TUR SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre de Secde sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Kırkdokuz âyet-i kerîmeyi içermektedir. Bu sûre-i celîle ile Zâriyat sûresi arasında içerikleri itibariyle bir yakınlık vardır. İkisi de yemin ile başlıyor, ikisinde de haşr ve neşre dâir bilgi verilmiştir. İkisinin baş tarafında da takvâ sâhiplerinin hâlleri bildiriliyor. İkisinin sonunda da kâfirlerin haklarındaki ilâhî vâ’d hatırlatılıyor.

Bu sûre-i celîlenin başlıca içeriği şunlardır:

(1): Allah’ın azabının mutlaka meydana geleceğine dâir semâ ve arz âlemine yemin etmek.

(2): Müminlerin cennetlere kavuşmalarını müjdelemek, kâfirlerin de cehennem azabına mâruz kalacaklarını ihtar etmek.

(3): Resûl-i Ekrem’in beyinsiz kimselere iltifat
etmeyip müminlere karşı irşâdlarına devam buyurmakla mükellef olduğunu beyân.

(4): Allah’ın birliğinin, itirazı mümkün olmayan deliller ile isbatı.

(5): Peygamber Efendimizin Allah’ın koruması altında olduğunu ve vakit vakit hamd ve tesbîh ile mükellef bulunduğunu beyân etmek.

1. And olsun Tûr’a.

1. Bu mübârek âyetler, kıyametin mutlaka vuku bulacağını öneminden dolayı birçok ve muazzam kudret eserlerine yemin sûretiyle beyân etmekte ve kuvvetlendirmektedir. Şöyle ki: (And olsun Tûr’a), Medyen’de bulunan ve “Tûr-i Sinin” denilen bir meşhur dağa ki, Mûsa Aleyhisselâm orada Allah’ın hitabına mazhar olmuştu.

2. Ve yazılmış bir kitaba.

2. (Ve yazılmış bir kitaba) da and olsun ki, o da Kur’an-ı Kerim gibi, Tevrad ve İncil gibi herhangi bir semâvî kitaptan veya Hz. Mûsa’ya verilmiş olan yüksek levhâlardan ibârettir.

3. Yayılmış bir ince deride.

3. (Yayılmış bir ince deride) Yâni: Deri gibi ince bir kağıt sahifesinde veya vaktiyle alışılmış olduğu gibi pek ince bir deri parçasına yazılmış olan o kitaba da and olsun.

4. Ve Beyt i Mâmura.

4. (Ve Beyt-i Mâmura) Yâni: Hacılar ile ve kendilerini ibâdete verenlerle bayındır ve pek muhteşem bir hâlde bulunan Kâbe-i Muazzama’ya da and olsun. Bu beyt-i mâmurdan maksat, yâhut Arşın altında ve yerkürenin üstündeki üçüncü veya dördüncü veya altıncı gökte bulunan “Zurah” denilen bir mübârek makamdır ki, her gün birkaç melâike-i kirâm tarafından tavaf olunmaktadır.

5. Ve yükseltilmiş tavana.

5. (Ve yükseltilmiş tavana) da and olsun. Bu
da güneşler ile, aylar ile, yıldızlar ile süslenen ve aydınlanan yüce bir âlemdir ki, irşâdı da kürsîyi de kapsamaktadır.

6. Ve dolmuş denize kasem olsun ki,

6. (Ve dolmuş denize de) Yâni: Okyanusa da yâhut tutulmuş, etrafa dağılarak yeryüzünü sular içinde bırakmaktan korunmuş denize de veyahud yanmış bir tandır gibi âteş ile dolmuş olan herhangi bir büyük denize de and olsun ki, bu son görüşe göre denizlerin altında bir âteşli tabakanın bulunduğuna işâret vardır ki, bugün bu kefiyefen tarafından da kabul edilmiş bulunmaktadır. Bir rivâyete göre de kıyamet olunca denizler de âteş kesilerek cehennem âteşine katılmış olurlar.”

§ Mescur; Kelimesi, dolmuş boşanmış, bahsedilmiş, yakılmış mânalarında müstâmeldir.

7. Şüphe yok, Rabbin azabı elbette vâki olacaktır.

7. (Şüphe yok, Rab’bin azabı elbette vuku bulacaktır.) İşte bu, yapılan yeminlerin cevabıdır. Bu azabın fevkalâde şiddetini, ehemmiyetini, kesin şekilde sâbit olduğunu beyân için ve bu azabı gerektirecek hareketlerden insanların kaçınmalarını bildirmek için böyle birçok yemin vâki olmuş, bu da insanlık için Allah’ın lütfunun bir işâreti bulunmuştur.

8. Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.

8. (Onun için) O kâfirleri kuşatacak olan kıyamet azabı için (engel olacak hiçbir şey yoktur.) o şiddetli azabı hiçbir kimse, hiçbir şey o kâfirlerden bertaraf edemeyecektir, ondan kaçıp kurtulmayacaklardır. O müthiş azab elbette vâki olacaktır.

9. O günde ki, gök bir çalkanış çalkalanır.

9. Bu mübârek âyetler de o vukuuna yemin edilen müthiş azabın ne zaman meydana geleceğini bildiriyor, onun vukuu zamanında
bir takım kevni değişmelerin vücuda geleceğine işâret buyuruyor. O kâfirlerin inkâr ettikleri cehennem âteşine nasıl atılacaklarını ve kendilerinin nasıl kınanacaklarını beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: O bertaraf edilmesi mümkün olmayan kıyamet azabı vâki olacaktır. (O günde ki, gök bir çalkanış çalkalanır.) Yâni Müthiş bir harekete gelir, o günün korkusundan dolayı tereddütler, ızdıraplar içinde kalır, değirmen gibi dönüverir. Ve Râzî merhumun beyânına göre duman gibi gelir, gider, sonra yok olur.
“Temur” kelimesi lûgatte muztarib olur demektir. “Mevr” lâfzı da şiddetli izdırab demektir. Mutlaka yürümek, gidip gelmez, tereddüt göstermek mânasında da kullanılmaktadır.

10. Ve dağlar bir yürüyüş yürüyüverir.

10. (Ve) O gün (dağlar) da (bir yürüyüş yürüyüverir.) bulutlar gibi bulundukları yerlerden başka yerlere intikâl ederler, sonra mahv ve yok olurlar.

11. Artık o gün vay yalanlayanlar için.

11. (Artık o gün vay!.) Şiddetli helâk (yalanlayanlar için.) Evet.. Peygamberlerini yalanlayan, ilâhî haberleri tasdik etmeyen inkârcı kimseler, öyle müthiş bir felâkete uğrayacaklardır. Varsın kahr oluversinler.

Yorum Yap