YASİN SURESİ

60. Ey Âdem oğulları!, size tavsiye etmedim mi ki, şeytana ibadet etmeyiniz. Şüphe yok ki, o sizin için apaçık bir düşmandır.

60. Ve Allah tarafından şöyle bir hitap da yönelecektir. (Ey Adem oğulları!. Size) Dünyada bulunduğunuz zaman (tavsiye etmedik mi ki,) Peygamberler ve samavi kitaplar vasıtasiyle bildirmiş olmadık mı ki, (şeytana ibadet etmeyiniz) onun vesveselerine uymayınız, ona itaatte bulunmayınız, siz kendinize Allah tarafından gösterilen selâmet ve saadet yolunu takibedin, ondan ayrılmayınız (Şüphe yok ki, o) şeytan (sizin için apaçık bir düşmandır.) Soy kökünüz olan Hz. Adem hakkındaki düşmanlığını bilmiyor musunuz?. Onun ne kadar aldatıcı, kötülük isteyen bir mel’un olduğunu anlamış değil mi idiniz?. Hiç aklıbaşında olan kimse, öyle hakka muhalif, ahlâka aykırı olan şeytani sözlere, propagandalara kıymet verir mi?. Onların tesirleri altında kalmak ister mi. Bu şekilde olan bir hitap, kınama ve susturmak içindir.

61. Ve bana ibadet ediniz. İşte doğru yol budur.

61. (Ve) Ey insan oğulları. Size emr etmedik mi ki: (bana ibadet ediniz) Benim emirlerime itaatte bulunun ve yasakladığım şeylerden kaçının (işte doğru yol budur) işte sizi selâmete, hidayete erdirecek yol, yalnız Allah Teâlâ’ya ibadet etmenizdir, onun emirlerine ve yasaklarına riayette bulunmanızdır. Artık nasıl olur da şeytana uyarsınız?. Onun aldatmalarına kıymet verirsiniz?.

62. Andolsun ki, sizden birçok toplulukları sapıklığa düşürdü. Siz akıl erdiriyor olmadınız mı?

62. Evet.. (Andolsun ki,) Muhakkak bir gerçektir ki, ey insan oğulları!. O şeytan (sizden birçok toplulukları sapıklığa düşürdü) doğru yoldan çıkardı. Küfre, isyana uğrattı. Yeryüzünde nice kavimler, Allah’ın birliğine inanmıyorlar, bir takım mahlûkata yaratıcılık, mâbutluk isnadına cür’et ediyorlar, akl ve mantığa muhalif iddialarda bulunuyorlar. Bütün bunlar birer şeytani vesvesenin neticesidir. Artık Ey gafiller!. (siz akıllıca düşünür olmadınız mı?.) O şeytanın size olan düşmanlığını anlamadınız mı?. Nedir sizdeki bu gaflet!.

§ Cibil; Büyük cemaat demektir.

63. Bu sizin o vâd olunmuş olduğunuz cehennemdir.

63. Artık o şeytana uyup kâfirce bir hâlde ölüp gidenlere ahirette bir ihanet, bir hakaret için denilecektir ki: (Bu) İçine atıldığınız ateşli mahal (o) dünyada iken Peygamberler vasıtasiyle (vâd olunmuş olduğunuzcehennemdir) şimdi anladınız mı?. Vaktiyle bunu inkâr ediyordunuz. Artık lâyık olduğunuz bu ebedî azaba kavuşmuş oldunuz. Bu kendi kötü hareketlerinizin bir neticesidir.

64. O inkâr eder olduğunuzdan dolayı bugün ona giriveriniz.

64. Ve o kâfirleri kınamak için şöyle de denilecektir: (O) Dünyada iken (inkâr eder olduğunuzdan dolayı) yapılan tenbihlere, ihtarlara rağmen bu ahiret âlemi, bu cehennem azabını inkâr edip şeytana tâbi olduğunuz için şimdi (bugün ona) o cehennemin ateşi içine (giriveriniz) onun pek acıklı, yakıcı azabını tadınız, o ebedî azaba yaslanarak yanıp yakılınız.

§ Isla; Ateşte kızdırmak, âteşe yakmak, sıcaklığı arttırıp şiddetlendirmek manasınadır.

65. Bugün onların ağızları üzerine mühür basarız ve bize elleri söyler ve neler kazanır olduklarına dâir ayakları şahitlikte bulunur.

65. Hak Teâlâ Hazretleri o kâfirlerin başlarına gelecek olan pek şiddetli azabı şöylece haber veriyor: (Bugün) Bu kıyamet gününde (onların) o kâfirlerin (ağızları üzerine mühr basarım) onları söz söyleyebilmekten âciz bırakırız (ve bize elleri söyler) onlar dünyadaki küfrlerini inkâra cür’et gösterirler, fakat buna rağmen onların elleri onların dünyada iken neler yapmış olduklarını söyler, haber verir (ve neler yaptıklarına dair ayakları şahitlikte bulunur) ayakları dile gelerek onların neler yapmış olduklarına şahitlik ederek aleyhlerinde konuşmakla onların inkârlarını çürütmüş olur. Evet.. Yüce Yaratıcı, herşeye kâdirdir.

Bu dünyada bile insanların sözleri bir alet vasıtasiyle zapt ediliyor, parmakların, ayakların izleriyle onların yaptıkları şeyler anlaşılarak mahkemelere gösteriliyor. Bunları böyle yaratan Cenab-ı Hak, yarın ahirette de onların bütün uzuv ve organlarını konuşturabilir, onların dünyadaki amellerini osuretle meydana çıkararak onları susturabilir. Allah’ın kudreti yanında bunlar pek kolay şeylerdir. Şüphesiz inanıyoruz…

66. Ve eğer dilese idik gözlerini büsbütün mahvederdik de yola koşar dururlardı. Artık nereden görebilecekler?

66. İşte Cenab-ı Hak, kudretinin mükemmelliğini ve mahlûkatıi üzerindeki tasarruflarının pek geniş olduğunu bildirmek için buyuruyor ki, (ve eğer dilese idik) o kâfirlerin daha dünyada iken (gözlerini büsbütün mahvederdik de) onlar o boş gözleri ile de hiç bir şey göremez olurlardı, şaşkın bir halde (yola koşar dururlardı) evvelce gidip geldikleri bir yolu yine tâkibetmek isterlerdi.

(Artık nereden görebileceklerdi?.) Elbette göremeyecekler, zarar ve ziyana uğramış bir halde kalacaklardı. Halbuki, Allah Teâlâ onları bu dünyada öyle bir körlüğe uğratmadı. Onlar kudret eserlerini görüyor, yollarını takibedebiliyorlardı. Binaenaleyh bunun şükrünü ifa etmeli, bu kuvveti kendilerine veren Kerem Sahibi Yaratıcıya kullukta bulunup durmalı değil mi idiler?.

§ Tams; Ber eseri gidererek mahvetmek demektir.

67. Ve eğer dilese idik onları en kuvvetli bulundukları yerde mahvederdik. Artık ne geçip gitmeğe ve ne de geri dönmeğe güç yetiremezlerdi.

67. Evet.. O Yüce Yaratıcı, kulları hakkındaki lütf ve ihsanına işaret ve o gibi inkârcıları tehdit için buyuruyor ki: (Ve eğer dilese idik onları) O inkârcıları (en kuvvetli bulundukları yerde) en genç ve dinç bulundukları bir çağlarında (mahvederdik) kendilerini âciz, miskin felç olmuş bir hale getirirdik (artık ne geçip gitmeğe ve ne de geri dönmeğe güçleri yetmezdi) hiçbir tarafa kımıldanmaya güçleri yetmezdi. Hattâ Cenab-ı Hak dilese idi onları maymunlara, domuzlara çevirir veya onlarıtaşlar gibi bir hale getirirdi. O Yüce Yaratıcının sonsuz kudreti hepsine fazlasıyle kâfidir.

§ Mesh; Bir sureti başka bir çirkin surete dönüştürmek manâsınadır.

68. Ve her kimi de çokca yaşatıyor isek onu yaratılışda baş aşağı ediyoruz. Daha akıllıca düşünemiyorlar mı?

68. Hikmet Sahibi Yaratıcı, bir takım kâfirlerin: “Eğer biz dünyada daha çok yaşamış olsa idik aklımızı başımıza toplar, Cenab-ı Hak’kı bilip tasdik ederdik” gibi bir şekilde ahirette ileri sürecekleri mazaretlerine mahal bulunmadığına işâret için de buyuruyor ki: (Ve her kimi de) Bu dünyada (çokça yaşatıyor isek) ihtiyarlık çağına girmiş oluyor ve duygularına, kuvvetlerine zayıflık geliyor, artık geçici olan dünya hayatının gereği olmak üzere (onu baş aşağı ediyoruz) eski kuvvetinden, bilgisinden, kabiliyetinden eser kalmamaya başlamış oluyor. Binaenaleyh o inkârcılar da dünyada öyle kendi iddiaları gibi daha ziyade yaşamış olsalar idi, daha mı iyi düşünebilecek bir halde bulunacaklardı?.

Ne için onları daha ziyâde kuvvete, faaliyete, hayat kabiliyetine sahip bulundukları sırada hâllerini düzeltmeye çalışmamış bulunuyorlar?. Onlar (daha akıllıca düşünemiyorlar mı?) nedir o kadar gaflet!. O kadar yanlış düşünce!. Onlar, kâfi miktar yaşadıklarını ve kendilerini irşada çalışan zâtların kendilerine gönderilmiş olduğunu bir kere dikkate almalı değil midirler?.

§ Neks; Baş aşağı etmek, birşeyi kuvvetini gidererek zayıflığa düşürmek demek

69. Ve biz ona şiiri öğretmedik ve onun için lâyık da olmaz. O, başka değil bir ögüttür ve apaçık bir Kur’an’dır.

69. Bu mübârek âyetler, şairliğin peygamberliğin şânına lâyık olmadığını Kur’an-ı Kerim’in ise ilâhi bir öğüt olup ne gibi hikmetlerden dolayı indirilmiş bulunduğunu bildiriyor. Kerem Sahibi Yaratıcının yaratmışolduğu birçok hayvanlardan vesâireden yararlandıkları halde nankörlükte bulunan ve bir takım âciz, yardıma muhtaç şeyleri o Yüce Yaratıcı’ya ortak tanıyan ve onlardan yardım bekleyen müşriklerin o pek cahilce hâllerini kınıyor ve teşhir buyuruyor.

O gibi inkârcıların bütün açıkladıkları ve gizledikleri şeyleri o Yüce zâtın bilmekte olduğunu ve onların lakırdılarından Resûl-i Ekrem’in üzülmemesini beyan ile o Yüce Peygamberi teselli etmiş bulunmaktadır. Şöyle ki: (Ve biz O’na) Muhammed Aleyhisselâm’a (şiiri öğretmedik) O’nun beyanları, O’nun tebliğ ettiği Kur’an âyetleri asla şiir kabilinden değildir. (ve onun için) O Yüce Peygamber hakkında şiir ile uğraşmak ve şairce sözler (lâyık olmaz) O’nun peygamberlik vazifesi, O’nun değerinin yüceliği böyle bir uğraşıya mânidir.

Bilindiği gibi şiir,

vezinli, kâfiyeli ve çoğu kere zanna, hayâle dayanan zorluktan uzak olmayan bir beyan şeklidir. Şâirlerin birçoklarıyla kendilerini veya başkalarını gerçeğe aykırı olarak meth eden ve övenler veyahut başkalarını haksız yere veya aşırı bir şekilde kötülemeye ve hicve cür’et gösterirler.

Gerçekten de pek kıymetli, hakikata tercüman olan şâirler de vardır, fakat bunlar bir müddet ilm ile, edebiyat ile meşgul olmuş kimselerdir, yazdıkları manzumelerde bir düşünce ve çalışma eseridir, birer gayretin neticesidir. Resûl-i Ekrem’in mübârek hayatı ise bilinmektedir.

Kırk yaşına kadar asla ilm ile, edebiyat ile uğraşmamıştır ve kendisinden ahlâksız, gerçeğe aykırı birşey çıkmamıştır. Kavmi arasında “Muhammed-ül emin güvenilir” ünvanına sahip bulunuyordu. Bilâhara ilâhi vahye mazhar oldu, hiç çalışmadığı’ halde bir nice dinî hakikatları öğrendi, Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini Cibril-i Emin vasıtasiyle vakit vakit alarak hemen ashab-ı kiram’ına tebliğ etti. Kur’an-ı Kerim’in bütün ayetleri ise sırf hakikattir, birer söz mucizesidir, asla şiir kabilinden sayılamaz.

Gerçekte bir kısa âyeti celil veya bir hâdis-i şerif manzum gibi görülebilir,

mesela:

Peygamber Efendimizin “Enen nebiyyû Lâkezib” “Ene İbnû Abdilmuttalip” hadis-i şerif’i manzum görülmektedir. Fakat bu, bir şiir söylemek kasdıyla ilgili olmaksızın ani bir doğuş kabilinden bulunduğu için asla şiir sayılamaz, bu ittifakla vâki olan beyanat kabilindendir.

Bununla beraber bu gibi Peygamberi beyanatları, pek nadirdir. (O) Kur’an-ı Kerim ise (başka değil bir mevizedir) insanlığı irşâda, aydınlatmaya hidayet yoluna sevke vesile olan pek şerefli bir ilâhi öğüttür, (ve apaçık bir Kur’an’dır.) bir semavi kitaptır, bir nice hikmetleri toplayıcıdır, hak ile bâtılın arasını ayırıp tayin etmektedir, daima okunmasıyla sevap kazanılmaktadır.

Artık öyle yüce, mucize bir ilâhi kitap, nasıl şiir sayılabilir?. Nitekim Resûl-i Ekrem’e karşı muhalif cephe alanlar, savaşları bile göze aldıkları halde o Kur’an-ı Kerim’in bir sûresine bile nazire yazmaktan, O’nun aleyhine bir delil, bir kanıt getirmekten âciz kalmışlardır. Şuara sûresinin 224’üncü âyetinin izahına da bakınız.

“Dünyada bütün sühna veranın”

“Yazdıkları en bedî’ eserler”

“Kur’an-ı meâli iktiranın”

“Bir sûresine nazire olmaz”

70. Hayat sahibi olan kimseyi korkutması ve kâfirler üzerine de azabın gerçekleşmesi için O Kur’an’ı indirdik.

70. Evet.. Kur’an-ı Kerim, asla şiir kabilinden değildir, O bir ilâhi kitaptır, bir ilâhi öğüttür. İşte Allah Teâlâ, bu hakikatı beyan için buyuruyor ki: (Hayat sahibi olan kimseyi korkutması) için Yani: Kalben hayatta olan akıllı, düşünen kimseyi ilâhi azab ile korkutup hidayet yoluna sevk için o Kur’an-ı Kerim’i inzâl ettik (ve kâfirler üzerine de) manen ölü sayılan dinsizler hakkında da (azabıngerçekleşmesi) vacip ve sabit olması (için) O Kur’an-ı Kerim’i indirdik. O’nun nüzulü, bu gibi hikmetlere dayanmaktadır. O öyle hayallere, şahsi düşüncelere dayanan bir şiirler mecmuası değildir. Buna inancımız tamdır..

71. Görmediler mi ki, muhakkak biz onlar için kudret ellerimizin yaptıklarından dörder ayaklı hayvanlar yarattık artık onlar bunlara sahiptirler.

71. O putlara tapınan, Kur’an’ın ilâhi bir lütuf olduğunu takdir edemeyen müşrikler, inkârcılar (Görmediler mi ki?.) görmüş gibi bilmediler mi ki, (Muhakkak biz onlar için) kudret (ellerimizin yaptıklarından) yani: Kimsenin bir yardımı olmaksızın sırf kendi kudretimizle varlık alanına getirdiklerimizden (dörder ayaklı hayvanlar yarattık) develeri, sığırları, koyunları vücude getirdik. Artık (onları) o insanlar (bunlara) bu çeşitli cinsteki hayvanlara (sahiptirler) bunları disipline etmeye kâdirdirler, bunlardan istedikleri gibi istifâde edip duruyorlar.

Yorum Bırakın