MEARİC SURESİ

15. Hayır.. Aslâ.. Şüphe yok ki: O bir mühim ateştir.

15. (Hayır: aslâ) Ondan kurtuluş fidyesi kabul edilmez, onun kurtuluşu için bir çare bulunmaz (şüphe yok ki: O) azap ateşi (bir mühim ateştir.) o gibi suçluları herhâlde yakalayacaktır.
“Kellâ” yasaklama ve red harfidir. İstenilen şeyden red ve men etmeyi ifade eder. Vazgeç, senin anladığın gibi değildir, mânâsını ifade eder, “Haktır” mânâsında da kullanılmıştır. “Leza” da alevlenen ateş demektir. Ve cehennemin bir adıdır.

16. İnsanların derisi için bir soyup dağıtıcıdır.

16. Evet.. O ateş (İnsanların derisi için bir soyup dağıtıcıdır.) o derileri soyup gideren ateş, pek öldürücü ve müessir bir hâlde bulunmaktadır.
“Şeva” baş derisi demek olan “Şevat’in çoğuludur. Vücudun etrafı mânâsında da kullanılmıştır.

17. Çağırır, arkasını dönüp yüz çevireni.

17. O şiddetli ateş (Çağırır) kendisine cezbeder, Hak’tan (döneni ve) ibâdet ve itaatten (yüz çevireni) öyle inkârcı ve münâfık şahısları kendisine has açık bir dil ile kendi ateşin sahasına dâvet eder, onları azaplandırır.

18. Ve malı toplayıp da, bir kap içinde saklayanı.

18. (Ve) Malı, sırf dünyaya ait olanları (toplayıp da) zekâtını vermeyeni, o malları (bir kap içinde saklayanı) yalnız onlar ile uğraşarak dinî vazifelerini îfa etmeyeni, hırslıca bir hâlde
yaşayarak nâil olduğu nîmetlerin şükrünü îfa eylemeyeni de ateş azabı, yarın âhiret âleminde yakalayacaktır. İşte her mükellef kimse, bu dehşetli âkıbeti düşünerek daha dünyada iken hayatını tanzîme, vazîfelerini îfaya çalışmalıdır.
“Via” içinde bir mal konulup saklanılan kap, kasa ve yük mânâsınadır. Çoğulu ”Ev’iye”dir.

19. Şüphe yok ki: insan haris olarak yaratılmıştır.

19. Bu mübârek âyetler: insan cinsinin hayırları az, hırsları çok olduğunu bildiriyor. Ancak on güzîde haslet ile vasıflanmış olanların müstesna bir vaziyette bulunduklarını beyan ve onları Cennetlere kavuşmakla müjdelemektedir. Şöyle ki: (Şüphe yok) Bilinen, muhakkak bir durumdur (ki, insan) Cinsi tab’an (haris olarak yaratılmıştır.) sabrı azdır, tamahkarlığı çoktur, kendisine bir mûsibet dokunursa fazla üzüntü gösterir; bir hayra, bir servete nâil olursa cimrilikte bulunur, Halbuki: İnsana lâyık olan odur ki: İlâhî takdire râzı olsun, sabır ve sükûnetten ayrılmasın, maddî bir varlığa güvenmeyerek âhiretini temîn için hayırlara ve iyiliklere çalışsın, fakirlere zaiflere yardımda bulunsun.
“Helû” haris, çabucak üzüntüye düşen ve süratle men’e çalışan demektir. İşte şu âyet-i kerîme de bunu göstermektedir.

20. Ona şer dokunduğu zaman çok feryad edicidir.

20. (Ona) insana (şer dokunduğu zaman) isterse, pek küçük olsun (çok feryat edicidir.) pek ziyade üzüntü içinde kalarak sabırdan mahrûm bulunur.

21. Ve ona hayır dokunduğu zaman da çok cimridir = kıskançtır.

21. (Ve ona hayır dokunduğu zaman da) İnsan, sıhhate, bolca bir geçime nâil olduğu vakitte (çok cimridir) malını çok tutar, yoksullara yardımda bulunmaz. Uhrevî selâmetini temin için çalışmaz, kıskanç bir vaziyette bulunur, başkalarına karşı bir rakîp kesilmiş olur.

22. Namaz kılanlar müstesnâ.

22. Fakat Allâh-ü Teâlâ’nın yardımlarına, korumasına mazhar olup da (namaz kılanlar) o yüksek ibâdete devam edenler, (müstesna) onlar şu beyan olunacak yüksek vasıflara da sâhip oldukları için öyle cimrilikten ve diğer kötü vaziyetlerden uzak bulunmaktadırlar. Bu namaz kılmaları onların birinci vasfıdır.

23. Onlar ki: Namazları üzerine devam edicidirler.

23. Evet.. (Onlar ki:) O güzîde kullar ki: (Namazları üzerine devam edicilerdir) Onlar, namazları malûm vakitlerinde kılarlar, onları o kutsal vazifeyi îfa etmeden birşey meşgul kılmaz, bu da ikinci vasıflarıdır.

24. Ve onlar ki, mallarında bir malûm hak vardır.

24. (Ve onlar ki:) O namaza devam eden mü’minler ki: Onların (Mallarında bir malûm hak vardır) fakire vesâireye verilmesi dînen bildirilmiş olan bir miktar vardır ki: O da zekâttan, vâcip nafakalardan ibarettir. Bunları da verirler, sadaka vermekten geri durmazlar. Bu da üçüncü vasıflarıdır.

25. Dilenen ve mahrum olan için.

25. O malûm Hak (Dilenen ve mahrûm olan için) dir ki: Ona da riâyette bulunurlar, yâni dilencilikte bulunan fakirlere de, dilencilikten kaçınan yoksullara da zekâtlarını, sadakalarını verirler, bu da dördüncü vasıflarıdır.

26. Ve onlar ki: Cezâ gününü tasdik ederler.

26. (Ve onlar ki:) O mü’mîn kullar ki: (ceza gününü tasdik ederler.) Âhiret âlemine inanmış bulunurlar, o ebedî âlemde selâmet ve saadete kavuşmak için çaba ve gayretten geri durmazlar, bu da beşinci vasıflarıdır.

27. Ve onlar ki: Rab’lerinin azabından korkanlardır.

27. (Ve onlar ki:) O vazife şinas kullar ki: (Rab’lerinin azabından korkanlardır) Dünyada da, âhirette de bir azaba, bir cezaya uğramamaları için Cenab-ı Hak’ka sığınırlar, onun emirlerine, yasaklarına uymaya çalışırlar, gayr-i meşrû şeyleri yapmaya aslâ meyil göstermezler, bu da altıncı vasıflarıdır.

28. Şüphe yok ki, Rab’lerinin azabı gayr-i me’mundur = ondan kimse emîn olamaz.

28. (Şüphe yok ki, Rab’lerinin azabı) Pek şiddetlidir, o elem verici azap (gayr-i memundur.) ondan kimse emîn olamaz. Cenab-ı Hak’kın azabı dünyada da, âhirette de meydana gelebilir. Artık gerçekten mü’mîn, inanmış olan herhangi bir insan, o azabı düşünerek titremez mi?. Öyle bir azabı gerektirecek bir harekete cür’et gösterebilir mi?

29. Ve onlar ki: Kendi cinsel organlarını koruyuculardır.

29. (Ve onlar ki:) O mü’mîn, Cenab-ı Hak’tan korkan kimselerdir ki: Onlar (kendi cinsel organlarını koruyucudurlar.) gayr-i meşrû ilişkilerden kaçınırlar, iffetlerini korurlar, güzel ahlâka aykırı hareketlerde bulunmazlar, bu da yedinci vasıflarıdır.

BİR CEVAP YAZIN