YUSUF SURESİ

31. Ne zamanki, onların gizledikleri dedikodularını işitti, onlara bir davetçigönderdi ve onlar için çakı ile kesilecek bir yemek sofrası hazırladı. Ve onlardan her birine bir bıçak verdi. Ve ey Yûsuf! Onların karşılarına çık dedi. Vaktaki onu gördüler, onu pek büyüttüler ve kendi ellerini kesiverdiler ve dediler ki: Allah Teâlâ’yı tenzîh ederiz, bu bir insan değil, bu ancak üstün bir melektir.

31. (Ne zaman ki) Zelihâ kendi hakkında (onların) o kadınların hilelerini, yani (gizledikleri dedikoduları) gıybetleri, kötü lâkırdıları (işitti) kendisinin mazur bir durumda bulunduğunu kendilerine anlatmak için (onlara) o kadınlara (bir davetçi gönderdi) evini bezetti, oturulacak koltuklar vesaireyi yerleştirdi (çakı ile kesilecek bir yemek sofrası hazırladı) evini çeşitli yemekler ile, rengârenk meyveler ile süsledi (ve onlardan herbirine bir bıçak verdi) bu dâvet edilen kadınlar, rivâyete göre Zelihâ’nıp aleyhinde söylenen beş kadın ile Mısır’ın şerefli âilelerinden otuz beş kadından ibâret imiş. (ve) Bu misafir kadınlar gelip yemek yemeğe, meyvelerini bıçaklariyle doğramaya başladıkları bir sırada Zelihâ Hz. Yûsuf’e hitaben (onların) o misafir kadınların (karşılarına çık dedi) onun emrine karşı gelmekten korkan Hz. Yûsuf da mecburen yanlarına çıkıverdi. (Vaktaki) O misafir kadınlar (onu) o güzellik ve letâfetin ta kendisi olan Hz. Yûsuf’u (gördüler, onu pek büyüttüler) onun büyüklüğünü, yüceliğini itiraf ettiler, onun güzelliğine karşı hayretler içinde kaldılar. Çünki Hz. Yûsuf pek güzel idi. Onun güzelliği diğer insanlara göre Bedir gecesindeki ayın diğer yıldızlara karşı olan üstün güzelliği durumunda bulunmakta idi. (Ve) o kadınlar (kendi ellerini kesiverdiler) onun çok fevkalâde olan güzelliğine karşı hissettikleri hayretlerden ve dehşetlerden dolayı ellerindeki meyveler zanniyle parmaklarını o bıçaklar ile yaraladılar. Bununla beraber bu ârızaya ehemmiyet vermeyerek (dediler ki. Allah Teâlâ’yı tenzih ederiz) yani: O Yüce Yaratıcı’nın bütün noksanlardan,âcizlerden uzak olduğunu itiraf ederiz. O ne kudret ve hikmet sahibidir ki, böyle seçkin bir mahlûk meydana getirmiştir. (Bu bir insan değil, bu ancak bir üstün melektir.) yani: Bu pek fazla güzelliğe sahip, iffetli ve masum, melek özelliğinde şerefli bir zâtdır. İşte Hz. Yûsuf onların üzerinde de böyle bir tesir yapmıştı.

§ Müttekâ; dyanılacak, itimat edilecek yer, üzerinde istirahat edilerek oturulacak herhangi bir mevki. Sandalye ve benzeri gibi herhangi birşey.

32. Dedi ki: İşte bu o kimsedir ki, bundan dolayı beni kınadınız. Yemin ederim ki, ben onun nefisinden muradımı istedim de o kaçındı günâha girmek istemedi. Ve eğer benim ona emrettiğimi yapmaz ise elbetde zindana atılacaktır. Ve elbetde zillete düşmüş olanlardan olacaktır.

32. O misafir kadınlar Hz. Yûsuf’u öyle mükemmel görüp dehşetler içinde kalınca Zelihâ (dedi ki: İşte bu o kimsedir ki, bundan dolayı beni kınadınız) buna sevgim sebebiyle hakkımda dedikoduda bulundunuz. Bunun bu güzelliğini, bu yüceliğini vaktiyle gömüş olsa idiniz elbetde beni mazur görürdünüz. (Yemîn ederim ki, ben onun nefsinden muradını istedim de o kaçındı) istediğimi kabul etmedi, (günâha girmek istemedi) iffet ve masumiyetini korumaya devam edip durdu. O kadınlar da Hz. Yûsuf’u görünce ona karşı kalben büyük bir sevgi ve meyil göstermiş oldukları için artık Zelihâ’yı kınayamaz bir hâle gelmişlerdi. Zaten Zelihâ’da bunu anladığı için öyle açıklamaya cür’et etmiştir, (ve) Demiştir ki: (Ona emrettiğim! yapmazsa) Davet ettiğim hususta bana itaatde bulunmazsa (elbetde>) o (zindana atılacaktır) hapis cezasına uğrayacaktır. (Ve elbetde) Zindanda (zillete düşmüş olanlardan olacaktır.) İşte Zelihâ, o mâsum zâta karşı böyle bir tehdide cür’et etmiş oldu. Hattâ rivâyete göre o misafirkadınlar da yapılan dâvete icâbet etmesini Hz. Yûsuf’a tavsiye eylemişlerdi. Fakat masumiyet şerefine ulaşan, peygamberliğe aday olan öyle muhterem, üstün bir zât, o gibi gayrimeşru davetlere icâbet eder mi?. Hiç öyle insani tehditlere kıymet verir mi?. Elbetteki icâbet etmez, elbetteki kıymet vermez.

§ “İstîsam”; İsmet taleb etmektir, yani iffet ve namusa aykırı bir durumda bulunmaktan çekinmektir. Ismet ise, nâmuslu, iffetli ve masumane bir hâlde bulunmak demektir.

33. Yûsuf dedi ki: Rab’bîm! Benim için zindan, beni kendisine dâvet ettikleri şeyden daha sevgilidir. Ve eğer beden onların hilelerini bertaraf etmez isen onlara meyleder ve câhillerden olmuş olurum.

33. Bu mübârek âyetler de Hz. Yûsufun ahlâk temizliğini korumka için Cenâb-ı Hak’ka dua ve niyazda bulunup öyle kadınların gayrimeşru arzularına uymaktansa zindana atılmasını tercih ettiğini bildiriyor. Bu husustaki dua ve yakarışın Allah katında kabul edildiğini: Hakkındaki hilelerden kurtulup iffet ve masumiyetini korumayı başarmış olduğunu beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Yûsuf Aleyhisselâm Zeliha’nın ve diğer kadınların gayrimeşru eğilimlerini ve tavsiyelerini görünce iffet ve masumiyetinin komüması için Cenâb-ı Hak’ka dua etmeye başladı da (dedi ki: Rab’bim!.) ey Kerem Sahibi olan mâbudum!. (Benim için zindan) Zeliha’nın beni tehdit için söylediği hapishane (beni kendisine dâvet ettikleri şeyden) öyle haram olan bir münasebet ve ilişkide bulunmaktan (daha sevgilidir) Evet. Onların dâvet ettikleri şey, kötülüğü emreden nefsin meyledeceği bir muameledir. Fakat o dünyada kınanmıştır, âhiretde de âzabı gerektirmektedir. Binaenaleyh âkıbeti, neticesi itibariyle iğrençtir, felâkete yol açmaktadır. Bilakis odan kaçınmak, iffeti korumak ise dünyada övgüye, âhiretde de ebedî sevaba vesîledir. Artıkhangi tam akıllı bir kimse öyle gayrimeşru bir fiile eğilim gösterebilir?. O halde mâsum, peygamberliğe aday bir zât ise elbetteki, ondan nefret eder, dünyevî sıkıntılara katlanarak öyle pek çirkin, sorumluluk gerektiren bir hareketi asla tercih etmez. Böyle bir felâkete düşmemek için insan dâima Cenâb-ı Hak’ka yalvarmalıdır. İşte bunun ne kadar fenâ bir hareket olduğuna işaret için Hz. Yûsuf buyuruyor ki: (Ve eğer) Ey Rabbim!, (benden onların) o kadınların (hilelerini bertaraf etmez isen) onların teklif ettikleri masumiyete aykırı bir hareketden beni korumazsan olabilir ki, ben insanlık hali (onlara meyleder) arzularına uyar (ve cahillerden) beyinsizlerden (olmuş olurum.) Hz. Yûsufun bu niyâzı, bir duadır, bir istirhamdır. Gösteriyor ki: Bir insan öyle bir felâkete düşmemek için daima Allah Teâlâ’ya yalvarmalıdır ve dünyevî, uhrevî bir horluğu gerektirecek bir şeyi işlemektense o hususta gerektiğinde her türlü sıkıntılara katlanmalıdır. Çünkü bunun sonu selâmetdir.

§ Hz. Yûsuf’u kendisine dâvet eden, bu husûsda hile yapan gerçekte yalnız Zelihâ’dır. Fakat diğer kadınlar da Zeliha’nın davetini uygun görerek ona riâyeti Hz. Yûsuf’a tavsiye etmiş oldukları için bu dâvet, bu hile hepsiyle ilgili görülmüştür. Maamafih şöyle de deniliyor ki o kadınlar da kendi nefisleri hakkında böyle bir dâvetde, eğilimde bulunmuşlardı. Gerçek bilgi Allah katındadır.

34. Artık onun duâsını Rabbi kabul etti de ondan onların hilelerini bertaraf buyurdu. Şüphe yok ki, O’dur hakkıyla işiten, tamamiyle bilen O’dur.

34. (Artık onun) Hz. Yûsufun (duasını Rab’bi kabul etti) Ey Rabbim!. Onların hilelerini benden bertaraf et diye yapılan duasını Allah Teâlâ kabul buyurdu (da on’dan) o mâsum zatdan (onların) o kadınların (hilelerini) kötü niyetlerini, gayrı meşrû tavsiyelerini (bertarafbuyurdu) onu iffet ve masumiyet üzere sâbit kıldı (şüphe yok ki, o) o Kerem Sahibi Yaratıcıdır, kullarının bütün du’alarını, yakarışlarını (işiten ve) kullarının durumlarını, faydalarını da (tamamiyle bilen o’dur) artık kulları hakkında hikmet ve menfaatin gerçeği ne ise onu meydana getirir.

35. Sonra onlara, o gördükleri delilleri müteakip onu herhalde bir müddet zindana atmaları kanaatı uygun göründü.

35. (Sonra onlara) Mısır Azizi ile onun arkadaş ve dostlarına (o gördükleri âyetleri müteakip) yani: Yûsuf Aleyhisselâm’ın beraatini, iffet ve faziletini gösteren alâmetlerden, şahitliklerden haberdar olduklarına rağmen (onu) o mübârek zâtı (herhalde bir müddet zindana atmaları kanaatı) rey ve fikri (uygun göründü.) O şekilde muameleye karar verdiler. Çünki Hz. Yûsuf’a isnâd edilen hâdise etrafa yayılınca Mısır Âzizinin âilesi bir suçlama içinde kalmıştı İnsanların dedikodusunu gidermek ve kendilerini suçtan uzak göstermek, kabahati Hz. Yûsuf’a atmak için o mâsumun bir müddet hapsin! uygun görmüşlerdi.

§ Hz. Yûsuf dua ederken zindana atılmasînın kendisince daha sevgili olduğunu söylemişti. Âlimlerden bâzı zatlar diyorlar ki: Eğer Hz. Yûsuf duasında böyle demese idi bir müddet zindana atılmış olmazdı. Çünkü bir kul Cenab’ı Hak’tan selâmet ve âfiyet temennîsinde bulunmalıdır. Bir belâya uğrayınca da eğer imkânı yok ise ona sabr etmeyi değil, ondan kurtulmayı, âfiyet ve selâmet bulmayı niyâz etmelidir. Tirmizinin rivâyet ettiği üzere bir zât, Allah Teâlâ’dan sabr istiyormuş, Rasûlü Ekrem bunu işitince o zâta buyurmuş ki: “Sen Allah Teâlâ’dan belâ istedin, ondan âfiyet iste.”

36. Ve onunla beraber iki genç de zindana girdi. Bunlardan biri dedi ki: Muhakkak ben kendimi rüyada görüyorum ki, şarap sıkıyorum. Diğeri de dedi ki: Ben de kendimi görüyorumki, başımın üstünde bir ekmek taşıyorum. Ondan kuşlar yiyor. Bize bunun yorumunu haber ver. Şüphesiz ki, biz seni iyilik sahiplerinden görüyoruz.

36. Bu mübârek âyetler, Hz. Yûsuf ile beraber zindanda bulunan iki gencin rüyâlarını tabir etmesi için Yûsuf Aleyhisselâm’a müracaat etmiş olduklarını bildiryor. Hz. Yûsufun da o rüyâları tabir etmeden evvel o gençleri imân dairesine sokmak için kendilerine bir mucize göstermek istemiş olduğuna işaret buyuruyor. Şöyle ki: (Ve onunla beraber) yani: Hz. Yûsuf ile birlikte (iki genç de zindana girdi) bunlardan biri Mısır hükümdarının aşçısı, diğeri de sâkisi (içki sunan) imiş, hükümdara karşı suikastde bulunacakları haber verilmekle zindana atılmışlardı (bunlardan biri) hükümdarın sâkisi olan genç Hz. Yûsuf’a müracaat ederek (dedi ki: Muhakkak ben kendimi) rüyada (görüyorum ki, şarap sıkıyorum) yani: Çıkacak sularından şarap yapılacak olan üzüm salkımlarını sıkmakta bulunuyorum, bu neyi gösterir? (Diğeri de) Hükümdarın aşçısı olan genç de (dedi ki: Ben de kendimi) rüyada (görüyorum ki, başımın üstünde bir ekmek taşıyorum) başımın üstündeki kap içinde bir ekmek bulunuyorda (ondan kuşlar yiyor) onu parçalayıp kaçırıyorlar. Ey muhterem Yûsuf!. (Bize bunu yorumunu haber ver) bizim bu gördüğümüz rüyâların neye işaret ettiğini bize anlat!. (Şüphesiz ki, biz seni iyilik sahiplerinden görüyoruz.) Sen cömert bir zatsın, bizim bu rüyâlarımızı yorumlamak lûtfunda bulun.

§ Bunlar Hz. Yûsufun güzel rüyâ tabir ettiğini işitmişlerdi. Onu denemek için böyle iki rüyâ uydurarak ondan yorumunu sormuş olmaları muhtemeldir. Veyahut hakikaten bu rüyâları görerek neye işaret ettikleri hususunda endişeye düştükleri için o mübârek zâta müracaatda bulunmuşlardı.

§ Hz. Yûsuf pek güzel ahlâk ve davranışları iletanınmış idi. Omç, namaz gibi ibâdetlere devam eder, rüyâları güzelce yommlandı, arkadaşlarına hürmet gösterir, hastaları ziyâret eyler, üzüntülü olanların üzüntülerini gidermeğe çalışır, hapishanede bulunanlara sabr tavsiye buyururdu. Bu cihetle ona “seni güzel davrananlardan görüyoruz” diye hitâb etmişlerdi.

37. Hz. Yûsuf’ta dedi ki: İkinizin rızıklanacağınız bir yemek gelmez ki, ancak ben onu daha size gelmezden evvel haber veririm. Bunlar bana Rabbimin öğretmiş olduğu şeylerdendir. Şüphe yok ki, ben Allah Teâlâ’ya iman etmeyen bir kavmin dinini terk ettim ve onlar evet onlar âhireti inkâr eden kimselerdir.

37. Bu iki gencin bu talebine karşı Hz. Yûsuf da (dedi ki: İkinizin rızıklanacağınızın bir yiyecek gelmez ki) yani: Size evinizden yemeniz için bir yiyecek gönderilecek olmaz ki, yahut siz rüyanızda size rızk olmak üzere gönderilmiş bir yiyecek görmezsiniz ki (ancak ben onu daha size gelmezden evvel) uyanıklık halinde (haber veririm) sonra o yiyecek haber verdiğim gibi meydana gelir. İşte bu da bir mucize kaabilindendir. Nitekim Hz. İsa’da böyle bir mucize sahibi olduğunu kavmine haber vermişti. Hz. Yûsuf da o gençleri ikaz ve irşâd için şöyle buyurdu: (Bunlar) Böyle rüyâları tabir etmek, gayba, geleceğe âit şeylerden haber vermek (bana Rab’bimin) vahy ve ilhâm yoluyla (öğretmiş olduğu şeylerdendir.) Cenab’ı Hak bana böyle bir başarı vermiştir. Şüphe yok ki, ben Allah Teâlâya imân etmeyen bir kavmin Mısır Âziz’i ile onun aile fertlerinin ve Mısır halkının (dinini terkettim) yani: Onların dinine, milliyetine asla iltifat etmedim, onlara dünya için tâbi olmadım, onların kötülüğüne ortak olmaktansa zindana atılmayı tercih ederek onları terkeyledim. Evet.. Hz. Yûsuf mâsum olduğundan onların dinine aslâ tâbi olmamıştır. Onların dinini terkten maksat iseonların dünyevî varlıklarına kıymet vermediğini, onların kötülüklerine ortak olmayıp zindanı tercih ile onlardan büsbütün ayrılmış olduğunu beyandır. (Ve) Buyurmuştu (onlar) o kendilerini terketmiş olduğu şahıslar (evet.. Onlar) o imânsız gürûh (âhireti) de (inkâr eden kimselerdir) artık onlara akıllı, düşünen bir insan tâbi olabilir mi?. Yani: Ey genç zindan arkadaşlarım!. Siz de bu yönü düşününüz de o gibi dinsizlerden olmayınız, Allah Teâlâyı, âhiret hayatını tasdik ediniz, Yüce Peygamberlerin yolunu takibe çalışınız. Onların dinine tâbi olunuz, işte ben sizin için bir misâl.

38. Ve babalarını İbrahim’in, İshak’ın ve Yakub’un dinine tâbi oldum. Bizim için Allah’a her hangi bir şeyi ortak koşmamız doğru olamaz. Bu tevhit bizim üzerimize ve insanların üzerine Allah Teâlâ’nın bir lütfudur. Fakat insanların çoğu şükretmezler.

38. Bu mübârek âyetlerde Hz. Yûsufun peygamber sülâlesine mensup olduğunu ve Allah’ın birliği inancına kavuşmanın insanlık için ilâhî bir lûtuf olduğunu ve bir takım uydurma isimleri içeren, hayrdan uzak putların ise Cenâb-ı Hak’ka ortak koşulmasının doğru olamıyacağını zindandaki arkadaşlarına bildirerek onları uyandırmağa çalıştığını ve Allah’ın dinini kabule teşvik etmiş bulunduğunu açıklamaktadır. Şöyle ki: Yûsuf Aleyhisselâm, kendilerine hitâb ettiği arkadaşlarına haklarında sözlerinin daha tesirli olması için kendisinin tevhid dini üzere olup en yüksek, en meşhur bir sülaleye mensup olduğunu bildirerek dedi ki: (Ve babalarım İbrahim’in, İshak’ın, ve Yakub’un dinine tâbi oldum) yani: Ben de onlar gibi tevhid dinine kavuştum. (bizim için) bizim gibi Peygamberler zümresi için (Allah’a herhangi bir şeyden) yani: İnsanlardan, meleklerden, yıldızlardan, ve diğer mahlûklardan herhangi bir şeyi (ortak koşmamız doğru olamaz.) ÇünkiAllah Teâlâ’dan başka bir mâbud yoktur. Ona hiç bir şey ortak koşulamaz. Özellikle Allah Teâlâ bizim gibi kullarını mâsum, küfr ve isyandan temizlemiştir. Artık ona nasıl ortak koşabiliriz?. (Bu -tevhit-) Allah Teâlâ’nın birliğini bilip ona itikat etmek (bizim üzerimize ve insanların üzerine Allah Teâlâ’nın bir lütfudur) Cenabı Allah birliğini bizlere bildirmiş, Allah’ın birliği sayesinde ebedî saadete kavuşacağımızı da va’d buyurmuştur. Cenâb-ı Hak birliğini, Peygamberlere ilâhî vahyi ile, diğer kullarına da Peygamberleri vasıtasiyle bildirmiştir. Bu insanlık hakkında ne büyük bir ilâhî lütuftur. Artık bunu takdir edip, Cenâb-ı Hak’ka şükr etmeli değil miyiz?. (Fakat insanların çoğu) bu büyük nimete (şükr etmezler) bunun değerini bilmezler, Cenâb-ı Hak’ka ibâdet ve itaati bırakarak öyle bâtıl putlara vesâireye tapar dururlar.

39. Ey benim iki zindan arkadaşım! Çeşitli Tanrılar mı hayırlıdır. Yoksa gücüne karşı durulamaz olan Allah mı?

39. Hz. Yûsuf, kalblerini hakkı kabul eyaklaştırmak için buyurdu ki: (Ey benim iki zindan arkadaşım!.) Bir kere düşününüz. Öyle sizin ve birçok insanların tapıp durduğunuz (çeşitli tanrılar mı) kendinizce mâbıt tanıdığınız öyle altundan, gümüşten, demirden, taştan, ağaçtan vesaireden büyük ve küçük birer şekilde yapılmış olan uydurma mabutlar mı sizce (hayırlıdır.) daha fazla övgüye, ibâdet ve itaate lâyıktır. (Yoksa bir) Olan, birliğe ve ilahlığa sahip bulunan ve (kahhar olan) her dilediğini yapmaya kaadir, bütün kendisine muhalif olanları kahr ve yok etmeye gücü yeten (Allah mı?.) hayrlıdır. Yani: Faraza o ortak koştuğunuz putlarda sizce bir hayır düşünülmüş olsa bile Allah’ın dini sayesinde kavuşulacak hayrın karşısında o zannedilen, tasavvur edilen hayrın ne ehemmiyeti olabilir?. Halbuki, o putlar hiç bir hayra sahip değildirler. Onlar uydurma mâbutlardanibarettirler. Artık onlara nasıl ibâdet edilebilir. İşte bu hususa şölece işaret buyuruluyor:

40. Sizin Allah’tan başka ibâdet ettiğiniz şeyler bir takım isimlerden başka birşey değildirler. O isimleri siz ve babalarınız takmışsınızdır. Allah Teâlâ bununla hiçbir delil indirmemiştir. Hükm ise başkasına değil, ancak Allah’a mahsustur. Başkasına değil, ancak ona ibâdet ediniz diye emretmiştir. İşte dosdoğru olan din bundan ibaretdir fakat insanların çoğu bilmezler.

40. Ey zindanda bulunan müşrik kimseler!. (Sizin Allah’tan başka) Kendilerine (ibadet ettiğiniz şeyler) haddızatında bir varlığa, bir ilahlık sıfatına sahip şeyler olmayıp (bir takım isimlerden başka birşey değildirler) onlar bir takım, âdi yaratılmış şeylerden ibarettirler (o isimleri) onlara (siz ve babalarınız takmışsınızdır) onlar taşlardan, ağaçlardan ve diğer yaratılmış şeylerden ibarettirler. Onlara öyle Tanrı, ilâh adını sizler ve atalarınız vermiş bulunuyorsunuz. Evet.. (Allah Teâlâ bununla) onlara ibâdete ve itaat edilmesine dâir (hiçbir hüccet) bir kanıt, bir delil (indirmemiştir.) Onları siz öyle delilsiz mâbud tanımış bulunuyorsunuz. (Hükm ise) İşleri, hikmete göre düzenleyip yapmak ise (başkasına değil, ancak Allah’a mahsustur.) birliğe ve kemâl sıfatlarına sahip, ortak ve benzerden uzak olan Allah Teâlâya âitdir. O Yüce Yaratıcı ise (başkasına değil, ancak ona) onun yegâne zatına (ibâdet ediniz diye) ey insanlar!. Sizlere (emir etmiştir) artık nasıl olur da başkalarına ibâdetde bulunabilirsiniz?. (Dosdoğru olan din, bundan ibaretdir) yani: O Kâinatın Yaratıcısını birleyip tenzih etmekten ve yalnız ona kullukta bulunmaktan ve onun hükmlerine riâyet eylemekten ibaretdir, başka değildir. (Fakat insanların çokları bilmezler) Müşrik olanlar bu hakikatı anlamazlar, kendilerini azaba sevk edecek şeyleri işleyerek bunun pek korkunç neticesinidüşünmezler.

41. Ey iki zindan arkadaşım! Rüyânızın tâbirine gelince Biriniz efendisine şarap sunacaktır ve diğeri ise asılacak da başından kuşlar yiyecektir. Hakkında yorum istediğiniz iş, tamam olmuştur.

41. Bu mübârek âyetler de Hz. Yûsufun arkadaşlarını Allah’ın dinine davetini müteakip rüyâlarını tâbire başlamış, onlardan birinin kurtulup hükümdara şakilik edeceğini, diğerinin de asılacağını kat’î suretde haber vermiş olduğunu bildiriyor. Ve kendisi hakkında hükümdara haber vermesini, o kurtulacağını bildirdiği arkadaşına söylemiş ise de, ona bu konuyu şeytanın unutturmuş bulunduğunu beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Hz. Yûsuf, zindandaki arkadaşlarına Allah’ın birliğine ve peygamberliğe dair bilgi verdikten sonra suallerine cevap olmak üzere buyurdu ki (Ey iki zinda arkadaşım!.) Rüyânızın tâbirine gelince (biriniz efendisine şarap sunacaktır) bu, vaktiyle de Mısır hükümdarına şakilik etmekte bulunmuş olan kimsedir. (Ve diğeri ise asılacak da başından) etlerini, parçalayarak (kuşlar yîyecektir.) Bu da o hükümdarın vaktiyle aşçısı olan şahıstır. Hz. Yûsuf, bunları açıkça belirlememişti. Çünki asılacak şahsın hemen, acılar, ıztıraplar içinde kalmasına sebebiyet vermek istememişti. Maamafih yorumladığı rüyâ sâkinin hayatta kalacağına işaretden uzak değildi. Rivâyete göre bu tabirden endişeye düşen iki genç, biz hakikaten öyle bir rüya görmedik, ancak bir şaka olmak üzere öyle söyledik demişler. Hz. Yûsuf’da işte (hakkında yorum istediğiniz iş tamam olmuştur.) dedi. Yani: Tabirini istediğiniz şeylerin neticesi bundan ibaretdir. Doğru veyahut yalan söylemiş olmanız sonucu değiştirmez. Hakkınızda Allah’ın takdiri bu şekilde ortaya çıkacaktır.

42. Ve o ikisinden kurtulacağını sanmış olduğuna dedi ki: Beni efendinin yanında an.Fakat efendisine anmayı ona şeytan unutturdu ve artık zindanda senelerce kalıverdi.

42. (Ve) Hz. Yûsuf (o ikisinden) o iki zindan arkadaşı olup kendisinden rüyâlarının tabirini istemiş olan iki gençten (kurtulacağını sanmış olduğuna) yani: Zindandan çıkacağını bilmiş olduğu gence (dedi ki: Beni efendinin yanında an) Mısır hükümdarına benden gördüğün mâsumiyete, ahlâkî fazilete, ve benim haksız yere zindana atılmış olduğuma dâir bilgi ver (fakat efendisine) Mısır hükümdarına Hz. Yûsufun masum hâlini (anmayı ona) o sâkiye (şeytan unutturdu da) Hz. Yûsuf hakkında bu güzel şahitlikte bulunamadı onun zindandan çıkmasına vasıta olamadı (artık) Hz. Yûsuf (zindanda senelerce kalıverdi) bu müddet müfessirlerin ekserisine göre yedi seneden ibaretdir. Bundan evvel de beş sene zindanda kalmıştı ki, toplamı on iki seneden ibaretdir. Bu âyeti celile şöylece de yorumlanmaktadır. (Fakat efendisine anmayı) yani: Âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâya hâlini arz ile ondan yardım istemeyi (ona) Hz. Yûsuf “a (şeytan unutturdu da) kendi hâlinin Mısır hükümdarına bildirilmesini sâkiden istedi. Bu ise, peygamberliğin şanına karşı bir sürçme mesabesinde bulunmuştu. Artık bundan dolayı Hz. Yûsuf uzun bir müddet daha zindanda kalıverdi. Müfessirlerin çoğu bu görüştedirler. Bu bir dalgınlık eseri idi. Hz. Yûsuf, hükümdar gibi bir mahlûktan yardım istemiş bulunuyordu. Aslında bir zulmü kaldırmak için mahlûkatdan yardım işlenilmesi şeriâtda câizdir. Fakat peygamberlik ve sıddîklik mertebesine ulaşan zatlar için öyle bakışlarını görünen sebeplerden çekerek tamamen sebeplerin müsebbibi olan Kâinatın Yaratıcısına yönelmek ve niyazda bulunmak daha üstündür. “Nitekim” buyurulmuştur ki: Salih kimselerin yaptıkları iyilikler, Allah’a yakın olanların günahları mesabesindedir. “Allah’a tevekkül edenin yâverî haktır””Naşâd gönül bir gün olur şâd olacaktır”

43. Ve hükümdar dedi ki: Ben rüyâmda yedi semiz sığır görüyorum ki, onları yedi zayıf sığır yiyor ve yedi yeşil başak ile diğer kuruları görüyorum. Ey seçkin topluluk! Eğer siz rüyâ tabir ediyorsanız benim rüyâm hakkında bana yorum yapınız.

43. Bu mübârek âyetler, Mısır hükümdarının rüyasını başkaları bir yığın hayalden ibaret kabul ederek yorumlayamadıkları için onu tabir ettirmek üzere nihayet zindandan çıkan gencin Hz. Yûsuf’u hatırlayarak ona müracaat ettiğini ve o rüyâyı Hz. Yûsuf’a anlatarak ondan bilgi almak istediğini beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Hz. Yûsufun zindandan çıkacağı zaman yaklaşmıştı. Cenab’ı Hak, bunun için bir rüyâ tabirini vesîle kıldı. Mısır hükümdarı “Riyanı ibnilvelîd” acâip korkunç bir rüyâ görmüş, (ve) bu (hükümdar) seçkin ve bilgin zatları toplayarak (dedi ki: Ben rüyâmda yedi semiz sığır görüyorum ki) yani: Gördüm ki, bu hükümdar rüyasının çok tesiri altında kalmış olduğu için “gördüm” yerinde “görüyorum” demiştir ki, rüyânın hâlâ tesirinden kurtulamamış olduğunu bununla anlatmak istemiştir. (Onları yedi zayıf) Sığır (yiyor) bunlar rüyada kurumuş bir ırmaktan çıkmış bir halde görülmüşler imiş. (Ve) Yine rüyâmda (yedi yeşil başak ile) buğday veya arpa sünbülü denilen otlar ile (diğer kurulan) görüyorum. Yâni rüyâmda yedi yeşil başak üzerine eğilen, dolaşan bir halde yedi kuru başağı da gördüm. (Ey seçkin topluluk!.) Ey şerefli zatlar bilginler, hekimler, manzaralarıyle gözleri, eserleriyle kalpleri dolduran dostlarım!. (Eğer siz rüyâ tabir ediyorsanız) Rüyâların nelere işaret ettiğine dâir bilginiz var ise, onlar dış ve iç âlemde nelere işaret olunduğunu anlar iseniz (benim rüyâm hakkında bana fetva verîniz) şu size söylediğim rüyânın yorumunu bana haber veriniz, bu rüyâ neye işaret ediyor?. Buhususta yorum yapın demeyip de “fetvâ verin” demesi, rüyasının ehemmiyetine ve sorduğu kimselerin şerefine işaret içindir.

44. Dediler ki: Bunlar karmakarışık rüyâlardır ve biz karışık rüyâların yorumunu bilici değiliz.

44. O seçkin topluluk, hükümdara cevaben (dediler ki:) senin bu gördüğün rüyâ haddızatında (karmakarışık rüyâ) yani: Birbirine karışmış, ot demetleri gibi çeşitli, bâtıl rüyâlardan ibâret, hakikî birşeye işareti yok (ve biz) öyle (karşıık rüyâların yorumunu bilici değiliz.) Onlar için bizce bir yorum yoktur. Onları bizden sorma.

§ Rüyalar başlıca üç kısma ayrılmaktadır. Bir kısmı salih rûyâlardır ki, bunlar melekler vasıtasiyle olur. Bunlar yorumtanıp tabir edilebilir. Bir kısmı da nefsin hayalleri kabilindendir, birer kuruntu neticesidir. Hayal gücünün tasvir ettiği asılsız şeylerdir. Diğer bir kısmı da şeytanın vesvesesi kabilindendir ki, bunları şeytan, insanları üzüntü ve endişeye düşürmek için insalara uyku halinde atar. Bu iki kısım, evham kaabilinden olup yoruma tâbi olmaz. Bunlardan dolayı Cenâb-ı Hak’ka sığınmalıdır.

45. Ve o ikisinden kurtulmuş olan, uzunca bir müddetden sonra hatırladı da dedi ki: Ben size onun tabirini haber veririm, beni hemen gönderiniz.

45. (Ve o ikisinden) yani: Zindana atılmış iki gençten (kurtulmuş olan) zindandan çıkarılarak hükümdara şâki tâyin edilen şahıs (uzunca bir müddetden sonra) Hz. Yûsuf’u, onun ne kadar güzel rüyâ tabir ettiğini ve onun kendisine yapmış olduğu vasiyeti, temenniyi (hatırladı da) hükümdara ve yanındaki şerefli topluluğa (dedi ki: Ben size onun) hükümdarımızın gördüğü rüyânın (tabirini) neye işâret ettiğini (haber veririm) ben ona dâir size bir haber getirebilirim. (Beni) hemen zindanda bulunanan Hz. Yûsufunyanına (gönderîniz) ondan o rüyâ hakıknda bilgi alarak gelir size arzederim.

46. Hz. Yûsuf a geldi dedi ki: Yûsuf! Ey pek doğru sözlü! Bize bilgi ver, yedi semiz sığır hakkındaki onları yedi zayıf sığır yiyor. Ve yedi yeşil başak ile diğer kuru başaklar Hakkında. Umulur ki, o insanlara dönerim, belki, onlar da doğruyu öğrenirler.

46. Sâki’nin bu ifadesi üzerine onu Hz. Yûsufun yanına gönderdiler. O da (Hz. Yûsuf’e geldi) zindanda onunla görüştü ve ona tam bir hürmetle (dedi ki: Yusuf!. Ey pek doğru sözlü) zat!, (bize bilgi ver) sana nakledeceğim rüyânın neye işâret ettiğine hükmet, onu yorumlama lûtfunda bulun. Hükümdarın rüyasında gördüğü (yedi semiz sığır hakkındaki onları yedi zayıf) sığır (yiyor) bu neye işaret ediyor. (Ve) Yine hükümdarın rüyasında gördüğü (yedi yeşil başak ile diğer kuru başaklar) hakkındaki bu başaklar birbirine karışmış bulunuyormuş. Bununla da acaba neye işaret edilmiş oluyor?. (Umulur ki, o insanlara dönerim) O hükümdar ile yaındaki topluluğun yanına bir engel çıkmadan senin vereceğin bilgi ile dönerim. Ve (ihtimâl ki:) onlar da (öğrenirler) onlar da bu sayede bu rüyânın yorumunu, neye işâret ettiğini anlamış olurlar. Veya Ey muhterem Hz. Yûsuf!. Senin ilm ve fazilet itibariyle olan yüksek mertebeni öğrenmiş olurlar.

47. Dedi: Yedi yıl âdetiniz üzere ekersiniz. Sonra biçeceğiniz şeyleri başağı içinde bırakınız. Ancak yiyeceklerinizden az bir miktar müstesnâ.

47. Bu mübârek âyetler, Mısır hükümdarının görmüş olduğu rüyayı Yûsuf Aleyhisselâm’ın ne şekide yorumlayıp tabir buyurmuş olduğunu bildirmektedir. Şöyle ki: Hz. Yûsuf kendisinden yorumu istenilen rüya hakkıda sual eden şahsa (dedi ki: Yedi yıl âdetiniz) üzere ekinlerinizi (ekersiniz)yani: Ziraat hususundaki âdetiniz üzere biribiri ardınca yedi sene ekin ekiniz. Böyle ziraatde bulunmak onların zaten âdetleri olduğu için ve bunun ehemmiyetine işaret için bunu emir ederek (ekiniz) dememiş, “ekersiniz” diye buyurmuş ve bununla rüyadaki yedi semiz sığırın bu yedi bereketli seneyi gösterdiğine işaretde bulunmuştur. Ve buyurdu ki, (sonra yiyeceğiniz şeyleri başağı içinde bırakınız) tâki, bozulmasın, kendilerini bit, kene gibi şeyler yemesin. Mısır’ın civarında, ağaçlı çukur sahalarında böyle arızalar vukû bulurmuş. (Ancak) O seneler içinde (yiyeceklerinizden az bir miktar müstesnâ) böyle az bir miktardan başkasını, gelecek sıkıntılı seneler için saklayınız, ihtiyaç miktarını asmayınız. Bu güzel bir iktisadî tavsiye mahiyetinde bulunmaktadır.

§ “Deeb” lâfzı: ciddiyet, canlılık, âdet, devam, birşeyi diğer birşeye çalışarak ulaştırmak mânâsınadır. Deeben demek; devamlı, peş peşe, adet üzere gibi bir mânâ ifade eder.

48. Sonra onun ardından yedi şiddetli sene gelir ki: Onlar için önceden biriktirmiş olduklarınızı yerler. Ancak tohumluk için saklıyacağınızdan birazı müstesnâ.

48. Hz. Yûsuf, rüyada görülen yedi zayıf sığır ile yedi kurumuş başakların yorumuna da işaret için buyurdu ki: (Sonra onun ardından) O yedi bolluk, ucuzluk senenin arkasından (yedi şiddetli) kurak sene (gelir ki, onlar için) o kurak seneler için, yani: O senelerde yaşayanlar için (önceden biriktirmiş) başaklar içinde bırakmış (olduklarınızı yerler) işte yedi zayıf sığır ile yedi kurumuş başak da böyle yorumlanmış oluyor. (Ancak) O ekinlerden (tohumluk için saklayacağınızdan bir azı müstesnâ) bunları yemeyip yine gelecek senenin ziraati için saklamış olursunuz.

49. Sonra bunu müteakip bir sene de gelir ki, onda insanlar yağmura kavuşurlar. Ve on’da sıkıp sağacaklar.

49. Maamafih bu kıtlık böyle devam etmez. (Sonra bunu müteakip) o yedi kıtlık senelerinin arkasından (bir sene de gelir ki, onda) o sene içinde (insanlar yağmura kavuşur) bol bol yağmurlar yağar, yerlerin bitirme kuvvetini arttırır ve yâhut o sene içinde insanlar yardıma, kurtuluşa ulaşırlar. Öyle bir darlıktan kurtulurlar, (ve on’da) O senede insanlar (sıkıp sağacaklar) dır. Yani: Bol bol meyvelere, sebzelere kavuşacaklardır, üzüm, hurma, zeytin, susam gibi şeyleri sıkarak sularından istifâde edeceklerdir. Veyahut birçok sağılır hayvanata kavuşarak onları sağacaklar, sütlerini alıp içeceklerdir. Bu feyizli, bereketli seneye dâir rüyada bir işaret yoktur. Hz. Yûsuf, bunu sırf kavuştuğu bir vahiy ve ilham neticesi olarak onlara müjdelemiştir ve ileride öyle de gerçekleşmiştir. Yoksa bu, rüyanın yorumundan bir parça değildir. Bu mübarek âyetler, rüyaları tabir etmenin câiz olduğunu göstermektedir.

50. Ve hükümdar dedi ki: Onu bana getiriniz. Ne zaman ki ona elçi geliverdi, dedi ki: Efendine dön, ona sor ki, o ellerini kesen kadınların maksatları ne imiş? Şüphe yok ki, benim Rabbim onların hilelerini hakkıyla bilicidir.

50. Bu mübârek âyetler, Mısır hükümdarının fazilet ve olgunluğu kendisince de anlaşılmış olan Hz. Yûsuf’u zindandan çıkarıp yanına almayı istediğini bildiriyor. Hz. Yûsufun da, iffet ve temizliğinin, hainlikten uzak olduğunun daha iyi anlaşılması için hemen zindandan çıkmayıp kadınlardan hakkında araştırma yapılmasını teklif buyurmuş olduğunu bildiriyor. Yapılan sual neticesinde de kadınların Hz. Yûsuf’u temize çıkardıklarını, Mısır Âziz’inin eşi de kusurun kendisinde olup Hz. Yûsufun kusurdan beri olduğunu itiraf ettiğinden onun da bu ifadesini beyân buyurmaktadır. Ve Hz. Yûsufun mütevazi davranarak kendini temize çıkarmayıpnefislerin kötülüğü emrettiğini ve herhalde Cenab’ı Hak’ka sığınmanın lüzumuna işaret buyurmuş olduğunu gösteriyor. Şöyle ki: Hz. Yûsuf ile görüşüp ona hükümdarın rüyasını yorumlatmış olan elçi, hükümdara gelip yommu anlatdı, hükümdar da Hz. Yûsufun ilm ve faziletini anladı. (Ve hükümdar dedi ki: Onu) Hz. Yusufu (bana getiriniz) o yorumu kendisinden de işiteyim, kendisine ikram edeyim (vaktaki) bu teklif üzerine (ona) Hz. Yûsuf’a hükümdar tarafından davet için (elçi geliverdi) bu elçi o hükümdara şakilik yapan genç imiş, hükümdarın bu davetini ulaştırmca Hz. Yûsuf (dedi ki: Efendine dön, ona sor ki: O ellerini kesen kadınların maksatları ne imiş?.) Neden dolayı onlar öyle ellerini yaraladılar, onların hâl ve durumları neden ibâret bulunmuştu, (şüphe yok ki, benim Rab’bim) Yüce Allah (onların) o kadınların (hilelerini hakkıyla bilicidir.) o kadınlar ki: Hz. Yûsuf’a Zeliha’nın arzusunu yerine getirmeği teklif etmişlerdi. Bu bir hile kabilinden idi. Ve bu açıklamada şuna da işaret var ki: Eğer o kadınlar Hz. Yûsuf aleyhine gerçek dışı açıklamada bulunmak suretiyle şahitlik ederlerse bu bir hile ve oyun olacağından elbetde Cenab’ı Hak, bunu bilir, onların cezalarını verir. Artık böyle bir hileye nasıl cesaret edilebilir?. Hz. Yûsuf dâvete hemen icâbet ederek zindandan çıkmamıştı. Tâki kendisinin masumiyet ve temizliği hükümdarca tamamen anlaşılıp kendi hakkında bir töhmet şüphesi bulunmasın. Hz. Yûsuf, bu suretle de insanlık için bir fazilet örneği olmuştur. Her insan için lâzımdır ki, kendini töhmetden kurtarabilmek için çalışsın, töhmetli mevkilerden kaçınsın, gerektiğinde iffetini, beraatini gösterecek sebeplere başvursun.

51. Hükümdar kadınlara dedi ki: Durumunuz ne idi? O vakit ki, Yûsufun nefisinden muradınızı almak istemiş idiniz. Dediler ki: Hâşâ! Allah için biz onun aleyhinde bir kötülükbilmiş değiliz.Âziz’in karısı da dedi ki:Şimdi hak ortaya çıktı.Onun nefisinden ben murad almak istemiştim ve şüphe yok ki, o elbette doğrulardandır.

51. Hükümdarın gönderdiği elçi, geri gelip Hz. Yûsufun dileğini haber verince (hükümdar) Zelihâ ile diğer kadınları huzuruna çağırarak onlara (dedi ki: Mühim hâliniz) önemli durumunuz (ne idi?) söyleyiniz bakalım (o vakit ki. Yûsufun nefsinden murâdınızı almak istemiş) ona kavuşma temennisinde bulunmuş (idiniz) ona karşı böyle hilede bulunmaya cesaret göstermiştiniz. Zeliha’nın ziyafetinde bulunan kadınlar, Hz. Yûsuf’a Zeliha’nın arzusuna riâyet etmesini tavsiye etmiş oldukları için kendilerine bu şekilde hitâb olunmuştur. O kadınlar da Hz. Yûsufun öyle gayrı meşrû arzulara meyletmekten uzak olduğunu beyân etmek ve onun iffet ve temizliğinden dolayı hayretlerini göstermek için (dediler ki: Hâşâ!. Allah için biz onun aleyhinde bir kötülük bilmiyoruz) yani: Cenâb-ı Hak’ki Hz. Yûsuf gibi iffet ve masumiyet sahibi bir zâtı yaratmaya kaadir olmamakdan tenzih ederiz. Hz. Yusuf’tan hiçbir hiyanetin, suikastin meydana geldiğini asla bilmiyoruz. (Azîz’in karısı) Zelihâ (de dedi ki: Şimdi hak ortaya çıktı) anlaşıldı (onun nefsinden ben murad almak istemedim) ona kavuşabilmek için ben ona karşı hile ve düzen kurmak arzusunu gösterdim. (Ve şüphe yok ki, o) Hz. Yûsuf (elbetde sadıklardandır.) O doğru sözlü zatlardandır, o bana değil ben ona hilede iftirada bulunmuş idim. Hz. Yûsuf kendi hakkında araştırma yapılması için Zelihâyı sözkonusu etmemiş, onun hakkını gözetmek, şerefini korumak, ondan meydana gelen bir eğilimi gizlemek için onun adını söylememişti. Zelihâ da Hz. Yûsufun bu nezâket ve iyilikseverliğini anlamış, bu iyiliğe karşı bir iyilik ile karşılıkta bulunmak isteyerek hakikatı itiraf etmek dayanıklılığınıgöstermiştir.

52. Hz. Yûsuf dedi ki: Bu, bilmesi içindir ki: Ben ona gıyabında hiyanet etmiş olmadım. Ve şüphesiz ki. Allah Teâlâ hâin olanların hilesini başarıya ulaştırmaz.

52. Hz. Yûsuf, şöyle de demişti ki: (Bu) Gerçek durumun ortaya çıkması için zindanda kalıp hemen dâvete icâbet etmemem, Mısır Âziz’inin (bilmesi içindir ki, ben ona gıyabında) o benden, ben ondan gaip bir hâlde iken ne eşi ve ne de sâire hakkında (hiyânet etmiş olmadım) ben öyle bir töhmetden uzağım. İşte bunun güzelce anlaşılması için bir müddet daha zindanda kalmayı tercih ettim (ve şüphesiz ki. Allah Teâlâ hâin olanların hilesini) hiçbir şekilde başarıya (muvaffakiyete erdirmez.) onu yerine getirmez. Binaenaleyh eğer ben de hâin olsa idim, Cenâb-ı Hak, beni de bu büyük tehlikeden kurtarmazdı. Madem ki, kurtardı, lehimde şahitlikler yapıldı, artık benim o isnat edilen töhmetden beraat ettiğim anlaşılmıştır.

53. Ve nefisimi temize çıkarmıyorum. Şüphe yok ki: Nefis kötülüğü pek fazla emredicidir. Rabbimin esirgemiş olduğu müstesnâ. Muhakkak ki: Rabbim çok bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir.

53. (Ve) Yûsuf Aleyhisselâm, kendi nefsini övüp, temize çıkarmadığını göstermek için bir alçakgönüHülük alâmeti olarak dedi ki: Ben (nefsimi temize çıkarmam) bütün kusurlardan, kötülüklerden tenzîh eylemem (şüphe yok ki, nefis) insanlığın nefsanî kuvveti ve psikolojik durumu elbetdeki (kötülükle pek fazla emir edicidir.) Kendisi şehvetlere eğilim gösterir, kendi kuvvetini kötülüğe yöneltmek ister (Rab’bimin esirgemiş olduğu müstesnâ) Cenâb-ı Hak, insanlığın nefislerinden bir kısmını öyle şehvetlere fazla düşkünlükten kötülüklere atılmaktan korumuştur. İşte Hz. Yûsufun nefsi de bu cümledendir. O Yüce bir Peygamber olduğu için masumiyete ilâhîkorumaya kavuşmuştur. (Muhakakk ki: Rab’bim) gafurdur, yani (bağışlayıcıdır) bağışı pek büyüktür, kötülüğe meyletmiş olan nefis sahiplerini de tövbekâr olup Allah’ın affına sığınırlarsa onları affeder ve bağışlar ve O Kerem Sahibi Yaratıcı, rahîmdir (çok esirgeyicidir) nice nefîsler Allah’ın bir rahmeti sayesinde kötülüklerden kaçınarak masumane bir hâlde yaşamaya kaadir olur. Bütün bu başarılar, Allah Teâlâ’nın bir lûtf ve merhameti neticesidir.

§ Diğer bir yoruma göre bu iki âyeti celile, Mısır Âzizi’nin eşine ait itiraf ı ifade etmektedir. Zelihâ, bir özür dileme maksadıyle demiş oluyordu ki: Ben şimdi itiraf ediyorum, vaktiyle kusur bende olmuştu. Artık Hz. Yûsuf bilsin ki, ben şimdi onun gıyabında ona hainlik etmiş, onu yalanlamış bulunmuyorum, benim ona eğilim göstermiş olduğumu söylüyorum. Gerçek durum neden ibâret ise onu itiraf etmiş bulunuyorum. Onun hakkında vaktiyle yapmış olduğum hileden, aleyhte söylemiş bulunduğum lâkırdıdan dolayı kendimi temize çıkarmıyorum. Kötülüğü emreden nefis, insanı kötülüğe sevkeder. Ancak Hz. Yûsufun nefsi gibi ilâhî rahmet sayesinde günahsızlığa kavuşan nefisler müstesnâ, onlardan öyle fenalıklar meydana gelmez. Böyle kusurları bilip itiraf etmek, ondan tevbe edip af dilemek ahlâkî bir fazilet eseri olduğu için övülmüştür.

54. Ve hükümdar dedi ki: Onu bana getirin, onu kendime tahsis edeyim. Vaktaki onunla konuştu Dedi ki: Şüphesiz sen bizim yanımızda makam sahibi ve güvenilir birisin.

54. Bu mübârek âyetler de masumiyet ve fazileti sâbit olan Hz. Yûsuf’u Mısır hükümdarının yanına alarak kendisini yüksek bir makama, ve selâhiyete eriştirdiğini bildiriyor. Ve Hz. Yûsufun güzel hareketlerine bir mükâfat olmak üzere kendisine Allah tarafından bir lûtuf olmak üzere Mısır’da öyle yüksek bir makam, geniş bir selâhiyet ihsanbuyurulmuş olduğunu beyân buyuruyor ve imân ile takva sahiplerinin daha nice uhrevî nimetlere kavuşacaklarını müjdelemektedir. Şöyle ki: Nihayet Hz. Yûsufun beraati, yüce mertebesi tamamen anlaşılmış oldu, onun haksız yere zindana atılmış olduğu hükümdarca da anlaşıldı, (ve hükümdar) Reyyan (dedi ki onu) Hz. Yusufu (bana getirin) o muhterem zâtı (kendime tahsis edeyim) onu benim özel danışmanlanından kılayım. Artık kendilerine böyle emir edilen kimseler zindana geldiler, Hz. Yûsuf’u zindandan çıkararak hükümdarın sarayına götürdüler (Ne zaman ki) hükümdar (onunla) Hz. Yûsuf ile (konuştu) onunla sohbete başladı. Veyahut Hz. Yûsuf, hükümdar ile konuştu, hükümdar, o temiz yaratılışlı zât ile konuşmasından çok haz duydu. Rüyasını ona yeniden yorumlattırdı. (Dedi ki: Şüphesiz sen bizim yanımızda makam sahibi ve güvenilir birisin) sen pek doğru, emin bir zâtsın, ülkemizin idaresi hakkında görüşün nedir?. Bize bildir.

55. Hz. Yûsuf’da dedi ki: Beni yurdun hazineleri üzerine tayin et, muhakkak ki, ben çok iyi korurum, bu işi bilirim.

55. Bunun üzerine Hz. Yûsuf da (dedi ki: Beni yurdun hazineleri üzerine tayin et) Mısır’ın arazisine, mallarına, ürünlerine ben bakayım (ve muhakkak ki, ben çok iyi korurum) Memleketin servetini, ekonomisini güzelce idareye, korumaya güç yetiririm ve ben (bu işi bilirim) yurdun nasıl idare edileceği ve bütün halkın menfaatlerine nasıl çalışılacağı konusunda tam bilgi sahibiyim.

§ Yûsuf Aleyhisselâm, o yörede büyük iktisadî hâdiselerin meydana geleceğini ilâhî vahiy yoluyla ve görülen rüyanın işaretiyle bilmiş idi, kendisi ise yaratılıştan pek büyük bir zekâya, idare kabiliyetine sahip bulunuyordu. Artık öyle müşkil ve buhranlı zamanlarda ıslah etmeye kudreti olan bir zâtın halkın işlerini idare etmesi bir insanlık görevidir. Özelliklekıtlık ve pahalılığa tutulacak bir topluluk hakkında lâzım gelen tedbirleri güzelce almaya güç yetiren bir zâtın bu vazifeyi üslenmesi aklen pek güzeldir. İnsanlık hakkında bir merhamet icabıdır. İşte bu gibi sebeplerden dolayı idi ki, Hz. Yûsuf, Mısır’da öyle bir mevkle tâyin edilmesini istemişti. Özellikle kendisi Yüce bir Peygamber olduğundan insanlığa bu şekilde de iyilikte bulunmayı uygun görmüştü.

56. Ve öylece Yûsuf için o yerde bir makam, bir selâhiyet verdik. Oradan dilediği yerde ikâmet eder idi. Biz dilediğimize rahmetimizi nasib ederiz. Ve iyilik edenlerin mükâfatını zâyi etmeyiz.

56. Bu sırada maliye bakanı Kıtmîr ölmüş, eşi Zelihâ da dul kalmıştır. Mısır hükümdarı tarafından Mısır maliye bakanlığına Hz. Yûsuf tâyin edilmiş, Zelihâ da Hz. Yûsuf’e nikâh edilerek onun eşi olmak şerefine kavuşmuştu. Kısacası artık Hz. Yûsuf çileden kurtulmuş, Allah’ın yardımıyla rahata ermişti. Şüphe yok ki, bunlar birer Allah’ın lûtfunun eseri idi, hükümdarlar vesâire ise bu hususta birer âlet, birer görünür sebeplerden ibâret bulunmuştu. İşte bu hususa işaret için Cenab’ı Hak buyuruyor ki: (Ve öylece) Zindandan kurtardığımız gibi (Yûsuf için o yerde) Mısır diyarında (bir mevki) yüksek bir kudret (bir selâhiyet verdik) onu pek iyi bir idare sahibi kıldık (oradan dilediği yerde ikâmet eder idi) yani: O ülke sanki yalnız onun bir ikametgâhı olmuştu. Bir insan kendi evinde nasıl tasarruflarda bulunabilirse o da Mısır da öyle tasarrufta bulunabiliyordu. (Biz dilediğimize merhametimizi nasib ederiz) yani: Ben Kerem Sahibi Yaratıcı, dilediğim kullarıma dünyada da âhirette de rahmetimi, lûtf ve ihsanımı tahsis ederim (ve iyilik edenlerin) ihsan sahiplerinin (mükâfatını zâyetmeyiz.) Ya hemen veya daha sonra kendilerine kavuştururuz. Çünki lâyık olanların mükâfatını zâyetmek, ya acizlikten veyacehâletden veya cimrilikten doğar. Bu gibi hallerin hepsi de Allah Teâlâ’nın hakkında imkânsızdır, o bilicidir, kerem sahibidir, kudretlidir Yüce Yaratıcıdır. Buna inancımız tamdır. İşte Hz. Yûsuf de lâyık olduğu mükâfata kavuşmuştur. Bu muhterem zât maliye bakanı olunca rüyanın tâbirine göre hareket etmişti. Mısır’ın yedi sene içindeki ürünlerin! güzelce elde etmiş, lüzumundan fazlasını saklatmış idi. Bilahara meydana gelen yedi kıtlık senesi içinde de o saklanılan ürünleri her tarafa bir intizam dairesinde dağıtmaya başlamşıtı. Şam, Ken’an beldelerinden Mısır’a müracaat edenlere de bir usul dairesinde zahire vermek lûtfunda bulunmuştu, bir intizam dairesinde fazla ve noksan harcamadan sakınarak pek adilce ve iktisatlı bir tarzda idareye devam etmiş, çevresini fazla darlıklardan, üzüntülerden kurtarmayı başarmıştır.

57. Ve elbette ki, imân eden ve takvaya devam edip duran kimseler için âhiretin mükâfatı daha hayırlıdır.

57. Allah Teâlâ Hazretleri, Yûsuf Aleyhisselâm’ın daha gençliğinden beri pek takva sahibi, pek güzel davranan, şerefli bir zât olduğuna işaret için de buyuruyor ki: (Ve) Şüphe yok (elbetdeki, imân etmiş) Allah’ın birliğini tasdik eylemiş (ve tekvaya devam edip duran) günahlardan, kötü şeylerden kaçınmaya devam edip durmuş (kimseler için âhiretin mükâfatı daha büyüktür.) Her türlü dünyevî nimetlerin üstündedir. İşte Hz. Yûsuf da olgun bir mümin, gerçek takva sahibi olup, özellikle peygamberlik şerefini taşıdığı için o dünyada mükâfatlara erdiği gibi âhiret âleminde de daha mükemmel, ebedî mükâfatlara, ilâhî lütuflara elbetdeki kavuşacaktır. Bu, bütün insanlık için en güzel, en kutsî bir teşviktir. Artık ebedî mükâfatlara kavuşmak isteyenler için imâna sarılmaları, takvadan ayrılmamaları pek gereklidir.

58. Ve Yûsufun kardeşleri geldi, hemen onun huzuruna girdiler. Derhal onları tanıdı. Onlar ise onu tanımıyorlardı.

58. Bu mübârek âyetler, Hz. Yûsuf ile kardeşlerinin Mısır’daki görüşmelerini ve Hz. Yûsufun onları tanıyıp onların Hz. Yûsuf’u tanıyamadıklarını bildiryor. Ve Hz. Yûsufun kardeşlerine güzelce muamele yapıp yiyecek verdiğini ve diğer bir kardeşlerini de Mısır’a getirmelerini teklif edip aksi takdirde kendilerine artık yiyecek vermiyeceğini bildirmiş olduğunu, kardeşlerinin de bu isteğe uyduklarını beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Hz. Yûsufun yorumu üzere Mısır’da yedi sene pek bolluk olmuş, fazla yiyecekler saklanılmıştı sonra yedi senede bir darlık başlamış, yağmurlar yağmamış, ekinler olmamış, her taraf bir sıkıntı İçinde kalmıştı. Dışardan birçok kimseler Mısır’a geliyorlar, Hz. Yûsuf vasıtasiyle belirli miktarda yiyecek alabiliyorlardı. İşte bu sırada Hz. Yakub’un bulunduğu Şam hududundaki Filistin = Ken’an diyarında da kıtlık ve pahalılık yüz göstermişti. Artık Hz. Yakub’un oğulları (ve) Hz. Yûsufun baba bir (kardeşleri) olan on zât, erzak almak için Mısıra (geldi) maksadlarını arzetmek üzere (hemen onun) Hz. Yûsufun (huzuruna girdiler) ihtiyaçlarını bildirdiler, Hz. Yûsuf da (derhâl onları tanıdı) Hz. Yûsuf, kendisinin kuvvetli anlayışı ve kardeşlerinin şekil ve huy bakımından değişikliğe uğramamış olmaları sebebiyle onların kimler olduğunda aslâ tereddütde bulunmadı (onlar ise) o kardeşleri ise (onu) Hz. Yusufu (inkâr ediciler idi) yani onu tanıyamadılar, onun Hz. Yûsuf olduğuna aslâ ihtimâl veremediler. Çünki o zindana atıldığı zaman pek genç idi, ve İbni Abbas Hazretlerinden rivayete göre o zindana atıldığı tarihten itibaren kırk sene geçmişti ve şimdi ise yüksek bir makamda bulunduğundan kendisine sıkıca bakılmasına sosyal terbiye müsaade etmezdi. Maamafih Hz. Yûsufun artık vefat etmiş olduğunu da kardeşlerizannediyorlardı.

59. Ve onların yüklerini hazırlayıp tanzim edince dedi ki: Bana siz baba bir kardeşinizi getiriniz. Görmüyor musunuz ki, ben ölçeği tamam ölçüyorum ve ben misafir kabul edenlerin en hayırlısıyım.

59. Hz. Yûsuf, Mısır’da biriktirilen erzâkı bir oran dahilinde dağıtıyordu. Dışardan gelen her şahıs için bir deve yükünden fazla yiyecek vermiyordu. Binaenaleyh kardeşleri de on kişi olduğundan onlara da o oranda yiyecek verilmesini emretdi. Maamafih onların pederleri ve onun yanında kalmış diğer bir kardeşleri adına da bu defa bir fazla yardım olarak yiyecek vermişti. (Ve onların yüklerini hazırlayıp tanzim edince) de yani: Onlara verilecek erzâkı temin edip hazırlayınca da onlara (dedi ki:) siz pederinizin yanında kalmış “Bünyamin” adında bir kardeşinizin bulunduğunu söylüyorsunuz, onun için de ileride yine erzak verilmesi için (bana siz) o söylediğiniz (baba bir kardeşinizi) de tekrar gelince (getiriniz) ki, size tekrar erzak verelim. (Görmüyor musunuz ki, ben ölçeği) nüfus başına fazla ve noksan olmaksızın (tam ölçüyorum) bizim idaremizde böyle bir intizam vardır. (Ve ben misafir kabul edenlerin en hayırlısıyım) dışardan gelenlere her türlü iyilikte, kolaylık gösterekte bulunuyorum. Gerçekten de, Hz. Yûsuf, kardeşlerini de o müddet içinde misafir olarak kabul etmiş, kendilerine güzelce muamelede ve ziyâfetlerde bulunmuştu.

§ “Cihaz”; lûgatte birşeyi hazırlamaktır ve insanın hâlini, idaresini islâh eden şeydir ve gelin için, misafir için veya ölü için lâzım gelen şeydir. “Techiz” de böyle bir malı hazırlamaktan ibâretdir.

60. İmdi onu bana getirmezseniz artık benim yanımda sizin için bir kile bile hububat yoktur ve bana yaklaşmayınız.

60. Hz. Yûsuf, şöle de buyurdu: İşte bizim nasıl iyi kötü iş yapmakta bulunduğumuzu görüp anladınız (İmdi onu) o kardeşiniz! (bana getirmez iseniz artık) benden bir yardım beklemeyiniz (benim yanımda sizin için bir kile) miktarı bile erzak (yoktur) size hiçbir yardım yapılanıayacaktır. (Ve bana yaklaşmayınız) gelip bana müracaatda bulunmayınız, bizim ülkemize girmeyiniz, bizden artık lûtf ve ihsan beklemeyiniz. Hz. Yûsufun bu hitabeleri birer teşvik ve korkutma mahiyetinde bulunuyordu.