MÜDDESSİR SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre, “El-Müzzemmil” sûresinden sonra, Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Ellialtı âyet-i kerîmeyi içermektedir. İlk âyetinde ilâhî bir iltifat olmak üzere Resûl-i Ekrem’e “El-Müddessir” yâni: Disar denilen bir kaftana, bir elbiseye bürünmüş olan zât!. Diye emrolunduğu için bu mübârek sûreye: “El-Müddessir” adı verilmiştir.
Bu sûre ile bundan evvelki sûre arasında güzel bir irtibat vardır.

Çünkü bu iki sûreden her birinin evvelinde Resûl-i Ekrem’e hitap olunmuştur. Bundan evvelki sûrede Peygamber Efendimizin geceleri kalkıp namaz ile, Kuran okumakla meşgul olarak kendi nefsini ve mükemmelleştirmekle emrolunduğu bildirilmiştir. Bu sûrede de kavmini uyarmak temizlemekle, ıslâha çalışmakla mükellef bulunduğu gösterilmiştir. Her iki sûrede de mü’minlerin güzel vasıfları, selâmete erişecekleri bildirildiği gibi kâfirlerin de kötü hâlleri ve helâke uğrayacakları ihtar buyurulmuştur.

Bu mübârek sûrenin başlıca içeriği şunlardır:

1. Resûl-i Ekrem’in Cenab-ı Hak’kı zikrîle ve hak yolunda sabırîle mükellef olup kâfirleri uyarmakla emrolunduğunu beyan etmek.

2. Kâfirlerin kötü hâllerini ve bâtıl iddialarını kınamak ve kendilerini cehennem ateşi ile korkutmak.

3. Cehennem bekçilerinin miktarını ve bu miktarın hikmetini beyan etmek bu hususta kalp hastalığına müptelâ, ve küfürîle vasıflanmış olanların çirkin inançlarını, korkunç âkıbetlerini tâyin etmek ve alçaklıklarını ne şekilde itiraf edeceklerini gözler önüne sermek.

1. Ey kaftanına bürünmüş!

1. Bu mübârek âyetler, Peygamber Efendimizin insanları Allah’ın azabı ile korkutmakla emrolunduğunu bildiriyor. Cenab-ı Hak’kı birlemek ve tenzîh etmek ile ve nefisi şerîflerini lâyık olmayan huylardan, başa kakmalardan temiz tutmakla ve inkârcıların eziyetlerine karşı sabıretmekte mükellef bulunduğunu göstermektedir. Şöyle ki: (Ey kaftanına bürünmüş) Entari gibi üst elbisesini giyinip rahata dalmak istemiş olan Hz. Muhammed!. Aleyhisselâm.

2. Kalk artık korkut.

2. Yatma, (Kalk) Mekke ehlini ve senin ümmetinden bulunmak şerefine sâhip olan diğer kimseleri (Artık korkut) kendilerini aydınlatmaya çalış, dinsizliğin, Allah’ın hükmüne muhalefetin müthiş cezasını onlara ihtar ederek kendilerini uyandırmaya gayret et, tâ ki, Allah’ın azabından kurtulabilsinler.

3. Ve Rabbini büyüklük ile an.

3. (Ve Rab’bini büyüklük ile an) O Yüce Mâbudunu tekbir ve tesbîhte bulun, onun birliğini, ortak ve benzerden uzak olduğunu zikrederek ibâdet ve itaatte bulun.

4. Ve elbiseni imdi temizle.

4. (Ve elbiseni imdi temizle) Namaz gibi ibâdetlere en temiz elbiselerle devam et, maddî ve mânevî temizlikten ayrılma, Cenab-ı Hak’ka karşı saygı göstermekten geri durma.

5. Azaba sebep olacak günahdan artık uzak ol.

5. (Azaba) Maddî ve mânevî hastalıklara, musîbetlere (sebep olacak günahtan) temiz olmayan hâllerden (artık uzak ol.) öyle korkunç şeylere sebebiyet verecek hâllerden uzak bulunmaya devam et, temizlikten, taharetten, ibâdet ve itaatten ayrılma.

6. Çok görerek minnette bulunma.

6. Ümmetine karşı yapmakta olduğun güzel vazifeleri, nasihatleri (çok görerek) onlara (minnette bulunma) başlarına kakma, sırf Allah rızâsı için ümmetini irşâda çalış, mükâfatını Cenab-ı Hak’tan bekle, Diğer bir görüşe göre de: Yaptığın bir iyilik karşılığında halktan daha büyüğünü gözetme, mükâfatını yalnız Kerem Sâhibi Mâbud’dan gözet, onun yüce râzısını kazanmaya çalış.

7. Ve Rabbin için artık sabret.

7. (Ve Rab’bin için) Onun ilâhî rızâsını kazanmak için (sabıret) Peygamberlik vazifeni yerine getirme uğrunda göreceğin bâzı hoş olmayan hâllerden dolayı üzülme, sen vazîfeni Allah rızâsı için yapmaya devam et, mükâfatı, muvaffakiyeti Hak Teâlâ’dan bekle.

“Bu mübârek âyetlerin nüzul sebebi hakkında deniliyor ki: İlk evvel inen “îkra” sûresinden sonra bir müddet ilâhî vahiy gelmemişti. Bunu müteâkip inen sûrelerden biri de iş bu “El-Müddessir” sûresinin ilk âyetleridir. Resûl-i Ekrem, Sallâlâhü Aleyhissellem buyurmuştur ki:

Ben Hıra dağında bulunuyordum. “Yâ Muhammed!. Şüphe yok ki, sen Allah’ın bir Resûlüsün” diye bir ses işittim, sağıma, soluma baktım, bir şey göremedim, yukarıma baktım, bir de gördüm ki: Gök ile yer arasında bir melek, bir taht üzerinde oturmuş, korktum, Hatice’nin yanına döndüm, beni örtünüz, örtünüz, üzerime soğuk su serpiniz dedim, artık Cibrîl nâzil oldu. “Ey elbisesine bürünmüş olan kalk” emrini teblîğ etti, bunun üzerine birinci âyetten beşinci âyete kadar olan âyetler nâzil oldu.

8. Çünkü: Sûr’a üfürülünce…

8. Bu mübârek âyetler, Resûl-i Ekrem’in sabırına
vesîle olacak gelecekteki olayları bildiriyor. Sûr’a üfürülünce inkârcılar için ne müthiş, müşkül bir günün meydana gelmiş olacağını ihtar ediyor. bir nice nîmetlere kavuşmuş olan bir nankör şahsın daha fazla nîmetlere erişmek tama’ında bulunduğunu kınamak için beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Yüce Peygamber! Sen sabıret (Çünkü sûra üfürülünce) İkinci sûra üfürülünce o inkârcılar, o sana eza ve cefada bulunanlar, o gün azaplara, felâketlere tutulacaklardır.

9. İşte o gün çok çetin gündür.

9. (İşte o gün) O sûr’a üfürüleceği an (birçok çetin gündür.) o inkârcılar, o günde bir nice azaplara, cezalara uğratılacaklardır.

10. Kâfirlerin üzerlerine kolay değildir.

10. Evet.. O müthiş gün, elbette ki: (Kâfirlerin üzerlerine kolay değildir.) Onlar o günde ne dehşetli müşküllere, cezalara mâruz kalacaklardır. Mü’mînler ise kolaylığa nâil olacaklardır. Allah’ın yardımı ile cennetlere, nîmetlere kavuşacaklardır.

11. Bırak bana, o tek başına yarattığım şahsı.

11. Ey Resûlüm!. (Bırak bana o tek başına yarattığım şahsı.) Anasının karnından çırçıplak bir hâlde kuvvetten, servetten mahrûm bir hâlde doğmuş olan “Velid İbnül’mugiyre” gibi bir kâfirin cezasını bana havale et, ondan intikam almaya ben yeterim.

12. Ve onun üzerine uzunca boylu mal verdim.

12. O inkârcıyı yarattım (Ve onun üzerine uzunca bir mal verdim.) o bir şeye mâlik olmayan nankör şahsı bilâhare bir çok nîmetlere kavuşturdum ve nice bağlara, bostanlara ve ticaretlere nâil kıldım.

13. Ve gözü önünde duran oğullar verdim.

13. (Ve yanında hazır) Kendisiyle beraber Mekke-i Mükerreme’de yaşayan (oğullar) verdim. Onlar ile beraber bir servet ve ferahlık içinde bulunmuştur.

14. Ve onun için bir döşemekle döşeyiverdim.

14. (Ve onun için bir döşemekle döşeyiverdim.) Onu geniş bir rızka, bir yüksek kavuşturdum, hattâ Mekke-i Mükerreme ile Tâif arasında çeşit çeşit reisliğe servet vasıtalarına sâhip bulundu, kendisine “Reyhanetül’Arap = Arabın rızkı” lâkabı verilmiştir. Ve kendisini kavmi aralarında “Vâhid” yâni pek seçkin, eşsiz diye anıyordu. Bütün bu nîmetlerin şükrünü yerine getirmeli değil mi idi?. Bu varlıkları kendisine ihsân etmiş olan Allâh-ü Teâlâ’yı tasdik ederek ve birleyerek hâlinden çok memnun bir vaziyette bulunmalı değil mi idi?.

Yorum Yap