SAD SURESİ

45. Ve kuvvet ve bâsiret sahibi olan kullarımız İbrahim’i ve İshâk’ı ve Yakub’u da an.

45. Bu mübârek âyetler de Hz. İbrahim ile diğer beş Peygamberin üstün vasıflarına, onların Allah katındaki seçkin mevkilerine işaret buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Muhammed!. (Ve) İbadet ve itaat hususunda (kuvvet ve) ilâhi dinin yüceliğine, sırlarını bilme itibariyle (basiret sahibi olan) muhterem (kullarımız) ve Peygamberlerimiz bulunan (İbrahim’i ve) O’nun oğlu olan (İshâk’ı ve) O’nun oğlu bulunan (Yakub’u da an) onların da Allah’ın dinî uğrunda ne kadar fedakârlıklarda bulunduklarını, ne kadar meşakkatlere karşı sabr ve sebat göstermiş olduklarını an, onların ne kadar ibadet ve itaatla meşgul ve marifetullah ile vasıflanmış olduklarını kavmine bildir. Eydî; el manasına olan yedin çoğuludur. Bu, ibadet ve itaat hususundaki kuvvetten kinayedir. Çünki o gibi birçok ameller el vasitasiyle yapılır.

§ Ebsâr; da göz demek olan basar lafzının çoğuludur. Bununla da dünyanın hükümlerini, sırlarını güzelce anlayıp bilmek manası kastedilmiştir. Çünki birçok şeyler göz ile görülüp anlaşılır.

46. Şüphe yok ki, biz onları özellikle ahiret yurdunu düşünen ihlaslı kimseler kılmıştık.

46. Cenab-ı Hak o muhterem Peygamberlerini şöyle vasıflandırıyor. (Şüphe yok ki, biz) yüce zâtım (Onları) o Peygamberleri (özellikle ahiret yurdunu düşünen) o ebedî âlemdeki saadete ulaşma maksadiyle ibadet ve itaate devam eden (ihlâslı kimseler kılmıştık) onları, pek fazla bir kalp samimiyetine kavuşmuş, tam bir zevk ile ibadet ve itaate devam etmişlerdir. İşte o mübârek zâtlar, akıllı ve düşünen bir insanlık topluluğu için en mükemmel birer örnek olmuşlardır.

47. Ve muhakkak ki, onlar bizim katımızda elbette ki, seçilmişler den, hayırlılardandırlar.

47. (Ve muhakkak ki, onlar) O seçkin, müstesnâ zatlar (bizim katımızda) Allah’ın zatının manevî katında (elbette ki, seçilmişlerden) insanlık arasında en seçkin, en üstün olan kullarındandırlar ve (hayırlılardandırlar.) en ziyade hayır ve iyiliğe çalışan, bütün insanlık hakkında hayrı tavsiye eden zatlardan bulunmuşlardı. Binaenaleyh onların Allah katındaki mevkileri elbette ki, pek büyüktür.

48. Ve İsmail’i ve Elyesa ve Zülkifl’i de an ve hepsi de hayırlılardandırlar.

48. (Ve) Ey Peygamberlerin Efendisi!. Muhterem Peygamberlerden olan (İsmail’i ve Elyese’i ve Zülkifl’i de an) onların da pek mükemmel olan tarihi hallerini kavmine anlat. Onların Allah’ın dinî yolunda ne kadar çalıştıkları, o uğurda ne kadar fedakarlıklarda bulunduklarını ve sabr ve sebat göstermiş oldukları düşünülsün. (ve hepsi de hayırlılardandırlar) Evet.. O zatların hepsi de hayr ile, insani olgunluklar ile hakkıyla vasıflanmış, Allah katında üstün, mübârek kullardan ibaret bulunmuşlardır. Allah’ın rahmeti hepsi üzerine olsun. Bu zatlara dair En’am Sünesi ile Enbiya Sûresinin tefsirine de bakınız!.

49. İşte bu, bir hatırlatmadır. Ve şüphe yok ki,takva sahipleri için elbette güzel bir varılacak yer de vardır.

49. Bu mübârek âyetler muhterem Peygamberlerin güzelliklerini bildiren kıssaların onları için bir şeref ve şân vesilesi olduğuna işaret ediyor. Takva sahibi kullar için ahiret âleminde ne büyük mevkilerin, ne seçkin eşlerin ve ne tükenmez nimetlerin vâd buyurulmuş olduğunu müjdelemektedir. Şöyle ki:. (İşte bu) Okunan yani: Yüce Peygamberlerin güzelliklerini bildinen âyetler, onları için (bir şereftir) güzel bir anılmadır, o Peygamberlerin insanlar arasında daima güzellikle yâd edilmelerine bir vesiledir. Bir yoruma göre de bu okunan âyetler bir nev’i öğüttür ki, o da Kur’an-ı Kerim’den ibarettir. (ve şüphe yok ki, takva sahipleri için elbette güzel bir varılacak yer de vardır) Evet.. Öyle yüksek vasıflara sahip olan Peygamberler gibi hakkıyla takva sahibi zatlar, dünyada şeref ve şana nâil oldukları gibi onlar için istikbâlde de varacakları birer güzel makam vardır.

50. Adn cennetleridir. Onlar için kapıları açılmış olarak.

50. O varacakları makam ise (Adn cennetleridir.) içinde devamlı olarak durup kalacakları pek kıymetli bahçeler, bostanlar, köşklerdir. (Onlar için kapıları açılmış olarak) hazır bulunmaktadır. Yani: O takva sahipleri için o cennetlerin kapıları melekler tarafından açılmış, kendileri karşılanarak selâmlanmış bulunacaklardır. Bu ilâhi beyan, o cennetlerin pek geniş, pek güzel, pek açıcı olduğuna işaret etmektedir.

51. Orada koltuklara yaslanıcılardır. Orada birçok meyveler ve içilecek şeyler isteyeceklerdir.

51. O takva sahibi zâtlar, (Orada) o cennetlerde tahtlar üzerinde, koltuklara (yaslanıcılardır.) rahat rahat oturup nimetlere erişmiş bulunacaklardır. (Orada birçokmeyveler ve içilecekler şeyler) Vardır ki, onlar fevkalade lezzetli, neşe verici oldukları için o takva sahipleri, bunları kendi hizmetçilerinden (isteyeceklerdir) burada şuna da işaret buyurulmuş oluyor ki: Cennet ehlinin yiyip içmeleri bir ihtiyaçtan, hayatlarının devamını temin mecburiyetinden kaynaklanmış olmayacaktır, onlar ebedî bir hayata erişmiştirler. Onların yiyip içmeleri sırf lezzet almak ve eğlenmek içindir.

52. Ve onların yanlarında gözlerini kocalarına dikmiş, yaşları müsavî güzeller vardır.

52. (Ve onların yanlarnda) O cennetlere kavuşan mes’ut kulların yanlarında (gözlerini) kocalarına (dikmiş) onlara bir fevkalade bir muhabbet ile bakıp başkalarına bakmayan (yaşları eşit) güzeller, temiz tabiatlı eş (ler vardır.) bu eşler, rivayete göre otuz üçer yaşlarında bulunacaklardır. Bunların aralarında böyle yaşca güzelce bir eşitliğin bulunması, bunların eşit bir muhabbete, bir muameleye tâbi tutulacaklarına, aralarında bir rekabet ve adalete zıt bir muamelenin bulunmayacağına işareti içermektedir. Bunların kocalarına eşit bir vaziyette bulunacakları da düşünülebilir.

53. İşte hesap günü için size va’dedilen şeyler bunlardır denilecektir.

53. Artık o takva sahipleri arasındaki: (İşte hesap günü için size va’dolunan şeyler, bunlardır) Siz ahiret âleminde böyle çeşitli nimetlere, ilâhi lütuflara kavuşacaksznız. Bu, Allah’ın bir va’didir ki, herhalde meydana gelecektir. İşte îmanın, takva sahibi olmanın ebedî mükâfatı!.

54. Şüphe yok ki, bu, elbette bizim rızkımızdır. Bunun için bir tükenmek yoktur.

54. Cenab-ı Hak, şöyle de buyuruyor: (Şüphe yok ki, bu) Beyan olunan güzel güzel nimetler, (bizim rızkımızdır) tek olan zatımın sizlere ihsan etmiş olduğu ebedî nimetlerdir, kerâmetlerdir (bunun için bir tükenmekyoktur.) Ey cennet ehli!. Siz bu sonsuz nimletlerden ebediyyen yararlanıp zevk ve sefa içinde yaşayacaksınızdır. Ne büyük bir ilâhi müjde!.

§ Nefâd; tükenmek, kesilip nihayet bulmak demektir.

55. Bu, böyle ve şüphe yok ki, azgınlar için de elbette dönüp gidilecek bir yaramaz yer vardır.

55. Bu mübârek âyetler de takva sahipleri hakkındaki mükâfatların sabit olduğuna işaret edip onlara muhalif olan kâfirlerin de ne kadar fecî bir şekilde azap göreceklerini bildiriyor. Onların cehennemlerde nasıl korkunç birer vaziyette kalacaklarını ve dünyada iken birbirlerini aldatmış olan o muhtelif gurupların birbirleriyle nasıl münakaşalarda ve beddualarda bulunacaklarını haber veriyor. Bütün insanlık için bir teşvik ve korkutma vesilesi olmak üzere müminlerin kavuşacakları mükâfatları, kâfirleri de uğrayacakları cezalara dikkat nazanlarını çekiyor. Şöyle ki: Takva sahipleri için (Bu) bildirilen mükâfat (böyledir bu bir sâbit emrdir ve şüphe yok ki, azgınlar için de) Cenab-ı Hak’ka itaatten çıkan kâfirler hakkında da (elbette dönüp gidilecek bir yaramaz yer vardır) onlar için şerli, korkunç bir âkibet takdir edilmiştir.

56. Cehennem vardır. Ona gireceklerdir. Artık ne kötü bir döşektir.

56. Evet.. Onlar için (Cehennem vardır) o ateşli yer hazırlanmıştır (ona yaslanacaklardır.) onun içine gireceklerdir, onun şiddetlerine mâruz kalacaklardır. (artık) O cehennem (ne fenâ döşek?.) onun içine düşecek olanlar, onun o müthiş hararetlerine nasıl tahammül edebilecekler?. Bir kere bu âkibeti düşünmeli değil midirler?.

§ Mihad; firaş = döşek demektir.

57. İşte o.. Artık onu tatsınlar. Son derecesıcaktır ve gövdelerden çıkan irindir.

57. Evet.. O kâfirler hakkında (İşte o.) azab takdir edilmiştir. (Artık onu tatsınlar) Onun tesiriyle yanıp yakılsınlar. O (son derece sıcaktır) yüzlerin derilerini soyar durur (ve) o (gövdelerden çıkan irindir) pek ziyade fena kokulu bir sıvı halindedir. Veya kısmen de son derece soğuktur, içilmesine takat getirilemez veya pek müthiş bir azaptır ki, onun mahiyetini ancak Allah Teâlâ bilir.

§ Hamîm, harareti şiddetli su demektir.

§ Gessak; da soğukluğu pek şiddetli su ve cehennem ehlinin gövdesinden çıkan kan ve irinden ibârettir.

58. Ve onun şeklinden başkaca da çiftler vardır.

58. Cehennem ehline mahsus azaplar, onlardan ibaret değildir. (ve onun şeklinden) O bildirilen azapların benzerlerinden (başkaca da çiftler) çeşitli sınıflardan azaplar da (vardır) ve daha nice meşakkatli şeyler, zehirli zakkum ağaçları ve diğerleri de mevcuttur.

59. Şunlar, sizinle beraber ateşe dalıvermiş bir topluluktur. Onlara bir merhaba yok muhakkak ki, onlar o ateşe gireceklerdir.

59. Cehennem bekçileri; evvelce cehenneme atılanlara sonradan atılacakları göstererek diyeceklerdir ki: (Şunlar) Şu cehenneme sevkedilen diğer bir topluluk (sizinle beraber) âteşe (dalıvermiş bir topluluktur) onlar da sizinle beraber şiddetle azab göreceklerdir. Sonra cehennem bekçileri veya öyle evvelde cehenneme atılmış olanlar, o sonrakilere, yani dünyada iken kendilerinin aldatmalarına kapılmış bulunanlara diyeceklerdir ki: (onlara bir merhaba yok) Onlar için bir genişlik, azapdan bir kurtuluş bulunmasın. (mubakkak ki, onlar, o âteşe giricilerdir) Onlar kendi kötü amellerinden dolayı şimdi cehennem ateşine atılmaya lâyık olmuşlardır.

Yorum Bırakın