HAKKA SURESİ

39. Ve göremez olduğunuza da yemin ederim.

39. (Ve göremez olduğunuza da) Bütün görünmez şeylere de, meselâ: Bütün ruhlara da, veya bütün bâtınî nîmetlere de veya, âhiret hayatına da, veyâhut ilâh olan zâta da yemîn ederim, artık kesin olarak biliniz.

40. Şüphe yok ki, O Kur’an Kerim olan bir Peygamberin tebliğ ettiği bir sözdür.

40. (Şüphe yok ki: O) Beyanı hikmet olan Kur’an (kerîm olan bir peygamberin) Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın sizlere ilâhî kitap olarak teblîğ ettiği (bir kelâmdır.) o bir ilâhî vahye
dayanmaktadır. Hz. Peygamber de onu size okuyup bildirmeğe memurdur.

41. Ve o bir şair sözü değildir. Siz pek az şeye inanıyorsunuz…

41. (Ve o) İlâhî Kelâm hâşâ (bir şair sözü değildir.) onu size teblîğ eden Hz. Muhammed, şiir ile iştigâlden yücedir, ve hiçbir şiir, o ilâhî sözdeki belâgat ve yüceliğe sâhip olamaz, (siz pek az şeye inanıyorsunuz!.) Kur’an-ı Kerim’in mahiyetini güzelce düşünemiyorsunuz, bâzı beyanatını hakikate uygun gördüğünüz hâlde bir çok beyanatını anlayıp tasdîk etmiyorsunuz veya siz bâzı âyetlere kalben inandığınız hâlde, az sonra, o inancınızdan dönüveriyorsunuz. Yâhut, siz hiç bir şeye inanmazsınız. Çünkü, Arap dilinde bâzen böyle az tâbiri, yok makamında kullanılmıştır.

42. Bir kâhinin sözü de değildir. Ne kadar az düşünüyorsunuz…

42. O hakikati beyan eden Kuran (Bir kâhinin sözü de değildir.) Kâhinler, bir takım müneccimlerdir ki: Yıldızlara dayanarak bir takım şeylerden haber verirler ki: O haberlerin ekserisi doğruluktan mahrûmdur, uydurma, zânna dayanan şeylerden ibarettir. Kur’an-ı Kerim’in beyanatı ise, hakikatin kendisidir, kâhin sözü olmadan yücedir, uzaktır. Ey o ilâhî kitap hakkında öyle boş iddialara cür’et eden inkârcılar!. Siz (ne kadar az düşünüyorsunuz!.) yâni: Siz doğru düşünmek özelliğinden mahrûm bulunuyorsunuz.

43. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

43. O Kur’an-ı Kerim, hâşâ ne şair sözüdür, ne de kâhin sözüdür. O sırf (âlemlerin Rab’bi tarafından) Son Peygamber olan Hz. Muhammed Aleyhisselâm’a Cibrîl-i Emîn vasıtası ile (indirilmiştir.) Teblîğ buyurulmuştur. Bir mukaddes ilâhî kelâmdan ibarettir.

44. Eğer O Peygamber faraza bâzı lakırdıları bize karşı bir iftira olarak söylemiş olsa idi:

44. İşte o Yüce Peygamberin kendi sözlerini Allah’a isnat etmemiş olduğunu kesin olarak beyan için Hak Teâlâ Hazretleri şöyle buyuruyor:
(Eğer o) Yüce Peygamber, diyelim, öyle inkârcıların iddiaları gibi (bâzı lâkırdıları) kendisinin bâzı kuruntularını (bize karşı bir iftira olarak söylemiş olsa idi) bunlar, Allah’ın kelâmıdır diyerek gerçeğe aykırı bir iddiada bulunsa idi.

45. Elbette ki: Onu sağ tarafından yakalardık.

45. (Elbette ki,) Ona aslâ imkân verilmezdi (onu sağ tarafîle yakalardık) yâhut onu kuvvet ve kudret ile tutarak hemen cezaya kavuştururduk.

46. Sonra O’ndan yürek damarını kesiverirdik.

46. (Sonra O’ndan yürek damarını kesiverirdik.) Yâni: Öyle gerçeğe aykırı bir iddiada bulunsa idi, onun ruhunu hemen gidererek kendisini helâke mâruz bırakmış olurduk.
“Vetîn” bir damardır ki: Kalpten çıkarak başla bitişir, buna şah damarı da denir, bu kesilince hayvan oluverir.

47. Artık sizden bir kimse de yoktur ki, ondan menediciler olabilsinler.

47. (Artık) Ey insanlar!. Öyle bir helâk etme takdirinde (sizde bir kimse de yoktur ki: Ondan) o cezayı tatbik etmekten bizi (menediciler olabilsinler.) Evet.. Bu engellemeye de hiç de bir mahlûk güç yetiremez.

48. Ve şüphe yok ki: O Kur’an ı Kerim takva sahipleri için el bette bir öğüttür.

48. (Ve şüphe yok ki: O) Kur’an-ı Kerim (sakınanlar) Allâh-ü Teâlâ’nın azabından korkup emirlerine ve yasaklarına itaat ve inkıyat edenler için (elbette bir öğüttür.) onlardır ki: O Kur’an-ı Kerim’i düşünüp tefekkür ederek ondan hakkiyle faydalanırlar.

49. Ve muhakkak ki, biz elbette biliriz, şüphe yok ki, sizden tekzîb edenler vardır.

49. (Ve muhakkak ki: Biz elbette biliriz.) Yâni: bir olan zâtıma kesin olarak malûmdur. Ey insanlar!. (Şüphe yok ki: Sizden tekzîb edenler vardır.) Kur’an-ı Kerim’i tasdîk edenler olduğu gibi bir kısım inkâr edenler de vardır. Artık tasdik edenler, mükâfatlara nâil olacakları gibi inkâr edenler de, lâyık oldukları azaplara er geç kavuşacaklardır. Bu âkıbeti iyice düşününüz…

50. Ve muhakkak ki, O Kur’an-ı Kerim elbette kâfirlerin üzerlerine bir hasrettir.

50. (Ve muhakkak ki, o) Kur’an-ı Kerim (elbette kâfirlerin üzerlerine bir hasrettir.) onlar yarın âhirette tasdik edenlerin mükâfata, inkâr edenlerin de cezaya kavuştuklarını görünce pişmanlıklarda bulunacaklardır, üzüntüler içinde kalacaklardır. Ne yazık ki: Artık pişmanlıkları, kendilerine bir fâide veremeyecektir.

51. Ve şüphe yok ki. O, kuşkusuz, gerçek bir hakikattir.

51. (Ve şüphe yok ki, o) Kur’an-ı Kerim (kuşkusuz gerçek bir hakikattir.) kesin olarak sâbit bir emrdir. Başkalarının uydurması olmayıp ancak Allah tarafından ehl-i imâna ihsân buyrulmuş olan bir mukaddes kelâmdır.

52. Artık o Yüce Rabbin ismiyle tesbihe devam et.

52. (Artık) Ey Yüce Resûl!, (o ulu Rab’bin ismîle) onun mukaddes ismini zikrederek o kerem sâhibi Mâbudu (tesbîhde) onu takdîse, bütün noksanlardan yüce tutmaya (devam et) seni peygamberlik şerefine nâil kılmış, seni ilâhî vahyine mazhar buyurmuş, senin şanını pek ziyade yükseltmiş olan yüce Mâbuduna dâima şükür ve övgüde bulun.

İşte Resûl-i Ekrem’e yönelik olan ilâhî emir onun ümmetine de, yöneliktir. Artık her müslüman için lâzımdır ki: İslâm şerefine nâiliyetinden dolayı Cenab-ı Hak’kı tesbîh ve takdîse devam etsin, ve kendisini öyle bir Peygamberin ümmetinden kılmış olduğu için Yüce Mâbuduna şükrân arzında bulunsun, o Yüce Peygamberi de dâima salât-ü selâm ile hatırlasın.
Yârabbi!. O mübârek Peygamberimize ve onun aile efradı ve Ashâbına dâima salât-ü selâm buyur, sana dâima hamd ve senada bulunuruz ey Yüce, Ulu Mâbudumuz!.

Yorum Bırakın