HAKKA SURESİ

13. Vaktaki: Sûr’e bir üfürülme ile üfürülmüş olur.

13. Evet, Cenab-ı Hak herşeye kaadirdir, kâfirlerin azapları bu dünyada uğradıkları felâketlerden ibaret değildir. Onlar asıl kıyamet günü en müthiş azaplara uğrayacaklardır. (Vakta ki,) Bu dünyanın büsbütün virâneliğe dönmesi için (sûr’e bir üfürülme ile üfürülmüş olur.) İsrâfil Aleyhisselâm tarafından ilk üfleme meydana gelir.

14. Ve yer ve dağlar yerlerinden kaldırılmış ve birbirine bir çarpışla çarpmış, darmadağın olmuş bulunur.

14. (Ve yer ve dağlar) Zelzeleler ile, rüzgârlar ile veya melekler vasıtası ile (yerlerinden kaldırılmış) müthiş bir inkılâba mâruz kalmış (ve) yerdeki dağlar vesâire (birbirine bir çarpışla çarpmış, darmadağın olmuş bulunur.) öyle pek korkunç bir hâdise yüz gösterir.
“Dek” Vurmak, çarpmak, parça parça etmek mânâsınadır.

15. İşte o günde o kıyamet meydana gelmiş olur.

15. (İşte o günde) O müthiş hâdiselerin ortaya çıkması zamanında (kıyamet kopmuş olur.) o kâfirlerin inkâr ettikleri ceza günü meydana çıkmış bulunur.

16. Ve gök yarılmıştır, artık o, o günde pek zaiftir.

16. (Ve) O günün şiddetine bakınız ki: O günde
(gök yarılmıştır.) zaif düşmüş, parçalanmıştır, (artık o) Gök kubbesi bile o kadar kuvvet ve sağlamlığına rağmen (o günde) o kıyamet anında (pek zaittir) artık o müthiş günü düşünerek titreme lâzım gelmez mi?.

O günü inkâr edenler, kendilerini pek büyük bir felâkete aday kılmış oldukları hâlde bundan hiç haberleri yoktur. Ne kadar üzülecek bir hâlet-i ruhiye..
“Vahiye” zaif düşmüş, âciz bulunmuş, yarılmış sukut etmiş demektir.

17. Ve melek zümresi onun çevresindedir ve Rabbin arşını başları üzerinde sekiz melek yüklenir.

17. (Ve melek) Zümresi (onun) göğün ve bir görüşe göre yeryüzünün (çevresindedir.) Yâni: Semâ parçalanınca, semâda bulunan melekler, o parçaların veya yeryüzünün etrafında bulunurlar, etrafa bakarlar. Bir aralık onlar da hayatı terk ederler, sonra onları Yüce Yaratıcı Hazretleri tekrar hayata nâil buyurur.

(Ve) O vakit (Rab’bin arşını başları üzerinde) yâhut göğün çevresinde bulunan meleklerin üstünde olarak (sekiz melek yüklenir) İbn-i Abbas Radiyallâh-ü Anh’tan rivâyet olunduğuna göre bu sekiz melekten maksat, meleklerden sekiz sınıftır, onların adedini Allâh-ü Teâlâ’dan başkası bilmez. Melek cins isimdir, insan lâfzı gibi bire de, birden çoğa da ihtimâli vardır.

Arşın Cenab-ı Hak’ka izafe edilmesi, Kâbe-i Mükerreme’nin Beytullah diye yâd edilmesi gibidir ki: O makamların sırf mânen yüksekliklerine Allah katındaki makbuliyetlerine işaret içindir veya Allah’ın yüceliğini, hâkimiyetini temsil kabilindendir. Yoksa Kâbe-i Muazzama, hâşâ Cenab-ı Hak’kın bir ikâmetgâhı olmadığı gibi Arşürrahmân da Allâh-ü Teâlâ’nın bir oturma makamı değildir.

O Yüce Yaratıcı, kadîmdir, zamana, mekâna ihtiyaçtan uzaktır. Arşı da, onu taşıyan melekleri de yaratmış olan ancak Allâh-ü Teâlâ Hazretleridir.

Bu meselelerin geniş bilgisi Allah’ın ilmine havale ederiz.
“Erca” etraf, havali, etraflar mânâsınadır.

18. O gün arz olunacaksınızdır, sizden hiçbir gizli şey, gizli kalmaz.

18. Bu mübârek âyetler, bütün insanların kıyamet gününde hesaba tâbi olup dünyadaki amellerinin kendilerine bildirileceğini ihtar ediyor. Amel defterleri sağ taraflarından verilecek olan zâtların zevk ve ferahlık içinde kalacaklarını ve onların bu hesap gününün geleceğine inanmış olduklarını bildiriyor. Artık onların meyveleri pek bolca olan yüksek bağlar, bostanlar da tam bir zevk ile yaşayacaklarını müjdeliyor.

Ve kendilerine dünyadaki amellerinin mükâfatı olmak üzere kemâl-i afiyetle bol bol nîmetlenmeleri emr olunacağı beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey insanlar… (O gün) O kıyamet zamanında hesap için Allâh-ü Teâlâ’nın mânevî huzuruna (arz olunacaksınızdır.) sizin dünyadaki amellerinizin neticesini size bildirmek için hakkınızda böyle bir muamele yapılacaktır. Artık o gün (sizde hiç bir gizli şey, gizli kalmaz) o gün hiçbir kimseye karşı dünyadaki fiil ve tavırlarınız gizli kalmayarak ortaya çıkar. Gerçekten Yüce Allah kullarının bütün amel ve fikirlerini tamamen bilicidir, kullarını böyle bir hesaba tâbi tutması ise ilâhî adâletinin tecellîsi içindir ve herkesin yaptıklarını göstererek bir mâzeret ileri sürmelerine imkân kalmaması içindir.

19. Artık kime ki: Kitabı sağ tarafından verilmiş olur, der ki: Alınız kitabımı okuyunuz.

19. (Artık) O hesap neticesinde (kime ki: Kitabı sağ tarafından verilmiş olur) kendisinin kurtuluşa erenlerden olduğunu anlamış bulunur, tam bir zevk ve ferahlık ile (der ki: Alınız kitabımı okuyunuz) ne kadar büyük sevinç sebebi olan bir amel defteri bulunuyor.

20. Şüphe yok, ben zannetmiştim ki, ben muhakkak hesabıma uğrayacağım.

20. Şöyle de der: (Şüphe yok, ben zannetmiştim) Daha dünyada iken bilmiş bulunuyorum (ki: Ben muhakkak hesabıma uğrayacağım.) her hâlde kıyamet, haktır, hesap ve kitap vardır, işte o kanaatının neticesi, böyle kolay bir hesap ile ilâhî lütuflara nâil olmaktan ibaret bulundu.

21. İmdi o, hoşnut olduğu bir yaşayıştadır.

21. (İmdi o) Kitabı sağ tarafından verilen mutlu zât (hoşnut) vaziyetinden râzı, çok memnun (olduğu bir yaşayıştandır) onun bu nâil olduğu nîmet; ebedîdir, her türlü zahmetten, külfetten uzaktır. Sâhibini sürekli olarak zevklendirir. Ferahlığa boğacak bir mahiyettedir.

22. Bir yüksek Cennet içindedir.

22. Evet.. O mutlu zât artık (Bir yüksek cennet içindedir.) mekân ve mekânet itibarı ile pek yüce bir ebedîlik bağı içinde zevk edip durmaktadır.

23. Toplanacak meyveleri pek yakındır.

23. Öyle ki: O cennetin, o bağ ve bahçenin (Toplanacak meyveleri pek yakındır) pek lezîz, latîf meyveleri kolaylıkla elde edilecek bir vaziyettedir. Sâhibi onlardan bol bol yer, lezzet alır, ferahlıklar içinde yaşar durur.

24. Afiyetle yiyin ve için. Geçmiş günlerde takdim etmiş olduğumuz şeylerin mükâfatı olarak.

24. Artık o gibi kurtuluşa eren zâtlara Allah tarafından en büyük bir iltifat olmak üzere hitap edilerek buyurulur ki: Ey Cennete girmiş olan kullarım!. Bu cennetlerde (afiyetle) güzel, lezîz şeylerden (yiyin ve için) zevk alın, bütün bu nîmetler, size (geçmiş günlerde) dünya âleminde (takdim etmiş olduğunuz şeylerin) güzel amellerin, ve itaatin (mükâfat olarak) Allah tarafından ihsân buyurulmuştur, ne büyük bir iltifat!. Ne mutluca bir yaşayış!. Cenab-ı Hak cümlemize nasîb buyursun. Âmin.

25. Fakat o kimseye ki, kitabı sol tarafından verilmiş olur, o da der ki: Keşke kitabım bana verilmemiş olsa idi.

25. Bu mübârek âyetler de kıyamet gününde kitapları sol taraflarından verilecek olan kâfirlerin o zaman ne kadar pişmanlıklarda bulunacaklarını, ne kadar müthiş azaplara tutulacaklarını ihtar ediyor. Onların o dinsizlikleri, insanlık merhametinden mahrûm olmaları sebebiyle öyle Cehennem azaplarını hak etmiş, kendi kötü amellerinin cezasına kavuşmuş olacaklarını beyan buyurmaktadır.

Şöyle ki: (Fakat o kimseye) o kâfir olan şahsa (ki; kitabı) amel defteri (sol tarafından verilmiş olur) o sâbitede yazılmış olan pek çirkin amellerini anlamış bulunur. Artık o da tam bir üzüntü ile (dert ki, keşke kitabını bana verilmemiş olsa idi.) şimdi o kadar çirkin hâllerimden haberdar bulunmasa idim.

Yorum Bırakın