AHZAB SURESİ

31. Ve kim ki, sizden Allah için ve Peygamberi için itaat ederse ve güzel amelde bulunursa ona mükâfatını iki defa veririz ve onun için bol bir rızk hazırlamışızdır.

31. Bu mübârek âyetler de üzerlerine düşen dinî vazifeleri ifa ile vasıflanmış olan temiz eşlerin kat kat sevaba nâil ve büyük bir geçime muvaffak olacaklarını müjdeliyor. Ve onların diğer kadınlar arasında büyük bir üstünlüğe sahip olduklarını ve ne kadar temizce bir tarzda konuşup hareket edeceklerini telkin buyuruyor. Ve o muhterem annelerimizin hanelerinde ikamet edeceklerini, câhiliyye merâsiminden uzak bulunmalarını ve namazlarını edâ edip, zekatlarını vererek bir hayat temizliği içinde yaşayacaklarını ve kendi hanelerinde okunan ayetleri, hikmetleri hatırlamakla mükellef bulunmuş olduklarını beyân buyuruyor. Şöyle ki: (Ve) Ey Resûl-i Ekrem’in muhterem eşleri!. (kim ki, sizden Allah için ve Peygamberi için itaat ederse) takvada ve güzel geçinmede bulunursa, Hz. Peygamber’e karşı hürmetten, itaattan ayrılmazsa (ve güzel amelde bulunursa) üzerine düşen dinî vazifelerini güzelce ifâyaçalışırsa (ona mükâfatını iki defa veririz.) onu dünyada da, ahirette de nimetlere kavuştururuz. Çünkü onları, hem ibadet ve itaatte bulunmuş, hem de Yüce Peygamber’in rızasını isteyerek onunla güzelce geçinmeye devam etmiş olacakları için kat kat sevaba, mükâfata liyakat kazanmış olurlar. (ve onun için) öyle ahlaki yüceliklere sahip bir peygamber eşi için (bir bol rızk hazırlamışızdır.) O, ahirette olacağı gibi dünyada da hoşnutluğunu câlip muazzam bir rızka, bir geçim vasıtasına nâil olacaktır. Bu ilâhî vâd tahakkuk etmiştir. Şöyle ki: Daha sonra İslâm orduları birnice kâfirlerin yurtlarını feth ve nice hazinelerini elde temiş, bütün müslümanlar büyük servetlere kavuşmuşlardır. Özet olarak Ömerü’l-Faruk, Radiallahu Anh’ın zamanı hilafetinde bütün müslümanlara bol bol erzak verilmiş, hatta meme emer çocuklara bile tahsisat yapılmış ve özellikle Resûlullah’ın temiz eşlerinin birine yıllık bin dinar tahsis edilmiş, Hz. Aişe annemizin Resûlullah’ın katındaki büyük mevkiine hürmeten onun için yıllık yirmibeş bin dinar tahsis edilmek istenilmişti. Fakat o muhterem annemiz, bunu kabul etmemiş, kendi arkadaşları olan diğer peygamber eşlerinden fazla birşey almaktan kaçınmış, pek büyük bir eşitlik örneği göstermişti. Allah onlardan razı olsun. Essiracül-Münir.

32. Ey Peygamberin eşleri! Siz kadınlardan hangi biri gibi değilsinizdir, eğer takva sahibi bulunuyor iseniz. Lâkırdıyı yumuşakça yapmayınız, sonra kalbinde bir fesat bulunan tamaa düşer ve güzel söz söyleyin.

32. (Ey Peygamberin eşleri!.) Ey o bir şerefe sahip olan muhterem müslüman hanımları!. (siz) diğer (kadınlardan hangibiri gibi değilsinizdir) sizin kadriniz pek yücedir, sizin fazilet ve şerefiniz pek büyüktür, eğer siz (takva sahibi bulunuyor iseniz) Cenab-ı Hak’kın hükmüne muhalefetten, Resûl-iEkrem’in rızasına aykırı hareketten kaçınıyor iseniz, öyle bir imtiyaza sahip bulunmuş olursunuz. Binaenaleyh insanlar ile konuşurken, bir yabancı erkeğin işiteceği bir (Lâkırdıyı yumuşakca yapmayınız) tatlıca bir şîve ile ifadei merâmda bulunmayın (sonra kalbinde bir fesat bulunan) kalbi nifaka, kötü meyillere hazır olan kimse (tamaa düşer) hürmet duygusundan mahrumiyetler içinde kalarak kendisi bir haince etki altında kalır (ve) siz ey muhterem temiz eşler!. Daima (güzel söz söyleyin.) İslâm terbiyesi icaplarına uygun olup yanlış düşüncelere sebebiyet vermeyecek bir tarzda konuşmaktan ayrılmayınız.

33. Ve hânelerinizde oturunuz ve evvelki cahiliye zamanındaki açılış gibi açılıvermeyiniz ve namazı dosdoğru kılınız ve zekâtı veriniz ve Allah’a ve Peygamberine itaat ediniz ve ey ehli beyt! Allah sizden ancak kiri götürmek ve sizi tertemiz kılmak dilemektedir.

33. (Ve) Ey muhterem Resûlullah’ın eşleri!. (hânelerinizde oturunuz) Kendi mübârek evlerinizde ikâmette bulunmaya devam ediniz. (ve evvelki câhiliyye zamanındaki açılış gibi açılıvermeyiniz) Meselâ: Hz. İsa ile Hz. Muhammed -Aleyhimesselâmın aralarındaki fetret devrelerinde yaşamış olan gayrı müslim kadınların vaziyetini takınmayınız. Onlar, örtünmeye riayet etmez, açık saçık gezerek ziynetlerini ona, buna gösterir, mağrunâne bir vaziyet alırlardı. Böyle bir hareket ise insanlık terbiyesine aykırıdır, hiçbir kadın için uygun değildir. Özellikle Yüce Resûl’ün âilesinden bulunmak şerefine sahip olan muhterem bir şahsiyet için böyle bir vaziyette bulunmak elbette ki, asla münâsip değildir. (ve) Ey Resûl-i Ekrem’in faziletli eşleri!. (namazı dosdoğru kılınız) Çünki namaz en büyük bir ibâdettir. Namaz, insanı her türlü fahşi hareketlerden, çirkin amellerden men’eder, alıkor. (ve zekâtı veriniz) bu da mühim bır malîibadettir, bu şekilde insanlığa hizmette bulunmuş, başka kadınlara da bir uyulacak örnek teşkil etmiş olursunuz. (ve Allah’a ve Peygamberine itaat ediniz) her hususta Allah Teâlâ’nın ve Cenab-ı Peygamber’in emirlerine, tavsiyelerine uymaktan ayrılmayınız, sizin ebedî şeref ve saadetiniz buna bağlıdır. (ve ehli beyt!.) Ey Yüce Resûl’ün hanei saadetinden bulunmak şerefine nâil olan muhterem müslüman hanımlar!. Ve ey o yüce haneye mensub olan erkekler ve kadınlar.. (Allah sizden ancak kiri götürmek) Şerefinizi ihlal edecek günahları, şeytani vesveseleri yok etmek (ve sizi tertemiz kılmak) sizi bütün lekelerden, hissi ve manevî noksanlıklardan uzak ve temiz bir halde bulundurmak (dilemektedir) bütün bu emirler, yasaklar böyle birer hikmet ve faydaya dayanmaktadır. Artık şüphe yok ki, böyle bir ilâhi korumaya nailiyet için ilâhi emirlere, yasaklara riâyet etmek ve o Yüce Yaratıcıya daima şükür arzında bulunmak en mühim bir kulluk vazifesidir.

§ Teberruc; Salınmak, ziyneti ve güzelliği göstermektir, kendisini tezyin ettikten sonra dışarıya çıkıp süsünü, endam ve alayişini erkeklere göstermektir, açık-saçık bir hâlde gururluca gezmektir, güzellik, ziynet itibariyle bir feleki burç gibi kendisini göstermeğe çalışmaktır.

34. Ve hânelerinizde Allah’ın ayetlerinden ve hikmetten okunanları hatırlayınız. Şüphe yok ki, Allah herşeyin iç yüzünü bilendir.

34. (Ve) Ey muhterem temiz eşler! (hânelerinizde) Resûl-i Ekrem vasıtasiyle (Allah’ın ayetlerinden) Kur’an-ı Kerim’den (ve hikmettin) Hz. Peygamberin sünnetinden, hadis-i şeriflerden, veya Kur’an-ı Kerim’e ait hükümlerden, öğütlerden (okunanları hatırlayınız) kendi nefslerinizde onları güzelce düşününüz veya onları başkalarına vaaz ve tâlim için telkin buyurunuz (şüphe yok ki, Allahlâtiftir) hakkınızda lütf ve yardımı pek çoktur, o sayededir ki, öyle bir Yüce Peygamber’in ailesinden bulunmak şerefine nâil bulunuyorsunuz ve o Yüce yaratıcı (hâbir bulunmaktadır) bütün mahlûkatının hallerini bilmektedir. Sizin de bütün hal ve hareketleriniz Allah katında tamamen malûmdur. Üzerlerinize düşen vazifelere riayetinizin mükâfatına elbette ki, sizleri nâil buyuracaktır.

35. Şüphe yok ki, İslâmiyet’i kabul eden erkekler ve İslâmiyet’i kabul eden kadınlar ve imân eden erkekler ve imân eden kadınlar ve itaate müdavim, erkekler ve itaate devam eden kadınlar ve sadakatli erkekler ve sadakatli kadınlar ve sabırlı erkekler ve sabırlı kadınlar ve hak için mütevazi erkekler ve tevazuda bulunan kadınlar ve sadaka veren erkekler ve tesaddukta bulunan kadınlar ve oruç tutan erkekler ve oruçlu kadınlar ve namuslarını koruyan erkekler ile muhafaza eyleyen kadınlar ve Allah Teâlâ’yı çokca zikireden erkekler ve zikireyleyen kadınlar var ya onlar için Allah Teâlâ bir mağfiret ve pek büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

35. Bu mübârek âyet de, on büyük vasıf ile vasıflanmış olan erkeklerin ve kadınların ilâhi mağfirete nâil olacaklarını ve büyük bir mükâfata aday bulunduklarını şöylece müjdelemektedir. (Şüphe yok ki, İslâmiyet’i kabul eden erkekler ve İslâmiyet’i kabul eden kadınlar) yani: İslâmiyet’e dahil ve Allah’ın hükmüne boyun eğmiş olan erkekler ile kadınlar, bu birinci vasfa sahip bulunanlar (ve imân eden erkekler ve imân eden kadınlar) tasdik edilmesi gereken dinî hükümleri, hakikatları tasdik edici bulunan erkekler ile kadılar, bu ikinci vasıf ile de nitelenmiş olanlar (ve itaate devam eden erkekler ve itaate devam eden kadınlar) îman ve İslâmiyet hususunda ihlas sahibi olan erkekler ve kadınlar, bu üçüncü vasfı da kazananlar (vesadakatli erkekler ve sadakatli kadınlar) söz ve amel bakımından doğruluktan ayrılmayan erkekler ile kadınlar, böyle dürdüncü bir vasfa da sahip bulunanlar (ve sabırlı erkekler ve sabırlı kadınlar) ibadet ve itaat hususunda, günâhlardan kaçınmak hususunda sabr ve sebata sahip olan erkekler ile kadınlar, böyle beşinci bir vasıf ile de vasıflanmış bulunanlar (ve hak için mütevâzi erkekler ve tevazuda bulunan kadınlar) Allah için kalpleriyle, bütün bedeni azalarıyla, Allah korkusundan, tevâzudan ayrılmayan erkekler ile kadınlar, böyle altıncı bir vasıf ile de donanmış bulunanlar (ve sadaka veren erkekler ve tasaddukta bulunan kadınlar) mallarından harcayan, zekat gibi, sadaka gibi malî vazifelerini gizli ve açık olarak yerine getiren erkekler ve kadınlar, böyle yedinci bir vasıf ile de vasıflanmış bulunanlar (ve oruç tutan erkekler ve oruçlu kadınlar) farz ve nafile kabilinden oruç tutanak kalbi temizlemeye çalışan erkekler ve kadınlar, bu gibi sekizinci bir vasıf ile nitelenmiş olanlar (ve namuslarını muhafaza eden erkekler ile) namuslarını (muhafaza eyleyen kadınlar) haram şeylerden, gayrı meşru arzulardan nefslerini korumaya muvaffak olan erkekler ve kadınlar, böyle dokuzuncu bir vasfa, bir ahlâk temizliğine sahip bulunanlar (ve Allah Teâlâ’yı çokca zikreden erkekler ve zikreyleyen kadınlar) kalpleriyle ve lisanlariyle vakit vakit Allah’ı zikre devam eden, bu güzel onuncu vasf ile de ruhlarını aydınlatmaya muvaffak bulunmuş olan zâtlar, gerek erkek ve gerek kadın olsunlar, var ya!. Onlar, Allah katında ne kadar makbul, selâmet ve saadete namzet kullardır!. Evet.. (onlar için Allah Teâlâ bir mağfiret) hazırlamıştır. O güzel amelleri inançları sebebiyle, birnice küçük günahları af edilecek ve örtülecektir. (ve) Cenab-ı Hak (onlar için) o güzel ibadet ve itaatları sebebiyle (pek büyük bir mükâfat) da (hazırlamıştır) o mükâfata mutlaka nâilolacaklardır. Ne büyük bir ilâhi lütuf!. Her mükellef insan erkek olsun, kadın olsun, bu yüce gayeyi düşünmeli, üzerine düşen dinî, ahlaki vazifelerini bir şevk ve gönül rahatlığı ile ifâya çalışmalıdır. “Bir rivayete göre Peygamber Efendimizin “Ümmü Seleme” adındaki muhterem eşi, demiş ki: Ya Resûlullah!. Ne için Kur’an-ı Kerim’de erkekler zikredildiği gibi biz kadınlar zikredilmiyoruz?. Sonra bir gün kulak vermiş dinlemiş ki: Resûl-i Ekrem, minberde cemaate hitaben bu âyeti kerimeyi okuyor. Diğer bir rivâyete göre de Peygamber Efendimizin muhterem eşleri hakkında ayeti kerime nâzil olunca diğer İslâm kadınlar: “Bizim hakkımızda neden birşey nazil olmadı” diye telâşa düşmüşler, kendilerinin de güzel amellerinin makbul olup olmadığını anlamak istemişlerdi. Bunun üzerine bu âyeti kerime nazil olmuş, o güzel vasıflar ile nitelenmiş olanların -gerek erkek ve gerek kadın bulunsunlar- Cenab-ı Hak’kın lütfuna mazhar olacakları kendilerine tebşir buyurulmuştur.

36. Ve bir mümin ve bir mümine için sahîh değildir ki, Allah ve Resûl bir işe hükmettiği vakit onlar için kendi işlerinden dolayı o ilâhî hükme karşı bir seçme hakkı olsun. Ve her kim Allah’a ve Peygamberine isyân ederse artık apaçık bir sapıklık ile sapıtmış olur.

36. Bu mübârek âyetler, Allah Teâlâ’nın ve Yüce Peygamber’in emr ve hükmüne muhalefetin câiz olmadığını bildiriyor ve Resûl-i Ekrem’in Hz. Zeynep ile evlenmesindeki hikmete ve cahiliye zamanına âit bir adetin ibtal edilmiş olduğuna işareti kapsamaktadır. Şöyle ki: (ve bir mümin bir mümine için sahih değildir ki,) uygun ve doğru olmaz ki, (Allah ve Resûl’ü bir işe hükmettiği vakit) bir muamelenin yapılmasını takdir ve emr buyurduğu zaman (onlar için kendi işlerinden dolayı) o ilâhi hükme, o peygamber emrine karşı aykırı (bir seçme hakkı olsun) bu aslacâiz olamaz. Onlar için bir vecibedir ki, Cenab-ı Hak ve onun Resûlü neyi tercih etmiş olurlarsa ona rıza ile tâbi olsunlar, ona muhalif reyde bulunmasınlar. (ve her kim Allah’a ve Peygamberlerine isyân ederse) hangi bir hususta muhalefet göstererek kendi görüşüne göre harekette bulunmak isterse (artık apaçık bir sapıklık ile sapıtmış olur.) pek açık bir hataya, bir günaha düşmüş bulunur. Binaenaleyh her müslüman için gereklidir ki, Allah Teâlâ’nın ve Resûl-i Ekrem’inin emir ve buyruğuna tam bir ihlas ile uysun. İsterse o emir ve buyruk görünürde bir meşakkati, bir kalbi isteklere aykırılığı gerektirsin. Çünkü, haddizâtında menfaat ve selâmetin kendisi o emr ve buyruğa uymaya bağlıdır.

§ Bu âyeti kerime, Hz. Zeynep Binti Cahş hakkında nazil olmuştur. Bu Zeynep Radiallahuanha Resûl-i Ekrem’in halası Ümeyme Binti Abdulmuttâlib’in kızı idi. Peygamber Efendimiz, bunu kendisine oğulluk edinmiş olduğu azatlısı Zeyd ibni Harise ile evlendirmek istemişti. Hz. Zeynep ise, yüksek bir tabiata sahip, Hz. Peygamber’in ailesine mensup olduğu için azatlısı bir köle ile evlendirilmesini garip görmüş “Ya Resûlullah!. Halanızın kızını kölenize mi lâyık görüyorsun..” demişti. Bunun üzerine bu âyeti kerime nazil olmuş. Resûlullah’ın emrine muhalefetin câiz olmadığını bildirmiş oldu. Hz. Zeynep de evlenme işini Peygamber Efendimize bıraktı, onun emrine uyarak Zeyd ile evlenmeyi kabul etti. Allah onlardan razı olsun!.

37. Ve hatırla o zaman ki: O kendisine Allah’ın nimet verdiği ve senin de kendisine ihsan ettiğin kimseye “eşini kendin için tut ve Allah’tan kork” diye diyordun ve kendi içerinde Allah’ın açığa çıkaracağı sesi gizliyordun ve insanlardan korkuyordun. Halbuki, korkmaya en fazla lâyık olan Allah’tır. Sonra Zeyd, o kadından alâkasını sona erdirince onu seninle evlendirdik. Tâki: Oğulluklarının alâkalarınıeşlerinden kestikleri zaman o eşlerde müminler üzerine bir darlık bir günâh olmasın ve Allah’ın emri yerine getirilmiş oldu.

37. (Ve) Ey Yüce Resûl!. (hatırla o zaman ki, o kendisine Allah’ın nimet verdiği) kendisini İslâmiyete nâil ve Hz. Peygamber’in huzurunda bulunarak güzelce bir terbiyeye muvaffak buyurduğu (ve senin de kendisine ihsan ettiğin) kendisini azat ederek oğulluk edindiğin (kimseye) Zeyd Bini Hârise’ye hitâben (eşini) Zeynep Radiallâhu Anha’yı (kendin için tut) nikahın altından ayırma (ve Allah’tan kork) eşlik hukukuna riâyet et. Onu boşuna (diyordun.) öyle bir tavsiyede bulunuyordun. (Ve kendi içerinde Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi gizliyordun) Zeyd’in, eşi Zeyneb’i boşayacağını ve (senin) temiz eşlerine katılacağını bir ilâhi ilham biliyordun (ve insanlardan korkuyordun) bu ilâhi ilhamı insanlara bildirdiğin takdirde dedikoduda bulunacaklarını, hakkında suizân edeceklerini düşünüyordun. (halbuki, korkmaya en ziyâde lâyık olan Allah’tır) asıl Allah’tan korkmalıdır, ilâhi emre aykırı bir sözde, bir harekette bulunmamalıdır. Binaenaleyh ilâhi emir ve takdire dayanmış olan birşeyi insanlara haber vermekten korkmaya mahal yoktur. (sonra Zeyd o kadından) Hz. Zeynep’ten (alâkasını sona erdirince) onu boşayıp iddeti bitince, aralarında evlilik münasebeti kalmayınca (onu seninle evlendirdik) yani: Onu nikâhı altına almak için sana emrettik veya onu bir akt vasıtasiyle olmaksızın senin eşin kıldık, onu öyle güzel bir şerefe nâil buyurduk (tâki, oğulluklarının alâkalarını eşlerinden kestikleri zaman) o eşler ile evlenmek hususunda (o eşlerde müminler üzerine birer darlık) bir günah, bir mes’uliyet (olmasın) Yüce Peygamber bu hususta da bir uyulacak örnek bulunsun. Çünkü cahiliyet zamanında bir kimse kendi üvey annesiyle bile evlendiği halde azatlısı olan bir kölesinin vefatından veya boşamasından sonra eşiyle evlenemezdi. Bunucâiz görmüyorlardı. İşte bu cahlliyyet âdeti de bu ilâhi emir ile ortadan kaldırılmış bulundu. (ve Allah’ın emri yerine getirilmiş oldu) Zeynep Radiallâhu Anha’nın nikahı işi hakkındaki ilâhî takdir yerine gelmiş oldu. Evvela: Zeyd ile evlendirilmesi, sonra da Resûlullah’ın eşlerinden olmak şerefine nâil bulunması: bütün ilâhi takdirlerin birer tecellisinden başka değildir. “Zeyd Bin Haris’e Radiallâhu Anh, Zeynep Radiallahu Anh’a ile evlenmişti. Fakat Hz. Zeyneb’in yüksek bir aileye mensup ve kendisine karşı büyüklük gösterir bir vaziyette bulunduğunu takdir ederek onu daha sonra boşamıştı. Resûl-i Ekrem’in Zeynep Hazretlerine kalben bir meyil göstermiş olduğu iddia edilemez. Resûl-i Ekrem’in ahlakı, yüce yaratılışı buna mânidir. Öyle bir meyli bulunsa idi, onu daha evvel nikahı altına alabilirdi. Ancak o mübârek annemiz, vaktiyle Resûl-i Ekrem’in emrine itaat etmiş, sonra boşanarak üzüntülü kalmış ve Hz. Peygamber’in halası kızı bulunmuş olduğu için Yüce Peygamber Efendimiz onun hakkında bir iltifat ve bir teselli olmak üzere onu da mübârek eşleri arasında katmıştır. Hz. Aişe buyurmuştur ki: Diyanetce Zeyneb’ten hayırlı kadın yoktur. Takva sahibi ve doğru sözlü idi. Sılai rahme riayetkâr ve sadakası çok idi. Hz. Peygamberin hicretinin yirminci senesinde vefât etmiştir. Allah onlardan razı olsun.

38. Allah’ın kendisi için mukadder kıldığı bir şeyde Peygamber üzerine bir güçlük yoktur. Evvelce gelip geçmiş olanların haklarındaki ilâhî sünnet gibi ve Allah’ın emri yerine getirilmiş bir kader bulunmaktadır.

38. Bu mübârek âyetler de Yüce Peygamberimiz için Allah tarafından takdir edilmiş olan hangi birşeyden dolayı bir meşakkat, bir sorumluluk olmadığını bildiriyor. Bu gibi mukadderatın peygamberlik vazifesini ifa eden ve Cenab-ı Hak’tan başka hiçbir kimseden korkmayan diğer Yüce Peygamberlerhakkında da cari olmuş olduğunu haber veriyor. Ve Hz. Muhammed’in erkeklerden hiçbir kimsenin babası olmadığını, Bilen ve Yaratan Allah’ın bir resûlü ve peygamberlerin sonuncusu olduğunu beyân ile şânını yüceltmektedir. Şöyle ki: (Allah’ın kendisi için takdir ettiği) Nasip ve kısmet buyurduğu (bir şeyde) meselâ: Nikah meselesinde (peygamber üzerine bir güçlük yoktur.) bu, meşrudur, mukadderdir, bundan dolayı ümmetin fertleri hakkında bir güçlük olmadığı halde neden bir Yüce Peygamber hakkında bir güçlük bulunsun. Bu hal (evvelce gelip geçmiş olanların) evvelki Peygamberlerin (hakkında ilâhi sünnet gibi) dir. Onlar da kendileri için mübah olan şeyleri yapmışlardı. Mesela: Birden fazla eşlere sahip bulunmuşlardı. Bu cümleden olarak Dâvut Aleyhisselâm’ın yüz eşi ve üçyüz cariyesi, Süleyman Aleyhisselâm’ın da üçyüz eşi ve yediyüz de cariyesi var imiş. Artık Son Peygamber Hazretlerine öyle sınırlı birkaç eş neden çok görülsün?. Onlar eşleri hakkında her bakımdan adaleti, eşitliği uygulamaya kâdir ve onların varlıkları eşleri için ebedî saadete sebep bulunmuştur. (ve Allah’ın emri yerine getirilmiş bir kader bulunmaktadır.) İşte Resûl-i Ekrem’in Hz. Zeynep ile evlenmesi de mukadder olduğundan o evlilik gerçekleşmekle bu kader, bu ilâhi hüküm gerçekleşmiştir.

39. Onlar ki, Allah’ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve ondan korkarlar ve Allah’tan başka bir kimseden korkmazlar ve hesap görücü olmaya da Allah kâfidir.

39. (Onlar ki,) O haklarında ilâhi sünnet uygulanmış olan Peygamberler ki (Allah’ın gönderdiklerini tebliğ ederler) di. Ümmetlerine gerek nikâha ve gerek diğer şeylere ilâhi hükümleri bildirirlerdi. (ve ondan) O Yüce Yaratıcıdan (korkarlar) dı. Peygamberlik görevini ifa hususunda kimseden sıkılmazlardı. (ve Allah’tan başka bir kimseden korkmazlar)di. Artık peygamberlerin en üstünü olan Hz. Muhammed de elbette ki, yalnız, Allah Teâlâ’dan korkar, insanların dedikodusuna iltifatta bulunmaz (ve hisap görücü olmaya da Allah kâfidir.) o hikmet sahibi mâbud, kullarının amellerini tesbit eder ve onları muhasebeye tâbi tutar. Binaenaleyh lâyık olan odur ki, yalnız o Yüce Yaratıcıdan korkulsun, onun rızasına aykırı hareketlerden kaçınılsın.

40. Muhammed Aleyhisselâm sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir ve lâkin Allah’ın Resulüdür ve Peygamberlerin sonuncusudur ve Allah herşeyi tamamen bilendir.

40. Ey insanlar!. Biliniz ki: (Muhammed) Aleyhisselâm, soy itibariyle (sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir) binaenaleyh Zeyd Bin Harise’nin de babası değildir. Onu vaktiyle oğulluk edinmekle o, hakikaten Hz. Peygamber’in oğlu olmuş değildir ki, onun boşanmış eşiyle evlenmesi, câiz olmasın. Böyle birşey ile bir hürmeti musahere sâbit olmaz. (velâkin) Hz. Muhammed (Allah’ın Resûlüdür) bu sebeple ümmeti hakkında babalarından daha önce gelir, daha şefkatlidir ve daha iyilik ister, onların ebedî hayatlarına sebebtir. (ve) O Yüce Resûl (Peygamberlerin sonuncusudur) artık onunla risâlet ve peygamberlik zinciri sona ermiştir, başka bir Peygamber daha gelmeyecektir, onun peygamberliği bütün insanlığı kıyamete kadar kapsar Hz. İsa Peygamberimizden evvel Beni İsrail’e gönderilmiş bir Peygamber idi. Daha sonra kıyamete yakın dünyaya inmesi, yani bir peygamberlik vazifesine sahip olarak değildir, o da Son Peygamber Efendimizin şeriâtiyle amelde bulunacaktır. Onun kıblesine yönelerek namaz kılacaktır. (ve Allah herşeyi tamamen bilendir) Binaenaleyh hikmet ve faydaya en lâyık olan şeyleri de hakkiyle bilir ve Hz. Muhammed’in Son Peygamber olması da ohikmet sahibi Yaratıcının ilm ve hikmeti gereği bulunmuştur. “Resûl-i Ekrem Efendimizin Hz. Hatice’den Kasım, Tayyib ve Tahir adında üç oğlu dünyaya gelmiş ve daha bülûğ çağına ermeden vefat etmişlerdir ve Maniye adındaki eşinden de İbrahim adındaki oğlu dünyaya gelmiş, daha süt emer çocuk iken vefât etmiştir. Ve Hz. Hatice’den dört kızı da dünyaya gelmiştir ki: Zeynep, Rukiyye, Ümmügülsüm ve Fatimetüzzehra adında bulunuyorlardı. Bunlardan üçü, Resûlüllah hayatta iken vefat etmişlerdir. Hz. Fatime de Peygamber Efendimizin irtihalinden altı ay sonra vefat etmiştir. Allah Teâlâ cümlesinden razı olsun. “Zeyd Bin Harise” Ebu Üsametülkelbi, Peygamber Efendimizin pek sevgili bir kölesi idi. Annesi mensup olduğu “Mein” kabilesini ziyarete giderken yanında bulunan bu çocuk esir tutulup Mekke-i Mükerreme’ye götürülmüş, orada satılığa çıkarılmış, Hekim Bin Hizam tarafından satın alınarak teyzesi Hz. Hatice’ye bağışlanmış, Hz. Hatice radiallahu Anha da onu Resûl-i Ekrem’e hibe etmişti. Peygamber Efendimiz de henüz sekiz yaşında bulunan Zeyd’i azat edip oğulluğuna kabul buyurmuş, çok sevgilisi bulunmuştu. Onları babalarına nisbet ederek çağırın…) ayeti kerimesinin nuzülüne kadar ona “Zeyd Bin Muhammed’e” denilirdi. Zeyd’in babası Harise, oğlunun bu gaybolmasından dolayı çok üzülmüş bulunuyordu. Daha sonra Kelb oğullarından bazı kimseler Hac mevsiminde Zeyd’i görmüşler, gidip babaskına haber vermişlerdi. Babası ile amcası Keab Mekke-i Mükerreme’ye gelmişler, fidye mukabilinde Zeyd’i Resûl-i Ekrem’den almak istemişlerdi. Peygamber Efendimiz de Zeyd’i serbest bıraktı, Zeyd’de Hz. Peygamber’i ana babasına tercih ederek peygamberin yanından ayrılmak istemedi. Resûl-i Ekrem de onu kendisine oğuledindi. Bundan memnun olan babası ve amcası geri dönüp gittiler. Zeyd Radiallahu Anh, ilk İslâmiyet’i kabul edenlerin üçüncüsü veya dördüncüsüdür. Hz. Hatice ile Ebubekirissıddık ve Aliyülmurteza’dan sonra İslâm şerefine nâil olmuştur. Bedr savaşında hazır olup galibiyyet müjdesini Medine-i Münevvere’ve getirmişti. Hicretin sekizinci senesi Rum’lara karşı Şam’a gönderilen birliğe komutan olarak tayin edilmiş, mü’tede vuk’u bulan bir çarpışmada şehit düşmüştür. Kendisinden sonra, kumandanlığı üstlenen Cafer İbni Ebi Talip Hazretleri de bu muharebede şehit olmuştur. Allah Tealâ ikisinden de razı olsun. Resûl-i Ekrem, Sallallâhü Aleyhi Vesellem Hazretleri bu iki muhterem mücahitin şehitlik haberini alınca çok üzülmüş olmuş ve ağlamıştır. Bu Zeyd Radiallâhu Anh’dan başka hiçbir sehâbinin ismi Kur’an-ı Kerim’de zikredilmiş değildir. Kendisinden ve oğlu Üsame’den bir hayli hadisi şerif naklolunmuştur. Ne büyük muvaffakiyyet!.

41. Ey imân etmiş olanlar! Allah’ı çokça zikir ile zikrediniz.

41. Bu mübârek âyetler de müminlerin Hak Teâlâ Hazretlerini zikr ve tesbih ile mükellef olduklarını bildiriyor. Ve o Yüce Mâbud’un ve Melâike-i Kiram’ın müminler hakkındaki merhamet ve şefkatlerini beyân buyuruyor ve o müminleri haklarında hazırlamış pek yüce mükâfat ile müjdelemektedir. Şöyle ki: (Ey imân etmiş olanlar!.) Ey Allah’ın birliğini, Hz. Muhammed’in Peygamberliğini tasdik etmek şerefine nâil bulunanlar!. (Allah’ı çokça zikr ile zikr ediniz) O Yüce Mâbud’u daima techide, takdise, temcide devam eyleyiniz, gafilce bir halde yaşamayınız.

42. Ve O’na sabah ve akşam tesbihte bulunun.

42. (Ve O’na) O Kerem Sahibi Yaratıcıya (sabah ve akşam) öyle faziletli vakitlerde vesâir zamanlarda (tesbihte bulunur) onunilâhi zâtını lâyık olmayan şeylerden tenzihe devam eyleyiniz. O mukaddes mâbudunuzun hakkınızdaki nimetlerine karşı şükrân vazifesini ifaya çalışınız.

=Allah, noksan sıfatlardan yücedir, hamd Allah’a mahsustur, Allah’tan başka ilâh yoktur. Allah en büyüktür, güç ve kuvvet ancak Allah’tandır.) denilmesi en güzel bir tesbih ve takdisten ibarettir.

43. O Yüce Yaratıcıdır ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size merhamet buyurur, melekleri de. Ve müminler için pek merhametli bulunmaktadır.

43. Evet.. O Yüce Mâbud’u zikre, tesbihe devam ediniz. Çünki (O) Yüce yaratıcı (dir ki) Ey müminler!. (sizi karanlıklardan) Küfrden ve günahlardan (nûra) îmana ve ibadet ve itaate (çıkarmak için size merhamet buyurur) sizi imân ve itaat dairesinde yaşatir (melekleri de) hakkınızda istiğfârda bulunurlar. Onların da böyle mağfiret talebinde bulunmaları, müminler hakkında bir merhametten, bir şefkatten başka değildir. (ve) O Yüce Mâbud bütün (müminler için) dünyada da ve ahirette de (pek merhametli bulunmaktadır) bunun içindir ki, müminleri, dünyada hallerinin iyiliğini, şânlarının yücelmesini temin edecek şeyler ile mükellef kılmış, onları zikr ve fikne, ibadet ve itaate teşvik buyurmuştur. Melekleri de onların haklarında duahân bulundurmuştur.

44. Ona kavuşacakları gün duâları, selâmdır ve onlar için pek şerefli bir mükâfat hazırlamıştır.

44. O Şanı Yüce Yaratıcının, müminler hakkında daha bu dünyadalarken öyle ilâhi merhametinin tecelli etmiş olduğu gibi (O’na kavuşacakları gün) de, ahiret âleminde de cennetlere dahil, Allah’ı görmeye nâil olacakları vakit de (duâları) o müminler hakkında Cenab-ı Hak’kın veya meleklerin sağlık, selâmet, saadet dilemesi de (selâmdır) onların her türlü korkudan, afetten, emin, selâmete nâil olduklarını kendilerine müjdedir. (ve) Allah Teâlâ Hazretleri (onlar için) o müminler hakkında sırf ikram ve iltifat için öyle selâmet ve saadete kavuşmakla beraber (pek şerefli bir mükâfat) da (hazırlamıştır.) O da ebediyyen cennetlerde kalmalarıdır, Allah’ı görmeye mazhar olarak ebedî bir ruhani zevke nâil olmalarıdır. Cenab-ı Hak cümlemize nasip buyursun. Amin.

45. Ey Peygamber! Şüphe yok ki, biz seni bir şâhit ve bir müjdeci ve bir korkutucu olarak göndermişizdir.

45. Bu mübârek âyetler, Resûl-i Ekrem’in ne gibi güzel vasıflar ile vasıflanmış ve ne gibi bir nurâniyete sahip bulunmuş olduğunu bildiriyor. Müminleri büyük bir ilâhi lütfa mazhar olmakla müjdeliyor. Ve Yüce Peygamberin Hak’ka tevekkül ile mükellef ve ilâhi korumaya nâil olup îmansız kimselere iltifat etmekten uzak bulunduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ey Peygamber!.) Ey Son Peygamber!. (şüphe yok ki, biz seni) diğer halkımıza (bir şâhit) onların hallerine, tasdikte mi, yalanlamadamı bulunduklarına, kurtuluşa mı, sapıklığa mı müstait olduklarına şahit olmak üzere gönderdik (ve) seni (bir müjdeci) imân edenleri cennetle müjdelemeye (ve bir korkutucu) dinsizleri de cehennem ateşiyle korkutmaya memun (olarak göndermişizdir.) sen böyle bir risalet vazifesine sahip bulunmaktasın.

Yorum Bırakın