Cennet ve Nimetleri – İmam Gazali Ölüm ve Ötesi

Cennet ve Nimetleri

Üzüntüsü ve gamları bilinen o cehennem yurdundan başka bir yurt vardır. Bu ikinci yurdun nimetlerini ve sevincini düşün; zara onlann birinden, uzaklaşan şüphesiz diğerine yerleşir. Cehennemin dehşetlerini uzunca düşünmek suretiyle kalbinde korkuyu, cennetliklere va’dedilen daimi nimet hakkında uzunca düşünmek suretiyle de ümidi kazanmaya çalış. Nefsini korkunun kamçısıyla sürüp ümidin yularıyla dos doğru yola çek! Bunun vasıtasıyla büyük mülke nail olur. Elem verici azaptan selim kalırsın!

Cennet ehli ve yüzlerindeki nimet parıltıları hakkında düşün. Onlara miskle mühürlenmiş cennet şarabı içirilir. Kırmızı yakuttan yapılmış minberler üzerinde, beyaz incilerden yapılmış çadırlar içinde otururlar. O çadırlarda yeşil ee nadide halılar serilirdir. Onlar cennet şarabı ile bal akan nehirler etrafından kurulan tahtlar üzerinde yaslanmışlar, etrafları hizmetçilerle kaplıdır.

Güzel, ela gözlü hurilerle o cennetler süslenmiştir. Sanki o huriler yakut ve mercan gibidirler. Kocalarından önce onlara ne insan ne de cin dokunmamıştır. O huriler cennetlerde yürürler. Onlardan biri yürüdüğünde yerlerde sürünen eteklerini yetmiş bin vildan omuzlar o koltuklarrın üzerinde öyle güzel beyaz ipekliler vardır ki berraklığından gözler kamaşır, înci ve mercan ile süslenmiş taçlar giyerler. Nazlı, cilveli, güzel kokulu, ihtiyarlıktan ve hastalıktan emindirler.

Sadece çadırlarında otururlar. Yakuttan yapılmış köşklerde dururlar. Kocalarından başkasına bakmazlar. Ela gözlüdürler. Sonra cennet ehli ile o huriler arasında içenler için lezzet verici bembeyaz bir şerbet gezdirilir. Onlara hizmetçiler, vildanlar hizmet ederler. Her türlü kirlerden korunmuş inciler gibi hizmetçiler! Bütün bunlar yaptıklarının karşılığı olarak, emin bir yerde, bahçeler, çeşmeler ve nehirler arasında, kudret sahibi bir sultanın katında, dosdoğru bir makamda oldukları halde görürler.

Onlar o makamda kerim olan sultanın cemaline bakarlar. Onların yüzlerinde nimetin nuru parlamaktadır. Onlara ne bir toz ne de bir zillet isabet eder. Onlar şerefli kullardır. Rablerinden gelen çeşitli hediyeler alırlar. Onlar nefislerinin çektiği nimetler içerisinde ebedidirler. O cennette ne korkar ne de üzülürler. Onlar felaketlerinin gelmesinden emindirler. Onlar o cennette nimetlenir, yemeklerinden yer, nehirlerinden su, cennet şarabı ve bal içerler. O nehirlerin tabanları altından, kumları mercandandır.

Onun tabanında, kum yerine halis misk vardır. Onun etrafındaki bitkiler za’fer’andır. Kafur tümsekleri üzerinde testiler vardır. Ama ne testiler! Gümüşten yapılmış, gür, yakut ve mercan ile işlenmiş testiler. Bir testi ki onda mühürlü lahik bulunur. O lahik tatlı selsebil ile karışıktır. Bir testi ki cevherinin berraklığından parlar. Cennet şarabının rikkat ve kırmızılığı onun içinde görülür. Onu bir insan yapmamış ki tesviyesinde kusur etsin. Sanatının güzelliğinde eksik bulunsun.

O testi öyle bir hizmetçinin elindedir ki o hizmetçinin yüzünün ziyası, parlayan güneşi andırır. Fakat güneşte o suretin halaveti gibi bir halavet nerede vardır? O yanakların güzelliği, o gözlerin melahatı nerede? Hayret o kimseye ki sıfatları bu olan bir yurda inanıyor ve bu yurdun ehlinin ölmeyeceğine ve bu yurda inenlere felaketlerin dokunmayacağına inanıyor da buna rağmen Allah Teâlâ’nın dokunmayacağına inanıyor da buna rağmen Allah Teâlâ’nın harab olmasına izin verdiği bir yurda önem veriyor, bu nimetlerin altında olan bir maişet hoşuna gidiyor. Allah’a yemin ederim.

Eğer o cennette ölümden, açlık-susuzluk ve benzer şeylerden emin olmakla beraber bedenlerin selametlerinden başka bir şey olmasaydı bu da dün dünyayı terketmek için yeterli bir sebep sayılırdı ve geçici bir yurda tercih edilirdi. Cennet dünyaya nasıl tercih edilmez? Oysa onun ehli emin olan padişahlardır. Sevincin çeşitleri içerisinde nimetlenirler. Onlar ne isterlerse kendilerine verilir.

Her gün arşın sahasında hazır bulunurlar. Allah Teâlâ’nın Kerim yüzüne bakarlar. Allah’a bakmak vasıtasıyla cennetin diğer nimetlerinde bulunmayan nimetlere mazhar olurlar. Onlar daima nimetlerin çeşitleri arasında yüzerler. Onlar nimetlerin zevalinden emindirler.

Ebu Hureyre Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

“Bir tellal şöyle bağırır: Ey cennet ehli! Size sıhhate kavuşup ebediyen hasta olmak yoktur, hayata kavuşup ebediyyen ölmemek vardır. Muhakkak ki sizin için gençleşip ebediyyen ihtiyarlamak yoktur, nimetlenmek ve ebediyyen rahatlık vardır.
İşte bu durum şu ayetin mânâsıdır: “Göğüslerinden kinden ne varsa hepsinin çıkarıp almışızdır. Altlarından ırmaklar akmaktadır. ‘Lütfedip bizi buraya getiren Allah’a hamdolsun. Allah bizi getirmeseydi biz bunu bulamazdık! Rabbimizin peygamberleri gerçeği getirmişler’ dediler. Onlara ‘işte size cennet yaptıklarınıza karşılık o size miras verildi’ diye seslenildi.”(A’raf, 43)

Cabir der ki: Hz. Peygamber bizlere ‘size cennet köşklerinden haber vereyim mi?’ diye sorunca, ben “evet! Ya Rasulullah! Allah’ın salat ve selamı senin üzerine olsun! Anne ve babalarımız sana feda olsun! Haber ver!’ dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: “Cennette, çeşitli cevherlerden yapılmış köşkler vardır. Bu köşklerin içleri dışlarından, dışları da içlerinden görünür. Cennete nimet, lezzet ve sevinçten dışları da içlerinden görünür. Cennete nimet, lezzet ve sevinçten öylesi vardır ki ne bir göz onu görmüş ne bir kulak onu işitmiş ne de bir beşerin kalbine böyle bir şey gelmiştir.”

Cabir ‘Ey Allah’ın Rasulü! Bu köşkler kimler içindir?’ dedim. Hz. Peygamber ‘Halk uyurken geceleri kalkıp namaz kılan bir kimse içindir’ dedi.

– Kimin buna gücü yeter?

“Benim ümmetimin gücü yeter ve sizlere bundan haber vereceğim. Kim kardeşine rastladığında ona selam verir veya selamına karşılık verirse, bu kimse selamı yaymıştır. Kim ehline ve ailesine doyasıya yemek yedirirse, o yemek yedirmiştir. Kim Ramazan ayında oruç tuttuktan sonra her aydan üç gün oruca devam ederse o da orucu devam ettirmiştir. Kim yatsı ve sabah namazını cemaatla kılarsa, o da halk uykuda olduğu halde namaz kılmıştır.”