RAHMAN SURESİ

26. Onun üzerinde bulunan herkes fânidir.

26. Bu mübârek âyetler de Yüce Yaratıcıdan başka bütün varlıkların yok olmaya mâruz bulunduklarını bildiriyor. Bütün mahlûkatın muhtaç oldukları şeyleri o Yüce Yaratıcıdan taleb eder olduklarını haber veriyor. Ve bütün insan ve cin’in yakında bir muhasebeye tâbi tutulacaklarını ihtar ediyor. Afv ve keremine ilticâ edilecek olan o Kerem Sâhibi Rab’binizin nîmetlerini inkâra imkân bulunmadığına işâret buyurmaktadır. Şöyle ki: (Onun üzerinde bulunan) Yeryüzünde yaşayan (herkes fânidir) hiçbir mahlûk bu dünyada ebedî bir biçimde yaşayacak değildir. İnsanlar da, cinler de tamamen öleceklerdir. Bilâhare Allah’ın kudreti ile yeniden hayata kavuşup âhiret âlemine sevk edileceklerdir, orada hak ettikleri âkıbete kavuşacaklardır.

27. Celâl ve ikram sahibi olan Rabbinin zâtı ise bâki kalacaktır.

27. (Celâl ve ikram sâhibi olan) Tasavvurların üstünde büyüklük ve ululuk sâhibi ve lûtf ile, ihsân ile vasıflanmış bulunan (Rab’binin zâtı ise bâki kalacaktır.) onun mukaddes zâtı, ezelidir ve ebedîdir, fânilikten yücedir. Yerde ve gökte bulunan her hayat sâhibi ise bir gün yok olmaya mâruz kalacaktır. Tekrar vücuda gelmesi de yine ilâhî takdir ile vuk’u bulacaktır.

28. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?

28. (Artık Rab’binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Bütün bu kâinattaki ilâhî tasarruflar birer hikmete ve kullarına âid birer menfaate, birer mühim gayeye dayanmaktadır. Bir kere hayat büyük bir nîmettir, bundan istifâde edenler, dünyalarını da, âhiretlerini de temin etmiş olurlar, ölüm de, mü’minler hakkında büyük bir nîmettir. Ölümü göz önüne alan mütefekkir insanlar, daha hayatta iken ebedî geleceklerini düşünüp temine çalışırlar ve özellikle îman ile, sâlih ameller ile ölüp âhirete gidenler dünyanın fânî varlığından kurtularak ebedî bir hayata, bir saadete nâil bulunurlar. Artık bu ölüm, o gibi zâtlar hakkında pek büyük bir ilâhî nîmetten ibârettir. Evet..

“Halk ölüm sandığını sanma ölüm ey Hakkı”
“İyd’i Ekber’dir o kim sanma mematım geldi”

Velhâsıl: Kerem Sâhibi Rab’bimizin hiçbir nîmetini inkâr câiz olamaz.

29. Göklerde ve yerde her kim var ise O’ndan dilerler. O, her gün bir işdedir.

29. (göklerde ve yerde her kim var ise) Bütün melekler, insanlar, cinler (O’ndan) o Yüce Yaratıcıdan muhtaç oldukları, arzu ettikleri şeyleri (dilerler) talebte bulunurlar. Evet.. Bütün mahlûkat o Yüce Yaratıcıdan birer lisân-ı hâl ile veya söz ile veya her ikisi ile de birçok şeyler niyâz eder dururlar. Kısaca bir nice insanlar, cinler, afv ve mağrifet talebinde bulunurlar, melekler de mü’minler hakkında ilâhî mağrifetin tecellîsini niyâz ederler. (O) Yüce Yaratıcı ise (her gün bir iştedir.) Bir emrdedir. Şöyle ki: O âlemlerin Rabbi, mahlûkatını diriltir, öldürür, rızıklandırır, izzete veya zillete uğratır, sıhhatle veya hastalığa mâruz bırakır, servete veya ihtiyaca düşürür. Göklerde ve yerlerde bulunanların birçok taleblerini karşılar. Bütün bunlar, birer hikmeti kapsamakta ve Allah’ın işlerinden sayılmaktadırlar.

30. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?

30. (Artık Rab’binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) O Yüce mâbud ki, kendi kullarına öyle niyâzda bulunmalarına müsaade etmiştir, onların hikmet ve faydaya muvafık olan dualarını, istirhamlarını kabul buyurmaktadır. O hâlde o kerem, merhamet sâhibi olan Yaratıcımızın hangi bir lutf ve ihsânı inkâr edilebilir?.

31. Ey insan ve cin! Yakında sizin için teveccüh edeceğiz.

31. (Ey ins ve cin!. Yakında) Yâni kıyamet gününde (sizin için teveccüh edeceğiz.) yâni: Mahşer gününde hesabınızı görmek için sizlere yöneleceğiz, sizleri lâyık olduğunuz mükâfatlara ve cezalara kavuşturacağız, bu ilâhî ihtar da sizlerin hakkında bir ilâhî nîmettir ki, bunu düşünesiniz, uyanıp fiil ve davranışlarınızı tanzîme muvaffak olasınız.
“Sekaleyn” insanlar ile, cinlere verilmiş bir addır. Bunlar yeryüzünde bulunan diğer mahlûkata göre mükellefiyetleri itibariyle daha büyük bir varlığa sâhip oldukları için bu ünvânı almışlardır, veyahut bunlar, yeryüzüne hayatlarıyle ve ölümleriyle bir ağırlık vermekte oldukları için kendilerine böyle sekaleyn denilmiştir.

32. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?

32. (Artık) Ey insanlar ve cinler!. (Rab’binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) O Kerem Sâhibi Rab’binizin sizleri mükellef tutması, sizleri hesaba tâbi bulundurması da hakkınızda birer nîmettir, birer uyanma vesîlesidir, bunu takdir etmeyip de inkârda bulunmanız nasıl uygun olabilir?.

33. Ey cin ve insan cemaati! Eğer göklerin ve yerin çevrelerinden çıkıp gitmeğe gücünüz yeterse hemen çıkıp gidiniz. Hâlbuki bir kuvvet olmadıkça siz çıkıp gidemezsiniz.

33. Bu mübârek âyetler de kıyamet gününde hiçbir kimsenin kaçıp kendisini mesuliyetten kurtaramayacağını ve ehl-i Cehenneme gelecek âteşin ne kadar müthiş bulunduğunu ihtar ediyor. O günde semâ tabakalarının nasıl parçalanarak bir vaziyet alacağını bildiriyor. İnsanların ve cinlerin o gün bir müddet soruya tâbi tutulmayıp hayretler, dehşetler içinde kalacaklarına işârette bulunuyor. İşte kullarına bu gibi hakikatları lûtfen haber veren âlemlerin Rabbi’nin nîmetlerini inkâr imkânı bulunmadığını beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Yüce Yaratıcı Hazretleri şunu da ihtar buyuruyor: (Ey cin ve insan cemaati!.

Eğer göklerin ve yerin çevrelerinden çıkıp gitmeğe) Kaçıp kurtulmaya (gücünüz yeterse) hiç durmayınız (hemen çıkıp gidiniz) kendinizi Allah’ın azabından kurtarınız. Heyhât ki, bu ne mümkün!. (halbuki siz bir kuvvet olmadıkça) bir güç ve üstünlüğe sâhip bulunmadıkça (çıkıp gidemezsiniz) öyle bir kuvvet ve galibiyet ise sizin için ne arar!. Sizler böyle âciz olduğunuz hâlde o Yüce Yaratıcı, sizleri yine kusurlarınızdan dolayı hemen cezalandırmıyor, durumlarınızı ıslâha dâvet buyuruyor.

34. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?

34. (Artık Rab’binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Cenab-ı Hak’kın size böyle bir mühlet vermesi, sizi tevbe ve istiğfar ettiğiniz takdirde afv ve mağfiret buyuracağını vâ’d etmesi, ne mühim birer nîmettir. Bunların ne büyük bir ilâhî lütuf olduğu da nasıl inkâr edilebilir?.

35. Sizin üzerinize ateşten dumansız bir alev ve alevsiz bir duman gönderilir, artık yardımlaşamayacaksınızdır.

35. Bir kere düşünmelisiniz ki, eğer o Yüce mâbudunuza îman ve itaatta bulunmaz da inatçı bir vaziyet alır, küfr ve isyânda devam eder iseniz (Sizin üzerinize âteşten dumansız bir alev ve alevsiz bir duman gönderilir) kabirlerinizden çıkıp mahşere gönderildiğiniz zaman öyle çeşitli âteşin azaplara uğrarsınız (artık yardımlaşamazsınız) bâzınız bâzınıza yardım ederek o başınıza, gelen azapları ortadan kaldıramazsınız.

36. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?

36. (Artık Rab’binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Size akıl vermiştir, size uyanasınız diye o müthiş âkıbetleri haber veriyor, size verilen bu nasihatları kabul edebilecek bir yetenek de ihsân buyurmuştur. Bunları inkâr, hiç mümkün müdür?. Binaenaleyh bunları güzelce düşünmelidir ki, o gelecek azaptan kurtarılabilsin.

37. İşte o zaman ki: gök parçalanır da hemen kızıl deri gibi bir kül olmuş olur.

37. (İşte o zaman ki, gök parçalanır da hemen kızıl gibi bir kül olur.) Böyle garip bir vaziyet alır. Yâhut gök eriyerek yağlar gibi akıcı bir hâle gelir. O zaman ne kadar müthiş hâdiseler vücuda gelmiş olacaktır.
“Dıhan” kızıl deri ve zayıf yağmur ve çiçekten, yemişten vesâireden çıkarılan yağ mânasına olan “Dühn” kelimesinin çoğuludur.

38. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?

38. (Artık Rab’binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Geleceğe âid olan bu pek mühim hâdiseleri haber vermek, yetenekli olanları fenâlıklardan, sorumluluktan getirecek muamelelerden men ve engellemeye vesîle olacağı için böyle haberlerde birer ilâhî nîmettir ki, bunları da inkâr aslâ câiz olamaz.

Yorum Bırakın