HAKKA SURESİ

26. Hesabımın da ne olduğunu bilmese idim.

26. Ve şöyle de temennîde bulunur, keşke ben (Hesabımın da ne olduğunu bilmese idim.) onları bilmeden dolayı da ayrıca ruhen azap çekip durmasa idim.

27. Keşke o ölüm hayatımı kesip bitirmiş olsa idi.

27. Ve yine der ki: (Keşke) Ölüm, dünyadaki hayattan mahrûmiyet, hayatını (kesip bitirmiş olsa idi.) şimdi bir daha yeniden hayata ererek bu kadar azaplara tutulmasa idim.

28. Malım bana bir fâide vermedi.

28. Ve diyecektir ki: Dünyadayken elde etmiş olduğum (Malım) servetim, maddî varlığım (bana bir fâide vermedi) beni bu âhiret azabından kurtarmaya yardım edecek bir mahiyette bulunmadı, boş yere mahvolup gitti.

29. Benim saltanatım mâlik olmam benden yok olup gitti.

29. Dünyadaki cimriliğinin cezasına uğrayan o şahıs şöyle de diyecektir: (Benim saltanatım) Kuvvetim, bir nice şeylere sâhip oluşum, insanlar üzerine tasallutum (benden yok olup gitti.) şimdi fakir, zelîl bir vaziyette kaldım.

30. Allah tarafından da denilecektir ki: Onu tutun da ellerini boynuna bağlayın.

30. Allah tarafından da zebânîlere emrolunacaktır ki: (Onu) O üzüntüler içinde kalan kâfiri (tutun da) ellerini boynuna zincirler ile (bağlayın) onu kımıldanamayacak bir hâle getirin.

31. Sonra cehenneme kavuşturun.

31. (Sonra) Onu (Cehenneme kavuşturan) o kâfiri sürükleyerek tutuşup durmakta olan Cehennemden başka bir yere götürmeyin.

32. Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincir içinde olarak onu sevk edin.

32. (Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan) Bütün vücudunu kaplayacak bulunan (bir zincir içinde olarak onu) o inkârcıyı cehenneme (sevk edin) onun o ateşîn yere tam bir zilletle atıverin.

33. Muhakkak ki, o: Yüce olan Allah’a iman etmez idi.

33. (Muhakkak o) Cehenneme sevk edilecek şahıs dünyada iken küfür içinde yaşıyordu (Yüce olan Allah’a îman etmez idi.) Allah’ın birliğini ilâhî kudreti tasdîkte bulunmazdı, kulluk vazîfelerini îfaya çalışmazdı.

34. Ve yoksullara yemek verilmesine teşvikte bulunmazdı.

34. (Ve yoksullara yemek verilmesine) yemek yedirmede bulunmasına başkalarını da (teşvikte bulunmazdı) kendisi malından fakirlere bir şey vermediği gibi başkalarını da men’e çalışırdı, bir kimseyi bir iyiliğe teşvik etmek istemezdi. Halbuki, kendi ihtiyaçlarından fazla bir mala sâhip olanlar, fakirlere, zaiflere yardım etmekle mükelleftirler. Bu ilâhî beyanda delâlet vardır ki: Kâfirler de bu gibi furuattan olan vazîfeler ile mükellef bulunmaktadırlar. Bunlara riâyet etmemelerinden dolayı da ayrıca cezalanacaklardır.

35. Artık onun için burada bir şefkatli yakını yoktur.

35. (Artık onun için) O küfür için ölerek âhirete gitmiş olan şahıs için (Burada) bu kıyamet toplanmasında (bir şefkatli yakın yoktur.) o kendisini azaptan kurtarabilecek bir dosta, bir yardımcıya sâhip bulunmayacaktır. Bütün dostları, yakınları kendisinden kaçınacaklardır, onun yüzünden kendilerine bir zarar gelmesini düşünerek ondan kaçacaklardır.

36. Ve yemek de yoktur, kanlı irinden olan müstesnâ,

36. (Ve) O kâfir için âhirette (yemek de yoktur) temiz bir yemeğe nâil olamayacaktır. (kanlı irinden olan) yemek (müstesna) öyle kâfirlerin yiyecekleri şey, içecekleri su, ehl-i Cehennemin vücutlarından çıkan irinlerden, akan pis sulardan ibaret bulunacaktır.

37. Onu ise günahkârlardan başkası yemez.

37. (Onu ise) Öyle pis, kötü olan bir şeyi, ise (günahkârlardan) yâni: Kasden günahları işleyen, öyle kasten îfa edilen hatalar ile kuşatılmış bulunan inkârcı, müşrik kimselerden (başkası yemez) ancak o kâfirlerdir ki: O pis şeyleri yemek mecburiyetinde kalacaklardır. İşte Allâh-ü Teâlâ’yı ve O’nun muhterem Peygamberlerini tasdik etmeyen, ilâhî kitaplara inanmış bulunmayan kimselerin gelecekleri böyle pek vahimdir. Ebedî bir cehennemdir.

38. Artık yok, görür olduğunuza yemin ederim.

38. Bu mübârek âyetler, Kur’an-ı Kerim’in yüceliğini gösteriyor, onun bir şair, bir kâhin veya bir deli sözü olmayıp bir ilâhî söz olduğunu bildiriyor. Onu Hz. Peygamberin uydurup Cenab-ı Hak’ka isnat etmiş olmasını iddia eden inkârcıları reddediyor. Onun bir ilâhî kitap olup takva sâhipleri için bir kutsî öğüt olduğunu ve onu inkâra cür’et edenlerin de âhirette pişmanlıklara, hüsranlara mâruz kalacaklarını ihtar buyuruyor.

Kur’an-ı Kerîm’in sırf bir hakikat olduğunu, Resûl-i Ekrem’in de Hak Teâlâ Hazretlerini tesbîh ve takdîs ile mükellef bulunduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Kur’an-ı Kerim’in bir ilâhî kelâm olduğunu takdîr ve tasdîk etmeyenler!, (artık yok.) O sizin öyle yanlış anladığınız gibi değil… (görür olduğunuza yemîn ederim.) Bütün görünenlere, bütün gözlere çarpan varlıklara andolsun ki: Size bildireceğim hakikatin kendisidir.

Yorum Bırakın