YASİN SURESİ

48. Ve derler ki: O tehdit ne zaman? Eğer siz sadıklar oldunuz iseniz.

48. (Ve) O inkârcılar, alay etme yoluyla sual ederek (derler ki, o tehdit) o kıyamet saati (ne zaman?.) dir, onu bize haber veriniz. (eğer gerçekten doğru söylüyorsanız) Eğer öyle bir mükâfat ve ceza zamanı var ise o ne vakit meydana gelecektir?. Haydi ona dair bize malûmat veriniz bakalım?.

49. Onlar, birbirleri ile çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak olan korkunç bir sesten başkasını gözetmezler.

49. Allah Teâlâ da o alaycıları red etmek ve onların bu alçak durumlarını ilân etmek için buyuruyor ki: (Onlar, birbirleriyle çekişip dururlarken) Onlar dünyevî muamelelerinde, geçimliklerine ait işlerde birbiriyle çekişmede, düşmanlıkta bulunurlarken (kendilerini yakalayacak korkunç bir sesten başkasını görmezler) onlar nefhai ula ile yani İsrafilAleyhisselâm’ın Sûr’a ilk üfürmesiyle hemen hayattan mahrum kalırlar, kırk sene sonra da ikinci sûr vuku bularak hepsi de yeniden hayat bulup mahşere sevkedilirler, lâyık oldukları cezalara kavuşurlar.

50. Artık ne bir vasiyet yapmaya güç yetirebilirler ve ne de ailelerine. dönebilirler.

50. (Artık) Öyle bir ilk sûra üfürüldü mü, bütün insanlar, hayatlarından mahrum kalırlar (ne bir vasiyet yapmaya) malları ve canları hakkında bir vasiyette, bir tavsiyede bulunmaya kâdir olabilirler (ve ne de âilelerine dönebilirler) eğer evleri, yurtları dışında bulunmuşlar ise hemen orada ölmüş olurlar, aileleriyle dünyada bir daha görüşmeğe muvaffak alamazlar. Artık bu korkunç âkibeti bir düşünmeli değil midirler?.

51. Ve Sûr’a üfürülmüş olacakdır. Artık onlar o zaman kabirlerinden kalkıp Rablerine doğru koşarak giderler.

51. Bu mübârek âyetler, kıyametin ne şekide vuku bulacağını ve insanların kabirlerinden kaldırılarak mahşere ne şekilde sevkedileceklerini bildiriyor. Artık ilâhi va’din gerçekliğini ve Peygamberlerin sözlerinde sadık olduklarını inkârcıların itiraf edeceklerini ve bütün insanların asla bir zulme uğramaksızın lâyık oldukları âkibetlere kavuşacaklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve) Büyük kıyamet vuk’u bulunca (Sûr’a üfürülmüş) olacak (dır) yani: İkinci sûra üfürülmüş olacaktır.

Bu hâdisenin vukuu, muhakkak olduğu için mazi sigasiyle “Nüfiha = üfürülmüştür” diye beyan buyuruluyor. (Artık) öyle ikinci defa sûra üfrülünce (onlar) o bütün ölmüş gitmiş olan kimseler (o zaman kabirlerinden) defnedildikleri yerlerdeki bedenlerinin parçaları bir araya getirilip yeni bir hayat bularak (kalkıp Rablerine doğru) Kerem Sahibi Yaratıcının tâyin buyurmuş olduğu mevkie, ilâhi mahkemeye (koşarak giderler) öyle bir muhasebe, ve muhakememevkiine ister istemez sevkedilmiş olurlar.

§ Ecdâs; Cedesin çoğulu olup kabirler mânâsınadır. “Yensilûn” da mecbur tutularak sür’atle, kuvvetle koşarlar demektir.

52. Demiş olurlar ki, eyvah bize! Bizi kim uyuduğumuz yerden kaldırdı? İşte bu Rahman’ın vaadettiğidir ve gönderilmiş olanlar, doğru söylemişler.

52. Azaba uğrayacak şahıslar (Demiş olurlar ki) yani: Kıyamet günü muhakkak ki, diyeceklerdir. (eyvah bize!.) Ey helâk neredesin, gel imdadımıza yetiş!. (Bizi kim uyuduğumuz yerden kaldırdı?.) Orada böyle bir azaba mâruz bulunmuyorduk. (işte bu) Bizim böyle kabirlerimizden kaldırılmamız (rahmanın vâd ettiğidir) ki, gerçekleşmiş oldu (ve gönderilmiş olanlar) Allah’ın Peygamberleri (doğru söylemiş)ler.

Bu kıyamete dâir bizlere verdikleri bilgiler, doğru imiş. Eyvah ki, biz onları tasdik etmemiştik de şimdi böyle bir felâkete uğramış bulunmaktayız. Rivâyete göre ilk sûra üfürülme ile ikinci defa üfürülme arasındaki kırk sene içinde kabir azabı kaldırılacak, ölüler uykuya dalmış gibi bir hâlde bulunacaklardır. Artık yeniden hayata erip cehennem azabına mâruz kalacaklarını anlayınca öyle feryat ve figanda bulunacaklardır.

Bazı zatların beyanına göre de her ne kadar kâfirler ve isyankârlar, kabirlerinde azap göreceklerse de bu azap, cehennem azabına nazaran pek hafif görüleceği cihetle kabirdeki vaziyet, bir uyku vaziyeti gibi sayılarak bundan ayrılıp da, öyle müthiş bir azaba tutulacaklar: Eyvah bize!. Diye feryat ve figana başlayacaklardır.

53. Olan müthiş bir sesten ibarettir, hemen onlar o anda huzurumuzda hazır bulunurlar.

53. O beyan olunan “nefhai saniye”, İsrâfil Aleyhisselâm’ın ikinci defa Sûr’a üfürmesi ki onunla bütün insanlar yeniden hayata ereceklerdir. (olan müthiş bir sesten ibaret)tir.Nasıl ki, korkunç bir ses ile hepsi birden öleceklerdir, ikinci bir ses ile de hepsi birden hayata kavuşacaklardır, (hemen onlar o anda) öyle yeniden hayata erince (huzurumuzda hazır bulunurlar.) yani: Muhasebeye tâbi tutulmak üzere hepsi de Cenab-ı Hak’kın tâyin buyurduğu mevkide hazır bulunacaklardır, hiçbiri geri kalamıyacaktır.

54. Artık bugün hiçbir şahıs birşey ile zulüme uğratılmaz ve sizler de, yapmış olduğunuz şeylerden başkasıyla cezalandırılmazsınız.

54. (Artık bu gün) Bu kıyamet günü (hiçbir şahıs) gerek sâlih ve gerek günahkâr olsun (zulme uğratılmaz) hiçbir şahıs hakkında hak etmediği bir ceza verilmez. (ve sizler de) Ey mükellef insanlar!. (yapmış olduğunuz şeylerden başkasiyle cezalandırılmazsınız) Kendi amelleriniz güzel ise güzel cezaya, mükâfata nâil olursunuz. Bilakis amelleriniz çirkin ise ona göre cezaya, azaba uğrarsınız. Herkes dünyadaki amellerinin karşılığına kavuşmuş olur, ilâhi adâlet daima tecelli edip durmaktadır.

55. Şüphe yok ki, o gün cennetlikler bir eğlence içinde safâ sürerler.

55. Bu mübârek âyetler de cennet ehli olan müminlerin orada ne kadar rahat edeceklerini ve çeşitli nimetlere kavuşacaklarını bildiriyor ve onların özellikle Allah’ın selâmına erişmekle en yüce bir ilâhi iltifata mazhar olacaklarını müjdelemektedir.

Şöyle ki: Kıyamet günü kâfirler öyle hasret ve pişmanlık içinde kalarak cehenneme atılacaklardır. Fakat (Şüphe yok ki, o gün) o kıyamet ânında (cennet ashabı) olan müminler ise (bir eğlence içinde) bir zevk ve sevinç ile meşgul olarak (zevkiyâb olanlardır) o müminler, çeşitli, ve lezzetli nimetlere kavuşup duracaklardır. Artık o kâfirler de müminlerin bu pek mutlu hâllerini görerek bundan dolayı da ayrıca hasretler pişmanlıklar içinde çırpınıp kalacaklardır.

§ Şugul; Bir kimseyi ehemmiyetinden dolayı başka birşey ile uğraşmaktan geri bırakan hal ve durum demektir ki, onunla ya büyük bir sevinç veya mühim bir hüzn ve keder meydana gelir.

§ Fahikûn; Varlık içinde ve olan lezzet olan kimseler demektir. meyvelere de kendileriyle lezzet alındığı için “fevâkıh” denilmiştir. Tekili Fâkihe’dir.

56. Onlar ve eşleri gölgeler içinde tahtlar üzerine dayanıp durmuşlardır.

56. (Onlar) O cennete erişen müminler (ve) kendileriyle beraber îman şerefine ulaşmış bulunan (eşleri) o cennette son derece istirahatı temin eden (gölgeler içinde) yani: Kendilerini rahatsız edecek ışıklara, sıcaklıklara maruz kalmaksızın (tahtlar üzerine dayanıp durmuşlardır) evet.. O cennet ehli, öyle fevkalade rahati, huzuru, zevk ve neş’eyi temin eden bir vazifeye kavuşmuş olacaklardır.

§ Erâik; Bir mahalde bulunan süslü taht ve koltuk manâsına olan “Erike”nin çoğuludur.

§ Mütteki; İttikâ eden, yani: Bir kere dayanıp itimat eyleyen kimse demektir.

57. Onlar için orada taze yemişler vardır ve onlar için ne isterlerse vardır.

57. (Onlar için) O cennet ehline mahsus (orada) o cennette (taze yemişler vardır) hiç nihayet bulmaz bir surette o leziz, hoş meyveler devameder onların yiyilmesi; büyük bir zevke vesile olur. Gerçekten de cennet ehli için acımak, yemeğe ihtiyaç hissetmek düşünülmüş değildir. Onların öyle meyyeler ile rızıklanmaları sırf lezzet almak içindir, zevk almak içindir. (ve onlar için ne isterlerse vardır) Onlar her temenni ettikleri şeye kavuşurlar, maddî ve mânevi zevkler içinde yaşar dururlar.

58. Merhametli olan Rabbin söylediği bir selâmda vardır.

58. Özellikle o mes’ut cennet ehli için (Rabim olan) Allah’ın rızasını kazanmaya çalışan kulları hakkında lütf ve ihsanı sonsuz bulunan (Rab’den) o Kâinatın terbiyecisi olan Yüce Yaratıcı tarafından (söz olarak bir selâm..) da vardır ki, bu cennetlerdeki bütün nimetlerin, lütufların üstünde ilâhi bir ihsandır. Bu ilâhî selâm, ya melekler vasıtasiyle olur veya fazladan bir ikram olmak için bizzat Cenab-ı Hak tarafından vuk’u bulur.

“Allah Teâlâ Hazretleri cennette kullarına ilâhi cemalini kendi şânına lâyık bir şekilde göstermek lütfunda bulunacaktır ve onlara hitaben selâm vererek onların değerıni, mânevi zevkini kat kat arttırmış olacaktır. Hz. Câbir Radiallâhü Anh’dan birçok zâtların rivâyet ettikleri bir hadis-i Nebevi’de beyan buyurulduğu üzere cennet ehli, nimetler içinde bulunurken kendilerine karşı bir nur parlamaya başlayacak, başlarını yukarıya kaldırınca yukarılarından Allah’ın cemalini görmeğe muvaffak olacaklar, Yüce Allah onlara “Esselâm-ü Aleyküm ya ehlel cennet Selam üzerinize olsun ey cennet ehli” diye hitap buyuracak ve onlara lütfuyla bakacak, onlar da Hak Teâlâ’ya bakıp durdukça başka hiçbir nimete iltifatta bulunmayacaklar, sonra o tecelli onlardan ayrılınca onun nuru, bereketi onların ikametgâhlarında bâki kalacaktır. Ne büyük bir muvaffakiyet!. Sirac-ül Münîr, Tefsir-i Alûs’î.”

§ Selâm; Her çirkin şeyden emin olmaktır, her istenen şeye kavuşmaktır. Allah’ın Selâmı ise bütün ruhani ve cismani nimetlerin üstünde yüce bir lütuftur. Cenab-ı Hak cümlemize nasip buyursun. Amin..

59. Ve ey günahkârlar! Bugün siz ayrılıp yalnız kalınız.

59. Bu mübârek âyetler de sâlih müminlerin kavuşacakları nimetlerin hilâfına olarakgünahkârların yalnız başlarına kalarak hem âteş, hem de yalnızlık azabına tutulacaklarını bildiriyor. Yalnız Allah Teâlâ’ya ibadet edip şeytana tapmamaları emr edildiği halde aksine hareket ettikleri için cehennem ateşi içinde kalacaklarını haber veriyor. Kıyamet gününde o günahkârların ağızları mühürlenerek yaptıklarını ellerinin söyleyeceğini ve onlara ayaklarının şahitlik edeceğini ihtar ediyor.

Ve eğer Cenab-ı Hak dilemiş olsaydı o günahkârları dünyada da görmekten, kuvvetten mahrum ederek kendilerini pek müşkül bir durumda bırakmış olacağını ve onları çokça da yaşatacak olsa idi yine doğru yolu takip edemeyip acz ve miskinlik içinde kalmış olacaklarını beyan ile kendilerini akıllıca düşünmeye dâvet buyurmaktadır. Şöyle ki: Kıyamet günü Allah tarafından kâfirler cehenneme sevkedilir (ve) kendilerine hitaben denilir ki: (ey günahkârlar!.) Ey dünyada iken imândan mahrum kalanlar!. (Bugün siz ayrılıp yalnız kalınız) Artık sizin müminler ile beraber bulunmaya asla selâhiyetiniz kalmamıştır, siz dağılınız, cehennemdeki yerlerinize gidiniz.

Yorum Bırakın