MÜMİN SURESİ

60. Ve Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua ediniz, sizin için icabet edeyim. Şüphe yok, o kimseler ki, benim ibadetimden kibirlenirler, onlar yakında aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.

60. (Ve) Ey insanlar!, bir kere Kerem Sâhibi mâbudunuzun kulları hakkında rahmetini, lütfunu düşününüz. Sizi selâmete ve saadete erdirmek için (Rab’biniz buyurdu ki: Bana dua ediniz) bana yalvarınız, bana ibâdet ve itaatte bulununuz (sizin için icâbet edeyim) dualarınızı, ibâdetlerinizi kabul ederek sizi mükâfatlara nâil buyurayım. (Şüphe yok, o kimseler ki, benim ibâdetimden kibirlenirler) Cenab-ı Hak için kulluk secdesine kapanmazlar, kibirli bir hâlde yaşayarak kulluk vazifelerini yerine getirmeye tenezzül göstermezler, ibâdet eden ve takvâ sâhibi zâtlar ile alay etmeye cür’et göstermek alçaklığında bulunurlar (onlar yakında) ölür ölmez (Aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.) işte kibrin, kulluk vazifelerinden kaçınmanın müthiş neticesi!. Ne büyük bir ilâhî tehdit!. Binaenaleyh Allah Teâlâ’nın korumasına lütuf ve ihsânına kavuşmak isteyen her kul için lâzımdır ki, duada, ibâdette bulunsun, Cenab-ı Hak’ka kulluğu kendisi için en büyük bir şeref kabul etsin. Aksi takdirde “Sagirînden, ve dahirîn”den yâni: Hakîr, aşağılanmış kimselerden olmuş olur.

§ Dua; Cenab-ı Hak’ka yalvarmak, O’ndan af ve bağış taleb etmek en büyük bir vazifedir. Hz. Aişe validemizden şöyle rivâyet olunuyor: Resûl-i Ekrem Sallallâhü Aleyhi Vesellem buyurmuştur ki: Dua, affedilmeyi istemekten ibârettir. Ebû Hüreyre Radiyallâhü Anh de Peygamber Efendimizden şöyle rivâyet etmiştir. Her kim Allah’a dua etmezse Allah ona gazap eder. Muaz İbn-i Cebel RadiyallâhüAnh, Peygamber Efendimizden şöyle rivâyet etmiştir: Kaderden sakınmak bir fâide vermez velâkin dua, nâzil olandan da, nâzil olmayandan da fâide verir, artık siz duaya devam ediniz. İbn-i Abbas Radiyallâhü Anh’dan rivâyet olunan bir hadis-i şerif de şu meâldedir: İbâdetin en fâziletlisi duadır. Kur’an-ı Kerim de dua lâfzı çok kere ibâdet mânasında kullanılmıştır. Bir dua, kabul edilmesi için bir menfaat ve hikmete bağlı bulunmalıdır. Bu bir şarttır bununla beraber bir duanın kabul edilmesi için dua eden güzel bir itikada, güzel amellere sâhip olmalıdır. Kâfirlerin duaları ise kendilerine bir fâide vermez.

61. Allah O zattır ki, sizin için geceyi karanlık kıldı, içinde istirahat edesiniz diye ve gündüzü de gösterici kıldı. Şüphe yok ki, Allah insanlar üzerine elbette lütuf sahibidir. Velâkin insanların çoğu şükretmezler.

61. Bu mübârek âyetler de Allah Teâlâ’nın yaratıcılığına, mâbutluğuna şâhitlik eden geceler ile gündüzlerin birbirini tâkib etmesindeki hikmet ve faydayı bildiriyor. Cenab-ı Hak’dan başka yaratıcılığa, tanrılığa, ebedi hayata sâhip bir zâtın bulunmadığını beyân buyuruyor. O Kerem Sâhibi Yaratıcının yeri ve göğü ne için yaratmış olduğunu ve insanları nasıl bir güzel sûrete eriştirmiş ve tertemiz şeyler ile rızıklandırmış bulunduğunu insanlığa hatırlatıyor. Bu kadar kudret eserine ve nîmete rağmen birçok insanların nankörlükte bulunduklarını ve öteden beri bu ilâhî âyetleri inkâr ederek hakkı kabulden yüz çevirmekte olduklarını kınamak için haber veriyor. Ve bütün âlemlerin Rab’bi olan o eşsiz Yaratıcı’ya hamd ve şükürde ve samimi ibâdette bulunmanın lüzumunu emr ve telkin buyurmaktadır. Şöyle ki: (Allah) bütün mükemmel sıfat ile vasıflanmış olan Kerem Sâhibi mâbud (o zâttır ki,) O Yüce Yaratıcıdır ki, ey insanlar!, (sizin için geceyi) Karanlık(kıldı) serin yaptı, bir uyku zamanı kılmış oldu (içinde istirahat edesiniz diye) vücuda getirdi (ve gündüzü de gösterici kıldı) onu ışıklı bir hâlde bulundurdu. Tâki, o, bir say ve gayret zamanı olsun, ticaretle sanatlarla, olgunluk kazanmakla meşguliyete elverişli bulunsun, (şüphe yok ki, Allah insanlar üzerine elbette lütuf sâhibidir) Kullarını böyle muhtelif zamanlara, çeşitli nîmetlere nâil buyurmaktadır. O’nun lütuf ve keremi, sonsuzdur. (velâkin insanların çoğu şükretmezler) o nâil oldukları nîmetlerin değerini takdir etmezler, onları kendilerine ihsân buyuran Yüce Yaratıcı’ya karşı şükür vazifesini yerine getirmeye çalışmazlar, bir kısmı bütün nankörlükte bulunarak küfr ve şirk içinde yaşar durur.

62. İşte O’dur, Rabbiniz olan Allah ki, her şeyin yaratıcısıdır, O’ndan başka ilâh yoktur. O hâlde nasıl döndürülüyorsunuz?

62. (İşte O’dur) İnsanlığı çeşitli nîmetleri ihsân eden zât, o (Rab’biniz olan Allah) dır (ki,) O (her şeyin yaratıcısıdır) bütün âlemleri, bütün nîmetleri yoktan var eden, ancak O’dur… (O’ndan başka ilâh yoktur) Tanrılık ve mâbutluk ancak O’na mahsustur (o hâlde nasıl döndürülüyorsunuz?.) O’na ibâdet ve itaati terk ederek başkalarına tapınmaya, itaat göstermeğe nasıl cür’et ediyorsunuz?. Bu ne kadar cehâlet, ne kadar nankörlük!.

63. İşte Allah’ın âyetlerini inkâr eder olanlar, öylece döndürülür.

63. (İşte Allah’ın âyetlerini inkâr eder olanlar) Allah’ın birliğine yüce kudretine şâhitlik eden delilleri bir takım yaratılış eserlerini takdir edemeyen câhiller (öylece) Hz. Peygamber zamanındaki bir takım inkârcı, tefekkürden mahrum şahıslar gibi hidâyet yolundan (döndürülür) bir delile dayanmaksızın bir takım bâtıl, fâni şeylere tapınır dururlar.

64. Allah o zâttır ki, sizin için yeri birikâmetgâh, göğü de bir bina kıldı ve sizi tasvir buyurdu, sonra sûretlerinizi güzelleştirdi ve sizi temiz şeylerle rızıklandırdı. İşte Rabbiniz olan Allah O’dur. İmdi âlemlerin Rabbi olan Allah, ne kadar mukaddestir.

64. (Allah O zâttır ki) Ey insanlar!, (sizin için yeri bir ikâmetgâh) kılmıştır, O’nun üzerinde yaşarsınız, geçiminizi temin edersizin. Onun her tarafında gezer durursunuz, (göğü de bir binâ kıldı) Bir süslü kubbe durumunda bulundurdu, onu güneş ile, ay ile, yıldızlar ile nûrlar içinde bıraktı, o vasıta ile geceler, gündüzler meydana gelmektedir, insanlığın hayati ihtiyaçları temin edilmektedir, (ve) ey insanlar!. O Hikmet Sâhibi Yaratıcı (sizi tasvir buyurdu) sizi pek mükemmel bir tarzda, bir nizam ve intizam içinde yarattı, sizi pek güzel uzuvlara, mükemmel kuvvetlere nâil kıldı (sonra sûretlerinizi güzelleştirdi) sizi gelişip büyümeye ulaştırdı, olgunluklar kazanmaya kabiliyetli bulundurdu, sizi en güzel şekil ve huylara erişmekte yaratıklar arasında seçkin bir hâle getirdi (ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı) sizi çeşitli ürünlerden, lezzetli yiyeceklerden, berrak berrak sulardan istifâde ettirdi. (işte Rab’biniz) Nîmetin Sâhibi olan (Allah O’dur) sizleri öyle var eden, nîmetlere kavuşturan Kerem Sâhibi Yaratıcıdır, (imdi) Bir kere düşününüz!, (âlemlerin Rab’bi olan) O (Allah) o Yüce Yaratıcı (ne kadar mukaddestir.) ne kadar mübârektir, ne kadar yücedir, ne kadar mükemmel sıfatlarla vasıflanmıştır, bütün noksan sıfatlardan uzaktır bütün ilâhlık vasıflarına sâhip olan, yalnız o Yüce Mâbuttur. Artık O’ndan başkasına Yaratıcılık, mâbutluk vasıfları nasıl isnad edilebilir?.

65. Ebedî hayat sahibi olan O’dur. O’ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Artık O’nun için dinde ihlas sahipleri olarak O’na duada bulunun. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsusdur.

65. Evet. (Ebedî hayat sâhibi olan O’dur) OYüce Yaratıcı, ezelîdir, ebedîdir, bütün âlemleri yaratan, bütün mahlûkatı besleyen ve kısacası insanları o kadar nîmetlere nâil buyuran ancak O Kadim Yaratıcısıdır (O’ndan başka hiçbir tanrı yoktur) O’ndan başka mâbutluk, yaratıcılık vasfına hiçbir kimse sâhip değildir. (artık O’nun için dinde ihlâs sâhipleri olarak) yalnız (O’na) o eşsiz yaratıcıdan (duada) ibâdette (bulunun) açık ve gizli şirkten başkalarına tapınmak alçaklığından son derece sakının (hamd) zikri cemîl, bütün evsâfı aliye ile ittisaf (âlemlerin Rab’bi olan Allah’a mahsusudur.) bütün kulların vazifesi, o Yüce Yaratıcı’ya hamd ve övgüde bulunmaktır. O’na kulluk vazifesi mübâhî olmaktır, İbn-i Abbas Radiyallâhü Anh’dan mervidir ki: Her kim “La ilâhe illâllâh” derse onun arkasında hemen “Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn” desin.

66. De ki: Ben sizin Allah’tan başka yalvardıklarınıza ibadet etmekten men edildim, o vakit ki, bana Rabbimden apaçık deliller geldi ve emrolundum ki, âlemlerin Rab”ine teslim olayım.

66. Bu mübârek âyetler de âlemlerin Rab’binden başkasını ibâdetten Resûl-i Ekrem’in men edilmiş olduğunu bildiriyor. O Yüce Yaratıcı’nın insanları çeşitli yaratılış mertebelerine kavuşturduğunu ve bu yaradılıştaki hikmetin gayesini haber veriyor. Ve O Hikmet Sâhibi Yaratıcı’nın bu kâinat üzerindeki pek büyük kudret ve tasarrufunu tasvir buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Yüce Resûl!. Sen müşriklere, o câhillere (de ki: Ben sizin Allah’tan başka yalvardıklarınıza) kendilerine dua edip tapınmakta bulunduğunuz putlara, heykellere (ibâdet etmekten men edildim) öyle âciz, fâni şeylerden bir fâide beklenilemeyeceğinden haberdar oldum (o vakit ki bana Rabbimden açık deliller geldi) Allah Teâlâ’nın birliğine, ortak ve eşten uzak olduğuna dâir Kur’an-ı Kerim’in âyetleri nüzul etti, naklî ve aklî deliller peş peşe gelip durdu,(ve emrolundum ki, âlemlerin Rab’bi için teslim olayım.) Bütün mahlûkatın Yaratıcısı, terbiyecisi olan Allah Teâlâ’nın emirlerine, yasaklarına boyun eğeyim, tam bir samimiyetle O’nun dinine sarılayım.

67. O, O Hikmet Sahibi Yaratıcıdır ki: Sizi topraktan, sonra bir nutfeden, sonra da bir kan pıhtısından yarattı. Sonra sizi çocuk olarak çıkarır, sonra kuvvetinizin tekâmülü çağına erişesiniz sonra ihtiyarlayasınız diye sizi yaşatır sizden bazınız daha evvel öldürülür ve muayyen olan zamana erişesiniz ve belki, düşünürsünüz diye böyle yapar.

67. (O) Yüce zâtından başkasına ibâdet etmekten men edilmiş olduğum ezeli mâbud (O) Hikmet Sâhibi Yaratıcı (dır ki:) ey insanlar!, (sizi) Başlangıçta pederiniz Hz. Âdem itibariyle (topraktan) yarattı (sonra) sizi, insanlık silsilesini (bir nutfeden) meni denilen bir su parçasından validelerin rahimlerinde (yarattı) büyütüp geliştirdi (sonra sizi) o rahimlerden (çocuk olarak) yer yüzüne (çıkardı) hayat alanına getirdi (sonra kuvvetinizin tekamülü çağına) erişesiniz. Aklınızın, fikrinizin kuvvet bulacağı bir müddete, meselâ: Otuz yaşından kırk yaşına ulaşasınız diye sizi yaşatır (sonra ihtiyarlayasınız) yaşlılık çağına kavuşasınız (diye) sizi yaşatır (ve sizden bâzınız, daha evvel öldürülür) bir nice kimselerin de daha olgunluk çağına, ihtiyarlık çağına gelmeden hikmet gereği ruhları alınarak kendileri ölüme mahkûm edilmiş olur. (ve muayyen olan zamana) ölüm vaktine veya kıyamet gününe (erişesiniz, ve belki düşünesiniz) bu muhtelif hayat safhâlarını, bunlardaki hikmetleri, maslahatları düşünerek bununla Allah’ın birliğine ve kudretine delil bulunasınız diye Cenab-ı Hak böyle yapar, Yüce kudretini, eşsiz tasarruflarını kullarına göstermiş olur.

68. O, O hikmet sahibi Yaratıcıdır ki: Diriltir ve öldürür velhasıl: O bir şeyi dileyince O’na ancak ol der, O da hemen oluverir.

68. Evet.. (O) Kâinatın Yaratıcısı (O) Kerem Sâhibi mâbud (dur ki,) dilediğini (diriltir) hayata eriştirir (ve) dilediğini (öldürür) hayattan mahrum bırakır (velhâsıl: O) hikmet ve kudret sâhibi olan Yüce Yaratıcı (bir şeyi irâde edince) bir şeyin varlığını veya yokluğunu takdir buyurmuş olunca (ona) o şeye (ancak ol der) yâni: Onun öyle olmasını hemen dileyince (o da hemen oluverir) durmaksızın, ilâhî irâde doğrultusunda meydana gelir. Böyle Kün = ol buyurulması, ilâhî kudretin tesirinin kudretini, kâinat üzerindeki yüce nüfuzunu bir temsilden ibârettir. Yoksa ayrıcı “ol” denilmesine lüzum yoktur. İşte insanların hayatları, ölümleri ve kıyamet günün vuku da bu cümledendir. Bunlar, ilâhî irâde ile ilgilidir. Ne zaman meydana gelmeleri takdir edilmiş ise o zaman hemen meydana gelirler. İlâhî kudret bu kâinatta böyle tesirli bulunmaktadır.

69. Bakmadın mı O kimselere ki, Allah’ın âyetleri hakkında mücadelede bulunurlar. Nasıl döndürülüyorlar?

69. Bu mübârek âyetler de ilâhî âyetlere karşı mücadelede bulunanların hayret verici durumlarını teşhir ediyor. Onların pek müthiş olan uhrevî vaziyetlerini ihtar buyuruyor. Onların azarlanmak ve kınanmak için nasıl bir suale mâruz kalacaklarını gösteriyor. Onların bâtıl şeylere tapınmış olduklarını anlayarak kendi cinâyetlerini inkâra kalkışacaklarını bildiriyor. Artık onların dünyada iken müşrikçe bir tarzda yapmış oldukları hareketlerinden dolayı ebedî sûrette müthiş cehenneme atılacaklarını ilân buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Yüce Peygamber!. (Bakmadın mı) ne kadar hayret vericidir (o kimselere ki) o inkârcılara ki, onlar, haksız yere kendi bâtıl kanaatlerine tâbi olarak (Allah’ın âyetlerinde) Kur’an-ı Kerim gibi vesâir semâvî kitaplar, eserler gibi hakikatleri, yücelikleri pek açık şeyler hakkında (mücadelede bulunurlar) onların opek yüksek, parlak mahiyetlerini inkâra cür’et gösterirler. Nü tuhaf durum!. Onlar (nasıl) ne şekilde o mukaddes âyetleri tasdikten (döndürülüyorlar?.) Onlar ne kadar karanlık bir ruh hâli içinde yaşıyorlar?. Halbuki, birnice deliller, o âyetlerin sıhhatine, yüceliğine şâhitlik edip durmaktadır, hiç bir sağduyu sâhibi, onları tasdikten kaçınmaz.

70. O kimseler ki, kitabı ve kendisiyle Peygamberimizi göndermiş olduğumuz şeyi yalanladılar, artık yakında bileceklerdir.

70. (Artık o kimseler ki,) Kur’an-ı Kerim gibi bir ilâhî (kitabı ve kendisiyle Peygamberlerimizi göndermiş olduğumuz) herhangi bir (şeyi) bir semâvî sahifeyi, her hangi bir dinî meseleyi, herhangi bir peygamberî mûcizeyi (yalanladılar) onun gerçek olduğuna inanmadılar (artık) onlar (yakında bileceklerdir.) o inkârları yüzünden ne kadar azaplara uğramış olacaklarını anlayacaklardır.

71. O zaman ki, boyunlarında demir halkalar ve zincirler olarak şiddetle sürükleneceklerdir.

71. Evet.. Bileceklerdir, o verilen haberin doğruluğunu anlayacaklardır (o zaman ki:) Boyunlarında (demir halkalar ve zincirler olarak şiddetle sürükleneceklerdir?) cehenneme sevkolunacaklardır.

§ Yüshabûn; Şiddetle, zorla geçilecekler. Cereyana tâbi tutulacaklar demektir.