DUHAN SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre de Mekke-i Mükerreme’de “Zühruf” sûresinden sonra nâzil olmuştur. “Hâ, Mim” ile başlayan sûrelerin beşincisidir. Kıyamet alâmetlerinden olan bir dumanın, bir kuraklığın ortaya çıkacağını bildirdiği için kendisine böyle “Duhan Sûresi” adı verilmiştir. Başlıca içeriği şunlardır:

1. Kur’an-ı Kerim’in nasıl bir mübârek gecede nâzil olduğunu ve o gecenin ehemmiyetini beyân etmek.

2. Cenab-ı Hak’kın Yaratıcılığını ve rablığını bildirmek, imânsızların nasıl azaplara çarpılacaklarını ihtar etmek.

3. Mûsa Aleyhisselâm ile Fir’avun’un ve kavminin kıssalarını beyân ile kâfirleri uyanmaya dâvet etmek.

4. Kâfirlerin kıyameti inkârlarını ve onların câhilce iddialarını kınamak ve teşhir etmek.

5. Resûl-i Ekrem’in peygamberliğini isbat eden delilleri ortaya koymak, mü’minlere nâil olacakları nîmetleri müjdelemek , inkârcıların ve suçluların da uğrayacakları felâketlere işâret etmek.

6. Kur’an-ı Kerim’in peygamber lisânı üzere inişindeki hikmete işâret etmek ve durumların neticesinin beklenilmesini emretmek.

1. Hâ, Mim.

1. Bu mübârek âyetler, Kur’an-ı Kerim’in mübârek bir gecede indirilmiş olduğunu ve onun bu indirilmesindeki hikmeti ve o mübârek gecede her hikmetli emrin izah ve beyân edildiği bildiriliyor. Peygamber gönderilmesinin ilâhî bir rahmet olduğu ve Cenab-ı Hak’kın birliğini, Rablığını diğer kutsal vasıflarını beyânbuyuruyor. İnkârcıların ise ciddiyetden mahrum, şek ve şüphe içinde ve alaycı bir hâlde yaşamakta olduklarını teşhir buyurmaktadır. Şöyle ki: (Hâ, Mim) bu mübârek tâbirlerin sırları ve işâretleri hakkında evvelce bilgi verilmiştir.

2. Apaçık bildiren kitaba yemin olsun ki:

2. (Apaçık bildiren) Dinî hükümleri açıkça tesbit eden ve anlatan (kitaba) yâni: Hakikati beyân eden Kur’an’a (yemin olsun ki..) Şu beyân olunacak şey, hakikatin tâ kendisidir. Hak Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerîme yemin etmesi, Kur’an’ın fevkalâde saygıya lâyık ilâhî bir kitap olduğuna işâret içindir, ve bildirilen şeyin ehemmiyetine dikkatleri çekmek içindir.

3. Muhakkak biz onu, bir mübârek gecede indirdik, şüphe yok ki, biz uyarıcıyız.

3. (Muhakkak biz onu) Yâni: Yüce zâtını kudret ve azametimle o Kur’an-ı Kerim’i (bir mübârek gecede) yâni: Ramazan-ı şerifin gecelerinden olup kendisine “Kadir Gecesi” denilen değer ve şerefi yüce, pek kutsal ve bir nice geceden daha hayırlı bir zamanda (indirdik) yâni: O ilâhî kitabın tamamı, Cibril-i Emîn vasıtasiyle levh-i mahfuzdan dünyanın üstündeki semâya Kadir gecesinde indirilmiş, sonra yirmi üç sene içinde âyetleri, sûreleri hikmetin gereğine göre zaman zaman yine Cibril-i Emîn vasıtasiyle Son Peygamber’e indirilmiştir. Kur’an-ı Kerîm’in Beraat gecesinde yâni Şaban-ı Şerif ayının yarına tesadüf eden gecede indirilmiş olduğuna âid bir rivâyet ise müfessirlerin çoğunluğuna göre muteber değildir. Allah Teâlâ Hazretleri, o apaçık kitabın inişindeki hikmete işâret için şöyle buyuruyor: (şüphe yok ki: Biz uyarıcı olduk.) yâni: O mübarek kitap vasıtasiyle insanlara vazifelerini bildirdik, o vazifelere riâyetin fâidelerini beyân ve onlara muhalefetin zararlarını ihtar ettik, kendilerini Allah’ın azabı ile korkuttuk. Tâki haklarında ilâhî delil tamam olsun, biz bilmiyorduk diye bir mâzeret ilerisürmelerine imkân kalmasın.

4. O gecede her muhkem emr, ayırdedilir.

4. (O gecede) O Kadir gecesinde (her muhkem emr) değişme ve bozulmaya maruz kalmayacak olan kevni takdirler (tefrik edilir.) ayırt edilir ve açıklanır. Yâni: Bir sene içinde vukua gelecek olan bütün olaylar ve onların vâki olacakları zamanlar, mekanlar, ilgili meleklere bildirilir. İbn-i Abbas Radiyallâhü Anhdan rivâyet olunduğuna göre bir sene içinde vuk’u bulacak olan hayırlar, şerler, rızklar, eceller, “ümmülkitap” denilen bir levhaya kadir gecesinde yazılır, tesbit edilir. Bütün bu takdirler ise zâten Cenab-ı Hak’kın ezeli ilminde sabittir.

5. Bizim tarafımızdan bir Emir olarak. Şüphe yok ki, biz Resûl gönderir olduk.

5. O muhkem emr (Bizim tarafımızdan) hikmet ve fayda gereğince (bir emr olarak..) öyle açıklanmış ve ayırt edilmiş olur. (şüphe yok ki, biz Resûl gönderir olduk.) İlâhî hükümleri o gönderilen zât vasıtasiyle insanlığa bildirmek lütfunda bulunduk.

6. Rabbinden bir rahmet olarak. Muhakkak ki, O’dur hakkıyla işiten hakkıyla bilen O’dur.

6. Evet.. O Resûl (Rab’binden bir rahmet olarak..) insanlığa gönderilmiştir. Tâki, O Resûl vasıtasiyle kendilerince fâideli olup olmayan şeyleri öğrenebilsinler, kendileri için bir mâzeret ileri etmeğe imkân kalmasın, (muhakkak ki: O’dur) O Yüce Yaratıcıdır (hakkıyla işiten, hakkıyla bilen O’dur.) evet.. O ezeli mabuddur bütün kullarını gizli ve açık sözlerini işiten, hâllerini bilen, onların haklarında lâyık olan şeyleri meydana getiren. İşte Peygamberleri göndermiş olması da umumi bir ihtiyaca, sosyal bir hikmete dayanmaktadır. Artık o kudret ve büyüklüğü tecelli edip duran Yüce Yaratıcıyı inkâra, O’nunPeygamber göndermiş olduğundan dolayı teaccüpte bulunmaya mahâl yoktur.

7. Göklerin ve yerin ve bunların aralarındakilerin Rabbidir. Eğer siz yakınen inanır kimseler oldu iseniz.

7. O Yaratıcılığa, Rablığa sâhip olan Yüce Mabud (göklerin ve yerin ve bunların arasındakilerin Rab’bidir.) bütün bu varlıkları yaratan, besleyen ancak O’dur. Artık öyle muazzam bir Yaratıcı, kullarının her hâlini bilmez mi?. Onların haklarında hikmetin gereğine göre muamele yapmaz mı?, (eğer siz yakınen inanan kimseler oldu iseniz..) Bu kâinatı meydana getiren zâtın Allah Teâlâ’dan başkası olmadığına hakikaten inanıyorsanız artık O’nun kudret ve azametini düşününüz, Peygamber göndermiş olması uzak görmeyiniz, kıyametin vuk’u bulacağını inkâra cür’et göstermeyiniz.

8. O’ndan başka ilâh yoktur. O diriltir ve öldürür, sizin Rabbinizdir ve evvelki atalarınızın Rabbidir.

8. Evet.. Şüphe yok ki, (O’ndan) o gökleri, yerleri ve sâire yaratmış olan Allah Teâlâ’dan (başka ilâh yoktur) Yaratıcılık, mâbutluk sıfatına sâhip başka bir zât mevcud değildir, O’ndan başkasına aslâ ibâdet edilemez, bu dînen yasaktır. (O) Ortak ve benzerden uzak olan Kerem Sâhibi Mâbud (diriltir ve öldürür) dilediğini hayata erdirir, dilediğini hayattan mahrum bırakır, O’ndan başka yaşatan ve öldüren yoktur. Bu da Allah’ın birliğinin en büyük bir delili bulunmaktadır, (ve) O Yüce Yaratıcı, ey hayatta olan insanlar!. Sizden (evvelki atalarınızın) da (Rab’bidir) onları da vücuda getirmiş, yaşatmış, rızıklandırmış olan ancak o Kerem Sâhibi Yaratıcıdır. Artık yalnız ezeli mâbuda ibâdet ediniz, bir yaratma ve yok etmeye bir fayda ve zarar güç yetiremeyen bâtıl tanrılara tapınmayı bırakınız, öyle câhilce bir harekette bulunmayınız.

9. Fakat onlar, şüphe içinde oynarlar.

9. (Fakat onlar) O müşrik kimseler, böyle hakikatları nazarı dikkate almazlar, (onlar şüphe içinde oynarlar.) Cenab-ı Allah’ın birliğine, bu kâinatta ki tasarruflarına dâir bildirilen şeyleri kat’î sûrette tasdik etmezler. Lisânen itiraf etseler de yine bu itiraflarına aykırı, laubali hareketlerden, mahlûkata ibâdet etmekten kaçınmazlar, Allah’ın yaratıcılığı hakkındaki itirafları ciddiyete değil, bir taklide, bir alaya bağlı bulunmuş olur.

10. Artık gözet, bir günü ki, gök apaçık bir duman ile gelecektir.

10. Bu mübârek âyetler, Resûl-i Ekrem’e teselli veriyor. İnkârcıların başlarına elem verici bir azabın geleceği güne kadar beklemesini tavsiye ediyor. O inkârcıların başlarına bir azap gelince îman edeceklerini söyleyeceklerini, halbuki, onların uyanıp îman etmiş olmayacaklarını gösteriyor. Onların Resûl-i Ekrem hakkındaki dine, terbiyeye aykırı lâkırdılarını bildiriyor. O inkârcılardan dünyevî azap kısmen bertaraf edilecek olsa da onların kıyamet gününde pek şiddetli bir intikam azabına çarpılacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: Peygamber Efendimiz, Kureyş müşriklerini senelerce İslâm dinine, dâvet buyurdu, onlar için en büyük bir rahmet, bir kurtuluş vesîlesi bulunuyordu. Ne yazık ki: O büyük zâtı bir kısmı takdir edemediler, ona karşı inkârcı ve düşmanca bir vaziyet aldılar, pek nankör bulundular. Kerem Sâhibi mâbud da o Yüce Peygamberine teselli vermek üzere buyuruyor ki: (Artık) Resûlüm!. Sen (gözet) biraz bekle (bir günü ki, gök bir apaçık duman ile gelecektir.) O inkârcılara karşı böyle büyük bir felâket yüz gösterecektir.

11. İnsanları saracaktır. Bu, bir acıklı azaptır.

11. O müthiş duman (İnsanları saracaktır) onları her taraftan kuşatacaktır. (bu, bir acıklı azaptır) diyeceklerdir.Bu duman, tutun mânasında olan “dûhan” dan maksat nedir?. Bir görüşe göre bundan maksat: Bir kıtlık ve pahalılığın ortaya çıkmasıdır, yağmurların yağması, havanın karanlıklar içinde kalmasıdır. Bir hâldeki: O zaman aç kalanlar, yer ile gök arasını fezayı dağılmış bir duman içinde göreceklerdir. Kureyş müşrikleri Resûl-i Ekrem’e karşı düşmanlıklarında ısrar edip durunca o Yüce Peygamber de Cenab-ı Hak’ka niyâz etmiş, o inkârcılara karşı Yusuf Aleyhisselâm’ın zamanında olduğu gibi şiddetli bir kıtlık ve pahalılık seneleri yüz göstermiş, o inkârcılar aç kalmışlar, temiz olmayan şeyleri bile yemeğe başlamışlardır. Diğer bir yoruma göre de bu dumandan maksat, kıyamet gününden evvel ortaya çıkacak bir dumandır ki, doğu ile batı arasını kaplar, kırk gün ve gece devam eder, bundan dolayı mü’minler, nezleye tutulmuş gibi olurlar, kâfirler ise sarhoş bir hâle gelirler, kafaları büyük tesirler içinde kalmış bulunur.