NECM SURESİ


45. Ve muhakkak ki, iki çifti, erkek ile dişiyi O yarattı.


45. (Ve muhakkak ki, iki çifti) İnsanlardan ve hayvanlardan ibâret olan iki zümreyi, yâni: (erkek ile dişiyi) Bu iki gurubu (O) Yüce Yaratıcı (yarattı) onları enteresan bir şekilde meydana getirdi.


46. Bir nutfeden rahimlere döküldüğü zaman.


46. Evet.. (Bir nutfeden, rahimlere döküldüğü zaman.) Onları hayatî aşamalara nâil ederek birer hayat sâhibi kılmıştır. Bütün bunlar, birer kudret eseridir. Bu da sekizinci bir dinî esastır.


47. Ve muhakkak ki, O’na âittir, ölenlerin daha sonra diriltilmeleri.


47. (Ve muhakkak ki, O’na âidtir) Cenab-ı Hak’ka mahsustur (ölenlerin daha sonra diriltilmeleri) O Kerem sâhibi Yaratıcı, öldürdüğü kullarını bilâhare tekrar hayata kavuşturacak, tâki, iyilik yapanlarla yapmayanları lâyık oldukları mükâfat ve cezaya kavuştursun. Bu da dokuzuncu bir dinî esastır.


48. Ve şüphe yok ki, O’dur, zengin eden ve fakir düşüren O’dur.


48. (Ve şüphe yok ki, O’dur) O Kerem sâhibi Yaratıcıdır, kullarını (zengin eden ve fakir düşüren O’dur.) başkası değildir. O hikmet sâhibi Yaratıcı kullarını kabiliyetlerine, çalışmalarına göre bu dünya hayatında ya servet ve zenginliğe kavuşturur veya mahrumiyetlere düşürür. Bu bir içtimaî hikmet gereğidir. Bu da onuncu bir dinî esastır.


49. Ve muhakkak ki, O’dur Şı’ra yıldızı nın Rabbi O’dur.


49. (Ve muhakkak ki, O’dur) O âlemlerin Rabbidir. (Şı’ra’nın) bu isimdeki parlak bir yıldızın (Rab’bi O’dur.) başkası değildir. Şiddetli sıcaklık zamanlarında Cevza yıldızının arkasından doğan pek ışıklı bir yıldıza “Şı’ra” denilmektedir. Câhiliye devrinde Hımyer ve Huzâe kabîleleri bu yıldıza ibâdet ederlermiş, bir kısım Arablar, buna saygı gösterirler, bunun âlemde tesiri olduğuna inanırlar, bunun doğuşu zamanında gaybla ilgili şeyler üzerine lâkırdılarda bulunurlar imiş. İşte bu gibi câhillerin kötü itikatlarını teşhir için bu yıldız zikredilmiştir. Yoksa ondan daha nice büyük, ışıklı gök cisimleri vardır. Hepsi de Allah’ın birer mahlûkudur. Bu da onbirinci, bir dinî esastır.


50. Ve şüphe yok ki, O helâk etti evvelki Âd’ı.


50. (Ve şüphe yok ki. O) Yüce Yaratıcı (helâk etti evvelki Âd’ı) bunlar Hûd Aleyhisselâm’ın kavmidir. Kuvvetli bir cemaat hâlinde bulunuyorlardı. Peygamberlerine karşı isyânda bulunmuşlar ve nihâyet büyük bir rüzgâr ile helâk olmuşlardır. Bir de Âd’ı Uhra vardır ki, onlar da ya Semud kavmidir veya Âd’ı Ulânın evlâdından türemiş diğer bir guruptur. Bu da on ikinci bir dinî esastır.


51. Ve Semud’u da O helâk etti artık onlardan hiçbirini bırakmadı.


51. (Ve Semud’u) da o Yüce Yaratıcı müthiş bir ses ile helâk etti. (artık) Onlardan hiçbirini bâki kılıp yeryüzünde (bırakmadı) onlar da lâyık oldukları cezalarına kavuşmuş oldular. Bu da on üçüncü bir dinî esastır.


52. Ve evvelce de Nûh kavmini helâk etmişti şüphe yok ki, onlar olmuşlardı onlar, en zâlim ve en azgın kimseler.


52. (Ve evvelce de) Âd ve Semud kavimlerinden öncede (Nûh kavmini) Cenab-ı Hak dehşetli bir Tûfan ile helâk etmişti. (şüphe yok ki, onlar olmuşlardı.) evet.. (onlar, en zâlim ve en azgın) kimseler. Çünkü: Zulm ve küfre ilk başlayan onlar olmuşlardı, başka kavimler için pek fenâ bir örnek teşkil etmiş bulunuyorlardı. Nihâyet cezalarına kavuştular. Bu da on dördüncü dinî esastır.


53. Alt üst olan şehirleri de böyle yaptı.


53. Yüce Yaratıcı (Altüst olan şehirleri de) Lût kavminin beldesini de (yerlere atıverdi.) Cibril Aleyhisselâm’ın kanadı ile havaya kaldırdıktan sonra yeryüzüne düşürdü, daha sonra da başlarına âteşli taşlar yağdırdı.


54. Artık onların yurdlarını kaplayan kapladı.


54. (Artık onların yurdlarını kaplayan kapladı.) Çeşit çeşit azablara tutulmuş bulundular. İşte bu da o ezelî sahifelerde yazılı bulunan on beşinci bir dinî esastır, bir hikmetli ihtardır. Binaenaleyh o müşrikler ve kitab ehli sayılan, haddizâtında ise ilâhî kitaplara aykırı hareketlerde, itikatlarda bulunup duran kimseler, kendi muhitlerinde yayılmış bulunan bu gibi dinî esaslardan, meselelerden, ihtarlardan bir ibret dersi almalı değil midirler?. Nedir onlardaki o cehâlet, o nankörlük, o inkârcı vaziyet!.


55. Artık Rabbin hangi nimetlerinden şüphe edersin?


55. Bu mübârek âyetler, âlemlerin Rabbi’nin yaratıcılığına, rablığına işâret eden çeşitli nîmetlerine karşı insanların şek ve şüphede bulunmalarına imkân bulunmadığını bildiriyor. Hz. Peygamberin de diğer Peygamberler gibi bir uyarıcı, bir hidâyet rehberi olduğunu haber veriyor, kıyametin ise yaklaşmış bulunduğunu, maamafih onun meydana gelme zamanını âlemlerin yaratıcısından başkasının bilemeyeceğini ihtar ediyor. Kur’an-ı Kerim’e karşı teaccübte bulunmanın, onun tesiriyle ağlamayıp da gâfilce bir hâlde gülüp durmanın muvafık olamayacağını beyân ve Allah için secdeye kapanılıp ibâdette bulunulmasını emretmektedir. Şöyle ki: Ey insan!. Cenab-ı Hak’kın insanlığa öteden beri ne kadar çok nîmetler vermiş olduğu evvelki kitaplarda da gösterilmiş bulunuyor. (artık Rab’bin hangi nîmetlerinden şüphe edersin?.) Bütün o nîmetler, Allah’ın birer ihsânıdır. O nîmetler, Kerem sâhibi Yaratıcının varlığına, kudret ve lütfuna bir delildir. Bunda şek ve şüpheye aslâ yer yoktur.


56. İşte bu da evvelki korkutuculardan bir korkutucudur.


56. (İşte bu da) Muhammed Aleyhisselâm da veya Kur’an-ı Kerim de insanlık için en büyük bir ilâhî nîmettir ve bu Yüce Peygamber veya Kur’an-ı Kerim (evvelki korkutuculardan) insanlara ilâhî azabı ihtar ederek onları uyandırmak isteyen Peygamberlerden veya diğer semâvî sahifeler kabilinden (bir korkutucudur.) evet.. Bu bizim muhterem Peygamberimiz de ve ona nâzil olan Kur’an-ı Kerim de bu ümmeti irşâda çalışıyor. Âhiret hayatını haber veriyor, Allah’ın azabını ihtarda bulunuyor. Bütün insanları hidâyet yoluna sevk etmek istiyor. Artık bunu takdir etmeli değil midirler?.


57. Saat yaklaştı kıyamet yaklaştı.


57. (Saat yaklaştı) Yâni kıyamet yaklaştı, işte bu âyet-i celîlenin bu haberi de bir uyarı, bir mühim ihtar mesabesindedir. Artık o günü düşünüp ona göre hareketlerimizi tanzime çalışmalıyız.


“Ezife”; yaklaşan şey demektir ki, kıyametin isimlerinden biridir.


58. Onun için Allah Teâlâ’dan başka yoktur bir  açıcı.


58. (Onun için) O kıyametin vuk’u bulacağı vakit için (Allah Teâlâ’dan başka yoktur bir açıcı) onun meydana geliş zamanını bilmek, ortaya çıkmak ancak âlemlerin Yaratıcısına âittir. Hiçbir nefs, onun ne zaman meydana geleceğini bilip tâyin edemez. Bu da bir ilâhî hikmet gereğidir. Tâki, İnsanlar, dâima ihtiyat üzere bulunsunlar, kıyametin bir gün ansızın vuk’u bulacağını düşünerek kulluk vazifelerini yerine getirmede kusur etmesinler, sonra pişmanlık fâide vermez.


59. Şimdi siz bu söze mi şaşıyorsunuz?


59. (Şimdi siz) Ey insanlar!, (bu kelâmdan mı teaccüb ediyorsunuz?.) bu Kur’an-ı Kerim’in âhirete vesâireye dâir verdiği haberleri garîb görerek teaccübte mi bulunuyorsunuz?. Böyle bir teaccüb, kulluk şânına yakışır mı?. O Kur’an-ı Kerim’in ne kadar yüce hakikati beyân edici olduğunu ne için anlamıyorsunuz?. Bütün insanlığın maddî ve mânevî selâmet ve saadetini temin eden hükümleri, emirler ve yasakları kapsayan öyle kutsal bir kitaptan dolayı teaccübte bulunmak, ne kadar akıldan, güzel muhakemeden yoksun olmanın bir neticesidir.


60. Ve gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?


60. (Ve) Ey gâfiller!. Ey güzelce düşünmeden nasibi olmayan kimseler!. Siz, o Kur’an’ın beyânlarına karşı, kıyamete vesâireye dâir ihtarlarına karşı alaycı bir vaziyet alarak (gülüyorsunuz da) müthiş âkıbetinizi düşünerek (ağlamıyorsunuz?.) hayatınızı boş yere sarf etmiş, hakikî istikbâlinizi teminden mahrum kalmış olduğunuzu bir az düşünerek ah vah etmeniz icâbetmez mi?.


61. Ve halbuki siz gâfillersiniz.


61. (Ve halbuki, siz gâfillersiniz.) Hayatınızı oyun ve eğence ile boş yere zâyi etmiş oluyorsunuz da bunun farkına
varamıyorsunuz, öğütlerden gâfil, gayr-i meşrû hareketlere düşkün bir vaziyette bulunup duruyorsunuz.
“Sâmid” bir şeyden gaflet eden, yüz çeviren veya oyunlar ile, eğlencelerle uğraşıp duran kimse demektir. Masdan “Semud”dur.


62. Artık Allah için secde ediniz ve ibadette bulununuz.


62. (Artık) Ey insanlar!. Kerem sâhibi Yaratıcının nîmetlerini düşünün, Kur’an-ı Kerim’in nasıl mukaddes bir ilâhî kitab bir ilâhî öğüt olduğunu takdir ederek tam bir tevazu ile (secde ediniz) şükür secdesine kapanınız (ve) Yüce mâbudunuza (ibâdette bulununuz.) putlara vesâir mahlûkatlara tapınmayı bırakınız, İslâm dinine muhalif hareketlerden sakınınız. Tâki: Selâmet ve saadete nâil olabilirsiniz.


Evet.. insanlığın hakikî bir kurtuluş ve selâmete bir ebedî saadete kavuşması, ancak Kâinatın yaratıcısının birliğini, yaratıcılığını tasdik etmek, onun gösterdiği yolu tâkib eylemek, yalnız onun için hürmet secdesinde bulunmak ve ibâdet ve itaate devam etmekle temin edilmiş olur.


Bu (62.) âyeti kerîme, ilk nâzil olan bir secde âyetidir, bu nâzil olunca Resûl-i Ekrem Efendimiz Ashâb-ı kiramiyle beraber tilavet secdesinde bulunmuşlardır. Tilavet secdesinin dînen vâcip olup olmadığı hususunda müctehidlerin ihtilâfları vardır. İmam-ı Şafiî ve İmam-ı Ahmed’e göre, tilavet secdesi vâcip değildir, müstehabdır. Dileyen zâtlar secde ederler. Ömer İbn-il Hattab Radiyallâhü Anhdan da böyle bir rivâyet vardır. Fakat Hanefiye ve Süfyan-ı Sevriye göre, tilâvet secdesi vâcipdir, onu okuyana da ve dinleyene de secde etmesi icabeder. Hattâ deniliyor ki: Tilavet secdesini özürsüz geriye bırakmak, tenzihen mekruhtur. Bu meseleye dâir Alusî Tefsirinde ve Essiraç-ül Münîr’de ayrıntılı
bilgi vardır.