MÜMİN SURESİ

48. O büyüklük taslayanlar da derler ki: Şüphe yok, bizler hepimiz bunun Bu azabın içindeyiz. Muhakkak ki, Allah kulları arasında hükmetmiştir.

48. (Büyüklük taslayanlar da) O önderlik yapan ve elleri altında bulunmuş olanları sapıttıran dinsizler de (derler ki: Şüphe yok, bizler hepimiz) sizinle beraber (bunun) bu şiddetli azabın (içindeyiz) eğer elimizden gelse kendimizi kurtarmaya çalışırız. Ne yazık ki, buna imkân yok. (muhakkak ki, Allah kulları arasında hükmetmiştir.) Bu husustaki ilâhî hükmü redde ve ilâhî hikmete muhalefete kimsenin kudreti ve selâhiyeti yoktur. Bizler de, sizler de bu azabı hak etmiş olduk, şimdi bir kimse başkasının günâhını yüklenemez, onunla sorumlu tutulamaz.

49. Ve âteşte olanlar, cehennemin bekçilerine derler ki: Rabbinize dua edin, bizden birgün azabı hafifletsin.

49. (Ve âteşte olanlar) Birbirlerinden bir fâide göremeyeceklerini anlayınca hepsi de (cehennemin bekçilerine) cehennem bekçileri denilen memurlara (derki: Rab’binize dua edin) bizim için istirhamda bulunun (bizden bir gün) olsun bu cehennemin (azabını hafifletsin.) uğradığımız bu şiddetli azap, geçici de olsa biraz azalmış bulunsun.

50. Derler ki: Size Peygamberleriniz, açık açık mucizeler ile gelivermekte değil mi idiler? Derler ki: Evet… Bekçiler de derler ki: O hâlde siz yalvarınız. Kâfirlerin duaları ise boş yere olmaktan başka bir şey değildir.

50. O cehennem memurları da (Derler ki: Size) dünyada iken (Peygamberleriniz açık açık mûcizeler ile gelivermekte değil mi idiler?.) size Allah’ın birliğini bildirmemiş, üzerlerinize düşen kulluk vazifelerini teblîğ etmiş bulunmuyorlar mı idi?. Ne için onlara tâbi olmadınız ne için bir takım şeytan tâbiatlı kimselere uydunuz da böyle bir cezayı hak etmiş oldunuz?. O cehennemdeki kâfirler de inkâra imkân bulunmadığı için (derler ki: Evet…) Bize peygamberler geldi, ilâhî hükümleri teblîğ ettiler. Fakat biz onları inkâr etmek câhilliğinde bulunduk. O cehennem bekçileri de (derler ki: O hâlde) kendi cehâletinizi, alçaklığınızı itiraf etmiş bulunuyorsunuz. Artık (siz yalvarınız) boş yere temennîlerde bulununuz. Biz öyle Allah’ı inkâr etmiş, Peygamberlerini yalanlamış kimseler hakkında dua etmeğe selâhiyetli değiliz. Zâten (kâfirlerin duaları ise boş yere olmaktan başka bir şey değildir) o duaları kendilerine hiç bir fâide vermez, artık dua zamanı geçmiştir. Dünya, âhiretin bir tarlasıdır, bir insan bu dünyada ne ekerse, âhirette onu biçer, onu düşünür. Küfrün neticesi ise öyle bir ebedî azaptan başka birşey değildir. Cenab-ı Hak, bunu bütün Peygamberleri vasıtasiyle kullarına bildirmiştir. Artık bu müthiş âkıbeti düşünüp de daha fırsat elde iken, durumudüzeltmek icâbetmez mi?. Neden küfr ve fesat üzere yaşanarak insanlık için pek kötü bir örnek olunsun? Binaenaleyh öyle dinsizlerin ebedi bir şekilde azap görmeleri, Allah’ın hikmeti gereğidir. Ve insanlık için bir uyanma vesîlesidir. Ve kâfirlerin küfrlerinde israr edip durmalarına dâir olan kat’î ve daimî kararlarının karşılığı bir cezadır.

51. Şüphe yok ki, biz elbette Peygamberlerimize ve imân edenlere dünya hayatında ve şâhitlerin şâhitlik edecekleri günde yardım ederiz.

51. Bu mübârek âyetler, Allah Teâlâ’nın Peygamberlerini ve diğer mü’minleri dünyada da, âhirette de zaferlere, nîmetlere kavuşturacağını müjdeliyor. Zâlimlerin ise âhirette mâzeretleri kabul edilmeyip lânete mâruz kalacaklarını bildiriyor. Peygamberler ile diğer müminlerin Allah’ın yardımına kavuşacaklarına bir misâl olmak üzere Hz. Mûsa ile O’na îman edenlerin nasıl bir hidâyete, bir hidâyet rehberi olan kitaba kavuşmuş olduklarını gösteriyor. Hz. Peygambere de sabr etmesini tavsiye ederek O’nun hakkında da vâ’dedilen ilâhî yardımın tecellî edeceğini müjdelemekte o mübârek Peygamberleri tesbîh ve hamd etmeye dâvet buyuruyor. Cenab-ı Hak’kın âyetlerine karşı mücadelede bulunan inkârcıların ise zarar ve ziyanda kalacaklarını, o gibi zararlı kimselerin şerrinden emin olmak için Hak Teâlâ Hazreti Mûsa’yı ve O’na îman eden zât-ı; Fir’avun’un ve onun kavminin tuzağından suikastlerinden korumuştu. Bu ilâhî nîmetine şöylece işâret buyuruyor: (Şüphe yok ki, biz) yâni Yüce zatını (elbette Resûllerimize ve imân edenlere) o Peygamberleri tasdik, onların teblîğ ettikleri ilâhî dini kabul etmiş bulunanlara (dünya hayatında) yardım ederiz onları pek parlak, kuvvetli deliller ile destekleriz, onları muvaffakiyetlere erdiririz, onların düşmanlarından intikam alırız, (ve şâhitlerin)Yâni: Kıyamet gününde meleklerin, Peygamberlerin ve bir kısım mü’minlerin insanlar üzerine şahadet için (şâhitlik edecekleri günde) yâni kıyamet gününde de (yardım ederiz.) onları düşmanları üzerine her şekilde galip kılarız. O düşmanlardan intikam alırız. Evet.. Cenab-ı Hak, Peygamberlerini ve samîmi mü’minleri her yönüyle zafere erdirmiştir. Meselâ: Nûh Aleyhisselâm’ı ve O’na îman edenleri kurtuluşa erdirmiş, O’nu inkâr edenleri de Tûfan felâketine uğratmıştır. Dâvûd ve Süleyman Aleyhisselâm’ı da mülk ve saltanata eriştirmiş, düşmanlarını da kahr eylemiştir. Mûsa Aleyhisselâm ile O’na îman edenleri de selâmete erdirmiş, Fir’avun ile ona tâbi olanları da sular içinde mahv-ü perişan kılmıştır. Yahya Aleyhisselâm’ı ebedî saadete eriştirmiş O’nu şehit ettikleri için yetmiş bir kâfiri öldürülmeye mâruz bırakmıştır, o zâtın intikamı alınmıştır. Bizim Yüce Peygamberimiz de büyük zaferlere ulaşmış, Mekke-i Mükerreme’yi fethetmiş, dini İslâm’ı ufuklara yaymaya muvaffak olmuştur. O’na suikast eden kâfirler de Allah’ın kahrına uğramışlardı. Bu mübârek Peygamberlerin ve diğer müminlerin uhrevî mükâfatları ise elbette ki, her türlü düşüncenin üstündedir.

§. Eşhâd: Şâhid mânasına olan şehit lâfzının çoğuludur. Kıyamette bir çok şâhitlikler vuku bulacağı için o güne “Yevm-ül-eşhâd” denilmiştir.

52. O gün ki, zâlimlere mâzeretleri fâide vermez ve onlar için lânet vardır. Ve onlar için yurdun kötüsü vardır.

52. (O gün ki,) O kıyamet zamanı ki, (zâlimlere) zulme dalmış, hakkı bırakıp bâtılı tercih etmiş, küfr ve şirke düşmüş kimselere (mâzeretleri fâide vermez.) yâni: Onların makbul bir özrü olamaz. Onların itirazları, bâtıl bir mahiyette olacağı için elbette ki, kabulelâyık bulunamaz (ve onlar için lânet vardır) onlar o gün Allah’ın rahmetinden kovulmuşlardır, her hayırdan mahrum bırakılmışlardır, (ve onlar için yurdun kötüsü vardır.) Onların daimî ikâmetgâhları cehennemdir, öyle müthiş, bir âteş merkezidir.

53. And olsun ki, Mûsa’ya hidâyet sebebini verdik ve İsrail oğullarına kitabı miras kıldık.

53. (And olsun ki, Mûsa’ya) O Yüce Peygambere (hidâyet sebebini verdik) O’nu dünyada mûcizelere, sahifelere, şeriatlara nâil kıldık (ve İsrâiloğulları’na kitabı miras kıldık.) Hz. Mûsa’ya indirilmiş olan Tevrat, onların aralarında nesilden nesile intikâl edip durdu.

54. O kitab sağduyu akıl sahipleri için bir hidâyet ve bir öğüt olmuştur.

54. Evet.. O kitap (sağduyu sâhipleri için bir hidâyet ve bir öğüt olmuştur.) yâni: Saf bir kalbe, vehm ve taklit şüphesinden uzak bir akla sâhip olan her kimse, o kitaptan istifâde ederek Allah’ın birliğini tasdik eder, selâmet yolunu tâkibe muvaffak olur.

55. Artık sabret. Şüphe yok ki, Allah’ın vaadi haktır ve kusurun için bağışlanmak iste ve akşam ve sabah Rabbine hamd ile tesbîhte bulun.

55. (Artık) Ey Mahlûkatın en şereflisi!. Sen de kavmini ezâ ve cefâsına (sabret) Fir’avun’un ezasına Mûsa’nın sabr ettiği gibi. (şüphe yok ki, Allah’ın vâ’di haktır) Peygamberlerini zaferlere eriştireceğine âid olan ilâhî beyânı, herhâlde gerçekleşecektir. İslâm dinini yüceltecek din düşmanlarını da imha buyuracaktır, (ve kusurun için bağışlanma iste) Yâni: Terkedilmesi uygun olan bir şeyi insanlık icabı yapmış olduğundan dolayı veyahut senin hakkında ümmetinden çıkan bâzı günâhlardan dolayı Cenab-ı Hak’kın af ve bağışını rica et veyahut bir günâha girmemek maksadıyle bir kulluk vazifesi olmak üzere istiğfarda bulunarak ümmetine bu şekildeuyulması gereken bir örnek ol. (ve akşam ve sabah Rab’bine hamd ile tesbîhte bulun) yâni: Beş vakit namaza devam ederek Kerem Sâhibi Yaratıcı’na hamd ve şükre devam et.

56. Şüphe yok: O kimseler ki, kendilerine gelmiş kesin bir delîl olmaksızın Allah’ın âyetlerinde mücadelede bulunurlar, onların kalplerinde kendilerinin yetişemeyecekler bir böbürlenmeden başka bir şey yoktur. Sen hemen Allah’a sığın, şüphe yok ki, hakkıyla işitici, görücü olan O’dur O.

56. Ve Ey Yüce Peygamber!. (Şüphe yok o kimseler ki) Sana karşı düşmanca bir tavır alırlar (kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın) bir delile dayanmaksızın sırf kendi boş düşüncelerinden dolayı (Allah’ın âyetlerinde mücadelede bulunurlar) Kur’an-ı Kerîm’i inkâra, Peygamberin mûcizelerini yalanlamaya cür’et gösterirler (onların gönüllerinde kendilerinin yetişemeyecekleri bir böbürlenmeden başka bir şey yoktur) onlar, sırf kibirlerinden dolayı Hz. Muhammed’in peygamberliğini inkâr ederler, bu hususta mücadelede bulunurlar. Onlar, o böbürlenmeleriyle Hz. Muhammed’in nübüvvet ve risâletini bertaraf etmek arzusundadırlar. Fakat onlar bu arzularına aslâ nâil olamayacaklardır. Allah Teâlâ, onları zelîl kılmıştır, (sen) Ey Son Peygamber!, (hemen Allah’a sığın) seni o koruyacaktır. Senin hakkındaki ilâhî lütuf, pek büyüktür, (şüphe yok ki, hakkıyla işitici) Bütün halkın sözlerini tamamen işitip bilen zât ve onların bütün yaptıklarını (görücû olan) zât, ancak (O’dur) O Yüce Yaratıcı’dır. Evet.. (O) dür. O’na karşı hiçbir şey gizli kalamaz. Deniliyor ki: Resûl-i Ekrem’e karşı mücadelede bulunanlar. Yahudî gurubu idi. Diyorlardı ki: Tevrat’ta zikredilen sâhibiniiz sen değilsin. Belki, bizim sâhibiniiz, Mesih İbn-i Dâvûd’tur. Yâni: Deccal’dır ki, âhır zamanda meydana çıkacak, onun saltanatı deniz ve karayaulaşacak, onunla beraber nehirler akacak, O, Allah’ın mûcizelerinden bir mûcizedir. Artık mülk, bize dönecektir. Cenab-ı Hak ise onların bu temennîlerine “Kibr” ismi vermiş ve onların bu temennîlerine eremeyeceklerini bu âyet-i celîlesiyle beyân buyurmuştur. Tefsir-i Ebûsuûd.

57. Elbette ki, göklerin ve yerin yaradılışı, insanların yaradılışından daha büyüktür. Velâkin insanların birçoğu bilmezler.

57. Bu mübârek âyetler, kıyamet hayatını imkânsız görenleri red ve o kıyametin mümkün olduğunu en kuvvetli bir delil ile doğruluyor. Hak ile bâtılın, mümin ile kâfirin eşit olmayacaklarını bir misâl ile izah buyuruyor. Kıyametin herhâlde meydana geleceğini haber veriyor, insanların Cenab-ı Hak’ka duada, ibâdette bulunmakla mükellef olduklarını beyân buyuruyor. Bu duadan kaçınanların aşağılanarak cehenneme gireceklerini ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: Bir takım insanlar, âhiret hayatını nasıl inkâr edebilirler?. (Elbette ki, göklerin ve yerin yaradılışı) O muazzam, çeşitli, o muhteşem âlemlerin yoktan vücuda getirilmiş olması, o âlemlerin ancak mahdut ve nispeten kolay bir şubesini teşkil eden (insanların yaradılışından daha büyüktûr.) Artık o kadar büyük âlemleri yaratmış olan bir Yüce Yaratıcı’dan, insanları öldürdükten sonra tekrar yaratamaz mı?. Bunu hangi bir mütefekkir insan inkâr edebilir?. O hayatın vuk’u bulacağı ise Allah tarafından kat’î sûrette beyân buyurulmuştur. (velâkin) Ne kadar hayret edilecek bir ruh hâlidir ki, (insanların bir çoğu) bu hakikatı (bilmezler) birçok inkârcılar vardır. Onlar, hayvanlar kabilindendirler, bu husustaki delilleri dikkate almazlar, kıyamet hayatını vesâire inkâr eder dururlar.

58. Kör olan ile görücü olan ayrı olmaz. Ve iman eden ve sâlih amellerde bulunan kimseler ile kötülük yapan da eşit değildir. Nekadar az düşünüyorsunuz?

58. Evet.. O inkârcılar, o gâfiller mânen kördürler, en açık hakikatları, göremezler. Artık öyle (Kör olan) bir şahıs (ile) o hakikatları, delilleri (görücû olan) herhangi bir basiret sâhibi (eşit olmaz) o kalb gözleri kör olanlar, Allah Teâlâ’yı ve O’nun her şeye kaadir olduğunu inkâr ederler. Bilâkis kalb gözleri açık olan hakikî aydın zâtlar ise Cenab-ı Hak’kı tasdik, O’nun kudret ve büyüklüğünün sonsuz olduğunu takdir ve itiraf eder dururlar. (Ve îman eden ve sâlih sâlih amellerde bulunan kimseler ile) Öyle kulluk vazifelerini yerine getirmeye çalışan, Cenab-ı Hak’ka itaat eden muhterem kullar ile (kötülük yapan) Allah’ın emrine muhalefet ederek günâhları işleyen şahıs (da) eşit değildir. Evet.. Âlim ile câhil eşit olmadığı gibi ibâdet eden takvâ ehli bir zât ile, günâhkâr bir kimse de elbette ki, denk olamaz. İbâdet eden bir zât, Allah katında makbuldür, güzel bir istikbâle adaydır, günâhkâr bir şahıs ise insanlık şerefinden mahrumdur, korkunç bir âkıbete mâruzdur, Allah’ın azabını hak etmiştir. Ey insanlar!. (ne kadar az düşünüyorsunuz?) eğer bütün insanlar, kudretini, yaratılış eserlerini nazarı dikkate alsalar gözleri önünde parlayıp duran o kadar delillere rağmen içlerinden bir çokları öyle inkâra düşmez, küfr ve şirk dalgaları arasında mahv olup gitmezler.

59. Muhakkak ki, o saat elbette gelicidir, onda bir şüphe yoktur. Ve lâkin insanların çoğu iman etmezler.

59. (Muhakkak ki, o saat) O kıyamet günü, insanlığın yeniden hayata erip mahşere sevk edilecekleri zaman (elbette gelicidir) onun vukuu muhakkaktır (onda bir şüphe yoktur.) Bütün Peygamberler, bütün semâvî kitaplar onu haber vermiştir. (Velâkin insanların çoğu îman etmezler.) O kıyametin vuk’u bulacağını tasdik etmezler. Onların düşünceleri sınırlıdır,ileri görüşlü değildir, yanlış fikirlerinde ısrar eder dururlar, sonra da hiç tahmin etmedikleri korkunç âkıbetlere kavuşurlar.