MUTAFFİFİN SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre, “El’ankebut” sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Kendisine “Et’tatfif” sûresi adı da verilmiştir. Otuz altı âyeti kerîmeyi içermektedir. İlk âyeti “Mutaffifîn” tâbiriyle başladığı için kendisine bu isim verilmiştir.
Bu sûrei celîlede takva sâhibi zâtlar ile suçlu ve insan haklarına saldıran kimseler hakkındaki uhrevî hükümleri ve müjde ile tehditleri içerdiği için kendisinden evvelki “İnfitâr” sûresile aralarında mühim bir münâsebet vardır.

Bu mübârek sûrenin başlıca içeriği şunlardır:

1. Alış verişlerinde istikâmet göstermeyenleri tehdit etmek ve onların amel sahifelerini anlatmak.

2. Suçluların alaylarına uğramış olan iyi kimseleri kavuşacakları nîmetler ile müjdelemek.

3. Âhirette de sâlih zatların o suçlulara bakarak nasıl cezalara uğramış olduklarını müşahade edeceklerini beyan etmek

1. Alış verişlerinde hile yapanların vay hallerine.

1. Bu mübârek âyetler, ölçüye ve tartıya riâyet etmemenin kötü durumunu bildiriyor. Bu riâyette bulunmayanların âhiret azabını düşünmez kimseler olduklarını kınamak maksadıyla teşhîr ediyor. O gibi günahkârların bütün yaptıklarının bir amel defterinde tespit edildiğini ve kıyamet gününü yalanlayanların nasıl birer felâkete ve helâke mâruz bulunacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (Alış verişlerinde hile yapanların) Yâni: Fazla bir kâr temin etmek için ölçü ve tartı hususunda hıyanette bulunanların (vay hâllerine!.) Onlar, kahroluversinler, veya cehennemdeki bir vâ’diye düşüversinler.
“Veyl” bir azap kelimesidir. Dünyevî ve uhrevî bir helâk demektir ve Cehennemde bir vâ’dinin adıdır.

2. O kimseler ki: İnsanlar aleyhine ölçtükleri zaman tam ölçer alırlar.

2. İşte kendilerine “Mutaffifler” denilen, alış verişlerinde doğruluktan ayrılan kimselerin hâllerini Cenab-ı Hak şöylece beyan buyuruyor. O hile yapanlar, (O kimseler ki: İnsanlar aleyhine ölçtükleri zaman) başkalarının bir malını kendileri için almak istedikleri vakit (tam ölçer alırlar.) Onun miktarını arttırmazlar, belki fırsat bulunca onu noksan göstererek nispeten az bir bedel ile almak isterler.

3. Ve insanlar için ölçtükleri veya tarttıkları zaman ise eksiltirler.

3. (Ve) O hilekârlar, kendi mallarını (insanlar için ölçtükleri veya tarttıkları zaman ise) o kendi mallarını (eksiltirler) tartışını veya kilesini noksan yaptıkları hâlde onu tam gösterirler, kendi şahsî menfaatleri için başkalarına zarar vermekten sıkılmazlar. buyrulmuş oluyor ki: O hilebazlar, kendi malları hakkında daha çok hile yaptıkları için yalnız ölçülecek şeylerde değil, tartılacak şeylerde de hilede bulunurlar, çünkü tartılacak mallarda hilede bulunurlar, çünkü tartılacak mallarda hile, daha ziyade cereyan eder.

4. Onlar sanmıyorlar mı ki: Şüphe yok onlar diriltileceklerdir.

4. (Onlar) O hileye cür’et edenler, hiç âhiret azabını düşünmezler mi? (Onlar sanmıyorlar mı ki, şüphe yok onlar) öldükten sonra tekrar (diriltileceklerdir.) O yaptıkları hilelerden dolayı cezalara çarptırılacaklardır. Onlar bu âkibeti hiç düşünmezler mi?

5. Bir büyük gün için.

5. Evet: (Bir büyük gün için..) Yeniden hayata kavuşturulacaklarını, o günde sual ve hesaba tâbi tutulacaklarını hiç düşünmüyorlar mı?

6. Âlemlerin Rabbi için insanların divan duracağı günde.

6. (Âlemlerin Rabbi için) Yüce Yaratıcı’nın emri için, hesap ve cezası için (insanların divan duracağı günde.) Kendilerinin de diriltilecekleri muhakkaktır. O günün böyle meydana geleceğini o haksızlıklarda bulunanlar, hiç bilmiyorlar mı?.

7. Hayır hayır.. Şüphe yok ki: Günahkârların yazısı elbetteki Siccindedir.

7. (Hayır hayır…) Öyle haince bir hareket ve âhiret hayatını inkâr aslâ doğru değildir. (Şüphe yok ki: Günahkârların yazışı) Öyle insanların hukukuna saldıran günahlardan kaçınmayan kimselerin o kötü muamelelerine ait yazılar, kayıtlar (elbette ki: Siccindedir.) Yâni: Kendisine siccin adı verilen bir kitapta yazılmış bulunmaktadır. O hilekâr, günahkârlar, o kötü amellerinden dolayı muhasebeye tutulacaklardır. Onların hiç bir muameleleri meçhul kalmamaktadır.

8. Siccinin ne olduğunu sana ne şey bildirdi?

8. Ey Yüce Peygamber!. (Siccinin ne olduğunu sana ne şey bildirdi?.) Onu ne sen ve ne de senin kavmin Elbette ki, bilemezsiniz.

9. O bir yazılmış kitaptır.

9. (O) Siccin denilen ve öyle fâcirlere ait bulunan kitap (bir yazılış kitabıdır.) Bir hususi işaret taşımaktadır. Bir amel defteridir. Onu gören, onda bir hayır bulunmadığını anlar, sâhibinin günahlarını bildirmektedir, azaba lâyık olduğunu göstermektedir.

Kur’an-ı Kerim’in bu âyetleri de gösteriyor ki: İslâmiyet’te doğruluk, adâlet, eşitlik, hakka riâyet pek mühim bir esastır. Her insan, alış verişinde, bütün iktisadî muamelelerinde doğruluktan ayrılmamakla mükelleftir. Hile yollarına sapan, âdi ve fâni bir şahsi menfaat uğrunda başkalarının hukukuna saldıran her şahıs, büyük mes’uliyete mâruz kalacaktır. Bu âkibet, Kur’an-ı Kerim’in ihtar ettiği bir hakikattir.

10. Yalanlayanların o gün vay hallerine.

10. Artık bu gibi hakikatleri (yalanlayanların o gün) kıyamet zamanında (vay hâllerine…) Onlar ne kadar azaba, helâke mâruz kalacaklardır.

11. O kimseler ki, cezâ gününü yalanlarlar.

11. (O kimseler ki: Ceza gününü yalanlayıverirler…) Kötü amellerinden dolayı âhirette azap görmeyeceklerini sanıverirler, işte vay onların hâllerine, en şiddetli bir azap, onlara yönelik bulunacaktır.

12. Halbuki: Onu, haddi aşan, günahkâr olan her bir kimseden başkası yalanlamaz.

12. (Halbuki: Onu) O ceza günü (haddi aşan) hakka tecâvüz eden insaftan mahrûm bulunan (günahkâr olan her bir kimseden başkası yalanlamaz.) Öyle bir kimse, güzelce düşünmez, parlayıp duran delillere göz atmaz, verilen nasihatleri kabul etmez, nefsinin arzularına, şehvetlerine tâbi olmaktan ayrılmaz, bunun pek korkunç bir neticesi olarak da öyle bir küfre ve isyâna tutulmuş bulunur.