ZUHRUF SURESİ

60. Ve eğer dileyecek olsa idik, elbette sizden yerde melekler yaratırdık, sizin yerinize geçerlerdi.

60. Hz. İsâ’yı mâbud edînen câhilleri ikaz için Yüce Yaratıcı buyuruyor ki: O mübârek zâtın babasız yaratılmış olduğunu Allah’ın kudretine nazaran çok mu görüyorsunuz?. (Ve eğer dileyecek olsa idik elbette sizden) ey insanlar!. İnsan nev’inden (yerde melekler yaratırdık) sizin zürriyetinizi melekler olarak dünyaya getirirdik, Allah’ın kudreti, hepsine de fazlasiyle kâfidir. Diğer bir yoruma göre de ey müşrikler!. Düşünmüyor musunuz ki, Allah Teâlâ dilerse sizi helâk eder, size bedel yeryüzünde melekleri meydana getirir, hepsi de o Yüce mâbuda ibâdette bulunurlar. Artık o melekler (size hâlefler olurlardı.) sizi müteâkip yeryüzünde yaratılmış, Allah’ın birliğini tasdik ederek yalnız o eşsiz mâbud’a ibâdet ve itaate devam etmiş bulunurlardır.

61. Ve şüphe yok ki, O Hz. İsâ kıyamet için bir bilgidir. Artık O kıyamet hususunda bir şüpheye düşmeyin ve bana tâbi olunuz. Bir dosdoğru yol, budur.

61. (Ve şüphe yok ki: O) İsâ Aleyhisselâm (kıyamet için bir bilgidir) bir marifet vesîlesidir. Çünkü onun babasız yaratılması, onun ölüleri diriltmeğe muvaffak olması, Allah’ın kudreti iledir. Artık o Yüce Kudret ile insanların da öldükten sonra yeniden hayata kavuşturulmaları elbette ki, mümkündür. İşte Hz. İsâ’nın varlığı böyle bir bilgiye vesîledir.Bununla beraber İsâ Aleyhisselâm’ın yeryüzüne ineceği de kıyamet alâmetlerinden sayılmaktadır. Diğer bir yoruma göre de Kur’an-ı Kerim, kıyamete dâir bilgi veren kıyametin hâllerini bildiren ilâhî bir kitaptır (Artık o kıyamet hususunda bir şüpheye düşmeyin) Onun vuk’u bulacağı muhakkaktır. (ve bana tâbi olunuz) yâni benim gösterdiğim hidâyet yolunu tâkibediniz, Resûlümün tabligatına göre hareketinizi tanzim eyleyiniz (bir dosdoğru yol budur) işte size böyle emr ve tavsiye edilen şeyler, dosdoğru bir yoldur, sizi Hak’ka kavuşturacak yol, bundan ibârettir.

62. Ve sakın sizi şeytan men eylemesin. Şüphe yok ki, o, sizin için apaçık bir düşmandır.

62. (Ve sakın sizi şeytan men eylemesin) Kalblerinizi düşüreceği vesveseleriyle sizi bu ilâhî yoldan, bu kutsal dinden mahrum bırakmasın, (şüphe yok ki: O) şeytan (sizin için apaçık bir düşmandır.) nitekim büyük atanız Âdem Aleyhisselâm hakkındaki düşmanlığı malûmdur. O mübârek zâtın cennetten geçici olarak çıkarılmasına sebebiyet vermişti. Artık şeytanın vesveselerine kapılmamalıdır, Yüce Peygamberin gösterdiği hidâyet yolunu tâkibetmekten ayrılmamalıdır. Selâmet ve saadete ancak bu yol ile kavuşursunuz.

63. Ne zamanki, İsâ, o açık mucizeler ile geldi, dedi ki: Ben size muhakkak bir hikmet ile ve kendisiyle ihtilâfettiğiniz şeyin bâzısını size beyan için geldim. Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.

63. Bu mübârek âyetler, İsâ Aleyhisselâm’ın kulluğunu itiraf eden yüce bir Peygamber olup mûcizeler ile beraber gönderilmiş olduğunu ve kavmine neleri açıklamakla emrolunmuş olup onları tevhid dinine nasıl dâvet buyurmuş bulunduğunu bildiriyor. O kavmin ise daha sonra ihtilâflara düşmüş, müthiş bir azaba lâyık olmuş ve karşılarına ansızın gelecek olan kıyamet gününü bekler durumda olduklarınıihtar ediyor. O kıyamet gününde ise dünyada takvâ sâhibi olmayan dostların birbirine düşman kesilmiş olacaklarını beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey müşrikler!. İsâ Aleyhisselâm’ın yüce mahiyetini bir kere düşününüz!. O sizin taptığınız putlar kabilinden midir ki, sizinle beraber cehenneme sevk edilsin!. O, bir Peygamberdir, kavmine Allah’ın birliğini teblîğ (Vaktaki, İsâ) O muhterem zât (o açık mûcizeler ile) İncil gibi ilâhî bir kitap ile, ümmetinin kurtuluşunu temin edecek dinî hükümlerden ile (geldi) Allah tarafından gönderilmiş oldu, onlara (dedi ki: Benim size muhakkak bir hikmet ile) içtimaî hayatınızı tanzim edecek pek muhkem, pek fâideli bir kitap ile veya bir şeriat ile gönderildim (ve kendisinde ihtilâf ettiğiniz şeyin bâzısını size beyân için geldim) yâni: Allah’ın dinine, ahlâkî fâziletlere, içtimai olgunluklara âid olan ihtilâflarınızı aranızdan kaldırmakla emrolundum, sizi bu hususlarda irşâd ile, aydınlatmakla mükellef bulunmaktayım. Sadece dünyaya âid, dini hükümlere aykırı olmayan şeylere dâir beyânatta bulunmak ise Yüce Peygamberlere âid vazifelerden değildir. Nitekim bir hadis-i şerifte:

(Siz dünyanıza âid işleri iyi bilirsiniz, ben de dininizle ilgili işleri iyi bilirim) buyurulmuştur. (Artık) Ey ümmetim!. (Allah’tan korkun) İlâhî azabı düşünün, O’nun Peygamberine muhalefette bulunmayın (ve bana itaat edin.) İlâhî din adına teblîğ ettiğim hususlarda bana tâbi olun, tekliflerime riâyette bulunun. Çünkü bir Peygamberin emrine muhalefet, onu göndermiş olan Yüce mâbudun emrine muhalefet demektir.

64. Şüphe yok ki, Allah, o benim Rabbimdir ve sizin Rabbinizdir. Hemen O’na ibadet ediniz. İşte bu dosdoğru yoldur.

64. İsâ Aleyhisselâm, İsrâiloğulları’na hitaben şöyle buyurmuştur: (Şüphe yok ki, Allah) Yalnız kendisi ilâhlıkla vasıflanmış olan (O) Yüce Yaratıcı (benim Rab’bimdir ve sizin Rab’binizdir.) hepimizi yaratmış hayata erdirmiş, yaşamakta, beslemekte bulunmuş olan Allah, o ezeli mâbuddur. (Hemen O’na ibâdet ediniz) O’nun dinî hükümlerine riâyette bulunup, başkalarını aslâ mâbud tanımayınız (işte bu) size teblîğ ettiğim ilâhî din, (dosdoğru yoldur.) bu yola girenler, aslâ sapıklığa düşmezler. Bu yoldan ayrılanlar ise ihtilâflardan çıkmaz yolları tâkibetmekten aslâ kurtulamazlar.

65. Sonra o guruplar kendi aralarında ihtilâfa düştüler. Artık vay acıklı günün azabından o zulüm etmiş olanlara!

65. Allah Teâlâ Hazretleri buyuruyor ki: (Sonra o guruplar) O hristiyan denilen çeşitli fırkalar (kendi aralarında ihtilâfa düştüler) Hz. İsâ’nın tavsiyelerine muhalefette bulundular, Melkâniye, Nesturiye, Yakûbiyye, gibi şubelere ayrıldılar. İçlerinden bir zümre Hz. İsâ’nın yüce bir Peygamber olmakla beraber yine Allah Teâlâ’nın bir kulu olduğuna inanmıştır. Onlardan bir gurup ise İsâ, Allah’ın oğludur, diyerek şirke düşmüş, diğer bir gurup da İsâ, Allah’tan ibârettir diyecek kadar açık bir cehâlet göstermiştir, küfr içinde kalmıştır. İncil kitabını da değiştirmişler, birbirine muhalif birden çok nüshâlar tertib etmişlerdir. Maamafih Yuhanna’ya isnad edilen İncil’de Hz. İsâ’nın şu meâlde bir ifâdesi bulunmaktadır. “Ebedî hayat şudur ki: İlâhî hakikatin ancak Allah Teâlâ’dan ibâret olduğu, İsâ’nın da Allah tarafından gönderilmiş bir Resûl bulunduğu bilinsin.” Kısacası: Hıristiyan tâifeleri ihtilâfa düşmüş, dinlerini değiştirmiş, nefslerine zulmeylemiş, kendilerini ebedî bir azaba aday yapmış oldular, işte Cenab-ı Hak da buyuruyor ki: (Artık vay) Helâk, felâket (acıklı günün) pekelem verici olan kıyamet zamanının (azabından o zulm etmiş olanlara) artık onlar öyle pek şiddetli bir azaba lâyık bulunmaktadırlar.

66. Onlar, kendilerine farkında olmadıkları hâlde ansızın gelecek olan o saatten başkasını mı gözetiyorlar?

66. (Onlar) Öyle zulm edenler, tevhid dinine muhalefette bulunanlar (kendilerine farkında olmadıkları hâlde ansızın gelecek olan o saatten) o kıyamet gününden (başkasını mı gözetiyorlar?.) nedir onlardaki o gaflet!. O bâtıl ihtilâflar!. Heyhât ki, onlar gafletten, cehâletten ayrılmıyorlar!. Onlar böyle bir hâlde yaşarlarken ansızın kıyametin müthiş belâlarına uğrayacaklardır.

67. O gün dostların bâzısı için düşmandır. Takva sahipleri müstesnâ.

67. (O gün) O kıyamet zamanında (dünyadaki dostların bâzıları bâzısı için düşmandır.) bu dünyada din için değil, âdi menfaatler düşüncesiyle birbirine dost görünerek bir takım günâhları işlemiş olanlar, âhiret âleminde bu hareketlerinin kötülüğünü anlamış olacaklardır. Birbirlerini sapıtmış olduklarından dolayı aralarında bir düşmanlık bir nefret meydana gelecektir, (takvâ sâhipleri müstesnâ.) Dünyada iken sırf Allah rızâsı için birbirini sevmiş, dinî vazifelerini yapmış olan mü’min kullar başka, bunların arasındaki dini kardeşliği, insanlık sevgisi âhirette de devam edecektir, bunlar birbiriyle güzelce görüşecekler, başkaları hakkında iyilik sever bulunacaklardır. Evet.. Birçok kimselerin aralarında samimî ve ahlâkî fâzilete dayanan bir muhabbetin tecellî edebilmesi için hepsinin de yüce bir gayeye yönelik bir dini terbiye ile donatılmış, bir yüce Yaratıcı’ya kullukta övünmeleri lâzımdır. Aralarında böyle bir birlik bulunan zâtların karşılıklı dostlukları âhiret âleminde de devam edecektir ve bunların hepsi de âhiretnîmetlerine nâil olacaklardır. İşte güzel bir İslâm terbiyesinin pek yüksek neticesi!.

68. Ey kullarım! Sizin üzerinize bugün hiçbir korku yoktur ve siz mahzun olacaklar da değilsiniz.

68. Bu mübârek âyetler, müminlerin dünyadaki güzel amellerinin mükâfatına âhirette kavuşacaklarını bildiriyor, o İslâmiyet şerefine sâhip kulların âhirette korkudan, hüzün ve kederden emin olarak nice kıymetli lezzetli ebedî nîmetlere nâil olacaklarını müjdelemektedir. Şöyle ki: Allah Teâlâ Hazretleri âhirette mü’min, ve takvâ sâhibi kullarına lütfen hitabederek buyuruyor ki: (Ey kullarım!. Sizin üzerinize bugün) Bu kıyamet âleminde (hiçbir korku yoktur) siz aslâ azap görmeyeceksiniz. (ve) artık (siz mahzun olacaklar da değilsiniz) dünyadan ayrılmış veya hangi bir şeyi elden çıkarmış olduğunuzdan dolayı bir hüzne tutulmuş da olamayacaksınızdır. Kalbleriniz bütün zevk ve sevinç içinde kalmış bulunacaktır.

69. Öyle kullar ki, bizim âyetlerimize iman ettiler ve Müslüman oldular.

69. Böyle bir ilâhî hitap ile müjdelenen müminler (Öyle kullar) dır (ki,) onlar (bizim âyetlerimize îman ettiler) Allah’ın birliğini, yüceliğini gösteren delillerin, semâvî kitapların beyânlarını kalben tasdik eylediler (ve müslüman oldular) ilâhî emirlere, nehylere boyun eğerek riâyette ve teslimiyette bulundular.

70. Siz de ve zevceleriniz de sevinç içinde olduğunuz hâlde cennete giriniz.

70. Artık âhirette o mü’minlere müjde için denilecektir ki: (Sizde ve) îman etmiş olan (zevceleriniz de sevinç içinde olduğunuz hâlde cennete giriniz.) Cenab-ı Hak’kın size ihsân buyurduğu nîmetlerden tam bir zevk ve sevinç ile istifâde ediniz.

§ Hebr = Hubur; Yüzde parlaklığı görülecek bir şekilde olan mutluluk ve sevinç demektir.

71. Onların üzerine altundan tepsiler ile ve destiler ile dolaşılır ve orada canların hoşlanacağı ve gözlerin lezzet alacağı şeyler vardır ve siz orada ebedîyyen kalıcılarsınız.

71. O mü’min, ve takvâ sâhibi kullar cennete girince (Onların üzerine) çeşitli yiyecekleri, meyveleri içeren (altundan tepsiler ile ve) lezîz sular, çeşitli şerbetler bulunan (destiler ile dolaşılır) kendilerine cennet hizmetçileri vasıtasiyle ikram edilir (ve orada) o cennette (canları hoşlanacağı ve gözlerin lezzet alacağı) görmesiyle nûrlar içinde kalacağı (şeyler vardır) onların en yücesi, en rûhanîsî ise Cenab-ı Hak’kın mübârek cemaline bakmaktan ibârettir, o bir Allah’ı görme tecellîsine kavuşmaktır. Ve o mutlu kullara lütfen hitabederek buyurulacaktır ki: (ve siz orada) O cennette (ebediyyen kalıcılarsınız) o cennet, bakîdir, ona nâil olanlar da orada ebediyyen zevk ve sevinç içinde yaşayacaklardır. Artık o nîmetler yok olmayacaktır.

72. Ve işte bu, o cennettir ki, yaptığınız şeylerden dolayı O’na vâris kılınmış oldunuz.

72. Evet.. O Kerem Sâhibi Yaratıcı, O mes’ut kullarına buyuracaktır ki, (Ve işte bu) yüce makâm (o cennettir ki, yapar olduğunuz şeylerden dolayı) dünyada iken yerine getirmeye devam ettiğiniz güzel ibâdetlerin, itaatlerin mükâfatı olmak üzere siz (ona varis kılınmış oldunuz) yâni: O güzel amellerinizin mükâfatına kavuşturuldunuz.

73. Sizin için burada birçok meyveler vardır, onlardan yiyeceksinizdir.

73. Ey mutlu müslümanlar!. (Sizin için burada) Bu cennette (birçok meyveler vardır) çeşit çeşit, lezîz yemişler mevcuttur, siz (onlardan yiyeceksiniz.) o meyvelerden yiyip lezzet alacaksınız, onlar nihâyet bulmayacaktır, onlaryine pek güzel manzaralar teşkil edip duracaktır. İşte müminler için böyle ebedî nîmetler, saadetler mevcuttur. Bir mü’min dünyada hikmet gereği bâzı ihtiyaçlara, sıkıntılara mâruz kalabilir. Fakat sabr eder, din yolundan ayrılmazsa işte âhirette böyle ebedî nîmetlere nâil olur. Kur’an-ı Kerim’in bir kısım âyetleri, müminlerin kalbi kuvvetlerini takviye için bu ebedî nîmetleri tekrar etmektedir.

74. Kâfirler ise şüphe yok ki, cehennemin azabı içinde ebedîyyen kalıcılardır.

74. Bu mübârek âyetler de kâfirlerin kendi zulmleri yüzünden cehenneme ebedî sûrette atılarak azablarının aslâ kesilmeyeceğini bildiriyor. Ve o kâfirlerin cehennemde ölüp azaptan kurtulmalarını temennî edeceklerini, fakat onlar hakkı kabulden kaçınmış bulundukları için bu temennîlerinin kabul edilmeyeceğini ihtar ediyor. Ve onların bâtıl kanaatlerinin, gizli lâkırdılarının Allah katında malûm ve amel defterlerinde yazılı bulunduğunu beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Mü’minler hakkındaki ilâhî müjdeyi müteâkip kâfirler hakkındaki ilâhî tehdidi beyân için buyuruyor ki: (Kâfirler ise) Dünyada Allah’ın dininden mahrum kalıp o hâl üzere ölüp gidenler ise (şüphe yok ki,) âhirette (cehennemin azabı içinde ebediyen kalıcılardır) o azaptan aslâ kurtulamayacaklardır.

Yorum Bırakın