cevazına dair akli bir delil de mevcut değildir. Onlar öyle hiçbir esasa dayanmaksızın cahilce bir biçimde putlara tapınır dururlar. (ve) bu küfrü işleyen o (zalimler için bir yardımcı da yoktur) onların böyle bâtıl olduğu açık olan tapınmalarını mâzur gören, bu hareketlerine müsaade eden, onlardan ilâhi azabı defedebilecek bulunan bir yardımcı mevcut değildir. Onlar ahirette ebedî azaplara uğrayıp duracaklardır.

72. Onlara karşı ayetlerimiz apaçık oldukları halde okunduğu zaman o kâfir olanların yüzlerinde bir inkâr bir kin ve gazab alâmeti görür anlarsın. Onlar, kendilerine karşı âyetlerimizi okuyanlara az kalır ki, saldırıversinler. De ki: Size o inkârınızdan daha şerlisini haber vereyim mi!, o ateştir.Onu Allah kâfir olanlar için vâd etmiştir. Ve ne fena gidilecek yer!

72. Evet.. O müşrikler böyle bir buhrana, bir ebedî felâkete uğrayacaklarıdır. Çünkü (onlara karşı) kendilerini uyandırmak için (âyetlerimiz) Kur’an-ı Kerim’in hükümleri, öğütleri (apaçık oldukları halde) açık bir şekilde (okunduğu zaman O kâfir olanların yüzlerinde bir inkâr) o âyetlere karşı bir kin ve gazap alâmeti görür (anlarsın) onların yüzleri, ruhî hallerini göstermeğe yeter. Onlar o derecede bir heyecana, düşmanlığa kapılırlar ki, (onlar) o müşrikler (kendilerine karşı âyetlerimizi okuyanlara az kalır ki, saldırıversinler) O dinsizler, Cenab-ı Hak’kın birliğine, mukaddes vasıflarına ve diğer dinî hükümlere ait âyetlerin okunmasından son derece dargın, kızgın olarak kendilerinde öyle kâfirce bir heyecan zuhura gelir. İşte söylenilen hak sözlere karşı inkârcıların, nefislerinin havalarına mağlûp olanların ruhi durumları böyle düşmanca, alçakça hareketlerden başka değildir. Ey Resûl-i Ekrem!. O gibi inkârcılara (de ki: Size o inkârınızdan) öyle hakkın kelâmından kızgın olup da heyecanlara, ıstıraplara kapılmanızdan (daha şerlisini haber vereyim mi?) nedir mi o diyorsunuz?. (O) muhakkak ki, (ateştir) cehennem ateşidir. Evet.. Öyle Kuran okumasından kızmış olanlar, ıstıraplara düşenler, yarın âhirette bu hallerinden binlerce kat elem verici olan cehennem ateşleri içinde kalacaklardır. (Onu) o cehennem ateşini (Allah kâfir olanlar için vâd etmiştir.) o kâfirler o ateşe mutlaka atılacaklardır. Ne korkunç bir tehdit!. (ve) o ateş (ne fena gidilecek yer!.) artık o kâfirler, bu ebedî cezayı hiç düşünmezler mi?. Onlar, kendilerini uyandıracak olan âyetler, emirleri ve yasakları hiç dinlemeyip de o cehaletlerine bir son vermezler mi? Nedir o kadar cehalet ve sapıklık!.

73. Ey insanlar! Bir misal verildi, onu artıkdinleyiniz! Şüphe yok ki, Allah’tan başka kendilerine ibadet ettikleriniz, bir sinek bile yaratamazlar, isterse onun için hepsi de toplansınlar ve eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa onu ondan geri de alamazlar. İsteyen de, istenilen de zayıf olmuştur.

73. Bu mübârek âyetler, bir takım mâbud edinilen âciz, fanî şeylerin mâbudluk vasıflarından ne kadar uzak olduklarını bir beliğ nükte ile bildiriyor. Meleklerin de mâbudluk vasfına sahip olmayıp bir kısmının paygamberlik şerefine nâil bulunmuş olduklarına işaret ediyor. Allah Teâlâ’nın ise bütün üstün vasıfları toplamış ve bütün kâinatın yegâne mukaddes mercii olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ey insanlar!.) ey küfrün, cehaletin eseri bulunan bir takım kimseler!. (bir misal verildi) sizin güzelce düşünüp de cehaletinizi, gayrı mâkul hareketlerinizi anlayabilmeniz için bu Kur’an-ı Kerim’de bir garip, düşünülmeye lâyık bir kıssa, bir açık misâl beyan buyuruldu, (onu) o uyanma vesilesi misâli (artık dinleyiniz) onu bir sukûnetle tefekküre dalınız. Şöyle ki: Siz bir takım cansız varlıklar türünden putlara tapınıp duruyorsunuz. (Şüphe yok ki, Allah’tan başka kendilerine ibadet ettikleriniz) o putlar, akıldan, fikirden mahrum, başkalarına ve hatta o kendilerine bile bir faide vermekten âciz şeylerdir. Onlar (bir sinek bile yaratamazlar) öyle pek küçük bir hayvancağızı bile var edemezler (isterse, onun için) o sineği yaratmak için o putların (hepsi de toplansınlar) bir araya gelsinler, yine öyle naçiz bir şeyi bile yaratmaya kâdir olamazlar. Artık daha büyüğünü hiç yaratmaya kâdir olabilirler mi?. Ne mümkün (ve eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa onu) o putlar, kendilerinden o kapılan şeyi (ondan) o kapan sinekten (geri alamazlar) o putların bu kadar basit bir şeye de kudretleri yoktur. İşte (isteyen de istenilen de zayıf olmuştur.) yani: O putlara ibadet edenler de o kendilerineibadet olunan putlar da haddizatında birer zayıf mahlûktan başka değildir veyahut o sineklerde zayıf, o putlar da âciz şeylerdir. Artık öyle şeyler nasıl mâbud, ibadete lâyık olabilirler?. Hiç bu kadar açık bir şeyi o müşrikler düşünemiyorlar mı?.

74. Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler, şüphe yok ki, Allah elbette kuvvetlidir, güçlüdür.

74. Evet.. O müşrikler büyük bir cehalet içinde yaşıyorlar. Onlar (Allah’ın kadrini) kudret ve büyüklüğünü ve diğer yüce vasıflarını (hakkiyle takdir edemediler) öyle âciz, zayıf, mahlûk şeylere ilahlık, mâbudluk isnâdında bulundular, onlara taparak onlardan bir faide bekler bulundular. (şüphe yok ki, Allah elbette kuvvetlidir) bütün kâinatı yaratmaya kâdirdir ve (güçlüdür) bütün mahlûkatı üzerine galiptir, hiç bir şeyi yaratmadan âciz değildir. Artık bir sivri sineği bile vücude getirmekten âciz olan şeyler, nasıl ilahlık ve mâbudluk vasfına sahip olabilirler? Bu kadar açık bir hakikati düşünemeyip de o putlara tapmak, ne kadar bir gaflet, bir aptallık eseridir. Bir kere düşünmeli, Cenab-ı Hak, insanlara akıl vermiştir ve Peygamberleri, kitapları vasıtasiyle insanlığa o hakikati haber vermiştir. Artık nasıl olur da birçok cemiyetler öyle bir cehalet karanlığı içinde yaşamaya devam ederler?

75. Allah meleklerden Rasuller seçer ve insanlardan da. Muhakkak ki, Allah tamamen işiticidir, görücüdür.

75. Evet. (Allah Meleklerden resûller seçer) Cebrail, Mikâil, İsrafil ve Azrail Aleyhimüsselâtu vesselâm gibi. (ve insanlardan da) Resûller seçmiştir. Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed Mustafa sallâllahü teâlâ aleyhim vesellem gibi. Allah Teâlâ, böyle bir kısım seçkin kullarını yüce ruhlara sahip, mukaddes göç ile desteklemiştir. Bu yüce zatlar ile ruhanî vecismanî âlemleri ilâhi feyizlerine mazhar kılmıştır. Peygamberlik vazifesi, yalnız meleklere mahsus değildir, öyle bir inhisar iddiası bâtıldır. (Muhakkak ki, Allah, tamamen işiticidir.) Kullarının bütün sözlerini, iddialarını, münakaşalarını, inkârlarını ve tevhid ve tesbihlerini tamamen işitir, bilir. Ve o kâinatın ayartıcısı Hazretleri her şeyi (görücüdür) kullarının bütün fiil ve hareketlerini görmektedir, hiç bir şey o yüce yaratıcıya karşı gizli, meçhul kalamaz. Buna inanmışızdır!.

76. Onların ilerilerinde olanı da ve arkalarında olanı da bilir. Ve Allah’a bütün işler döndürülür.

76. Evet.. O yüce Mâbudi Hazretleri (onların) o Peygamberlerinin (ilerilerinde olanı da) bilir, geçmiş zamanlara ait hiçbir şey kendisine meçhul kalmaz (ve) o Peygamberlerin (arkalarında olanı da) bilir, kendilerinden sonra ümmetleri arasında ortaya çıkan hâdiseleri de tamamen bilmektedir, ilâhi ilmi bütün bunları kuşatmıştır. (Ve Allah’a bütün işler döndürülür) sonunda kıyamet gününde bütün mahlûkatının işleri, Cenab-ı Hak’kın hükmü adaletine tâbi olur. Haklarında adaletin gereği ne ise o tecelli eder. Ondan başka yaratıcı, mâbud, bütün âlemin hallerini bilen, bütün mahlûkat üzerinde hâkim yoktur. Ne mutlu daha dünyada iken bu hakikati bilip de o eşsiz yaratıcıya tam bir samimiyetle ibadet ve taatde bulunmuş olanlara..

77. Ey îmân edenler, rükûa varınız ve secde ediniz ve Rabbinize ibadette bulunun ve hayır işleyiniz, tâki kurtuluşa erebilesiniz.

77. Bu mübârek âyetler, müminlerin yerine getirmekle mükellef oldukları başlıca şer’i hükümleri bildiriyor. İslâm dininin güçlükten uzak ve her bakımdan yüce olduğunu ve Peygamberlerin kendi ümmeti üzerine ve şerefli müsüman adına sahip olan bu ümmetin de bütün ümmetler üzerine şahitlikte bulunacaklarını haber veriyor ve bu müslümanümmetin ilâhi korumaya nâil bulunduklarını müjdeliyor. Şöyle ki: (Ey îman edenler!) Ey ümmeti Muhammed!. İmanınızın güzel bir alâmeti olmak üzere (rükûa varınız ve secde ediniz) namazlarınızı rükû ile secde ile kılınız, Cenab-ı Hak’ka karşı en mükemmel bir tevazu ve kulluk alameti olan bu ibadet tarzına devam ediniz. (Ve Rabbinize ibadette bulunun) diğer çeşitli ibadetlere de riayet eyleyiniz (ve hayır işleyiniz) nafile ibadetlerde de bulunan güzel ahlâk ile vasıflarının, sılai rahm gibi, hasklarına riayet gibi, akrabalık haklarına riayet gibi güzel, ictimaî vazifeleri terk etmeyin. (Tâki kurtuluşa erebilesiniz) ahirette cennetlere nâil olabilesiniz. Evet.. Böyle ibadet ve itaatde bulunmak bir kulluk vazifesidir, bir insanlık alametidir. Bunlara muvaffakiyet ise bir ilâhi lütuftur. İnsan kendi ibadet ve itaatine, yaptığı iyiliklerle gurunlanmamalıdır, o sayede başarı ve kurtuluşa nâil olmasını Cenab-ı Hak’tan niyâz eylemelidir.

§ Lealle = umulur ki; kelimesi buna işaret etmektir.

§ Bu âyeti kerime imamı Şafii’ye göre ve diğer bir kısım zatlara göre bir secde âyetidir. İmamı Âzama göre ise bu secde, rükû ile beraber zikredildiği için, bu zikr bunun bir tilâvet olmadığını göstermektedir.

78. Ve Allah yolunda hakkıyla cihad ile mücahedede bulununuz. O sizi seçti ve sizin üzerinize dinde hiçbir güçlük kılmadı. Babanız İbrahim’in milleti gibi. O bundan evvel size Müslümanlar ismini vermişti ve bunda da: Takî: Resul sizin üzerinize şahit olsun ve siz de insanlar üzerine şahitler olasınız. Artık namazı dosdoğru kılınız ve zekâtı veriniz ve Allah’a sığınınız. O sizin mevlânızdır. İşte ne güzel mevlâ ve güzel yardımcı..

78. (Ve) Ey îman edenler!. Özellikle (Allah yolunda hakkiyle cihad ile mücahededebulununuz) dinin düşmanlarını cezalandırmak, Allah’ın dinini yaymak, İslâm’ın mukkadesatını müdafaa ve muhafaza etmek için cihad meydanlarına atılın, nefislerinizi arıtmak ve ahlâk ve davranışlarınızı ıslah için nefse karşı cihadda bulunun: (O) yüce yaratıcı, Ey müslümanlar!. (Sizi seçtim) sizi İslâm dinine hizmet için tercih buyurdu. Sizin Peygamberinizi resûllerin en şereflisi kıldı, sizin dininizi de dinlerin en mükemmeli kıldı, kitabınız olan Kur’an-ı Kerim’i de semavî kitapların en büyüğü kıldı, sizi de ümmetlerin en şereflisi kılmak lütfunda bulundu. (ve sizin için din de hiç bir güçlük kılmadı) nâil oduğunuz İslâm dininin bütün hükümleri, kolaylıkla yerine getirilebilir. İslâm dinî, hiçbir kimseyi gücünün üstünde bir şey ile mükellef tutmaz. Mükellef olduğumuz ibadetler, güçlükleri içermeyip birnice maddî ve manevî faideleri içermektedir. Sefer halinde, hastalık halinde gösterilen şer’i müsaadeler, kolaylıklar da malûmdur. İslâm dinine göre en günahkâr kimseler de tövbe ve istiğfar edince ilâhi affa nâil olurlar. Evet.. İslâm dininin hükümlerini güzelce tatbik edenler, onların sahip oldukları menfaatleri, hikmetleri iyice dikkate alanlar, İslâm dinini bir kolaylık, bir şefkat ve merhamet, bir fazilet ve yücelik dinî olduğunu itirafa mecbur olurlar. Ey müslümanlar!. Sizin bu mübârek dininiz (babanız İbrahim milleti gibi) dir, onun gibi gayet mukaddestir, onun gibi gayet geniştir. Hz. İbrahim, Peygamberimizin büyük babasıdır. Bu bakımdan müslümanların da mübârek bir babası bulunmuştur. Çünkü bir Peygamberin ümmeti onun evlâdı hükmündedir. Cenab-ı Hak, işte müslümanları bu şerefe de nâil buyurmuştur.

§ Millet, din gibidir. Cenab-ı Hak’kın Peygamberleri lisaniyle kulları için meşru kılmış olduğu şeylerin ismidir. Millet tâbiri yalnız Peygamberlere izafe edilir. Allah Teâlâ’ya vediğer insanlara izafe edilmez. Meselâ: Milleti İbrahim, milleti Muhammed Aleyhisselâm denilir. Milletullah, milletuzeyd denilmez. “Ragıbı İsfehani”. Ey müslümanlar!. (O) yüce yaratıcı (bundan evvel) Kur’an-ı Kerim’in inmesinden önce indirmiş olduğu diğer kitaplarında (size müslümanlar ismini vermişti ve bunda da) bu Kur’an-ı Kerim’de de size o seçkin ismi vermiştir. (tâki, Resûl) Aleyhisselâm kıyamet gününde (sizin üzerinize şahit olsun) size dinî hükümleri tebliğ etmiş olduğunu bildirsin (ve siz de insanlar üzerine şahitler olasınız) yani: O eski kavimlere de Peygamberlerinin dinî hükümleri, vazifeleri tebliğ etmiş olduklarını Kur’an-ı Mübin vasıtasiyle bilmiş olduğunuz için bu hususa dair diğer ümmetlere karşı da siz şahitlikte bulunasınız. Bu da Ey İslâm ümmeti!. Size verilmiş bir şeref, bir ayrıcalık demektir. Artık bununda şükrünü ifaya çalışınız. (artık) ey seçkin ümmeti Muhammediye!. üzerinize düşen (namazı) erkân ve âdabına riayetle (kılınız) Cenab-ı Hak’ka manevî ulaşmaya vesile olan o kutsal namaz ibadetine devam eyleyiniz. (ve zekâtı veriniz) ki, o da ruhunuzu temizler, sizde âlicenaplık özelliğini vücude getirir, sizin ile din kardeşleriniz arasındaki bağlılığı, muhabbeti artırır. (ve Allah’a sığının) her hususta ona ilticada bulunan, üzerinize düşen vazifeleri güzelce yapmaya muvaffakiyeti o kerem sahibi mabûddan niyâz eyleyin, zaferi, kurtuluşu ancak o kerem sahibi yaratıcınızdan dileyin. Çünkü (o sizin mevlânızdır.) Bütün işlerinizin mütevellisi bulunan, sizlere muvaffakiyet veren ancak odur. (İşte) o yüce yaratıcı (ne güzel mevlâ) dır ne güzel koruyucudur, destekleyicidir. (ve ne güzel yardımcıdır) din. Dilediği kullarına pek mükemmel bir şekilde yardım, muvaffakiyet ihsan buyurur. Artık müminler için ne büyük bir saadet!. Öyle ezeli, kerem sahibi, yüce bir mâbuda îman etmiş, İslâmiyet şerefinikazanmış bulunan kullar, ne kadar mutludurlar. Binaenaleyh müslümanlar, nâil oldukları bu şeref ve saadetten dolayı daima şükran secdesine kapanmalıdırlar, daima ibadet ve itaate devam ederek kulluk vazifesini tam bir zevk ve şevk ile ifaya çalışmalıdırlar. Her hususta muvaffakiyeti, kulları hakkında merhamet ve şefkati sonsuz olan yüce kerem sahibi yaratıcıdan niyâza devam etmelidirler. Başarı sadece Allah’tandır.