KASAS SURESİ

60. Ve size herhangi bir şeyden verilmiş ise ancak dünya hayatına ait geçim vasıtası veonun süsünden ibarettir. Allah katında olan ise daha hayırlıdır ve daha bâkidir. Artık akıl erdiremez misiniz?

60. Bu mübârek âyetler, dünya varlığı ile ahiret varlığı arasındaki büyük farkı bildiriyor. Güzel amellerinden dolayı Allah’ın vadine kavuşanlar ile dünya hayatına aldanmış, dinî terbiyeden yoksun olmuş bu sebeple azaba uğramış olanların aralarındaki ayrılığı ihtar ediyor. Dünyada iken küfür ve şirk ile, başkalarını da aldatmakla vakit geçirmiş olanların yarın ahirette cinâyetlerini itirafa mecbur olup, ne büyük bir mesuliyeti taşımış olacaklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Hak Teâlâ Hazretleri, dünya varlığından mahrum kalmak korkusuyla İslâm dinini kabul etmeyen dinsizlere bir ibret dersi vermek üzere buyuruyor ki: (ve size herhangi bir şeyden verilmiş ise) Siz dünyevî sebep ve işlerden nelere sahip iseniz, onlar (ancak dünya hayatına ait geçim vasıtası ve onun süsünden ibarettir) siz onlardan ancak dünyada geçici bir zaman için istifade edersiniz, onlar nihayet elden çıkmaya mahkum şeylerdir. Fakat (Allah katında olan ise) uhrevî sevab cennet nimetleri ise (daha hayırlıdır) çünki, onlar her türlü şüphelerden, noksanlardan beridir, son derece temiz, zevk verici bulunmaktadır. (ve) o uhrevî nimetler (daha bâkidir.) onlar ebedidir, yokluğa mâruz kalmayacaktır. (Artık akıl erdiremez misiniz?.) Böyle bâki, yüce nimetler ile fâni, adi nimetler eşit olabilir mi?. Elbetteki eşit olamaz. O halde nasıl oluyor da böyle çabucak yok olan nimetlerden ayrılmamak için öyle ebedî, mutluluk veren, pek muazzam nimetleri terkediyorsunuz?. Biraz akıllıca düşünülürse bu pek açık hakikat, pek güzel anlaşılmış olmaz mı?. Nedir o kadar gafilce, dünyaya taparcasına hareket!.

61. Ya kendisine güzel bir vaad ile vaadde bulunmuş olduğumuz, sonra da ona o vaadedilene erişecek olan kimse, kendisini dünya hayatının geçici menfaat ve zevkiyle yaşattığımız, sonra da kıyamet gününde ateş için huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir?

61. Bir kere şunu da düşünmeli değil midir?. (Kendisine) îmanından güzel amellerinden dolayı (güzel bir vad ile vadde bulunmuş olduğumuz) kendisini cennete, ebedî bir nimete eriştireceğimizi müjdelediğimiz (sonra da ona) o vad edilen cennete, nimete (erecek olan kimse) öyle mümtaz bir kul (kendisini dünya hayatının geçici menfaatleriyle yaşattığımız) kendisine dünyada bir kısım fâni nimetler verdiğimiz (sonra da kıyamet gününde) cehennem ateşi için (huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir?.) elbette değildir. İşte îman ehli hakkında öyle selâmet ve saadete vesile olan ilâhi bir vad vardır. Allah’ın va’dinde de caymak söz konusu cari değildir. Kâfirler için öyle ebedî bir cehennem vardır. Artık o kâfirlerin elindeki fâni varlığın uhrevî nimetlere göre ne kıymeti vardır ki, o fâni varlığın elden çıkmaması için o istikbale ait ebedî, muazzam nimetlerden mahrumiyet felâketi tercih edilsin?.

62. Ve o gün ki, onlara seslenir de der ki: Nerede o ortaklarını ki, siz iddia ediyordunuz!

62. (ve) hatırlayınız (o gün ki) o kıyamet âlemindeki Cenab-ı Hak (onlara) o dinsizlere ve başkalarını da dinsizliğe sevketmiş olanlara (seslenir de der ki:) ey dünyada iken küfür ve şirke düşmüş kimseler!. (Nerede o ortaklarım ki) o bana ortak edindiğiniz putlar, insanlar ki (siz iddia ediyordunuz!.) öyle yaratılmış, âciz, fani şeyleri Yüce Yaratıcıya ortak sanıvermiştiniz!. Onlardan şefaat bekliyordunuz!. Şimdi anladınız mı’?. Siz onların ne mahiyette olduklarını hiç düşünmediniz mi? öyle kendileri için bile bir faideleri olamayan şeyler, sizin için faideliolabilir mi?.

63. Aleyhlerine söz hak olanlar diyeceklerdir: Ey Rabbimiz! Şunlar kendilerini saptırmış olduğumuz kimselerdir. Biz onları, kendi sapıttığımız gibi saptırdık onlardan uzaklaştık. Sana sığınırız onlar bize tapar olmadılar.

63. Artık o müşrikler, ne kadar cehalette, alçaklıkta bulunmuş olduklarını o ebedî âlemde anlayacaklar ve öyle (Aleyhlerine söz hak olanlar) cehennemlere atılmalarına dair ilâhi emir çıkan müşrikler (diyeceklerdir ki: Ey Rabbimiz!. Şunlar) şu dünyada iken bizlere tâbi olanlar, bizimle beraber şirke düşmüş bulunanlar (kendilerini) dünyada iken (saptırmış olduğumuz kimselerdir) biz onları zorlamadık, (biz onları kendi sapıttığımız gibi saptırdık) yani: biz kendi ihtiyarımızla şirke düşmüş olduğumuz gibi onları da bizim bu tavsiyelerimize, vesveselerimizden dolayı kendi ihtiyarlariyle şirke düşmüş oldular. Biz onları şirke zorlamadık, biz şimdi onlardan (uzaklaştık) onların işlerinden, işledikleri küfür ve isyandan uzak bulunmaktayız. (sana) Yarabbi!. Sığınırız (onlar bize tapar olmadılar) onlar ancak kendi heveslerine tâbi olmuş, arzularının kendilerine süslü gösterdiği putlara tapmakta bulunmuşlardır. Ne yazık ki, öyle demekle o müşrikler, kendilerini müdafaa edebilmiş olamayacaklardır. Değil mi ki, kendileri şirke düşmüş, başkalarını da şirke davet etmiş, şeytani vesveselerde bulunmuşlardır. Artık bu yüzden hepsi de ebediyyen azap göreceklerdir.

64. Ve denilmiş olacak dır ki: Ortaklarınızı çağırınız. Artık onları çağırmış olacaklardır. Fakat kendilerine cevap vermiş olamayacaklardır ve azabı görmüş olacaklardır. Eğer onlar hidayete ermiş olsalar idi böyle azaba uğramayacaklardı.

64. Bu mübârek âyetler, ahirette müşriklerin nasıl bir suale, azaba mâruz ve cevaptan âciz kalacaklarını bildiriyor. Tövbe eden, iyiamellerde bulunan müminler de ahirette kurtuluşa ermiş zatlardan olacaklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve) Ahirette o müşriklere hükmetmek için veya onları susturmak kınamak için (denilmiş) olacak (dır ki,) ey müşrikler!. Şimdi (ortaklarınızı çağırınız) öyle dünyada iken bir takım putları vesaireyi Cenab-ı Hak’ka ortak edinmiş, onlardan menfaat beklemiş idiniz, şimdi onlardan yardım isteyiniz, bakınız ki, sizin yardımınıza koşabilecekler mi?. O müşrikler de (artık onları) o Cenab-ı Hak’ka ortak tanımış oldukları şeyleri (çağırmış olacaklardır) son derece korku ve hayret içinde kalmış olacakları için böyle boş yere bir çağırmaya cüret edeceklerdir. (fakat) o çağırdıkları âciz, fâni şeyler (kendilerine cevap vermiş olamayacaklardır.) çünki onların bu cevaba kudretleri, yardım etmeğe kabiliyetleri yoktur (Ve) o müşrikler (azabı gönmüş olacaklardır) artık cehennem ateşine atılacaklarını kendilerini kurtaracak bir yardımcının bulunmadığını anlamış bulunacaklardır. Halbuki, (eğer onlar) dünyada iken (hidayete ermiş olsalar idi) ahirette böyle azab görmezlerdi. Yahut: Onlar boş yere temennide bulunarak derler ki: “Keşke biz dünyada iken hidayete ermiş, Allah’ın birliğini tasdik etmiş olsa idik de şimdi böyle bir azaba mâruz kalmasa idik. Ne yazık ki, artık kurtuluş imkânı kalmamış olacaktır.

65. Ve o gün onlara seslenecek de diyecektir: Gönderilen Peygamberlere ne cevap verdiniz?

65. (Ve o gün) O kıyamet zamanında Allah Teâlâ (onlara) o müşriklere (seslenecek de diyecektir ki:) size Allah’ın dinini tebliğ için (gönderilen Peygamberlere ne cevap verdiniz?.) Onlar size Allah’ın birliğini tebliğ ettikleri halde siz ne için onlara muhalefette bulundunuz?. Artık o müşrikler sükuttan başka bir cevap vermeğe kâdir olamayacaklardır.

66. Artık o gün haberler onlara karşı körkaranlık kesilmiş olacaktır. Onlar birbirine de soramayacaklardır.

66. (Artık o gün) O ahiret âleminde (haberler) kendilerini kurtarabilecek cevaplar (onlara karşı kör) gizli karanlık, (kesilmiş olacaktır) kendilerini azaptan kurtarabilecek bir cevaba, nefsi müdafaaya kâdir olamayacaklardır ve (onlar) o müşrikler, o kıyamet gününde (birbirine de soramayacaklardır) birbirinin reyine müracaat edip de ne şekilde cevap verileceğini birbirinden sormaya da kâdir olamazlar, böyle bir suale, uğradıkları dehşet mânidir ve zaten hiçbirinin de cevaba kâdir olamayacağı anlaşılmış bulunacaktır.

67. Amma tövbe eden ve îmân edip iyi işlerde bulunan ise, kurtuluşa ermişlerden olmasını umabilir.

67. (Amma) Daha dünyada iken küfür ve şirkten (tövbe eden ve îman edip iyi işlerde bulunan) kimse (ise) müstesnâdır. Öyle bir kimse (kurtuluşa ermişlerden olmasını umabilir.) evet.. Günahından tevbe ederek ömrünün sonuna kadar iyi amele dayalı doğru bir îmana kavuşmuş bulunan bir kimse ahiret azabından emin bulunacaktır. Cenab-ı Hak’kın bu husutaki ilâhi va’di herhalde gerçekleşecektir. Bir kul için lâzım olan da tövbesinde devam etmektir, korku ve ümitten ayrılmamaktır, güzel bir son ile ahirete gideceğini, ahiret nimetlerine kavuşacağını Kerem Sahibi mabuttan niyâzda bulunmaktır, böyle bir temenniden geri durmamaktır. Ve başarı Allah’tandır.

68. Ve Rabbin dilediğini yaratır ve seçer, onlar için ise seçim hakkı yoktur. Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir ve şanı yücedir.

68. Bu mübârek âyetler de Allah Teâlâ Hazretlerinin yaratıcı olduğunu, dilediğini seçip ihtiyar edeceğini, ilm ve kudretini, birliğini, sübhaniyesini, hamd ve senaya lâyık bulunduğunu, ilâhi hükmünü ve manevîhuzuruna bütün kullarının çağrılacaklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Peygamberlerin en şereflisli. (Ve Rabbin dilediğini yaratır ve ihtiyar eder) hiç bir kimse, o hikmet sahibi yaratıcının bir şeyi dileyip seçmesine mâni olamaz. (onlar için ise seçim hakkı yoktur) O kulların iradeleri, bizzat tesirli değildir. Allah Teâlâ onların dileyip seçecekleri şeyleri yaratmaya hâşâ mecbur değildir. Rivayete göre “Mugayre” demişdi ki: Kur’an, bu iki beldedeki en büyük bir şahsa nazil olmalı değil mi idi?. İşte onu ve benzerlerini red için buyurulmuş oluyor ki: Cenab-ı Hak, Peygamberlerini kendilerine gönderilen kimselerin rey ve iradelerine göre göndermez, ancak kendi ilâhi seçimine göre gönderir. Hayır ve iyiliğin ne şekilde, ne vasıta ile tecelli edeceğini ancak o Kerem sahibi yaratıcı bilir. (Allah onların şerik koştuklarından münezzehtir, şânı yücedir) Hiçbir şey, o Yüce Yaratıcıya ortak olamaz ve onun ezeli iradesine aykırı bir şeyi meydana getiremez ve hiçbir kimsenin iradesi, o ezeli mabûd’un pek yüce olan iradesine, ihtiyarına aykırı ve zıt bulunamaz.

69. Ve Rabbin onların sinelerinin neler sakladığını ve neler ilân ettiklerini bilir.

69. (Ve) Ey Son Peygyamer!. (Rabbin onların sinelerinin neler sakladığını ve neler ilân ettiklerini bilir.) O müşriklerin, inkârcıların peygamber hakkındaki lakırdılarını, içerilerinde sakladıkları düşmanlıklarını ve diğer kuruntularını tamamen bilmektedir.

70. Ve Allah, O’dur. O’ndan başka ilâh yoktur. Hamd önünde de sonunda da onun içindir. Ve hüküm O’na mahsustur ve ona döndürüleceksinizdir.

70. (Ve Allah, O’dur) İbadete lâyık olan Allah, o ortak ve benzerden uzak olan Yüce mabuttur. (Ondan başka ilâh yoktur.) Ondan başka hiçbirşey, yaratıcılık, mabutluk vasfına sahip, ibadete lâyık değildir. (hamd önünde deve sonunda da onun içindir) Dünyada da ahirete de hamd ve senâ o Kerim yaratıcıya mahsustur. Ondan başka bütün mükemmel vasıfları kuşatan bir zat yoktur. Müminler, o Yüce Yaratıcıya dünyada da, ahirette de hamd ve senada bulunurlar. (ve hüküm ona mahsustur) Her şeyde geçerli olan hüküm, kaza o ezeli mâbuda aittir. İtaat ehli için af ile, isyan ehli için de bedbahtlık ile haklarında Allah’ın hükmü tecelli etmiştir. Allah’ın hükmüne hiçbir kimse, engel ve ortak olamaz. (ve) Ey insanlar!. Nihayet hepiniz de (ona döndürüleceksinizdir) kabirlerinizden kaldırılarak O Yüce Yaratıcının yüce mahkemesine sevkedileceksinizdir. Artık o âkibeti düşününüz!. Müminler, o âlemde ilâhi lütuflara kavuşacaklardır. Kâfirler ve isyankârlar da lâyık oldukları cezalara kavuşacaklardır. Ne büyük bir müjde ve tehdit!.

71. De ki: Haber veriniz, eğer Allah geceyi kıyamet gününe kadar üzerinize daimî kılacak olsa Allah’tan başka tanrı kimdir ki, size bir ışık getiriversin, hâlâ işitmeyecek misiniz?

71. Bu mübârek âyetler, Allah Teâlâ’nın bu kâinattaki tasarruflarını, kulları hakkındaki ilâhi lütuflarını bildirerek hamd ve senaya lâyık olduğunu göstermektedir. Geceler ile gündüzlerin birbirini muntazaman tâkibetmesindeki hikmet ve faydaya, bunların birer ilâhi rahmet eseri olduğuna işaret buyuruyor. Müşniklerin de ne kadar bâtıl bir kanaatte bulunduklarını ve nihayet Allah’ın birliği tecelli ederek küfür ve şirkin ve bâtıl mâbutların yok olmaya mahkum kalacaklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Peygamberlerin iftiharı, İslâm dinine davet ettiğin Mekke ehline ve diğerlerine (De ki: Haber veriniz, eğer Allah geceyi kıyamete kadar üzerinize daimî kılacak olsa) sizi gündüzlerden mahrum bıraksa (Allah’tan başka tanrı kimdir ki size bir ışıkgetiriversin?.) sizi gündüze kavuştursun, geçiminizi temine çalışacağınız bir zamana sizi ulaştırsın? (Hâlâ işitmeyecek misiniz?.) Hala Cenab-ı Hak’tan başka bir yaratıcının mevcut olmadığına dair nice ilâhi beyanları dinleyip anlamayacak mısınız?. Nedir öyle şirk içinde yaşayıp durmanız?.

72. De ki: Söyleyiniz, eğer Allah sizin üzerinize gündüzü daimî kılacak olsa Allah’tan başka hangi mâbuttur ki, size kendisinde istirahat edecek olduğunuz bir geceyi getiriverir. Hâlâ görmüyor musunuz?

72. Ey Yüce Peygamber!. Onlar yine (De ki: Söyleyiniz) haber veriniz (eğer Allah sizin üzerinize gündüzü daîmî kılacak olsa) güneşin batmasına izin vermeyip daima üzerinize ışığını yayıp duracak bulunsa artık (Allah’tan başka hangi mâbuttur ki, size kendisinde istirahat edecek olduğunuz bir geceyi getiriverir?.) elbette ki, hiçbir kimse bunu getiremez. Elbette ki, Cenab-ı Hak’tan başka yaratıcı, bu gibi tasarruflara kâdir bir zat yoktur. (Hâlâ görmüyor musunuz?) Bu gibi pek açık bir menfaatı takdir edip de onu size ihsan eden Kerem sahibi yaratıcıya kullukta, onun birliğini tasdik etmeli ve Onu yüceltmeli değil misiniz?.

73. Ve onun rahmetindendir ki, sizin için geceyi ve gündüzü yarattı. Tâki dinlenesiniz ve onun fazlından dileyesiniz ve umulur ki şükredersiniz.

73. (Ve) Ey insanlar!, Bir kere düşününüz: (Onun) O Yüce Yaratıcının (rahmetindendir ki sizin için geceyi ve gündüzü) iki büyük iki mühim menfaat vasıtası (kıldı) onları biribiri ardınca muntazaman meydana getirmektedir. (tâki,) Gecelerde (sakin olasınız) istirahate varıp yorgunluklarınızı giderebilesiniz. (ve) Gündüzleri de (onun) o Kerem sahibi yaratıcının (fazlından dileyesiniz) muhtelif kazanç yollarını takip ederek geçiminizi te’mine muvaffak olasınız (ve umulur ki,şükredersiniz) böyle sürekli nimetlere kavuşmanızı güzelce düşünerek bunları size ihsan buyuran Allah Teâlâ’ya teşekküre devam eylersiniz, nimete karşı nankörlükte bulunmak, Allah’ın birliğini ve Rabliğini tasdik etmemek ise en büyük bir cinayettir, en çirkin bir nankörlük eseridir.

74. Ve o gün ki, onlara seslenecek de nerede iddia ettiğiniz ortaklarını diyecektir.

74. İşte Cenab-ı Hak, o gibi nankör kimselerin pek fecî âktbetlerine şöylece işaret buyuruyor. (Ve) Hatırla! (o gün ki,) O kıyamet zamanındaki Hak Teâlâ (onlara) o müşriklere (seslenecek de, nerede iddia ettiğiniz ortaklarım diyecektir) yani: O müşrikler, kıyamet gününde Allah’ın gazabına uğrayacaklardır, ortak ve benzerden uzak olan ezeli mabûda onun âciz, fâni mahlûkatını ortak edinmiş olduklarından dolayı kınamaya, tehdide, ebedî azaba mâruz kalacaklardır.

Yorum Bırakın