FATIR SURESİ

22. Ve hayatta olanlar ile ölmüşler de eşit olamaz. Şüphe yok ki, Allah dilediğine işittirir ve sen kabirlerde bulunanlara işittirici değilsin.

22. (Ve hayatta olanlar ile ölmüşler de eşit olamaz) Evet.. Kalpleri imân ile marifetullâh ile, Kur’an nuru ile ebedî bir hayata nâil bulunan müminlere, kalplen küfr ve isyan karanlıkları içinde kalmış, manen ölmüş, hayattan mahrum kalmış olan kâfirler eşit bulunamazlar. (Şüphe yok ki, Allah, dilediğine işittirir) sağlam yaratılışını koruyan kullarını müsait kılar, onlar dinî tebliğleri işitirler, dinî delilleri görürler, İslâm nimetine nâil olurlar. Öte yandan sağlam yaratılışlarını zâyi’ edenler de bu işitmekten mahrum bulunurlar. Onlar mânen ölmüş, kabirlere atılmış kimseler hükmündedirler. (ve) Ey Yüce Peygamber!. Artık (sen) öyle (kabirlerde bulunanlara işittirici değilsin) onlar işitme kabiliyetlerini zayi’ etmişlerdir, onların bu hallerinden dolayı fazla üzüntüye kapılma, onlar lâyık oldukları âkibete kavuşacaklardır.

23. Sen başka değil, ancak bir korkutucusun.

23. Evet.. Ey kadri yüce Peygamber!. (Sen başka değil, ancak) O küfr ve isyan erbabını ilâhi azap ile (bir korkutucusun) onları cebren hidayete erdirmekle mükellef değilsin, sen peygamberlik vazifeni ifa etmiş bulunuyorsun.

24. Şüphe yok ki, seni bir müjdeleyici ve bir korkutucu olarak gönderdik ve hiçbir ümmet yoktur ki, illâ içlerinde bir korkutucu gelip geçmiştir.

24. Evet.. Ey Son Peygamber!. (şüphe yok ki, biz seni) Ehli imân için (bir müjdeleyici) gönderdik. Sen mümin kulları cennetlere, ilâhi lütuflara kavuşacaklarını müjdelemeye memursun. (ve) Seni (bir korkutucu olarak gönderdik) küfr ve isyanı işleyip duranları da cehennem ile, kahr ile korkutmaya memurbulunmaktasın. Senin peygamberlik vazifen bundan ibarettir, sen de bu vazifeyi ifaya muvaffak oluyorsun, artık kalben rahat alabilirsin. (ve hiçbir ümmet yoktur ki, illâ içlerinden bir korkutucu gelip geçmiştir.) Evet.. Vaktiyle insan cemiyetlerini irşada, ilâhi azaptan korkutmaya memur Peygamberler ve onların vârisleri olan ehli ilm ve irfan gönderilmiştir, hepsi de gerçeğe uygun, Allah’ın rızasına muvafık bir şekilde delil ile donatılmış olarak ümmetlerini aydınlatmaya, yükseltmeye çalışmışlardır. Şimdi bu ümmet hakkında da bu inşat vazifesi, daha mükemmel, daha yüce delillere dayanmış bir şekilde yapılmıştır. Artık kendileri güzelce düşünmelidirler.

25. Ve eğer seni tekzib ediyorlarsa onlardan evvelkiler de kendi Peygamberlerini muhakkak ki, tekzip etmişlerdi. Onlara Peygamberleri açık deliller ile ve yazılı sahifeler ile ve aydınlatan kitaplar ile gelmişlerdir.

25. (Ve) Ey Yüce Peygamber!. (eğer seni) şimdiki kavimlerden bir takımı (tekzip ediyorlarsa onlardan evvelkiler de) eski kavimlerde kendilerine gönderilmiş olan Peygamberlerini (muhakkak ki, tekzip etmişlerdi) artık sen de üzülme. Öyle inkârcı haller insanlık kitleleri arasında öteden beri görülmekte bulunmuştur. (onlara Peygamberleri açık deliller ile) Hayr ve şerri gösteren âyetler ile (ve yazılı sahifeler ile) İbrahim Aleyhisselâm’a ait sahifeler gibi, ve Davut Aleyhisselâm’a verilen Zebur gibi dinî eserler ile (ve aydılatan) selâmet ve hidayet yolunu açıkça gösteren Tevrat gibi, İncil gibi ilâhi (kitaplar ile gelmişlerdi) buna rağmen yine bir nice kâfirler, küfrlerinden ayrılmamışlar, o Peygamberleri, onların o gösterdikleri harikaları inkâra cür’et göstermişlerdi. Şimdi sen de Ey Ahir zaman Peygamberi!. En kuvvetli mucizeler ile, en açık, en mükemmei bir kitap ile ümmetinegönderilmiş bulunmaktasın, onlara hidayet ve saadet yolunu en parlak deliller ile göstermektesin. Artık sana tâbi olanlar mutludurlar, tâbi olmayanlar da lâyık oldukları âkibetlere hazırlansınlar. Sen teselli bul, vazifeni pek mükemmel surette ifâ etmiş bulunmaktasın.

26. Sonra ben o küfr edenleri tutup yakaladım, artık benim onlar hakkındaki cezam nasıl oldu? Bir düşünülsün.

26. (Sonra) O eski kavimlere Peygamberleri gelip de onları ilâhi dine davet ettiklerini müteakip (Ben) Kudret Sahibi Yaratıcı (o küfredenleri) o Peygamberleri inkâr ederek onların o gösterdikleri parlak âyetleri, mucizeleri tasdik etmeyenleri (tutup yakaladım) onları çeşit çeşit felâketlere maruz bıraktım (artık benim) o inkârcılar hakkındaki (cezam) şiddetli azabım (nasıl oldu?.) bir düşünülsün. O eski kavimlerin tarihi hayatları ibretler gözününe alınsın. Onlar ne büyük birer uyanma levhası teşkil ediyor!. Binaenaleyh sonraki cemiyetler bunları güzelce düşünerek uyanmalı değil midirler?. İnkârlarına devam ettikleri takdirde onların da başlarına öyle müthiş felâketlerin gelmesi, bir ilâhi sünnet gereğidir. Ne büyük bir ilâhi tehdid!. Şüphe yok ki, Yüce Yaratıcı Hazretleri nice halkaları, eşsiz güzel şeyleri, hadiseleri yaratmaya kâdirdir. Buna inanmışızdır!.

27. Görmedin mi ki, muhakkak Allah gökten bir su indirdi de onunla renkleri farklı meyveler çıkardık ve dağlardan da yollar vardır ki, beyazdırlar ve kırmızıdırlar, renkleri muhteliftir ve siyah siyah kayalar da vardır.

27. Bu mübârek âyetler de Kâinatın Yaratıcısı Hazretlerinin kudret ve azametine şahitlik eden bir takım görünen, çeşitli hârika eserlere enzar-ı dikkati çekiyor, durumların farklı oluşunun yalnız insanlara mahsus olmayıp diğer mahlûkatta da, mevcut olduğuna işarette bulunuyor. Yüce Mabûttan hangizâtların korku ve endişe üzere bulunduklarını ve o zatların ne gibi güzel amellerde bulunarak çok yarlıgayan ve şükrü kabul eden Yüce yaratıcının sonsuz mükâfatlarına nâil olacaklarını beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey muhatap!. (Görmedin mi?:) Bir kalp görüşü ile görüp bilmedin mi ki, (muhakkak Allah) o bütün mükemmel sıfatları kendisinde toplamış olan Yüce Yaratıcı (gökten bir su indirdi de) üstünüzdeki bulutlar vasıtasiyle yağmurları yağdırdı da (onunla) o su ile (renkleri muhtelif) beyaz, sarı, yeşil, kırmızı gibi renkleri başka başka ve şekilleri, cinsleri, özellikleri farklı (meyveler) sebzeler, ekinler ilâhi kudretiyle meydana (çıkardık) bütün bu çeşit çeşit ürünlerden insanlık istifade etmektedir. (ve dağlardan da) ilâhi kudret ile vücude getirilmiş (yollar vardır ki) onlar da (beyazdırlar ve kırmızıdırlar) evet o yalianin da renkleri muhteliftir, onlar da garip manzaralar teşkil etmektedirler. (ve) Dağlarda, ovalarda (siyah siyah kayalar da vardır) herbiri başka bir yaratılış gâribesidir.

28. Ve insanlardan ve yürür hayvanlardan ve davarlardan da böylece renkleri muhtelif olanlar vardır ve Allah’tan, kulları arasında ancak ilim sahipleri olanlar korkar. Şüphe yok ki, Allah galiptir, yarlığayıcıdır.

28. (Ve insanlardan ve) Atlar, develer gibi (yürür hayvanlardan ve) koyunlar, keçiler gibi (davarlardan da böyle renkleri muhtelif olanlar) vardır. Herbirinin şekli, mahiyeti, faidesi çeşitli bulunmaktadır. Bütün bunlar, birer ilâhi kudret eseridirler. (ve Allah’tan kulları arasında ancak ilm sahipleri olanlar korkar) çünkü onlar bu kâinatı bir nazar-ı dikkatle seyr ederler, onların yaradılışındaki güzel hikmetleri anlamaya, düşünmeye muvaffak olurlar, bunları öyle güzel, ilginç, fâideli bir surette yaratmış olan hikmet sahibi Yaratıcının kudret ve büyüklüğünü güzelce düşünerek kalplerinde bir Allah korkusu birmânevi zevk tecelli eden, o Yüce Yaratıcıyı bir vecd ile tevhide takdis ve yüceltmeye çalışırlar. (Şüphe yok ki, Allah galiptir) Herşeye kâdirdir. Ve o merhametli mabûd (yarlıgayıcıdır) kusurlarını bilip tövbe edip istiğfar eden kullarını af eder, onları cezalandırmaz. Artık öyle kudret ve azameti, af ve keremi sonsuz olan bir Yüce Yaratıcı’dan bir yüce duygu ile korkmak, O’nun lütf ve ihsanına iltica etmek O’nun yüceliğini düşünerek bir vecd ve aşk içinde yaşamaya çalışmak ne kadar iyi bir harekettir.

29. Muhakkak o kimseler ki, Allah’ın kitabını daima okurlar ve namazı dosdoğru kılarlar ve bizim kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden gizlice ve âşıkâra olarak harcamada bulunmuş olurlar, işte onlar hiç zevâl bulmayacak bir kazanç umarlar.

29. (Muhakkak o kimseler ki,) O ilm ile, o Allah korkusuyle vasıflanmış zatlar ki: (Allah’ın kitabını dâima okurlar) Kur’an-ı Kerim’i okumaya devam ederler (ve namazı dosdoğru kılarlar) adabına ve şartlarına riayetle edâya çalışırlar (ve bizim kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden) kendilerine ihsan buyurduğumuz mallarından (gizlice ve âşikâre olarak harcamada bulunmuş olurlar) zekatlarını açıkça ve diğer sünnet olan sadakalarını gizli olarak muhtaç olanlara vermiş bulunurlar, (işte onlar hiç yok olmayacak bir kazanç umarlar) onlar öyle halisane amellerinden dolayı bir sevaba aday bulunurlar, hiç kesilmeyecek, kıymetsiz kalmayacak bir mükâfata kavuşurlar.

30. Tâki, Allah Teâlâ onlara mükafatlarını tamamen ödesin ve onlara fazlından ziyâdesini de versin şüphe yok ki O, çok yarlıgayıcıdır, çok mükâfat verendir.

30. Evet.. O zâtlar, öyle güzel amellerde bulunurlar: (Tâki) Allah Teâlâ (onlara mükâfatlarını tamamen ödesin) o amellerinin mükâfatı olan sevapları ihsan buyursun (veonlara lütfundan) lütf ve kereminden, rahmet hazinelerinden (ziyâdesini de) versin, onları kat kat sevaplara kavuştursun, (şüphe yok ki, O) Yüce Yaratıcı (çok yarlıgayıcıdır) kullarının bir kısım günahlarını af eder ve örter ve o Yüce Mabûd (çok mükâfat verendir.) kullarının güzel amellerini kabul ederek karşılığında birçok sevaplar ihsan buyurur. Evet.. O, Yüce Yaratıcı, bu hakikatları bizlere kendi mukaddes kitabiyle haber vermektedir.

31. Ve sana kitaptan vahy ettiğimiz, kendisinden evvelkileri tasdik edici olarak haktır. Şüphe yok ki, Allah kullarından tamamiyle haberdardır ve herşeyi görücüdür.

31. Bu mübârek âyetler, ehli imânın okuyacakları Kur’an-ı Kerim’in nasıl bir sırf hakikat olduğunu ve kendisinden evvelki ilâhi kitaplarını tasdik edici bulunduğunu bildiriyor. Ve böyle bir ilâhi kitaba nâil olan ümmeti Muhammed’iyenin başlıca üç kısma ayrılmış olduğunu gösteriyor. Ve imânları sayesinde ne büyük uhrevî nimetlere nâil olacaklarını ve yarlıgayıcı, şükrü kabul edici olan Cenab-ı Hak’ka nasıl hamd ve övgüde bulunacaklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve) Ey Son Peygamber!. (sana kitaptan) Kur’an-ı Kerim adına (vahyettiğimiz) âyeri kerime (kendisinden evvelkileri) diğer semavi kitapları (tasdik edici olarak) vahy edilmiştir ki, o apaçık kitap (haktır) sırf hakikattir, beyanları lavh-i mahfuzda mevcuttur, bildirdiği şeyler gerçeğe uygundur, onlara riayette bulunmak bir görevdir. (Şüphe yok ki, Allah kullarından tamamiyle haberdardır.) Kullarının gizli, açık olan bütün hâllerini tamamen bilmektedir ve o Yüce Yaratıcı herşeyi tamamen (görücüdür) onun yüce zatına karşı hiçbir sey gizli kalamaz. Kullarının durumunu ıslaha, şânını yükseltmeye ait şeyleri kendilerine o apaçık kitap vasıtasiyle telkin buyurmuştur.

32. Sonra o kitabı kullarımızdan seçip ayırt ettiklerimize miras kıldık. İmdi onlardannefisine zulüm eden vardır ve onlardan mutedil olan vardır ve onlardan Allah’ın izni ile hayırlarda ileri geçen vardır. İşte bu, en büyük bir keremdir.

32. Evet.. O hikmet sahibi Yaratıcı buyuruyor ki: (Sonra o kitabı) O Kur’an-ı Kerim’i (kullarımızdan seçip ayırt ettiklerimize miras kıldık) onu Son Peygamber’e indirerek onun ümmetini apaçık bir kitaptan istifadeye muvaffak ettik. Bu müslümanlarda başlıca üç kısma ayrılmış bulunmaktadır (imdi onlardan nefsine zulmeden ‘vardır) onlar dinî vazifelerini ifa hususunda kusur etmekte bulunur, bazı haramları işlerler (ve onlardan mutedil olan vardır) onlar dinî vazifelerini ifâ hususunda kusur etmekte bulunurlar, bazı haramları işlerlen (ve onlardan mutedil olan vardır) haramları terkederler, mükellef oldukları farzları edaya çalışırlar, bazı güzel amelleri de terkederler, bazı kusurlardan boş olmazlar (ve onlardan Allah’ın izni ile hayrlarda ileri geçen vardır) bu ümmetin üçüncü kısım fertleri ise sırf Cenab-ı Hak’kın lütf ve ihsanıyla büyük muvaffakiyete nâil olurlar, bütün haramları mekruhları ve bazı mübahları bile terkederler, bütün vacipleri, müstehabları yerine getirmeğe gayret eder dururlar. Ashabı Kiram bu cümledendir. (işte bu) Böyle bir ilâhi kitaba kavuşmak nailiyet veya öyle ibadet ve itaate devam ederek üstün vasıflar kazanmaya muvaffakiyet (en büyük bir keremdir.) Allah Teâlâ’nın kulları hakkında en muazzam bir lütuf ve ihsanıdır ki, buna nâil olmak sırf Allah’ın muvaffak kılması sayesinde mümkün olur.

Yorum Bırakın