FATIR SURESİ

11. Ve Allah sizi bir topraktan, sonra bir nutfeden yarattı ve sonra sizleri çiftler kıldı ve O’nun ilmi olmaksızın hiçbir dişi gebe olamazve doğuramaz ve bir yaşatılan yaşatılmış olmaz ve onun öldüren kısaltılmak da olmaz ki, illâ kitapta yazılmıştır. Şüphe yok ki, O, Allah göre pek kolaydır.

11. Alemin Yaratıcısı Hazretleri, inanmışız ki herşeye kâdirdir. Ey insanlar!. Bir kere o yaratıcınızın kudretini, bu kâinattaki tasarruflarını düşünmeli değil misiniz?. Evet.. Allah bu âlemi yoktan var etti (ve Allah sizi) de ey insanlar! (bir topraktan, sonra bir nutfeden yarattı) yani: Hz. Àdem’i topraktan yarattı, onun zürriyyetini de birer meniden meydana getirmektedir. (ve sonra) Ey insanlar!. (sizleri çiftler kıldı) erkek ve dişi sınıflarına ayırdı, aranızda birer karı-koca hayatı vücude getirdi (ve onun) o hikmet sahibi Yaratıcının (dinî) iradesi, takdiri (olmaksızın hiçbir dişi gebe olamaz) bir çocuğa hâmile kalamaz (ve) bir çocuk (doğuramaz) bütün doğanlar, o Yüce Yaratıcının ilmine, kudretine, dilemesine dayanmış bulunmaktadırlar. (ve bir yaşatılan yaşatılmış olmaz) Hiçbir fert, kendi kendine yaşayıp durmaz veya yaşayacağı müddet ne ise o Allah katında malûmdur değişmez (ve onun ömründen kısaltılmak da olmaz) takdir edilmiş ömrüne ise onu ikmâl eden, bütün insanlık fertlerinin ömür sureleri az çok her ne ise Allah katında malûmdur (ki, kitapta) lavh-i mahfuzda veya herkesin defteri âmalinde (yazılmıştır) tesbit edilmiştir. Bazı amellerden dolayı insanların ömürlerinin artacağı beyân olunmuştur. Mesela sadakalar, ömnü antinır diye buyurulmuştur. Bundan maksat o amel Allah katında malûm olduğu için o sebeple o ameli işleyecek kimsenin ömnü ezelden uzunca takdir edilmiş demektir. Yoksa ömründe bir değişiklik olacak demek değildir. (şüphe yok ki, O) Mahlukatı vücude getirmek, yaşatmak, öldürmek ve kâinattaki diğer olaylar her ne kadar haddizatında akıllara hayret venecek derecelerde mühim şeyler ise de (Allah’a görepek kolaydır) o Yüce Yaratıcı, öyle her dilediği şeyi vücude getirebilir, onun ilâhi kudreti herşeye fazlasıyle kâfidir. İşte insanları öldürdükten sanna tekrar hayata kavuşturması da bu cümledendir. Onun bir “ilâhi emri, binlerce âlemi yeniden vücude getirebilir. Buna inanmışızdır. İşte bunu takibeden âyetler de Allah’ın kudretinin büyüklüğünü göstermektedir.

12. Ve iki deniz eşit olmaz. Bu çok temizdir, pek tatlıdır, kolayca içilir. Şu da çok tuzludur, acıdır. Hepsinden tertemiz bir et yersiniz ve kendisini giyeceğiniz bir ziynet çıkarırsınız ve onun fadlından arayasınız ve umulur ki, şükredesiniz için bunun içinde gemileri yarar yarar bir hâlde gider görürsünüz.

12. Bu mübârek âyetler de Yüce Yaratıcının birliğine, kudret ve azametine ait başka deliller ve kanıtlar gösteriyor. Denizlerin muhtelif tabiatlarda olup insanlara ne kadar fayda verici bulunduklarını bildiriyor. Geceler ile gündüzlerin değişmesini ve gök cisimlerinin ilâhi emre itaatkâr bulunduğunu nazarı dikkate sunanak ilahlığın, mabutluğun Cenab-ı Hak’ka mahsus olduğunu, başkaca mabût edilenlerin ise hiçbir şeye kâdir ve kendilerine yapılan ibâdetlere, dualara vakıf bulunmadıklarını beyan ile insanları uyanmaya, Allah’ın birliğini tasdike dâvet buyurmaktadır. Şöyle ki: Kâinatın Yaratıcısi Hazretleri hikmet gereği birçok muhtelif tabiatta, kabiliyette şeyler yaratmıştır. Bunlar birbirine eşit bir durumda değildirler. Mesela: İnsanlar birbirine eşit değildirler (ve iki deniz) de birbirine (eşit olmaz) hepsi de sulardan ibaret oldukları halde aralarında birçok farklar vardır. Mesela: (bu) Bir kısım deniz suları (çok temizdir, pek tatlıdır, kolayca içilir) insan tabiatına uygun bulunmaktadır. Bilakis (şu da) şu diğer bir kısım deniz suları da (çok tuzludur, acıdır) içilmesi uygun değildir, içilecek olsa boğaza elem verir, insanın içerisini yakar kavurur,hayatına kötü tesirde bulunur. Bununla beraber bunların bâzı müşterek fâideleri de vardır. Mesela: (hepsinden tertemiz bir et yersiniz) Bunlardan tutulacak balıklardan istifade edilir (ve kendisi giyineceğiniz bir ziynet çıkarırsınız) onlardan kadınların bezenecekleri inciler, mercanlar gibi şeyleri çıkarır elde edersiniz. Özellikle öyle maddeten kıymetli cevherler, tuzlu denizlerden çıkarılmış bulunur. (ve onun) O Yüce Yaratıcının (fadlından) lütf ve ihsanından olan pek fâideli şeyleri (arayasınız) elde edesiniz (ve umulur ki) öyle faideli şeylere nâil olup da onları size nasip buyuran âlemlerin Rabbine (şükr edesiniz için bunun içinde) deniz içlerinde (gemileri) o deniz sularını (yarar yarar bir hâlde) muhtelif taraflara (gider) yürür durur (görürsünüz) bu ne büyük bir ibret manzarası teşkil etmektedir?. Bu âyeti kerimede işaret vardır ki: İnsanlar da muhtelif sınıflara ayrılmışlardır. Bir kısmı kâfirlerdir. Bunlar, manen acıdırlar, dinî lezzetlerden mahrumdurlar, aslî yaratılışlarını zâyetmişlerdir. Bir kısmı da müminlerdir ki, bunlar da manen pek güzeldirler, pek lezizdirler, yüce duygulara sahiptirler, kalpleri nurludur. Bununla birlikte bu dünya itibariyle kısımdan da istifade edilebilir, onlarda da şecaat, cömertlik, dünyevî işlere ilgili gibi vasıflar bulunabilir. Hatta onlar bazan dünyaca faideli görülen bir takva şeyleri keşif ve icada da muvaffak olabilirler. Acı denizlerden mücevherler çıkarılışı gibi onlardan da bir kısım kıymetli sanat eserleri elde edilebilir. Bu da onlar için bir ilâhi imtihandır. Kendilerine o kadar zeka ve kabiliyet verilmiş olduğu halde onun şükrünü bilmez, hakiki bir dine sarılmaz, îman nuru ile aydınlanmazlar ise sonunda öyle nimete nankörlükte bulunduklarının cezasına kavuşurlar. Onlar dünyadaki çalışmalarının faidesini bu dünyada gönmüş olurlar, fakat aslî yaratılışlarına muhalefet edip hakikigeleceklerini temin etmedikleri için ahiret âleminde mahrumiyetten kurtulamazlar. Binaenaleyh insan, güzelce düşünmeli, kendisini dünyada nimetlere nâil buyuran Yüce Yaratıcısını birlemeye, takdise devam ederek kâfirce hareketlerden kaçınmalıdır. Hakiki selâmet ve saadet ancak o sâyede tecelli eder.

§ Azb; Tadı, hoş, lezzetli şeydir. “Furat” susuzluğu kırıp gideren tatlı sudur. Kûfe nehrinin de adıdır.

§ Saiğ Suyu boğazdan kolaylıkla geçiren şeydir.

§ Milh; Tuz demektir. Çoğulu emlâhtır.

§ Ücac; Tuzluluğu ve harareti şiddetli olan su vesairedir.

§ Tariy; Ter ve taze olan şey.

§ Hilye; İnci ve mercan gibi ziynete ait şey.

§ Mevahir; Suları yarıp her tarafa giden gemiler vesâire demektir.

13. Geceyi gündüzün içine girdirir, gündüzü de gecenin içine girdirir ve güneşi ve ay’ı itaatkâr kılmıştır. Herbiri muayyen bir müddete kadar akar gider. İşte bunları böyle yaratan Rabbiniz olan Allah’tır ki, mülk O’na mahsustur. O’ndan başka kendilerine ibadet ettikleriniz ise bir hurma çekirdeğinin zarına bile sahip olamazlar.

13. Evet.. Allah Teâlâ’nın Kudret ve Azâmeti pek büyüktür, her fiilde bir hikmet ve menfaat vardır. O Hikmet Sahibi Yaratıcı (Geceyi gündüz içine girdirir) o karanlık zamanı aydınlatır, karanlık aydınlığa dönmüş olur. Bunun aksine (gündüzü de gecenin içine girdirir) gündüzler kısalır, gündüz saatlerinin bir kısmı geceye dönmüş, aydınlık, karanlığa dönüşmüş bulunur. Eğer bunlar düzgün bir tabiat kanununa tâbi olacak olsa idi böyle değişikliklere uğramazdı.Halbuki, öyle olmuyor; Cenab-ı Hak, bu vakitler üzerinde ve diğer şeylerde dilediği gibi tasarruflarda bulunuyor ve dilediği takdirde bunları büsbütün değiştirip tağyir edebilir. Buna inanmışızdır. (ve) O Kudretli Yaratıcı (güneşi ve ay’ı itaatkâr kılmıştır) bunlar da ilâhi takdire göre hareketlerine devam ederler. Bu güneş ile ay’dan gök cisimlerinden (herbiri bir belirli müddete kadar akar gider) gök sahasında yürüyüşlerine devam ederler, takdir edilmiş olan zamanları gelince doğar ve batar dururlar. (işte bunları) Böyle yaratan bu yüksek parlak cisimleri yaşatan (Rab’biniz olan Allah’tır ki, mülk O’na mahsustur) bütün kâinat, O Yüce yaratıcının birer kudret eseridir. O’nun hâkimiyet ve sahipliği altında bulunmaktadırlar. Artık ey müşrikler!. Bir kere düşününüz. (O’ndan başka) O kâinatın Yaratıcısı Hazretlerinden ayrı (kendilerine ibadet ettikleriniz) putlar, heykeller vesâire (ise bir hurma çekirdeğinin zarına bile sabip olamazlar.) öyle adi birşeyi bile yaratamazlar. Artık öyle âciz, nâciz şeyler, mâbutluk vasfına nasıl sahip olabilirler. Ey müşrikler! Bunu hiç düşünmez misiniz?.

§ Kıtmir; Hurma çekirdeğinin üstündeki yufkacık kabı ve arkasındaki akça nokta ki, ağacı ondan biter ve ince zarı, ashab-ı kehfin köpeğinin adı.

14. Eğer onlara duâ etseniz duânızı işitemezler ve işitebilseler bile sizin için cevap veremezler ve kıyamet gününde de sizin ortak koşmanızı inkâr ederler ve sana hakkıyla haber veren gibi bir haber veren olamaz.

14. Evet.. Ey müşrikler!. (Eğer onlara dua etseniz) O bâtıl mabutlarınıza duada, ibâdette, kendilenınden bir yardım isteğinde bulunsanız (duânızı işitemezler) çünki onlar cansız kabilinden şeylerdir. (ve) Faraza (işitebilseler bile sizin için cevap veremezler) arzunuzu yerine getiremezler. Çünkü buna kudretten mahrumdurlar (ve kıyamet günündede sizin şirkinizi inkâr ederler) onlar, o dehşet verici muhasebe gününde Allah’ın kudreti ile dile gelerek sizin kendilerine tapmış olduğunuzu red edecekelerdir, “Siz bize değil, şeytanların aldatmalarına uyarak mâbutluk vasfına sahip olmayan şeyleri mâbut edinmek cehâletine düşmüş bulundunuz” diye sizi tekzib edip kınayacaklardır. (ve) Ey bu ilâhi beyanları işiten kimse!. (sana hakkiyle haber veren gibi) Bu hakikatları, böyle putlara tapanların uhrevî hallerine âit bilgileri sana Kur’an lisanı ile bildiren Cenab-ı Hak gibi başka bir (haber veren olamaz) siz o putlardan ne faide beklersiniz?. Onların fâideden uzak, şuursuz şeyler olduğunu işte Kâinatın Yaratıcısı Hazretleri sizlere haber veriyor. Artık Allah’ın birliğini tasdik ederek İslâm dinine sarılmalı değil misiniz?.

15. Ey insanlar! Sizler Allah’a muhtaç fakirlersiniz. Allah ise O zengin, övülmeye lâyıktır.

15. Bu mübârek âyetler de bütün insanlığın zengin ve övülmeye lâyık olan Yüce Yaratıcıya muhtaç olduğunu beyan ile mahlûkata tapınmanın kimseye bir faide vermeyeceğine işâret buyuruyor. Ve o Yüce Yaratıcının dilerse hiçbir güçlük olmaksızın bütün insanları gidererek yerlerine başkalarını getirebileceğini ihtar ediyor ve ahirette hiçbir kimse başkasının mesuliyetini yüklenemiyeceğini ve Yüce Peygamber’in ihtarlarını bir temiz kalp ile Allah’tan korkup namazlarına devam eden zâtların kabul edeceklerini ve herkesin şahsi temizliğinin kendi hakkında fâide verici olacağını beyan ile uyarmak için uhrevî hayatı hatırlatmaktadır. Şöyle ki: (Ey insanlar!. Sizler Allah’a muhtaç fakirlersiniz) Sizin bütün varlığınız, yaşayabilmeniz, ancak Yüce Yaratıcının lütf ve ihsanı sayesindedir. Siz her bakımdan o Yüce mabûdun korumasına, şefkatine muhtaç bulunmaktasınız. (Allah ise) O Kerem Sahibi Yaratıcı (gânidir) hiçbirkimseye, hiçbir şeye, asla muhtaç değildir, alelitlâk müstağnidir, kullarının ibâdetlerine, itaatlarına da bir ihtiyacı yoktur ve Halik-i Azim (hamittir) bütün kâinattaki tasarrufatından dolayı hamd ve senâya müstahiktir, O’ndan başka tapılan şeyler ise birer âciz, muhtaç mahlûktan başka birşey değildirler.

16. Eğer dilerse sizi giderir ve yeni bir halk vücuda getirir.

16. Artık ey insanlar!. Uyanın, yaratıcınızın birliğini biliniz, O’na hamd-ü senâda bulununuz, O’ndan başkasına tapmayınız (eğer) O Hikmet Sahibi Yaratıcı (dilerse sizi giderir) hepinizi de hayattan mahrum bırakır, insanlık silsilesini tamamen mahv eder (diğer bir halk vücude getirir) kulluk vazifesini hakkiyle ifaya çalışan bir başka seçkin zümre yaratır veya başka bir âlem ortaya çıkarır.

17. Ve o. Allah’a göre bir zor şey değildir.

17. (ve o) Sizleri gidererek başkalarını vücude getirmek (Allah’a göre zor birşey değildir) O Kudret Sahabi Yaratıcı, bir emr etmesiyle nice âlemleri meydana getirebilir. O’na göre hâşâ zorluk yoktur, dilediğini her zaman yaratması asla imkânsız veya zor değildir.

18. Ve hiçbir günahkâr, başkasının günâhını yüklenmez ve eğer ağır yüklü bir kimse, onu taşımaya çağıracak olsa ondan hiçbir şey yükletilemez isterse, o çağırılan akraba olsun. Sen ancak Rablerinden gıyaben korkar olanları ve namazı dosdoğru kılanları korkutursun ve her kim temizlenirse ancak kendi nefisi için temizlenmiş olur. Ve nihayet dönüş Allaha’dır.

18. Ancak ey insanlar!. Siz daha hayatta iken vazifelerinizi güzelce anlayınız, uhrevî mes’uliyetten kurtulmak için çalışınız (ve) şunu da biliniz ki, (hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.) başkasının günahına sebebiyet vermemiş, razı olmamış ise o günahtan dolayı sorumlu olmaz (ve eğer ağır yüklü bir kimse) o yükü kısmen üzerindenatarak hafifleştirmek için (onu taşımaya) başka bir şahsı (çağıracak olsa ondan hiçbir şey yükletilemez.) onun yükü kısmen başkasına yükletilmiş olamaz (isterse) o çağırılan kimse (akraba olsun) yine gelip çağırana yardım edemez, buna kâdir olamaz O gün herkes kendi nefsinin derdiyle, sorumluluğuyla meşgul bulunur. İşte insanlar, bu âkibeti düşünmelidirler. Ne yazık ki, birçok kimseler, bundan gafil bulunurlar, Resûlullah’ın nasihatlarını dinlemeyerek cahilce bir halde yaşarlar. Resûl-i Ekrem ise o gibi gafillerin hallerinden üzülüyordu. Cenab-ı Hak da o Yüce Peyamberine teselli vermek, onun mâzur olduğunu göstermek için buyurmuştur ki: Ey Resûl-i Ekrem!. (sen ancak Rab’lerinden gıyaben korkan olanları) yani: Cenab-ı Hak’kı, O’nun azabını daha görmedikleri halde korkanları, yahut başkalarının gıyabında da bir günah işlemekten korkup çekinenleri (ve namazı dosdoğru kılanları) beş vakitte kılınması farz olan namazları ve onlara tâbi bulunan sünnetleri edep ve şartlarına riayetle edaya çalışanları (korkutursun) senin tavsiyelerini, ihtarlarını onlar güzelce anlar kabul ederler, kendilerinin dinî terbiyelerini göstermiş olunlar. (ve her kim temizlenirse) İbadetleri ifâya, günahları bırakmaya gayret ederek ahlak güzelliğine sahip olursa (ancak kendi nefsi için temizlenmiş olur) onun faidesi kendisine aittir, o yüz den sevaba, uhrevî mükâfata aday bulunur. (Ve sonunda dönüş, Allah’adır.) Herkes ölüp ahirete gidecek, dünyadaki amellerinden dolayı hesaba tâbi tutulacaktır. Artık o ahiret hayatını düşünmeli, onu daha fırsat elde iken güzelce temine çalışmalıdır dünyada iken nefsi arındırmaya, durumu düzeltmeye muvaffak olmuş olanlar ahirette Yüce Yaratıcı Hazretlerinin sonsuz ilâhi lütfuna mazhar olacaklardır. Ne yüce bir muvaffakiyyet!.

19. Ve kör ile gören eşit olamaz.

19. Bu mübârek âyetler, hidayete müsait olanlar ile olmayanlara birer misâl ile işaret ediyor. İnsanları hidâyete kavuşturma kudretinin yalnız Cenab-ı Hak’ka mahsus olduğunu beyân buyuruyor. Her ümmete bir nice parlak deliller ile Peygamberler gönderilmiş olduğunu ve eski kavimlerin de Peygamberlerini tekzip eder bulunmuş olduklarını beyân ile Son Peygamber Hazretlerine tesliyet bahş oluyor. O muhterem Peygamberleri inkâr edenlerin ne korkunç azaplara uğratılmış olduklarını bir uyanma vesilesi almak üzere Muhammed ümmetine haber vermektedir. Şöyle ki: Müminler ile kâfirler arasında elbette ki, birçok farklar vardır, bunlar birbirine asla eşit değildirler. Evet.. (Ve kör ile gören eşit olamaz.) Mümin olan bir zât, hakikatları görür, tasdik eder, kâfir olan bir şahıs ise böyle bir görüşten mahrumdur. Artık aralarında elbette ki, eşitlik yoktur.

20. Ve karanlıklar ile aydınlık da eşit değildir.

20. (Ve karanlıklar ile aydınlık da..) Eşit değildir. İman nurundan mahrum bulunan kâfirler, karanlıklar içinde yaşarlar, onlar hidayet yolunu görüp takibedemezler. Müminler ise imân nuru sâyesinde hidayet yolunu pek güzel görüp tâkibe muvaffak olurlar. Binaenaleyh bu bakımdan da kâfirler ile müminler eşit değildirler.

21. Ve gölge ile sıcak da eşit bulunmaz.

21. (ve gölge ile sıcak da..) Eşit bulunmaz. İmân sahipleri, sevaba, bir emniyet yurdu olan cennete nâil, fevkalâde bir istirahata muvaffak olacaklardır. Kâfirler de azaplara uğrayacaklar, ateşin cehennemlere atılacaklardır. İşte bu itibar ile de aralarında bir eşitlik yoktur.

§ Herrur; Geceleyin veya gece ve gündüz esen sıcak rüzgâr demektir.

§ Semum; da, gündüzün esen sıcak yeldenibarettir.

Yorum Bırakın