KASAS SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sure; Mekke-i Mükerreme’de nazil olmuştur. Ancak (52, 53, 54 ve 55) inci âyetlerin Medine-i Münevvere’de nâzil olduğu Mukatil tarafından rivayet olunmuştur. (85) inci âyetin de yüce Peygamberimizin mağaradan çıkıp “Cehfe” denilen mevkiye gelişleri esnasında nâzil olmuş olduğu İbni Abbas Hazretlerinden rivayet edilmiştir. Bu sûrei celîlede Musa Aleyhisselâm’ın kıssası, ayrıntılı olarak bildirildiği için buna “Kasas Sûresi” denildiği gibi “Musa Sûresi” adı da verilmiştir. Bu mübârek sure, Hz. Musa’nın ibret verici hayat tarihini, onun ilâhi vahye, mukaddes bir kitaba, büyük bir muvaffakiyete, birçok mucizeler ile desteklenmiş olduğuna dair bilgi veriyor, yüce Peygambere karşı muhalif bir cephe alanların nihayet ne kadar felâketlere uğramış olduklarına bir misâl almak üzere Firavun ile kavminin helâkini bildirerek insanların kibirli bir halde yaşayanların, insanların hukukuna tecavüz edenlerin bilhassa nasıl mahv ve yok olacaklarına bir nümune olmak üzerede Karun’un başına gelen felâketi gösteriyor. Son Peygamber Hz. Muhammed’in de düşmanlarına galip gelerek muvaffakiyetlere ulaşacağına ve hicret buyurmuş olduğu mübârek beldesine geri döneceğine işaret buyurmaktadır. Velhasıl: Bu yüce âyetler, Kur’an-ı Kerim’in ilâhi bir kitab olduğunu bildiriyor, birer büyük ibreti, birer yoksek öğütü içeriyor, Resûl-i Ekrem’in doğruluğuna şahitlik ediyor, o Yüce Peygamberin mübârek kalbini teselli etmeye bir vesile olup onun nice muvaffakiyetlerekavuşacağını müjdeliyor.

1. Ta, Sin, Mim.

1. Bu mübârek âyetler, Kur’an-ı Kerim’in yüceliğini bildiriyor. Musa Aleyhisselâm’a ait kıssanın bildirileceğini, Firavun’un da nasıl bir bozguncu olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ta, Sin, Mim) Bu mübârek harfler, müteşabihattan bir âyet bulunmaktadır. Bir rivayete göre de bunlar Allah’ın isimlerinden veyahut Kur’an-ı Kerim’in isimlerinden bir isimdir.

2. Bunlar, apaçık kitabın ayetleridir.

2. (Bunlar) Bu şânı yüce olan âyetler, (apaçık bildiren) hakkı ortaya çıkaran, hakkı bâtıldan seçip ayıran (kitabın) Kur’an-ı Kerim’in (âyetleridir) dünyevî ve uhrevî hikmetleri, faydaları içermektedir.

3. Sana Musa ile Firavun’un kıssasından bir kısmını gerçek şekliyle okuyacağız, iman eden bir kavim için.

3. Ey Son Peygamber! Bu âyetler ile (Sana Musa ile Firavun’un kıssasından) bir kısmını (gerçek şekliyle) gerçeğe uygun, hakikatın ta kendisi olarak (azar azar okuyacağız) yani: Bu husustaki hâdiseleri bildiren âyetleri birbirini müteakib bir surette Cibril-i Emin vasıtasiyle indirerek sana okumuş olacağızdır. Bunlar (îman eden bir kavim için) okunmuş, bildirilmiş olacaktır. Çünkü böyle âyetlerden, kıssalardan asıl istifade edecek olanlar, müminlerdir.

4. Şüphe yok ki, Firavun, o yerde azdı ve ahalisini bölük bölük etti onlardan bir taifeyi zayıf düşürmek istiyordu. Oğullarını bozğazlıyordu, kadınlarını da sağ bırakıyordu. Muhakkak ki, o, bozgunculardan olmuştu.

4. (şüphe yok ki, Firavun) Tanrılık iddiasında bulunan Mısır hükümdarı (o yerde) o Mısır diyarında (azdı) Allah’ın kullarına karşı kibirli bir vaziyet aldı, onları kahretmeye çalıştı (ve ahalisini bölük bölük etti) onları guruplaraayırdı, herbirni kendi maksadı uğrunda kullanmak istedi, özellikle (onlardan bir taifeyi) yani: Mısır’daki İsrailoğullarını (zayıf düşürmek istiyordu) “kıpt” kavmi ile İsrailoğulları arasına nifak ve düşmanlık düşürmüş bulunuyordu, şöyle ki: İsrailoğullarının (oğullarını) dünyaya gelen erkek çocuklarını (boğazlıyordu) onların artmalarına, yaşamalarına meydan vermiyordu (kadınları da sağ bırakıyordu) kız çocuklarını boğazlatmıyordu, çünkü onlardan korkmuyordu (muhakkak ki o) Firavun (bozgunculardan olmuştu) onun içindir ki, öyle masum kimseleri öldürtmek alçcaklığında bulunuyordu. Veheb demiştir ki: Firavun, Hz. Musa’yı araştırıp öldürmek için İsrailoğullarından yetmiş bir kişiyi öldürmüştür. “Firavun, İsrailoğullarının Mısırda çoğaldıklarından korkuyor, kendisine karşı bir devrim yapacaklarını düşünüyor, böyle bir cinayete cür’et etmiş bulunuyordu. Rivayete göre: Bir kâhin, Firavun’a demiş ki: İsrailoğullarının bir erkek çocuğu dünyaya gelecek, senin hâkimiyetine son verecektir. Bu rivayet, tenkite lâyıktır, çünki bir kâhin, istikbale ait, gaybla ilgili bir şeyi öyle ayrıntısıyla bilip haber veremez. İkinci bir rivayete göre Firavun bir rüya görmüş, Beyt-i mukaddes tarafından ortaya çıkan bir ateş, gelip kıptilerin evlerini yakmış, İsrailoğullarının evlerine zarar vermemiş. Üçüncü bir rivayete göre de Musa Aleyhisselâm’dan evvelki Peygamberler, Hz. Musa’nın ortaya çıkarak Firavun’un ve kavminin helâkına sebep olacağını haber vermişlerdi. İşte böyle bir endişeden dolayı Firavun, İsrailoğullarının dünyaya gelen erkek çocuklarını öldürmeğe senelerce devam etmiştir. Firavun, Allah’ın takdirine hiçbir hareketin engel olamayacağını takdir edemediği için böyle cahilce, zalimce bir cinayete cüret edip durmuş, nihayet korktuğu felâkete uğramıştır.

5. Biz de o yerde zayıf düşürülmeleri istenilen kimselere lütfetmek ve onları ileri gelenlerkılmak ve onları o yere varisler kılmak istiyorduk.

5. Bu mübârek âyetler, zayıf düşürülmek istenilen bir zümreyi Cenab-ı Hak’kın nasıl korumaya ve kudrete kavuşturmuş olduğunu bildiriyor. Firavun ile Haman’ın ve ordularının da korktuklarına nasıl uğratılmış olduklarını gösteriyor. Hz. Musa’nın annesinin de nasıl bir ilhama eriştiğini ve Nil’e atmış olduğu o mâsum yavrusunu oradan yakalayıp alanların da nasıl bir kuvvet, bir korku karşısında kaldıklarını anlatıyor. Firavun ile taraftarlarının da ne helâk edici bir hataya düşmüş bulunduklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Cenab-ı Hak, Firavun’un zayıf düşürmek istediği İsrailoğulları hakkındaki ilâhi takdirini beyan için buyuruyor ki: (Biz de) Yani: Ben Yüce Yaratıcı da (o yerde) Mısır diyarında (zayıf düşürülmeleri istenilen) ihanete, felâkete, fakirliğe ve muhtaç duruma düşürülmeye çalışılan (kimselere) İsrailoğullarına (lutfetmek) nimetlere kavuşturmak (ve onları ileri gelenler kılmak) onları dinî ve dünyevî işlerde ileri bir mevkie getirmek, insanları hayra sevk ve cennete davet edici bir halde bulundurmak (ve onları) o zayıf düşürülmek istenilenleri o yere, Firavun’un saltanat alanına (vânisler kılmak istiyorduk) yani: Onları böyle bir galibiyete ulaştırmak için, tanrılık iddiasında bulunmaktan dolayı utanmayan Firavun ile adamlarını da kahreylemek için kudret ve azametle ilâhi iradem tecelli etmekte bulundu.

6. Ve yeryüzünde onlara kudret vermek ve Firavun ile Haman’a ve ordularına onlardan sakındıkları şeyi bizler göstermek istiyorduk.

6. (Ve yeryüzünde onlara) İsrailoğullarına (kudret vermek) yani: Onları yalnız Mısır’a değil, her tarafta ve özellikle Mısır ve Şam ülkelerinde yerleştirmek, kendilerine kudret ve kuvvet vermek dilemiş olduk. Gerçeklerde onların yeryüzünde hâkimiyetleri geçerliolmuş, aralarından birçok muhterem Peygamberler ortaya çıkarak Allah’ın birliği inancını yaymaya çalışmış, Hz. Süleyman zamanında bütün Mısır diyarına varis olmuşlardır. (ve Firavun ile) Veziri (Haman’a ve) onların dinsizliğini takviyeye çalışan (ordularına) da (onlardan) o zayıf düşürmek istedikleri İsrailoğulları tarafından (sakındıkları şeyi) korkup çaresine bakmak istedikleri mağlübiyeti, hâkimiyetlerinin son bulmasını (biz göstermek) istedik, o kendisinden korkmakta oldukları masum çocuk, dünyaya getirilmiş oldu.

7. Musa’nın annesine de ilham ettik ki, onu emzir, onun üzerine korkunca da onu denize bırak ve korkma ve üzülme, şüphe yok ki, biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu Peygamberlerden kılacağız.

7. İşte Hak Teâlâ Hazretleri buyuruyor ki: (Musa’nın) Yani: O Firavun ile taraftarlarının mahv ve kahrına sebep olacak olan mâsum çocuğun (annesine de ilham) veya rüyasında işaret (ettik ki, onu emzir) onu saklamak mümkün oldukça sakla, kendisine süt ver. O da rivayete göre sekiz veya dört veya üç ay o mâsumu, kucağında beslemiş, onun varlığını kız kardeşinden başkası bilmemiş idi. O mübârek çocuk da ağlamaksızın, hareket etmeksizin, durmakta bulunmuştu. Ve Cenab-ı Hak şöyle de ilham buyurmuştu ki: (onun üzerine korkunca da onu denize bırak) Yani: komşuların vesairenin ondan haberdar olarak Firavun’a haber vermelerinden endişe edince de onu bir şeye sararak Nil nehrine bırakıver (ve korkma) onun sütsüz kalacağından, suda boğulacağından dolayı korku ve dehşet içinde bulunma (ve üzülme) ondan ayrılacağından dolayı üzüntü ve kedere kapılma (Şüphe yok ki, biz onu) o mâsum yavnunu (sana geri döndüreceğiz) sen yakın bir zamanda yine ona kavuşacaksın (ve onu) yaşatıp (Peygamberlerden kılacağız) işte en büyük birmüjde, üzülmeye gerek yok.

8. Artık onu Firavun’un adamları bulup aldılar, tâki, kendileri için bir düşman ve bir üzüntü olsun, şüphe yok ki, Firavun ile Haman ve orduları hata eden kimseler olmuşlardı.

8. Hz. Musa’nın annesi, o mâsum yavurusundan Firavun’un adamları haberdar olarak onu elinden alabileceklerini düşündü (Artık onu) bir tabut içine koyarak sabahleyin Nil nehrine bırakıverdi (Firavun’un adamları) o mâsum çocuğu (bulup) tam bir özenle, muhafazasına dikkat ederek (aldılar) nehirden çıkarmış oldular, götürüp Firavun’un yanına teslim ettiler. Artık Firavun’un korktuğu başına gelmek üzere idi. Onlar güya kendilerini kurtarmak için çare arıyorlardı, halbuki, Allah’ın takdirine kim mâni olabilir? İşte korktukları çocuğu böyle yanlarına aldılar (tâki, kendileri için bir düşman ve bir üzüntü olsun) o mâsum büyüsünde onları dine davet etsin, ona muhalefetten korksunlar hâkimiyetlerinin yok olmasını düşünerek üzüntü ve keder içinde kalsınlar, onları ise başlangıçta bunun hiç de farkında bulunmamışlardı. (şüphe yok ki, Firavun ile Haman ve orduları) öyle kendilerini kurtarabilmek için birnice mâsum çocukların hayatlarına kastetmek suretiyle cinâyetlerde bulunan şahıslar, her hususta (hata eden kimseler olmuşlardı) zulüm ve küfre düşmüşlerdi, yaptıkları, yapmadıkları şeylerin kendileri için faideli mi, zararlı mı olacağını takdirden âciz idiler, daima hataya mâruz bir halde bulunmuşlardı. Kendilerini kurtarmak için nice mâsumları öldürdükleri halde asıl kendilerinin helâkine sebep olacak mübârek bir mâsumu yanlarında beslemekte bulundular, ilâhi takdire karşı ne kadar âciz bulunduklarını bilâhare anlayacaklardı. Fakat pişmanlık kendilerine bir faide vermeyecekti.

9. Ve Firavun’un eşi dedi ki: Benim için ve senin için bir göz aydınlığı. Bunu öldürmeyiniz.Umulur ki bize faideli olacaktır veya onu oğul ediniriz. Onlar ise farkında olamıyorlardı.

9. Bu mübârek âyetler de Nil’e atılmış olan Hz. Musa’yı Firavun’un eşinin tam bir sevinçle yanına alarak himaye etmiş olduğunu bildiriyor. Hz. Musa’nın kalben pek kederli bulunan annesine ise Allah tarafından sabır ve sebat ihsan buyurulduğunu ve kızı vasıtasiyle yaptırmış olduğu takip neticesinde o mâsum çocuğun Firavun sarayında bulunduğunu, oradaki süt analarının sütlerini emmediğini anlamış olduğunu gösteriyor ve saraya giden kız kardeşinin tavsiyesi üzerine Hz. Musa’nın süt ana namiyle annesine iade edilmiş bulunduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Hz. Musa; Nil’den çıkarılarak Firavun’un sarayına götürüldü (Ve Firavun’un eşi) Asiye, o mâsumun yüzünde parlayan güzelliği, hoşluğu görünce ona kalben tutulmuş oldu da (dedi ki:) bu pek seçkin çocuk ey hükümdar! (Benim için ve senin için bir göz aydınlığı) Bu çocuğun yüzü kalplerimize neş’e verecek bir güzellikte bulunuyor (bunu öldürmeyiniz) bunun hayatına ne sen ve ne de emredecek başkaları dokunmayınız. (umulur ki) bu çocuk ileride (bize faideli olacaktır) onun gözleri arasında parlayan nur, onun soyluluğunu gösteren bir alâmet, onun pek faideli bir şahsiyet olacağını göstermektedir. (veya onu oğul edininiz) çünkü o, oğul edinilmeye pek lâyık, ondan büyük bir fayda beklenilebilir. Firavun’un ise o zaman yalnız bir kızı varmış, oğlu yok imiş (onlar ise) yani Firavun ile adamları (farkında olamıyorlardı) o hayatına kastetmek istedikleri mâsum sebebiyle ileride nasıl lâyık oldukları bir cezaya kavuşacaklarını anlayacak bir kabiliyette bulunmuyorlardı. Öyle bir mâsumu haksız yere öldürmek istemişlerdi. “Firavun’un eşi: Asiye’nin babası” Müzahim’dir. Hz. Yusuf zamanında Mısır Firavun’u bulunan Velid’in torunlarından imiş. İsrailoğulları’ndan ve Hz. Musa’nın torunlarından olduğu da anlatılmaktadır, verivayete göre Hz. Musa’ya bu ismi veren de Asiye’dir. Ne için bu ismin verildiğini sual edenlere demiş ki: “mu” su demektir “sa” da ağaç mânasınadır. Bu çocuk da su ile ağaç arasında bulunduğu için kendisine “Musa” adını verdik.

10. Musa’nın annesinin kalbi, bomboş olarak sabahladı. Eğer inananlardan olsun diye onun kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu açığa vuracaktı.

10. Hz. Musa’nın Nil’e bırakılıp da sonra Firavun’un sarayına götürülmüş olduğunu haber alınca (Musa’nın annesinin kalbi bomboş olarak sabahladı) kendisine gelen üzüntü ve kederden dolayı akıllıca düşünmekten mahrum kaldı. Diğer bir görüşe göre de onun kalbinde Hz. Musa hakkındaki düşüncesinden, üzüntü ve kederinden başka bir şey kalmadı, o mâsumun hayatına kastedileceğini sandı. Cenab-ı Hak da buyuruyor ki: (eğen inananlardan) Allah’ın va’dinî tasdik edenlerden (olsun diye onun kalbini) sabır ve sabat ile (pekiştirmeseydik) onu bir kalp sağlamlığına kavuşturmasaydık (az kaldt onu) Hz. Musa’yı, ona ait hususları, onu kendisinın doğurup Nil’e attırmış olduğunu tam bir şaşkınlıktan dolayı (açığa vuracaktı) kemâli şefkatinden dolayı “vah evladım diye bağıracaktır. Fakat Cenab-ı Hak kendisine sabır ve sebat verdiği için böyle harekette bulunmadı.

11. Ve kız kardeşine dedi ki: Onun izini takibet, artık o da onu uzaktan bakıp gördü. Onlar ise farkında değillerdi.

11.Hz. Musa’nın annesi kendisinin kızı (Ve) Hz. Musa’nın “Meryem” adındaki (kız kardeşine dedi ki: Onun izini tâkibet) ondan bir haber almak için koşdur (artık o da) o kız kardeşi de (onu) Hz. Musa’yı (uzaktan bakıp gördü) saraya aldıklarını anladı, kendisi de bir yolunu bularak saraya gitti (onlar) sarayda bulunanlar (ise farkında değillerdi) onunkendilerini gözettiğini, Hz. Musa’nın kız kardeşi olduğunu anlamış bulunmuyorlardı. Hepsi de gaflet içinde yaşıyorlardı.

12. Ve önceden onun süt analarını kabulüne izin vermedik, bunun üzerine kız kardeşi dedi ki: Size bir aile göstereyim mi ki: Onu sizin için güzelce korurlar ve onlar onun için iyi davranışta bulunurlar.

12. Cenab-ı Hak da buyuruyor ki: (Ve önceden onun için) Hz. Musa için hikmet gereği (süt analarını kabulüne izin vermedik) yani: Onların memelerini emmeyi, onların sütlerinden istifade etmeyi nasib etmedik, annesine kavuşmasına bir vesile olmak üzere o süt verecek kadınlardan hiç birinin memesini emmedi, sütünden istifade etmek istemedi. Saraya girmiş olan kız kardeşi bu vaziyeti gördü (bunun üzerine dedi ki: Size bir aileyi göstereyim mi) öyle bir aileyi haber vereyim mi (ki, onu sizin için alıp güzelce korurlar) onun bütün işlerine bakarlar, süt ihtiyacını temin ederler. (ve onlar onun için iyi davranışta bulunurlar) Ona süt vermekte, onu güzelce beslemekte kusur etmezler. Bunun üzerine uygun görülerek Hz. Musa, o tavsiye edilen ailenin himayesine verildi, bu şekilde o mâsum, kendi annesine kavuşmuş oldu. Bu hususa dair bazı ayrıntılar, tefsirlerde yazılıdır, fakat onlara dair Kur’ani bir açıklama yoktur. Onları Allah’ın ilmine havale ederiz.

13. Artık onu annesine döndürdük ki, gözü aydın olsun ve mahzun olmasın ve bilmiş olsun ki, Allah’ın va’di şüphe yok ki, haktır velâkin onların çoğu bilmezler.

13. (Artık onu) O mâsum çocuğu (annesine döndürdük ki, gözü aydın olsun) vicdanen rahat bir halde bulunsun (ve) o muhterem oğlunun ayrılığından dolayı (mahzun olmasın) üzüntü ve kederden kurtulmuş olsun. (ve bilmiş olsun ki, Allah’ın vâdi: şüphe yok ki, haktır) Yani kesin bilgi ile bildiği gibi gözüyle görerek de bilip anlamış olsun ki, HakTeâlâ’nın vâd ettiği şey, elbette ki gerçeğe uygundur, herhalde meydana gelecektir. (velâkin onların) İnsanların (çoğu bilmezler.) Allah’ın va’dinin muhakkak sabit olduğunu takdir edemezler, yine kendilerini şüphelerden, tereddütlerden kurtaramazlar ve nice kimseler de Allah’ın va’dine kavuşmak için takibedilecek yolu tâkibetmeyip kendilerini o kutsî vad’dan mahrum bırakmış olurlar.

14. Vaktaki: Musa, yiğitlik çağına erdi ve olgunlaştı, ona hikmet ve ilim verdik ve işte güzel davrananları böylece mükâfatlandırırız.

14. Bu mübârek âyetler de Hz. Musa’nın olgunluk çağına erişip ilim ve hikmete nâil olduğunu bildiriyor. Ve ahalisinin gaflette bulundukları bir zamanda içerisine girmiş olduğu beldede birbiriyle çarpışan iki şahıstan birinin yardım istemesi üzerine diğerine bir tokat atmakla ölümüne sebebiyet verdiğini ve bundan dolayı nefsine zulmettiğini itiraf ederek niyâz eylediği ilâhi bağışlamaya kavuşturulduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Musa Aleyhisselâm süt müddetini bitirdikten sonra yine Firavun’un sarayına alınmış, orada beslenmekte bulunmuştu. (Vaktaki: Musa, yiğitlik çağına erdi) Yani: Büyüyüp gelişmenin sonu olan otuz yaşından kırk yaşına yetişti (ve olgunlaştı) aklı, fikri tam normal bir hale geldi (ona hüküm) yani hikmet veya peygamberlik (ve ilm) dine ait bilgi, anlayış veya âlimlerin, hikmet sahiplerinin bilgisini (verdik) onu öyle mükemmellikle seçkin kıldık (ve işte iyi davnananların) ilâhi dine mensup, güzel ahlak ve davranışlarla vasıflanmış bulunanları (böylece mükâfatlandırırız) binaenaleyh Hz. Musa ile annesi de ihsana, güzel bir yaratılışa sahip oldukları için ilâhi lütuflara kavuşmuşlardır.

Yorum Yap