HİCR SURESİ

61. Vaktaki, gönderilmiş olanlar, Lût’un ailesine geldiler.

61. Bu mübarek âyetler de, Hz. İbrahim’in yanından ayrılan meleklerin Hz. Lût’un yanına gelip aralarında cereyan eden konuşmayı bildirmektedir. Lût Aleyhisselâm ile ona tâbiolanların alacakları vaziyeti, kavminin de nasıl köklerini kazıyan bir azaba uğrayacaklarını şöylece ihtar buyurmaktadır. (Vaktaki) Allah tarafından (gönderilmiş olanlar) o melekler topluluğu Hz. İbrahim’in yanından ayrılıp (Lût’un ailesine geldiler) Hz. Lût’un inkârcı olan kavmini helâk etmek, ona tâbi olanları da selâmete ulaştırmak için gelip Lût Aleyhisselâm ile görüştüler.

62. Lût Aleyhisselâm dedi ki: Muhakkak siz, tanınmayan bir topluluksunuz.

62. Hz. Lût, o gelen gurubu genç, güzel yüzlü, kendince tanınmayan insanlar şeklinde görünce korktu, onlara hitaben (dedi ki: Muhakkak siz) bence (tanınmayan bir gurupsunuz) ben sizi tanımıyorum, ne gibi bir maksatla gelmiş bulunuyorsunuz?. Lût Aleyhisselâm, ahlâksız kavminin bu genç topluluğa musallat olabilecekleri endişesiyle de böyle bir beyanda bulunmuştu.

63. Onlar da dediler ki: Hayır, biz sana onların kendisinde şüphe etmekte oldukları şey ile geldik.

63. Onlar da, o melekler de kendi vazifelerini anlatarak (dediler ki: Hayır) biz sence tanınmaz kalacak değiliz. Biz Allah tarafından gönderilmiş kimseleriz (biz sana) yardım için geldik (onların) o kavminin inkâr ettikleri ve (kendisinde şüphe etmekte oldukları şey ile geldik) yani: O kavmin seni yalanladıkları azap ile gelerek onları köklerinden koparıp atacak bir helâke uğratacağızdır.

64. Ve sana hak ile geldik ve şüphe yok ki, biz elbette doğru söyleyenleriz.

64. (Ve) o melekler de dediler ki: Ey Lût Aleyhisselâm!. Biz (sana hak ile geldik) kendisinde şüphe edilemiyecek bir hakikatta geldik, kesinlikle sâbit, şüpheye mahal olmayan bir haber ile geldik ki, o da o kavmin katiyyen azaba uğrayacağını haber vermekten ibarettir, (ve şüphe yok ki, biz elbette doğrusöyleyenlerdeniz) bu sana haber verdiğimiz şey, dosdoğru olarak meydana çıkacaktır.

65. Artık aile fertlerini gecenin bir kısmında yürüt yola çıkar sen de arkalarını takibet ve sizden hiç biri ardına dönüp bakmasın ve emir olunduğunuz tarafa geçip gidiniz.

65. (Artık) Ey Hz. Lût!. Bu yurtta durma (aile fertlerini) sana tâbi olanları (gecenin bir kısmında yürüt) yola çıkar (sen de arkalarını takibet) onların arkalarından yürüyerek onların durumlarını öğren, onları sür’atle yola şevket. (Ve sizden hiç biri ardına dönüp bakmasın) yürümesine devam etsin. Tâki, geride kalan kavmin başlarına gelecek müthiş felâketi görüp büyük bir korkuya bir kalbî heyecana kapılmasın ve o kavim ile bir bağı kalmasın (ve) Ey Lût Aleyhisselâm! Allah tarafından Cibril’i Emin vasıtasiyle (emr olunduğunuz tarafa geçip gidiniz) ki, o da İbni Abbas Hazretlerinin beyanına göre Şamî şeriftir. O tarafın Ürdün veya Mısır olduğu da rivâyet edilmektedir.

66. Ve ona Hz. Lût’a şu emri katiyyen vahyettik ki, onların ardı sabaha çıkacakları vakit elbette kesilmiş olacaktır.

66. (Ve ona) Hz. Lût’a (şu emri katiyyen vahyettik ki) ona bildirmiş olduk ki, (onların) o inkârcı olan kavmin (arkaları sabaha çıkacakları vakit) sabah vaktinin hemen ortaya çıkması anında (elbette kesilmiş olacaktır.) Onlar “İsti’sâl” yoluyla yani: Kökünden koparılmış geriye hiçbir ferdi bırakılmamış bir şekilde helâk olup gideçeHlerdir. Bütün bunlar küfrün birer müthiş cezası!.

67. Ve şehir ahalisi birbirini müjdeliyerek geldiler.

67. Bu mübarek âyetler de Hz. Lût’un misafirlerine karşı yanına giden kavminin çirkince bir eğilimde bulunmuş olduklarını bildiriyor. Ve Lût Aleyhisselâm’ın talep ve tavsiyelerine rağmen kavminin o zatı kendiişlerine müdahaleden menetmeye cür’et göstermiş bulunduklarını beyan buyuruyor. Şöyle ki: Hazret-i İbrahim’in yanından ayrılmış olan ve insan şeklinde görünen melekler, Lût Aleyhisselâm’ın ikametgâhına, yani: kavminin beldelerinden olan “Şezum” şehrine gelince bundan o şehir ahalisi haberdar oldular. (Ve) o (şehir ahalisi birbirini müjdeliyerek) Hz. Lût’un yanına (geldiler) öyle güzel genç zatlara musallat olak hayaliyle sevinçlerini açığa vurdular.

68. Hazret-i Lût dedi ki: Şüphe yok, onlar benim misafirlerimdir. Artık beni rezil etmeyin.

68. Hz. Lût, o kötü ruhlu şahısların böyle koşup geldiklerini görünce (dedi ki: Şüphe yok, onlar benim misafirlerimdir.) Misafirleri korumak, onlara ikram etmek, onların haklarında saygıya aykırı hareketlerden kaçınmak bir mühim vazifedir. (artık) o misafirlerime karşı bir ihanette, bir kötü muamelede bulunmak cür’etini göstererek (beni rezil etmeyin) benim için utanmayı, mahçup olmayı gerektireçek bir harekette bulunmayın,böyle bir hareket, insanlığın karakterine tamamen aykırıdır.

69. Ve Allah’tan korkun ve beni utandırmayın.

69. (Ve) Lût Aleyhisselâm bu uyarısını kuvvetlendirmek için şunu da ilâve buyurdu ki: Ey kavmim!. O misafirlerin haklarına tecavüz hususunda (Allah’tan korkun) onlara karşı kötü muameleye cür’et göstermeyin (ve beni utandırmayın) onlara karşı kötülük eğiliminde bulunarak beni zillete, sefilliğe, üzüntü ve kedere uğratmış olmayın.

70. Kavmi de dediler ki: Biz seni âlemlerin işine karışmak dan men etmiş değil mi idik?

70. Hz. Lût’un bu uyansma rağmen kavmi de (dediler ki:) Ey Lût!. (Biz seni elâlemin) işine karışmak (dan) veya bizi bu gibi gelen misafirlere saldırmaktan veya bu gibi kendilerine saldıracağımız misafirleri evinekabul eylemeden (men etmiş değimli idik?.) Neden şimdi bizim işimize karışıyorsun, bizi bu misafirlere tecavüzden menetmek istiyorsun?.

71. Hazret-i Lût da dedi ki: İşte onlar benim kızlarımdır. Eğer siz evlilik yapacak kimseler iseniz.

71. Lût Aleyhisselâm da o cür’etkâr kavme (dedi ki: işte onlar) bu kavmin kadınları (benim kızlarımdır) çünkü her ümmet, kendi Peygamberinin mânen evlâdı durumundadır. Onların erkekleri, o Peygamberin mânen oğulları, kızları da yine mânen kızları mevkiindedir. Hz. Lût, âdeta demek istemişti ki, işte bu kadınlar, benim mânen kızlarımdır, bunlar ile evleniniz, nefsinizin eğilimlerini tatmin ediniz, öyle misafirlere saldırıda bulunmayınız. (Eğer siz) Ey kavmim!. Evlilik (yapacak) veya sözümü tutacak veya nefsanî eğilimleri tatmin etmek istiyecek (kimseler iseniz) böyle tavsiye ettiğim yolda hareket ediniz öyle haram, edepsizce hareketlere cür’et göstermeyiniz.

72. Ömrüne andolsun ki, şüphe yok onlar kendi sarhoşlukları içinde şaşırıp duran kimseler idi.

72. Bu mübarek âyetler, Lût kavminin büyük bir şaşkınlık içinde bulunmuş olduğunu ve onların sabahleyin helâke uğrayıp yurtlarının alt üst bulunduğunu bildiriyor. Ve bu yurt harâbelerinin hâlâ ibret nazarlarına çarpıp durduğunu ve bu olayın müminler için bir ibret vesilesi teşkil ettiğini beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Yüce Resûlüm!, (ömrüne andolsun ki, şüphe yok onlar) o cahil, gafil kavim (kendi sarhoşlukları içinde) akıllarını gidermiş olan pek şiddetli bir gaflet içinde (şaşırıp duran kimseler idi) şaşkın bir halde yaşıyorlardı artık onlar, kendilerine verilen nasihatlere, Hz. Lût’un uyarılarına iltifat edecek bir kabiliyette bulunmuyorlardı.

§ Melekler, Hz. Lût’a böyle bir hitaptabulunmuşlardı. Onun ömrüne yemin etmekle peygamberlik makamının yüceliğine işarette bulunmuş oluyorlardı. Diğer bir görüşe göre de bu yemin, Allah tarafından meleklerin lisaniyle bizim Peygamberimizin mübarek ömrüne yönelik bulunmuştur. Bu da Peygamberimizin Allah katında yaratıkların en üstünü olduğuna işaret etmektedir. Başkalarının ömrüne ise kasem olunamaz.

73. Artık onları güneşin doğma vaktine girdikleri sırada o korkunç ses tutuverdi.

73. (Artık onları) o Lût kavmini (güneşin doğuş vaktine girdikleri sırada) güneşin doğmaya başladığı bir anda (o ses tutuverdi) pek büyük, korkunç bir azap sesi yakaladı Denilmiştir ki: Bu sesi çıkaran Cibril’i Emin idi.

74. Hemen onların üstünü altına getirdik ve onların üzerlerine balçıktan yapılmış taşlar yağdırdık.

74. Bu ses üzerine (hemen onların) o kavmin beldelerinin (üstünü altına getirdik) o beldeler yukarıya kaldırılıp tersine olarak yere atılmış bulundu. (Ve onların) o beldeler ahalisinin azaplarını şiddetlendirmek için (üzerlerine balçıktan) ateş ile pişirilmiş çamurdan (yapılmış taşlar yağdırdık) onlar böyle üç çeşit azaba uğratıldı. Bu azapların birinci çeşidi: Korkunç bir ses idi, ikincisi, yurtlarının altüst olması idi, üçüncüsü de üzerlerine taşların yağıdırılmış bulunması idi.

75. Şüphe yok ki, bunda düşünceli kimseler için elbette ibretler vardır.

75. (Şüphe yok ki, bunda) bu Lût kavmine ait kıssada, o üç çeşit azapta (düşünceli) hadiselere ibret nazariyle bakan (kimseler için elbette) Allah Teâlâ’nın birliğine, O’nun kudret ve yüceliğine O’nun dinine muhalefet edenlerin ne müthiş cezalara çarpılmış olduğuna dair (ibretler var) artık bunları düşünüp de uyanık bulunmaya, hakka muhalefetten kaçınmaya çalışılmalıdır.

§ Mütevessim: Lûgatte, bezenmiş, kıyafeti düzgün kişi demektir. Bundan maksat, bir şeyin vasıflarını güzelce düşünerek onun işaret ettiği şeyi anlamaya muvaffak olan zatdır. Çoğulu, “mütevessimin” dir.

76. Ve şüphe yok ki, o bir sâbit yoldur.

76. (Ve şüphe yok ki, o) o helâk olan Lût kavminin beldeleri (bir sabit yoldur.) Henüz izleri silinmemiştir. Hicaz ile Şam yolu üzerinde bulunmaktadır. Oradan yolculuk edenler o beldelerin harabelerin! görmektedirler. Artık bunlar birer ibret nümunesi değil midir?.

77. Muhakkak ki, bunda müminler için elbette bir ibret vardır.

77. Evet.. (Muhakkak ki, bunda) bu pek büyük hâdisede, bu felâkete yol açan değişiklikte (müminler için elbette bir ibret vardır.) Cenab’ı Hak’ka imân Peygamberleri tasdik eden zatlar, bu tarihî, ibret verici manzaralardan hâdiselerden yararlanır, uyanık bir tarzda yaşarlar. Fakat öyle bir imân ve tasdik nimetinden mahrum kalan bedbaht kimseler ise bu gibi fecî hadiseleri normal bir şey sanarlar, bunları astronomik hareketlere, yıldızların bitişmelerine yommlarlar, bu gibi uyanma vesilesi olan olayları güzelce düşünüp uyanmak kabiliyetinde bulunmazlar. Halbuki: Bu kâinattaki her hâdise, kudret ve yüceliğe sahip, bir Yüce Yaratıcının eseridir. Her biri bir hikmet ve menfaate dayanmaktadır. Uyanık bir ruha sahip olanlar elbetteki, bana takdir eder, tasdikte bulunurlar. Bunun aksini iddia edenler de ergeç lâyık oldukları cezalara kavuşacaklardır. “Lût Aleyhisselâm’ın kıssası için” Sûre-i HiKrun izahına da bakınız!.

78. Ve şüphe yok ki, Eyke ahalisi de elbette zalimler idi.

78. Bu mübarek âyetler de Şuayb ve Sâlih Aleyhimesselâmı inkâr eden kavimlerinin kötü hareketlerini ve bu kavimlerin başlarına gelen müthiş ilâhî azabı nazarı dik-katlere şöylecesunuyor. (Ve şüphe yok ki Eyke) yani Filistin ile Hicaz arasında bulunan sık ağaçlı bir kasaba (ahalisi de) soyca ve yaratılış itibariyle (zalimler idi) kendilerine Peygamber gönderilmiş olan Şuayb Aleyhisselâm’a muhalefet ederek inkârcı ve zalimce hareketlerine devam edip durmuşlardı.

79. Artık onlardan da intikam aldık ve şüphe yok ki, ikisi de elbette apaçık öndedirler.

79. (Artık) Lût kavminden olduğu gibi (onlardan) da (intikam aldık) hepsini de helâk ettik. Rivayete göre yedi gün kadar şiddetli sıcak bir hava içinde kalmışlar, sonra ortaya çıkan bir siyah bulutun altında toplanmışlar, o buluttan yağan bir ateş ile helâk olup gitmişlerdir. (Ve şüphe yok ki, ikisi de) Lût kavminin harap olan beldeleriyle bu kavmin Eyke denilen kasabası veyahut Hazret-i Şuayb’in Peygamber gönderilmiş olduğu Medyen ile bu Eyke yurdu (elbette apaçık öndedîrler) bunlar birer açık yol halinde olup o civardan geçenlerin nazarı dikkatlerine çarpıp durmaktadırlar.

80. And olsun ki Hicr ahalisi de Peygamberleri yalanladılar.

80. (And olsun ki,) muhakkak ki (Hicr halkı da) Medine’i Münevvere ile Şam arasında bulunan, Hicr adındaki bir vâdide ikamet etmiş olan Semut kavmi de (Peygamberlerini yalanlamışlardı) kendilerine Peygamber gönderilmiş olan Sâlih Aleyhisselâm’ı ve onu inkâr etmekle diğer Peygamberleri de inkâr etmiş, Dini ilâhîyi kabulden kaçınmış bulunuyorlardı. Çünkü Peygamberlerden her hangi birini inkâr, hepsini de inkâr demektir. Mamaafih, Tefsiri Kebirde denildiği üzere bu kavim, belki berâhime tâifesinden olup bütün Peygamberleri inkâr etmişlerdi.

81. Ve onlara âyetlerimizi vermiş idik de onlardan yüz çevirici olmuşlardı.

81. (Ve onlara) o Hicr Ahalisine peygamberleriSâlih Aleyhisselâm vasıtasıyla (âyetlerimizi vermiştik de) yani: O Yüce Peygamber, Cenab-ı Hak’kın büyüklüğünün ve kudretinin eseri olarak onlara birçok mucizeler göstermişti, kısacası, taştan büyük deve çıkması gibi ve onun sütünün bir kabileye kâfi derecede çok olması gibi hârikalar göstermeyi başarmıştı. Buna rağmen o kavim, (onlardan) o mucizelerden, hârikalardan (yüz çevirici olmuşlardı) onlara iltifat etmemiş, onlara bir insaflı göz ile bakmamış, yine tefekkürden mahrum kalarak küfürlerinde devam edip durmuşlardı.

82. Ve onlar emniyet içinde olarak dağlardan evler yontar olmuşlardı.

82. (Ve onlar) o Semûd kavmi (emniyet içinde olarak) yıkılma korkusundan, hırsızların musallat olmasından emin oldukları halde (dağlardan evler yontar olmuşlardı) kendilerine öyle kaleler gibi sağlam ikametgâhlar meydana getirmişlerdi. Fakat bu gibi şeyler, onları Allah’ın azabından kurtaracak mı idi?. Ne yazık ki hayır!

83. Sonra onları sabahladıkları an o korkunç ses yakalamış oldu.

83. (Sonra onları) o inkârcı kavmi (sabahladıkları an) bir sabah vakti hemen (o ses) azap sesi (yakalamış oldu) hepsi de helâk olup gitti.

84. Artık o kazanmakta oldukları şeyler kendilerini kurtaramadı.

84. (Artık o kazana geldikleri şeyler) öyle yapmış oldukları sağlam binalar, kazanmış oldukları birçok servetler, (kendilerini kurtaramadı) kendilerinden o felâketi, o lâyık oldukları ilâhî azabı def edemez bulundu.

§ Geçmiş ümmetlere ait olan bu kıssalar bizler için bir uyanma vesilesi, Resûl-i Ekrem Efendimiz hakkında da bir teselli mahiyetinde bulunmaktadır. Çünkü yüce Peygamber, öncekiPeygamberlere de ümmetlerinin ne kadar muhalif cephe almış olduklarını öğrenince kendi zamanındaki inkârcıların, beyinsizlerin hallerine karşı sabır ve tahammülü kolaylaşmış olur.

§ Hazret-i Cabir Radiallahü anhtan şöyle rivayet edilmiştir: Resûl-i Ekrem ile beraber Hicr vadisinden geçerken bize buyurdu ki: Nefislerine zulüm etmiş olanların ikametgâhlarına girmeyiniz, onlara dokunmuş olan azabın sizlere de dokunmasından sakınınız, meğer ki ağlayıcılar olarak giresiniz. Bununla işaret buyurulmuş oluyor ki, zalimlerin Allah’ın gazabına uğramış kimselerin kendilerine değil, yurtlarına bile yaklaşmak, tehlikeden uzak değildir.

85. Ve gökleri ve yeri ve aralarında olanları yaratmadık, ancak hak ile yarattık ve kıyamet anı da elbette gelecektir. Artık onlara güzel muamele et.

85. Bu mübarek âyetler, kâinatın yaratıcının pek yüksek vasıflarını kudret eserlerini bildiriyor, Resûl-i Ekrem’in affetmek ve bağışlamakla emrolunduğunu gösteriyor ve Yüce Peygamberimize pek yüce olan ilâhî Kitabın ihsan buyurulmuş olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve gökleri) o yüksek âlemleri, onlardaki yüksek parlak cisimleri (ve yeri) yer yüzünü, bundaki nice faydalı, hoş, muhtelif varlıkları (ve aralarında olanları) bulutları, rüzgârları, suları ve diğer mahlûkatı (yaratmadık) boş yere var etmedik (ancak hak ile yarattık) var ettik. Bütün bu gök ve yerdeki âlemlerin varlıkları, yaratılışları bir gerçeği ifade etmektedir, bir hikmet ve menfaata dayanmaktadır. Cenab-ı Hak’kın muvaffak ettiği kulları, bunları güzelce düşünerek o Yüce Yaratıcı’yı birlemeye ve kutsamaya devam eder. (Ve kıyamet anı da elbette gelecektir) bu koskoca kâinatı yaratmış olan hikmet sahibi yaratıcı, elbette kıyameti vücude getirmeğe de fazlasiyle kadirdir. Artık o vakit herkesdünyadaki amellerinin mükâfat ve cezasına kavuşacaktır. (Artık) Yüce Resûlüm!. Sen üzülme, inkârcıların hallerinden pek müteessir olma (sen) o gibi kimselerden (güzel bir kaçınmakla kaçın) onlardan üzüntülü bir şekilde yüz çevirme, onlardan intikam almayı acele etme, onlara karşı sabır et, af ve kerem ile muamelede bulun, İşte Resûl-i Ekrem Hazretleri, kavmini ıslâh ve irşat için böyle pek yumuşakça, hikmetlice hareketlerde bulunmakla emrolunmuştu. Binaenaleyh bu ilâhî emrin kılıç ayeti ile yürürlükten kaldırıldığını iddiaya lüzum yoktur.

86. Şüphe yok ki, senin Rabbindir hakkıyla yaratan, pek iyi bilen ancak o’dur.

86. Ve ey Yüce Resûl!. (Şüphe yok ki, senin Rabbindir) seni mükemmellik derecesine eriştiren, bütün mahlûkatı yaratıp besleyen Yüce Mabudundur (hakkıyla bilen) senin de, ümmetinin de durumlarını bilen, bütün kâinat olaylarını ilmiyle kuşatan ve (pek yaratıcı olan) bütün sizleri de ve diğer mahlûkatı da vücude getiren (ancak o’dur) o Kerim ve Yüce olan Rab’bindir. Binaenaleyh o’na karşı hiçbir şey gizli kalamaz, o Yüce Yaratıcı, sizi de sizin fiil ve sözlerinizi de yaratıp vücude getirmektedir. Artık o’na işlerinizi havale ediniz, onun emirlerine itaatten ayrılmayınız, onun yolundaki cihadları da, dinin yayılmasına yönelik çalışmaları da, af ve bağış ile yapılacak muameleleri de tamamen bilir, onları mükâfatsız bırakmaz.

87. Mukaddes zatıma and olsun ki, sana tekrarlanan yediyi Fatiha sûresini ve büyük Kur’ân’ı verdik.

87. Ve ey Yaratıkların en üstünü olan Yüce Resûlüm!, (kutsal zatıma and olsun ki) azamet ve kudretimle (sana tekrarlanan yediyi) yani: Her namazda tekrar tekrar okunan veya iki defa nâzil olan veyahut yarısı ilâhî övgüyü, diğer yarısı da dua ve niyâzı kapsayan ve yedi âyeti içeren Fatiha Sûre-i celilesini (ve büyükKur’an’ı) bütün semavî kitapların güzelliklerini toplayan ve dünyevî uhrevî selâmet ve saadete kefil olan Yüce Kur’an’ın tamamını sana bir hususî bir lütuf olarak (verdik) Yüce katımdan Cibril-i Emin vasıtasiyle sana inzâl etmekte oldum, seni böyle eşsiz bir yüce nimete nail kıldım. Artık bunun yanında fanî, dünyevî nimetlerin, varlıkların ne kıymeti olabilir?.

88. Sakın onlardan bazı sınıfları faydalandırmış olduğumuz şeylere iki gözünü dikme ve onlara karşı üzülme ve müminler için kanatlarını indir.

88. Bu mübarek âyetler, Peygamberlik gibi büyük bir nimete kavuşan Yüce Peygamberimizin bazı gurupların elde etmiş oldukları dünyevî, fanî varlıklara yönelmeyeceğini ve onların inkârcı hallerinden dolayı üzüntülü olmasına lüzum bulunmadığını ve müminleri her zaman korumakla emrolunduğunu bildirmektedir. Ve Yüce Resûlün dinsizleri ilâhî azap ile korkutur olduğunu ve Kur’an-ı Kerim’in hükümlerini bölmek ve değiştirmek isteyenlerin, bütün inkârcıların her yaptıkları şeylerden dolayı büyük bir uhrevî mes’uliyete uğrayacaklarını ihtar buyurmaktır. Şöyle ki: Ey yüce Peygamber!. (Sakın onlardan) o kâfirlerden (bazı sınıfları) bir takım gurupları bu dünyada (faidelendirmiş olduğumuz şeylere) fâni, dünyevî varlıklara, süslere, yaldızlı maddelere (İki gözünü dikme) onlara iltifat edip bakma, senin sahip olduğun yüce, ebedî devlet ve saadet yanında, özelikle sana verilmiş olan semavî kitab karşısında o gibi çabucak yok olan, anlam ifade etmeyen şeylerin ne ehemmiyeti olabilir?. (Ve onlara) öyle dünyevî faideleri elde ettikleri halde şükrünü yerine getirmeyen ink-ârcılara (karşı üzülme) onlar kendilerine yaptığın hayrı tavsiye edici emirlere, tav-siyelere muhalefette bulunurlarsa, kendi iradelerini kötüye kullanarak kendilerini ebedî azabauğratırlarsa, sen mâzursun, onlardan dolayı üzüntüye kapılma, kendilerine iltifatta bulunma. (Ve) sen ancak (müminler için) sana tâbi olan, İslâmiyet’i kabul etmiş bulunan topluluklara karşı (kanatlarını indir) onlar için tevazu göster, merhametle muamelede bulun, onların imanlarından dolayı kalben mutlu ol.

89. Ve de ki: Ben, şüphesiz ben sizi azabı ilâhî ile apaçık korkutucuyum.

89. (Ve) Yüce Resûlüm!. Seni tasdik etmeyen inkârcılara (de ki: ben şüphesiz ben) İmân etmediğiniz takdirde üzerinize inecek ilâhî bir azab ile sizi (apaçık korkutucuyum) öyle müthiş bir azaba tutulacağınızı size bildirmekle emrolundum.

90. Nitekim o azabı, taksimcilerin üzerlerine indirmiştik.

90. (Nitekim) o azabı (taksimcilerin) yani: İslâmiyeti kabulden insanları alıkoymak için aralarında iş bölümü yapmış olanların (üzerine indirmiştik) onları helâk etmiştik.

91. O kimseler in üzerine ki, Kur’an’ı bölüm ayırmışlardır.

91. Evet.. O azabı (o kimseler) in üzerine indirmiştik (ki) onlar (Kur’an’ı taksime uğratmak istemişlerdi) o ilâhî kitabın hükümlerini parça parça etmek cüretinde bulunmuşlardı.

§ Rivayete göre müşriklerin reislerinden olan “Velid ibnü’l-Muğire” hac mevsiminde kırka yakın veya oniki şahsı Mekke’nin yollarına taksim etmişti. Bu şahıslar, Mekke’ye etraftan gelen hacılar ile görüşüyor, Hazreti Peygamber aleyhinde lâkırdılarda bulunuyor, sakın onun sözlerine inanmayınız, o mecnûndur diyorlardı. İşte bu herifler; hac için Mekke-i Mükerremeye gelen zatlara Kur’an’ı Kerim aleyhinde de konuşmada bulunuyorlardı. O apaçık kitabın âyetlerini parçalamak istiyorlardı. O âyetler, birer sihirdir, bireriftiradır, birer şiirden, evvelkilerin masallarından ibarettir, diyorlardı. Bu herifler nihayet Bedir gazvesinde helâk olup ilâhî azaba kavuşmuşlardı. Bunların uhrevî azapları ise elbette daha pek müthiştir. Artık İslâmiyet’i, ilâhî hükümleri küçümsemeye ve değiştirmeye cür’et edenler, bu pek müthiş azabı düşünsünler!. Diğer bir görüşe göre de ilâhî kitabı taksime uğratanlardan maksat kitap ehli denilen Yahudiler ile Hıristiyanlardır. Bunlar Tevrat’ı, İncil’i taksime uğratmışlardır. işlerine gelen âyetleri kabul etmiş, işlerine gelmiyenleri bozmuş ve değiştirmişlerdir. Bunlar Kur’an-ı Kerim’i de parçalamak isterler, bir kısım beyanatını inkâra çalışırlar, tamamını ilâhî bir kitab olarak kabul etmezler. İşte bu gibi inkarcılar, vakit vakit birçok felâketlere uğramışlardır ve en büyük azaplara da ahirette uğrayacaklardır.

§ İdîn, kelimesi, bir şeyin parçası manâsına olan “İ’de lâfzmın çoğuludur ki, dağılmış, parakende olmuş şeyler demektir.

92. İmdi Rabbine andolsun ki, elbette onlara, hepsine soracağızdır.

92. Evet.. O gibi inkarcılar, kendilerini büyük bir mes’uliyete uğratmışlardır. (İmdi) Ey Yüce Resûl!. Onların o hallerine bakıp da fazla üzülme (Rab’bine andolsun ki) mukaddes zatıma yemin ederim ki, (elbette onlara) o inkârcılara, o ilâhî kitabı parça parça etmek isteyen kâfirlerin (hepsine) kıyamet günü de (soracağız) onları kınamak ve azarlamak için büyük bir sorgulamaya, muhakemeye tâbi tutacağızdır.

93. Bütün yapmakta olduklarından.

93. Evet.. Topyekün onları dünyada iken (bütün yapmakta olduklarından) ahirette suale tâbi tutacağızdır. Onları kâfirce cür’etlerinden dolayı ilâhî kitabı parçalamak istediklerinden dolayı ve bütün bu gibi çirkin hallerindendolayı mahkûm edeceğiz ve sonsuz azaba uğratacağız. Artık onlar bu pek korkunç akibeti beklesin-leri. “Şu da bilinmektedir ki: Ahret günleri sonsuzdur. Bütün insanlar ve cinler ahirette belirli bir müddet suale ve cevaba maruz kalmıyacaklar, bunu bekleyeceklerdir. Bu bekleyiş de bir çeşit azaptır.

İşte: İşte o gün insana da cine de günahı sorulmaz. (Rahman, 55/39) âyeti kerimesi bunu bildirmektedir.

Fakat diğer bir müddetle de bütün bunlar sorgulamaya tâbi tutulacaklardır.

İşbu kavli celili de ihtar buyurmaktadır.

94. Artık sen emr olunduğun şeyi ortaya koy ve müşrik olanlara aldırış etme

94. Bu mübarek âyetler, Resûl-i Ekrem Hazretlerinin İslâm dinini yaymak ve ortaya çıkarmakla ve müşriklerin alaycı durumlarına iltifat etmemekle mükellef bulunmuş olduğunu bildiriyor. Ve o alay edenlerin yakın zamanda ne gibi felâketlere uğrayacaklarını ihtar ediyor. Peygamberimizin de hayatta bulundukça hamd ve tesbihe, müslüman topluluk ile beraber kulluk secdesine devam etmekle mükellef bulunmuş olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Yüce Resûl!. (Artık sen emir olunduğun şeyi) Allah tarafından tebliğ etmekle emrolunduğun dinî hükümleri tam bir metanetle (ortaya koy) o hükümlerin lüzumunu, yüceliğini ümmetine karşı açıkla, yaymaya çalış (ve müşrik olanlara aldırışetme) onların kınamasına, alay etmesine aldırış etme, sen yine herkesi bir güzel tarzda irşat ve ikaza devam lûtfunda bulun.

95. Şüphe yok ki, biz o alay edenlere karşı sana yeteriz.

95. (Şüphe yok ki, biz) ben Yüce Yaratıcı!, kudret ve azametimle (o alay edenlere) Peygamberlik makamına karşı o alaycı tarzda tavır almak basitliğini gösteren dinsizlere (karşı sana yeteriz) senin intikamını onlardan alırız, onları yaptıkları fenalıkların cezasına uğratırız.

96. Onlar ki; Allah Teâlâ ile beraber başka tanrı edinirler. Artık yakında bileceklerdir.

96. (Onlar ki) öyle alaycı kâfirler ve benzerleri ki (Allah Teâlâ ile beraber başka tanrı edinirler) Allah’ın birliği apaçık iken onu tasdik etmezlerde bir takım mahlukata da tanrılık isnâdından geri durmazlar (artık) öyle müşrikler (yakında bileceklerdir) ne kadar bâtıl bir inançta bulunmuş olduklarını ve dünyada da, ahirette de nasıl birer felâkete, azaba uğrayacaklarını anlıyacaklardır. Fakat bu anlayışın artık kendilerine bir faidesi olmayacaktır.

§ Rivayete göre Kureyş kabilesi reislerinden müşrik olan beş herif Resûl-i Ekrem ile alay etmeye pek fazla cür’et göstermekte bulunmuşlardı. Bunlar “Velid ibnü’l-Muğire”, “As İbni Vail”, “Adiy Bin Kays”, “Esved İbni Abdülmuttalip”, “Esved İbni Abdi Yağûs” adındaki kimseler idi. Bunların her biri az sonra Cibril’i Emin’in birer işaretiyle birer felâkete uğrayarak helâk olmuşlardır. Bu âyet-i Kerimenin bu husustaki haberi öylece gerçekleşmiştir.

97. Andolsun ki, biliyoruz, söyledikleri şeyden dolayı senin göğsün muhakkak ki, daralıyor.

97. (Andolsun ki biliriz) Yüce katımda gerçekleşmiştir ki Habibim!. -Ya MuhammedAleyhisselâm- sen o alaycı kâfirlerin (söyledikleri şeyden) onların o alaylarından, o Kur’an’ı Kerim’i inkâr etmelerinden (dolayı senin göğsün muhakkâk ki, darlaşıyor) onların o rezilce hallerinden dolayı bir üzüntü içinde kalıyorsun. Çünkü öyle dinsizliklere, terbiyesiz hareketlere karşı temiz ruhlu zatların kaben muztarip, müteessir olmaları insanlığın yaratılışı gereğidir. Fakat Yüce Resûlüm!. Sen yine sabır ve sebattan ayrılma.

98. Sen hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.

98. (Sen) Ey Resûl-i Ekrem!, (hemen Rab’binî hamd ile tesbih et) o Yüce Yaratıcıyı noksan sıfatlardan tenzihe devamda bulun (ve secde edenlerden ol) namaza, niyaza devam edip Cenab-ı Hak’tan kalp huzuru ve fetih temennisinden geri durma. Çünkü insan bu sayede ruhen ferah olur, vicdanı aydınlanır, ilâhî yardımlara muvaffak bulunur. Artık öyle bir takım dinsizlerin varlığından, alaycı hareketlerinden fazla üzüntüye gerek yoktur.

99. Ve sana ölüm gelinceye değin Rabbine ibadet et.

99. (Ve) Ey Yüce Resûl!. (Sana ölüm gelinceye değin) hayatta bulundukça her vakiTİRabbîne ibadet et) onunla kalbini rahatlat, ilâhî feyizlere mazhar olarak yaşa.

§ Ölüme “yakîn” denilmiştir. Çünkü ölüm, kesin olan bir emirdir. Mutlaka meydana gelecektir. Ebedî hayata göre bu düya hayatı pek geçicidir ve nihayet bulacağı kesin olarak bilinmektedir. Bu yakîndan maksat, itikat bakımından bir yakın değildir. Çünkü o yakın zaten Resûlullah’ta en kuvvetli, âdeta açık bir şekilde mevcut idi. Onunla beraber ahirete irtihal edinceye kadar kulluk vazifelerini yerine getirmeye çalışmış, Mescid-i Saadette ashab-ı kiramına namaz kıldırmaya devam etmişti. Öyle peygamberliği kavuştuğu mucizeler ile desteklenen yüce bir Peygamberi de bir şek veşüphe alameti bulunamaz ki, kendisine itikad bakımından yakin gelinceye kadar ibadetle mükellef olsun da o yakin gelince bu teklif kendisinden düşmüş bulunsun. Bunu hiçbir akıllı insan iddia edemez. Artık ibadet zevkinden mahrum olan, kulluk vazifesinden kaçan bir takım cahiller, bu yakın tabirini yanlış telakki etmiş olabilirler. Onlara göre Cenab-ı Hak’kın varlığına yakînen inanan, diğer bir ifadeyle kendilerinde “fenafillâh” durumu tecelli edenlerden ibadet ve itaatla mükellefiyet düşer tasavvuf vesaire namına böyle iftiracı bir iddia ise pek büyük bir cehaletten, bir zındıklıktan başka bir şey değildir. Bütün Kur’ânî beyanlar bunun hilâfına açıkça şahittir. Bütün insanlık ve bilhassa bütün Peygamberler hayatta bulundukça Cenab-ı Hak’ka ibadetle görevlendirilmişlerdir.

Yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti. (Meryem, 19/31) âyeti celilesi de bunu göstermektedir.

Velhâsıl: Resûlullah Efendimiz itikaden fevkalâde bir yakini haiz iken yine ahirete irtihâl edinceye kadar bütün kulluk vazifelerini yerine getirmeye devam etmişti. O Yüce peygamber’e yönelik olan bir ibadet ve itaate devam emri, onun bütün ümmetine de doğal olarak yönelik bulunmuştur. Binaenaleyh onun ümmetinin fertlerinden bulunan her mükellef insan için de lâzımdır ki, hayatta bulundukça Yüce Ma’buda ibadette bulunmaya devam etsin, hayatının bir anını bile boş yere zâyetmesin, Cenab’ı Hak’ka hamdü senâdan, Allah’ın lütfunu istemekten geri kalmasın, İnsan ancak bu sayede ebedî selâmet ve saadetini temine muvaffak olmuş olur. Ve Yardım Allah’tandır.

Yorum Bırakın