RAHMAN SURESİ

13. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?

13. (Artık) Ey insan ve cin tâifleri (Rab’binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) o kerem sâhibi, lütuf edici olan Yaratıcımızın öyle sonsuz olan nîmetlerinden hangisini inkâr ederek nankörlükte bulunursunuz?. Böyle bir inkâr, pek büyük bir nankörlük değil midir?. Bunu takdir edemez misiniz?.

Bu âyet-i Kerîme, inkârcılara karşı büyük bir kınamayı içermektedir, ilâhî nîmetleri inkârın pek büyük bir rezâlet olduğuna işâret için ve insanların dikkatlerini Allah’ın nîmetine çekerek onları gafletten kurtarmak için otuz bir kere tekrar buyurulmuştur. Böyle bir tekrara edebiyatımızda “terci-i bend” deniliyor. Mühim bulunan mevzular, tekrar edilerek onunla enzar-ı dikkat çekilmiş bulunur.

“İlâ” ve “Elâ”: Nîmet, lütuf ve ihsân demektir. Çoğulu: “lâ”dır. Zahirî ve bâtınî nîmetlerin hepsini de kapsamaktadır. “Nâ, mâ” lâfzı da böyledir.

14. İnsanı pişmiş çamurdan yapılmış çanak gibi bir kurumuş, ses ve bir balçıktan yarattı.

14. Bu mübârek âyetler de ilâhî nîmetlerin bir kısmına dâir açıklamalarda bulunuyor, insanların ve cinlerin nelerden yaratılmış olduklarını bildiriyor. Doğu ve batı taraflarının birer ilâhî eser olduğunu haber veriyor, birçok kıymetli şeyleri sînesinde saklayan denizlerin ve onlarda akıp giden muazzam, gemilerin birer ilâhî nîmet olduğuna işâret ediyor ve bütün bu nîmetlerin inkâr edilemeyeceğini ihtar buyuruyor. Şöyle ki: O Yüce Yaratıcı (İnsanı) Âdem Aleyhisselâm’ı (pişmiş çamurdan yapılmış çanak gibi bir kurumuş, ses verir balçıktan yarattı.) öyle hayattan mahrum bir şeye insaniyet vererek onu hayat nîmetine nâil buyurdu, öyle bir yaratılış hârikası vasıtasiyle insanlık silsilesini vücuda getirmekte bulundu. “Selsal” kuru balçıkdır ki, kumla karışıp kurumuş olur ve kendisine el dokundukça ses verir. “Fehhar” da balçıktan yapılan çanak ve bardak demektir.

15. Cini de dumanı almayan halis bir ateş alevinden yarattı.

15. (Cini de) O garip mahiyetteki tâifeyi de veya onların ilk babalarını da (dumanı olmayan sade bir âteş alevinden yarattı.) o sûretle vücuda getirdi. “Mâric” dumansız, ışınlı sade âteş.

16. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?

16. (Artık Rab’binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Hiç gözlerinizin önünde parlayıp duran bu kadar ilâhî nîmetleri nasıl inkâra cür’et edebilirsiniz?. Siz bu nîmetleri hiç görmüyor musunuz?. Kendi varlığınızı da mı inkâr ediyorsunuz?.

17. İki doğunun Rabbi ve iki batının Rabbidir.

17. O Yüce Yaratıcı, (İki doğunun Rab’bi ve iki bâtının Rab’bidir.) yaz ve kısa âid doğuları ve batıları yaratmakta olan ancak o âlemlerin Rabbi’dir ki, o sâyede dört mevsim meydana geliyor, havalarda, mahsulatta ve diğer şeylerde değişiklikler ve çeşitlilikler meydana geliyor, yer yüzünde hayatı devam ettirmek mümkün oluyor.

18. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?

18. (Artık Rab’binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz) Bütün bu varlık âlemindeki değişiklikler, birer nîmettir, birer hikmet gereğidir. Bunların ehemmiyetleri, fâideleri de nasıl inkâr edilebilir?.

19. O iki denizi salıvermiştir, birbirine kavuşurlar.

19. O Hikmet Sâhibi Yaratıcı, (iki denizi) birbirine bitişik olan tatlı ve acı iki büyük denizi (salıvermiştir) onlar cereyan eder giderler (birbirine kavuşurlar) yeryüzünde birbirine temas ediverirler, görünüşe göre aralarında bir ayrılık yoktur. “Merc” göndermek ve karıştırmak demektir.

20. Aralarında bir engel vardır, birbirine tecavüz etmezler.

20. Fakat o iki denizin (Aralarında bir engel vardır) bir haciz, bir mâni bulunmaktadır. (birbirine tecâvüz etmezler.) Her biri kendi yolunu tâkibeder, gideceği yere muntazaman akar gider. Bu da ne büyük bir ilâhî kudret eseridir, ve bunların böyle yaradılışında ne kadar fâideler vardır. Meselâ: Faris Denizi ile Rûm Denizi bu kabildendir. Nil nehri de
Habeşistan dağlarından çıkarak kuzeye doğru akar, Akdeniz’e gidip dökülünceye kadar birbirine tecâvüzde bulunmaz.
“Berzah” iki şey arasındaki fasıla, iki denizi birbirinden ayıran dar yer mânasınadır. Cehennem ve sıkıntılı yer mânasında da kullanılmıştır.

21. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?

21. (Artık Rab’binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) O kadar büyük denizlerin, ırmakların mevcudiyeti bir nice fâideleri, menfaatleri içermiş bulunmaktadır. Bunların bu pek mühim, faydalı varlıkları da nasıl inkâr edilebilir?. Bunları bir kere düşünmez misiniz?.

22. O ikisinden inci ile mercan çıkar.

22. (O ikisinden) O tatlı ve acı denizlerden (inci ile mercan çıkar.) o iki kıymetli cevher, her ne kadar acı denizden çıkmakta ise de tatlı denizlerden de çıkarılmaktadırlar. Özellikle bu iki deniz neticede biribirine kavuştuğu için birinde bulunan fâideli şeyler, diğerlerinde de bulunmuş demektir.

23. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz

23. (Artık Rab’binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Bu denizlerin böyle birer cevahir merkezi, birer menfaat kaynağı olmaları ne büyük birer nîmettir, şimdi bunları da inkâr mümkün müdür?.

24. Denizde dağlar gibi yapılmış olan büyük gemiler de onun içindir.

24. (Ve onun içindir) O Yaratıcımızın irâdesine, yaratma ve icadına dayanmaktadır (denizde dağlar gibi yapılmış) mesnu bulunmuş (olan büyük gemiler) ki, istenilen tarafa akıp giderler. Onların varlıkları da birer ilâhî nîmettir ki, o vasıtalarla, şehirler arasında seyahatler, ticaretler mümkün oluyor, birçok istifâdeler temin ediliyor.

25. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?

25. (Artık Rab’binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Bütün o gemilerde ilâhî kudretin birer muntazam eseridir, bir çok menfaatleri temine vesîledir, o hâlde bu nîmetleri nasıl inkâr edebilirsiniz?. Ey inkârcılar!. Hiç bu inkârların tehlikeli âkıbetini düşünmez misiniz?

Yorum Bırakın