YASİN SURESİ

36. O ilâhî zât noksanlardan münezzehtir ki, yerin bitirdiklerinden ve insanların kendi nefislerinden ve bilmedikleri şeylerden nice çiftleri, onların hepsini yaratmıştır.

36. Evet.. Bu kadar muazzam hilkat âsârını yaratan ve yaratmakta olan Yüce Yaratıcı, Evet.. (O Yüce zât) Bütün kudret ve hikmetlere sahiptir, bütün noksanlardan (münezzehtir ki,) buna bütün kudret eserleri şahitlik etmektedir. O ezeli mâbud, kudretine işaret ve şehadet eden nice eşsiz eserleri meydana getirmiştir ve kısacası (yerin bitirdiklerinden) yeryüzündeki bütün ağaçlardan, madenlerden, su kaynaklarından nice çeşitli ve mükemmel eserleri yaratmıştır. (ve) İnsanların (kendi nefislerinden) erkek ve dişi nev’ilerini yaratmış ve yaratmakta bulunmuştur. (ve) İnsanların (bilmedikleri şeylerden) de daha nice (çiftleri) vücude getirmiştir.

Evet.. (onların) O çeşitli yaratılış eserlerinin (hepsini) de o Yüce Yaratıcı (yaratmıştır) ondan başka bir yaratıcı yoktur. Bütün bu görülüp duran eserler, eşsiz varlıklar o kudretli Yaratıcının ahiret hayatını da yaratmaya kâdir olduğunu pek açık ve kat’i surette göstermektedir. Ve o Kerem Sahibi Yaratıcının daha nice kudret eserleri de bakışlara çarpıp durmaktadır.

37. Ve onlar için gece de bir ibrettir. Ondan gündüzü yüzüp ayırırız. Hemen onlar, karanlıklara girmişler olurlar.

37. Bu mübârek âyetler de Cenab-ı Hak’kın kudret ve hikmetine şahitlik eden gök cisimlerine, onların hareket tarzlarına ve geceler ile gündüzlerin birbirini ne kadar muntazam bir surette takibedip durduğunadikkatleri çekmektedir. Şöyle ki: (Ve onlar için) O ahiret hayatını, Allah’ın kudretinin herşeye fazlasıyle kâfi bulunduğunu takdir edemeyen kimseler için (gecede bir ibret vardır) o da birşeyin yok olduktan sonra yeniden yaratılmasına bir delil, bir örnektir.

(O’ndan) O geceden (gündüzü yüzüp; ayırırız,) gündüzü gidererek gecenin karanlığını meydana çıkarmış oluruz. (hemen onlar) İnsanlar (karanlıklara girmişler olurlar.) gündüzün ziyâsından mahrum kalırlar. Bu, bir nev’i ölüm demektir. Sonra gündüz olunca gece vakti ışıklar içinde kalır. Adeta yeniden hayat bulmuş gibi olur. Bu ne eşsiz bir kudretin eseridir.

Bu âyeti kerime’de işaret vardır ki, bu dünyada asl olan yokluk mahiyetinde bulunan karanlıklardır, nur ise arızîdir. İşte insanlar da esasen yok iken bilâhara Allah’ın kudreti ile meydana gelmiş, hayat ışığına kavuşmuşlardır. Binaenaleyh tekrar hayattan mahrum kalıp öleceklerdir. Sonra da tekrar hayata kavuşacaklardır. Nasıl ki, gündüzleri geceler, geceleri de gündüz takibediyorsa insanları da öldükten sonra bir ebedî hayat takibedecektir. Allah’ın kudretine göre bu her şekilde mümkündür. Buna şüphesiz inanıyoruz.

§ Selh; Lügatte soymak, bir hayvanın derisini soyup kendisini o deriden ayırmaktır. Ve her ay’ın son gününe de selh denilir. Burada bu selh kelimesi, bir istiâre kabilinden olarak gündüzun ışığını gidererek gecenin karanlığını ortaya çıkarmak manâsında kullanılmaktadır.

38. Güneş de kendisine mahsus karargâhında akar gider. İşte bu, O azîz, alîm’in takdiridir.

38. (Güneş de kendisine mabsus karargâhında akar gider) Hergün doğarak kendi yörüngesinde belirli vakte kadar yürümesine devameder. Akşam olunca batıp görünmez bir hale gelir, kendisi için bir sene içinde üçyüz batış ve doğuş olmuş olur. (İşte bu) Güneşin öyle enteresan doğması ve batması, böyleufuklara ışık yayar bir vaziyette bulunuşu (O aziz) herşeye kâdir, galip olan ve (alîmin) herşeyi ilmen kuşatan Yüce Yaratıcının (takdiridir.) O’nun dilemesinin yaratmasının bir eseridir. Bu ne kadar büyük bir kudret alametidir. Bu, güzelce düşünülmeli

39. Biz ay’a da menziller takdir ettik. Nihayet hurma salkımının eski kurumuş eğri dalı gibi bir hâle dönmüş olur.

39. Evet.. Alemlerin Rabbi buyuruyor ki: (Biz aya da menzillen takdir ettik) O da güneş gibi semada kendisine tâyin edilmiş olan yörüngelerde, alanlarda dolaşmasına devameder durur. Her ay içinde ay için yirmi sekiz konak vardır. Ay otuz gün olunca kamer iki gece gizlenir, görünmez ve eğer ay yirmi dokuz gün olursa kamer bir gece görünmez bir hâlde bulunur. (nihayet hurma salkımının eski kurumuş eğri dalı gibi bir hale dönmüş olur) Bir ay içindeki dolaşması neticesinde görülen tarafı incelerek git gide gözden kaybolur.

§ Urcun; Hurma salkımının kuruyup yay gibi eğilmiş olan dalı =çöpü demektir.

40. Ne güneş için lâyık olur ki, o ay’a yetişmiş olsun. Ne de gece için lâyıkdır ki, gündüzü geçmiş bulunsun ve hepsi de birer felekte yüzerler.

40. Gerek güneş için ve gerek ay için belirli alanlar, belirli doğuş ve batış vakitleri tâyin buyurulmuştur. Artık (Ne güneş için lâyık olur ki,) yani: Sâhih bulunur ki, (o) güneş (ay’a yetişmiş olsun) onunla beraber gece vaktinde birleşmiş bulunsun. (ne de gece için lâyıktır ki) hikmet ve menfaata uygundur ki, (gündüzü geçmiş bulunsun) daha gündüz vakti tamam olmadan gece vakti girmiş olsun, herbirinin takdir edilmiş birer zamanı vardır, o zaman düzgün sekilde devam eder (ve hepsi de birer felekte yüzerler.)

Güneş de, ay da kendilerine tahsis edilmiş olan semada, daire dahilinde (yüzerler) dolaşır dururlar, mükemmel birkolaylık ve rahatlıkta hareketlerine devam eder giderler. “Eski Astroloji bilginleri, yıldızların, ay ile güneşin göklerde saplanmış, çakılı olduklarına inanırlardı. Kur’an-ı Kerim ise onların birer felekte, batıkların sular içinde yüzüp gittikleri gibi dönmekte olduklarını haber vermektedir. Nitekim sonraki astronomi ve astroloji alimleri de bu görüştedirler. Bu da Kur’an-ı Kerim’in nasıl hakikatleri beyan eden bir kitap olduğuna bir delildir.

41. Ve onlar için bir alâmettir, onların çoluk çocuklarını dolmuş bir gemiye muhakkak bizim yükletmiş olmamız.

41. Bu mübârek âyetler de Allah Teâlâ’nın kulları hakkındaki diğer bir büyük nimetini bildiriyor. Onlant bir rahmet eseri ve bir uyanma vesilesi almak üzere takdir edilen vakte kadar yaşatıp faydalandırmış olduğunu ihtar ediyor. Bir kısım insanların ise bu kavuştukları nimetleri takdir ve kendilerini Allah’ın birliğinden haberdar eden delileri kabul etmeyip onlardan kaçınır olduklarını teşhir buyurmaktadır.

Şöyle ki: (Ve onlar için) İnsanlara mahsus (bir alâmettir) Cenab-ı Hak’kın kudretine ve kulları hakkındaki rahmet ve yardımına işaret eden bir delildir. (Onların evlat ve iyalini) İnsanların çoluk ve çocuklarını (dolmuş bir gemiye muhakkak bizim yükletmiş olmamız) Evet.. Cenab-ı Hak, denizlerde cereyan eden ve birçok insanları, hayvanları, eşyayı içine almış bulunan gemileri insânların emnine vermiştir. İnsanlar, ticaret için, seyahat için o gemilere birer, denizlere açılırlar.

İnsanları öyle gemilere kavuşturan ve koruyan şüphe yok ki, Allah Teâlâ’dır. Aksi durumda böyle bir hareket mümkün olamaz. Gemiler, parçalanırlar, içindekiler de mahvolur giderler. “Bir görüşe göre buradaki zürriyetten maksat, önceki babalardır. Gemiden maksat da, Nuh Aleyhisselâm’ın gemisidir. O gemiye binenler,tufandan kurtulmuş, selâmet sahiline ermişlerdi. Zürriyet tâbiri, evlat ve torunlar için kulanıldığı gibi baba ve dedeler için de kullanılır.

42. Ve onlar için bunun gibi binecekleri şeyleri de yarattık.

42. (Ve onlar için) İnsan nev’ine mahsus almak üzere (bunun gibi) gemi gibi nakil vasıtası olacak şeylerden insanların (binecekleri şeyleri de, yarattık) karalarda yürümek için develer, atlar mandalar gibi şeyleri de meydana getirdik. Ve Hz. Nuh’un gemisi gibi bilâhare nice gemiler de Cenab-ı Hak’kın verdiği bir kuvvet, bir kabiliyet ile meydana getirilmiştir.

“Bu âyeti kerime, yeryüzünde ve havalarda gidiş-gelişi temin eden otomobilleri, trenleri, uçakları da kapsamaktadır. Çünki bunların asıl maddelerini yaratan, bunlara o hareket ve sür’ati veren, onları muhafaza eden de yine Âlemlerin Yaratıcısı’dır. Bunları meydana getirmeğe çalışan, muvaffak olan insanları da yaratan, onlara o kabiliyeti veren de yine o Yüce Yaratıcı’dır. Eğer O’nun yaratması kabiliyet vermesi olmasa idi hiçbir şey ne meydana gelebilirdi ve ne de başka birşeyi meydana getirebilirdi.

43. Ve eğer dilersek onları boğarız, artık onlar için ne bir imdada koşan vardır ve ne de onlar kurtarılabilirler.

43. İşte Cenab-ı Hak buyuruyor ki: (Ve eğer dilesek onları boğarız) Onları içinde bulundukları nakil vasıtaları muhafaza etmiş olamaz. (artık onlar için) O boğulmaları takdir edilen yolcular için (ne bir imdada koşan vardır) onların imdadına koşup onlara yardım edecek bir kimse bulunabilir (ve ne de onlar kurtarılabilir) onları içine düştükleri suların içinden dışarıya çıkarıp kurtaracak bir kimse de bulunamaz. Nitekim vakit vakit öyle fecî hâdiseler vuk’u buluyor. Gemiler batıyor,uçaklar düşüyor, ecelleri tamam olmuş olanlar ölüp gidiyorlar, imdatlarına koşacak bir kimse bulunmuyor. Böyle bir felâketin meydana gelmesinde insanları Cenab-ı Hak’tan başkası kurtaramaz.

44. Ancak bizden bir rahmet olarak ve bir zamana kadar yararlandırmak için dilersek onları kurtarırız.

44. İşte o Kerim Yaratıcı buyuruyor ki: (Ancak) Dilersek (bizden bir rahmet olarak) onları o felâketten muhafaza ederiz (ve bir zamana kadar) ecelleri nihayet buluncaya değin onları yaşatıp (yararlandırmak için) o felâketten kurtarırız. Evet.. Birçok kere gemiler denizlerde parçalanırlar, sular içinde kalırlar ve yine birçok kere uçaklar vesâir nakil vasıtaları düşer, bir yere çarpar. Bununla beraber içinde olanlar kısmen veya tamamen ölmeyip hayatta kalırlar. Bütün bunlar birer ilâhi takdir eseridir. Herhalde Allah’ın korumasına sığınılmalıdır, bu gibi hâdiselerden ibret alarak Hak Teâlâ’nın varlığına, kudretine güzelce itikat edilmelidir.

45. Onlara belki merhamet olunursunuz, önlerinizde olandan ve arkanızda olandan sakınınız, denildiği zaman onlar yüz çevirirler

45. Maalesef öyle insanlar da vardır ki, Cenab-ı Hak’kın yaratıcılığını, kudretini güzelce düşünmezler, ona tam bir samimiyetle inanmazlar. (Onlara belki merhamet olunursunuz) Cenab-ı Allah’ın korumasına, lütf ve yardımına erişmiş bulunursunuz (önlerinizde ve arkalarınızda olandan sakınınız) dünya ve ahiret azabın düşününüz de onu gerektirecek şeylerde bulunmayınız, sizden evvelki kavimlerin başlarına gelmiş olan belâlara ve gelecekte ortaya çıkması düşünülen felâketlere düşmeğe sebebiyet vermeyiniz (denildiği zaman..) onlar yüz çevirirler, arkalarını dönerler, böyle iyiliksever bir tenbihi güzelce karşılayarak ona riâyette bulunmazlar.

46. Ve onlara Rablerinin ayetlerinden bir âyet gelmez ki, illâ ondan yüz çevirmişlerdir.

46. Evet.. Onlar nasihat kabul etmez, kendi âkibetlerini düşünmezler. (Ve onlara Rab’lerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki) O müşriklere, inkârcılara Allah’ın birliğini bildiren bir delil, bir ilâhi emir gelip tebliğ edildi mi, onu kabul etmezler, onlar (illâ O’ndan yüz çevirmişlerdir.) onları öyle delilleri inkâr eder, hakkı kabulden yüz çevirir dururlar. Onlar, Kur’an-ı Kerim’in yüce beyanlarını kabul edip de İslâm şerefine nâil olmak istemezler. Onlar aslî yaratılışlarını öyle zâyetmiş kimselerdir.

47. Ve onlara “Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarfediniz” denildiği vakit kâfir olanlar, imân edenlere dediler ki: Biz mi doyuracağız, o kimseyi ki, eğer Allah dilese idi onu doyururdu. Siz başka değil, ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz.

47. Bu mübârek âyetler de o inkârcıların fakirlere şefkat göstermekten, insaniyete hizmetten mahrum olduklarını bildiriyor, onların ne kadar cahilce, cimrice iddialarına ve bir alay yoluyla kıyametin kopma vaktini sual eder olduklarını hikaye buyuruyor. Ve onların nihayet nasıl korkunç bir ses ile Allah’ın kahrına uğrayarak her türlü muameleden mahrum kalacaklarını ihtar buyurmaktadır.

Şöyle ki: (Ve onlara) O Cenab-ı Hak’kın ayetlerini inkâr eden müşriklere (Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden infak ediniz) Allah’ın bir lütfu olarak nâil olduğunuz mallarınızdan bir şükür vazifesi olarak fakirlere, zayıflara yardımda bulununuz (denildiği vakit) o (kâfir olanlar) Mekke-i Mükerreme’de bulunup âlemlerin Yaratıcısını inkâr eden zındıklar (imân edenlere) alay etme maksadiyle (dediler ki: Biz mi doyuracağız) tavsiyeniz doğrultusunda yedirip içireceğiz (o kimseye ki,) sizin iddianıza göre (eğer Allah dilese idi onu doyururdu.) onu yiyeceğe, nimete kavuştururdu, bize muhtaç kılmazdı.

(Sizbaşka değil, ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz) Ey bize infak ile emr edenler!. Bu emriniz doğru değildir. Siz bir lüzumsuz teklifte bulunuyorsunuz, Allah’ın rızık vermediğine biz nasıl verebiliriz?. Bu inkârcılar, kendi cimriliklerini göstermemek için böyle bir ifadede bulunmuş oluyorlardı. Nitekim her asırdaki cimriler, böyle söylemektedirler.

Bunların maksatları pek yanlıştır. Evet.. Kerem Sahibi Yaratıcı bazı kullarını fakirlik ve ihtiyaç içinde bırakır. Bu bir ilâhi imtihandır, bilmediğimiz bir hikmet ve faydaya dayanmaktadır. Bu ilâhi takdire kimse itiraz edemez. Fakat o gibi muhtaç kimselere hali, vakti yerinde olanların yardım etmelerini de emr etmiştir. Bu da bir hikmet gereğidir. Bu emre uyanlar, Cenab-ı Hak’ka olan itaatlerini göstermiş, sevaba, mükâfata aday olmuş olurlar. Bu vesile ile de insanlar arasında dayanışma, şefkat ve merhamet duyguları meydana gelmiş ve sosyal bir fazilet tecelli etmiş bulunur.

Yorum Bırakın