FATIR SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek Sûre Mekke-i Mükerreme’de fürkan sûresinden sonra inmiştir. Kırk beş âyeti kerimeden meydana gelmektedir. Hak Teâlâ Hazretlerinin kâinatın yaratıcısı, Mükevvenatın halıkı olduğunu bildirdiği için kendisine “Fatır Sûresi” adi verilmiştir. Meleklerin vaziyetlerine vazifelerine dair bilgiler verdiği için de kendisine “Elmelâike sûresi” de denilmiştir.’ Başlıca konuları şunlardır:

(1): Meleklerin yaradılışı, Allah’ın rahmetinin tecellisine kimsenin mani olamayacağı, Yüce Yaratıcı Hazretlerine bütün insanların şükran borçlu bulunduğu,

(2): Evvelki Peygamberlerin kıssalarına işaretle Resûl-i Ekrem’in saadet kalplerini kuvvetlendirmek ve hakkın tecelli edeceğini müjdelemek ile o Yüce Peygamber’e teselli verici olduğu.

(3): İnsanların uyanık bir hâlde yaşayarak şeytani vesveselere aldanmamalarını, böyle bir aldanışın kötü neticelerini beyân ile halkı uyanmaya dâvet..

(4): Hak Teâlâ’nın sonsuz kudret eserlerini gözününe alarak uyanık bir halde yaşanmasını ve dinî faziletler ile şahsı süslemeye çalışılmasını tavsiye.

(5): Bütün insanların ilâhi lütuflara muhtaç olduklarını ve herkesin kendi amelinden mes’ul olacağını ihtar ve karanlık ile aydınlığın, hayat ile ölümün eşit olmadığı gibi ehl-i îman ile ehl-i küfrün de eşit olamayacaklarını bildirmek.

(6): Kudret eserlerini takdir, Allah’ın büyüklüğünü tefekkür eden ehli ilm ile bu gibi hasletlerden mahrum kimselerin eşitolamayacaklarını beyân ile insanları olgunlukları kazanmaya teşvik.

(7): Ahirette ehli îmanın nâil olacakları selâmet ve saadeti, inkârcıların da hallerini kötülüğünü ve ne kadar eli boş ve ziyan etmiş bir halde kalacaklarını beyân ile insanlığı uyanmaya dâvet buyurmaktadır.

1. Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer ve üçer ve dörder kanat sahibi elçiler kılan Allah’a mahsustur. Yaratmada dilediğini arttırır. Şüphe yok ki, Allah herşey üzerine hakkıyla kadirdir.

1. Bu mübârek âyet, nice kudret harikalarını yaratan ve zalim kavimleri mahv ve yok eden Yüce Yaratıcıya müminlerin hamd ve şükrde bulunmalarına işaret buyurmaktadır. Şöyle ki: (Hamd) Güzelce övgü ve şükür sunma (gökleri ve yeri yaratan) bu muazzam âlemleri yoktan var eden, birer hârika, güzel bir şekilde vücude getiren ve (melekleri ikişer ve üçer ve dörder kanat sahibi elçiler kılan) o pek lâtif mahlûkları sür’atle harekete muktedir, ruhani kabiliyetlere sahip buyuran ve ilâhi hükmleri, haberleri Peygamberlere, velilere vahy ve ilham ve sadık rüya şeklinde tebliğe vasıta kılmış olan (Allah’a mahsustur) bütün kâinat, hal ve sözüyle o kudret sahibi Yaratıcıya hamd-ü senada bulunur, saygılar sunmaya devam edenler. O öyle bir Yüce Yaratıcıdır ki, (Yaratmada dilediğini arttırır) melekleri daha nice kanatlara, kuvvetlere sahip kılar. Nitekim sahihî müslimde İbni Mesut’tan rivâyet olunduğuna göre Resûl-i Ekrem Sallallâhu Aleyhi Vesellem Efendimiz Cibril-i Emin’i altıyüz kanatlı bir surette görmüştü. O mübârek melek böyle bir kuvvete, bir ruhani kabiliyete ve görevli olduğu şeyleri sür’atle uygulamaya muktedir bulunuyordu. Evet.. Cenab-ı Hak dilediği mahlûkunu yüksek bir kabiliyete, büyük bir ilim ve irfana, fevkalade bir güzelliğe ve ruhi yüceliğe nâil buyurabilir. (şüphe yok ki, Allah herşey üzerinde hakkiyle kâdirdir.)Dilediği şeyi yaratmaya, çeşitli, farklı nimetlere, kabiliyetlere sahip kılmaya ilâhi kudret fazlasıyla kâfidir. Bütün gözlerimiz önünde parlayıp duran birnice yüce manzaralar, o Kerem Sahibi Yaratıcının kudreti azimesine şahadet edip durmaktadır.

§ Futr = Fıtret; Yarmak, yaratmak, birşeyi başlangıçtan itibaren meydana getirmek demektir.

“Fatır” de yaratan birşeyi yapan, geçmiş bir benzeri olmaksızın icat eyleyen zât manâsınadır.

“Her zerrede hâsılı hüveyda”

“Olmakta tecelliyat-ı Mevlâ”

2. Allah, insanlara rahmetten neyi açarsa sonra onun için tutacak yoktur ve neyi tutarsa artık bundan sonra onu salıverecek yoktur. Ve azîz hakîm olan O’dur.

2. Bu mübârek âyetler de Cenab-ı Hak’kın mahlûkatı üzerindeki tasarruflarına hiçbir kimsenin engel olamayacağını bildiriyor. İnsanları nâil oldukları nimetlerden dolayı şükür sunmaya dâvet edip, nankörlükten sakındırıyor. Evvelki Peygamberlerin de tekzibine uğramış olduklarını beyan ile Resûl-i Ekrem’e teselli vermektedir. Şöyle ki: (Allah) Celle Celâlûhu Hazretleri (insanlara rahmetinden neyi açarsa) kendi rahmet hazinelerinden maddî ve manevî ne gibi nimetler verirse, sıhhat, servet, ilim ve hikmet gibi neler ihsan buyurursa (sonra onun için tutacak yoktur) o açılan rahmet kapılarını tutup kapamaya muktedir bir mahlûk bulunamaz. (ve) O Hikmet Sahibi Yaratıcı (neyi tutarsa) hangi bir kulunu hangi bir nimetten hikmet gereği mahrum bırakmak dilerse (artık bundan sonra) Cenab-ı Hak’kın onu tutup men ettiğini müteakip (onu salıverecek yoktur) hiçbir kimse, Hak Teâlâ’nın mahrum bıraktığı bir şahsı bir nimete kavuşturamaz, o şahsa yönelen bela ve musibeti açıp onu kurtaramaz. (ve aziz, hâkim olan) Yani: Her dilediğiniyapmaya kâdir, herşeye galip ve her iradesi, yaratması bir hikmet ve faydaya dayanmış bulunan ancak (O’dur) O Kâinatın Yaratıcısı Hazretleridir. Binaenaleyh insanlar her hususta Cenab-ı Hak’ka dayanmalı ve sığınmalıdır. Feyz ve bereketi onun rahmetinden beklemelidir. Bir dünyevî varlık ümidiyle hakkın emirlerine aykırı harekette bulunarak herhangi bir şahsa güvenmemelidir. İnsan bir nimete nâil olursa o mutlaka Cenab-ı Hak’kın takdir ve yaratması iledir, bundan dolayı şükr etmelidir. Bir mahrumiyete maruz kalırsa bu da bir hikmete dayanmaktadır ve çok kere de kendi kusurlarının bir neticesidir. Artık durumunu düzeltmeye çalışmalıdır. Dünyevi bir ümit ile ona buna yaltaklık etmek İslâm ahlâkına aykırıdır.

3. Ey insanlar! Allah’ın üzerinizde olan nimetini hatırlayınız. Allah’tan başka sizi göklerden ve yerden rızıklandıran bir Hâlık var mıdır? O’ndan başka ilâh yoktur. O hâlde nereden döndürülmüş oluyorsunuz?

3. Evet. (Ey insanlar!.) Ey Cenab-ı Hak’kın kulları. (Allah’ın üzerinizde olan nimetini hatırlayınız) O nimetleri lisanen ve kalben anınız. Sizi var eden O’dur, size sıhhat, akıl, servet, vesaire veren O’dur. Bu yaşadığınız muhitte ne kadar çeşitli nimetlere nâil oluyorsunuz. (Allah’tan başka sizi göklerden ve yerden rızıklandıran bir Yaratıcı var mıdır?.) Elbette ki, yoktur. O, ortak ve benzerden münezzeh olan Kâinat’ı Yaratanın bir lütfudur ki, göklerden muhitinize yönelen ışıklar ile, havalar ile, yağmurlar ile sizi yaşatıyor, yerden meydana getirdiği çeşit çeşit ürünler ile de sizi besliyor, nimetlere nâil buyuruyor. Evet.. Şüphe yok ki, (ondan) o Kerem Sahibi rızık vericiden (başka ilâh yoktur) Yaratıcılık ve mabûdluk yalnız O’na mahsustur (o halde nereden döndürülmüş oluyorsunuz?.) Hak Teâlâ’nın bir Yüce Yaratıcı, bir kerem sahibi rızık veren olduğu böylece malum iken ne içinsiz Allah’ı birlemekten ayrılıyorsunuz?. Bir takım mahlûkatı o Kâinat’ı Yaratana ortak ediyorsunuz?. Öyle fani, âciz şeylere tapınıp duruyorsunuz?. Bu ne gaflet, ne cehalet!. İşte bu ilâhi hitap!. Bütün inkârcı insanlığa müteveccih olduğu gibi özellikle asr-ı saadetteki Mekke-i Mükerreme müşriklerine de müteveccih bulunmuştur. Onlar Hz. Peygamber’i yalanyanlar, nâil oldukları o muazzam nimetin kadrini bilmiyerek küfr içinde yaşamak istiyorlardı. “Yü’fekûn” kelimesi “Efek” kelimesinden alındığına göre manası: İmândan nasıl çevriliyor, küfre döndürülüyorsunuz demektir. “İfk” kelimesinden türemiş olduğuna göre de manâsı: Allah’ın birliğini tekzib size meneden vaki oluyor demektir.

4. Ve eğer seni tekzib ediyorlarsa muhakkak ki, senden evvel de Peygamberler tekzib edilmişlerdi. Ve bütün işler Allah’a döndürülecektir.

4. (Ve) Ey Son Peygamber!. O nankörler (seni tekzib ediyorlarsa) senin peygamberliğini inkâr ederek muhalefette bulunuyorlarsa, aldırma, üzülme, sabr et (ve muhakkak ki, senden evvel de) kavimleri tarafından (Peygamberleri tekzib edilmişlerdi) onlar da ezâ ve cefaya uğramışlardı. Fakat sabr ederek selâmete ermişlerdi. (bütün işler Allah’a döndünülecektir) Yarın ahiret âleminde sizi bu sabr ve sebatınızdan dolayı nice mükâfatlara erdirecektir. O inkârcılar da lâyık oldukları azaplara kavuşmuş olacaklardır. Bu, mutlâka takdir edilmiştir. Kuşeyrî merhumun dediği gibi bu ilâhi beyanda ilim adamlarına erbâb-ı kulub’e, müminlere işâret vardır. Şöyle ki: Bu gibi zatlar her vakit bir takım dinsizlerin, adi kimselerin kınama ve kötülemelerine hedef olabilirler. Bu hal insanlık muhitinde öteden beri görülmekte bulunmuştur. Bu hâlde sabr etmelidir, Allah’ın korumamsına sığınmalıdır. Elbette ki, bu gibimazlum bir durumda bulunan zatlar mükâfata nâil olacaklardır, onların aleyhindeki iftiralara cür’et edenler de ergeç lâyık oldukları cezalara kavuşacaklardır. Elbette ki, ilâhî adalet tecelli edecektir.

5. Ey insanlar! Şüphe yok ki, Allah’ın vâdi, haktır. Artık sizi bu dünya hayatı aldatmasın ve şeytan da sizi Allah ile onun affına güvendirerek aldatmasın.

5. Bu mübârek âyetler, Allah Teâlâ’nın kulları hakkındaki vâdinin herhalde meydana geleceğini beyân ile onları uyanmaya dâvet ediyor. Vesveselerine uyanları cehennemlik edecek olan şeytana uyulmamasını ihtarda bulunuyor. Kafirlerin şiddetli bir azaba, iyi müminlerin de mağfirete, büyük bir mükâfata nâil olacaklarını haber veriyor. Kendi çirkin amellerini süslü görenlerin pek aldanmış olduklarını bildiriyor. Cenab-ı Hak, kullarının bütün amellerini bildiği için onlardan dilediğini delalete ve dilediğini hidayete sevkedeceği için artık Resûl-i Ekrem’in sapıklar hakkında üzülmemesini beyân ile o Yüce Peygamber’e teselli verici olmaktadır. Şöyle ki: (Ey insanlar!. Şüphe yok ki, Allah’m vâdi haktır) Haşr-ı neşre mükâfat ve cezaya ait ilâhi beyan sâbittir, birer sırf hakikattir. Mutlaka meydana gelecektir. (Artık sizi bu dünya hayatı aldatmasın) Dünyanın fâni gösterişi, zevk ve sefası sizi geleceğinizi düşünmekten gafil bulundurmasın (ve şeytan da sizi Allah ile) Cenab-ı Hak’kın sizi herhalde af edeceğine, yarlıgayacağına dair vesveseleriyle (aldatmasın) sizi Allah’ın affına güvendirerek gaflete, hali düzeltmekten men’e çalışır. Onun vesveselerine kapılmayınız.

6. Şüphe yok ki, şeytan sizin için bir düşmandır. Artık siz de onu bir düşman tutun. O muhakkak ki, kendi etrafında toplananları dâvet eder ki, alevli cehennemin yâran’ından oluversinler.

6. Evet.. (Şüphe yok ki, şeytan sizin için) Eyinsanlar!. Öteden beri pek fena (bir düşmandır) sizi felâketlere uğratmaya çalışır durur. (artık siz de onu bir düşman tutun) Onun iğfalatına aldanmayın, ona karşı muhalefete devam edin, üzerinize düşen vazifeleri yapmaya çalışın. (o) şeytan (muhakkak ki, kendi etrafında toplananları) kendi vesveselerine kıymet verenleri (davet eder ki,) onlar kendisine uysunlar da sonunda (alevli cehennemin yâran’ından oluversinler) onlar da kendisi gibi cehenneme atılıp bcraberce ceza çeksinler, bu şekilde de Àdem oğullarından intikam almış bulunsun.

7. O kimseler ki, kâfir oldular, onlar için pek şiddetli bir azap vardır. Ve o kimseler ki, imân ettiler ve güzel güzel amellerde bulundular onlar için de bir yarlığama vardır ve pek büyük bir mükâfat vardır.

7. Evet.. (O kimseler ki, kâfir oldular) şeytanın vesveselerine uyarak dinden çıktılar (onlar için pek şiddetli bir azap vardır) şeytanın davetine icâbet ettiklerinin cezasına uğrayacaklar, tasavvurların üstünde azap çekip duracaklardır. (ve o kimseler ki, imân ettiler) Kalplerini imân nuru ile aydınlatmaya muvaffak oldular. (ve) şeytanın vesveselerine kapılmayarak (güzel güzel amellerde bulundular) namaz gibi, oruç ve zekât gibi dinî vazifelerini yerine getirdiler (onlar için de) öyle mümin, salih kulara mahsus da Allah tarafından (bir yarlıgama) bir mağfiret (vardır ve pek büyük bir mükâfat vardır) onlar cennetlere nâil olacaklardır, Allah’ın cemalini müşahede şerefine mazhar bulunacaklardır. Ne yüce bir muyaffakiyyet!.

8. Ya o kimse ki, ona kötü ameli süslü gösterilmiş de onu güzel görmüştür. O hiç iyi kimseler gibi olabilir mi? Muhakkak ki, Allah dilediğini şaşırtır ve dilediğini doğru yola iletir. Artık nefisin onların üzerine teessüflerle geçip gitmesin. Şüphe yok ki, Allah onların neler işlediklerini tamamiyle bilendir.

8. Evet.. Şüphe yok ki, kâfirler ile müminlerin sonları eşit olamayacaktır. Bir kere düşünmeli!. (Ve o kimdir ki, ona kötü ameli) şeytanın vesveseleriyle, nefsinin bozuk meyilleriyle süslü gösterilmişti de onu o çirkin amelini, o akla, ahlaka aykırı hareketi (güzel görmüştür) o fena ameline devam edip durmuştur, onun fenalığını anlamamıştır, karanlık hayatını, bir aydınlık sanmıştır, artık öyle aldanmış bir şahıs, hiç iyi kimse gibi olabilir mi, bir mümin kul gibi uhrevî bir nimete nâil bulunabilir mi?. Elbette ki, öyle olamaz. (muhakkak ki, Allah dilediğini şaşırtır.) öyle şeytana tâbi olan, bencil bulunan, kendi iradesini ve kabiliyetini kötüye kullanan bir şahsı dalalet içinde bırakır, onu lâyık olduğu cezaya kavuşturur (ve) Cenab-ı Hak (dilediğini) de (doğru yola iletir) kendi iradesini, yaratılıştaki kabiliyetini iyi kullanan, şeytanın aldatmalarına kapılmayan, üzerine düşen vazifeleri ifâya çalışan bir kuluna Hikmet Sahibi Yaratıcı Hazretleri hidayete nâil eder, onu ahirette makamlara erdirir. Velhasıl: Herkes dünyadaki güzel veya çirkin çalışmasına göre ahirette mükâfata veya cezaya uğrayacaktır. (artık) Ey Merhamet Sahibi Peygamber!. (nefsin onların üzerine) öyle şeytana uyup küfür ve isyân içinde yaşayan kimselerden dolayı (üzüntü ile geçip gitmesin) sen peygamberlik vazifeni ifa ediyar, onları uyandırmaya çalışiyarsun, onlar ise kendi bâtıl kanaatlarından ayrılmiyorlar. Binaenaleyh sen mazursun, şiddetli bir üzüntüde bulunmana lüzum yok, onlar kendi kötü amellerinin cezasına kavuşmuş olacaklardır. Onlar nice kudret hârikalarını gördükleri hâlde onları takdir ederek uyanmıyorlar, küfrlerinde devamedip duruyorlar. (şüphe yok ki, Allah) Teâlâ Hazretleri o inkârcıların (neler işlediklerini tamamiyle bilendir) onların bütün o çirkin inançlarını, amellerini bilmektedir. Onları ona göre cezaya uğratacaktır. Bu bir adalet vehikmet gereğidir.

§ Heserat; Hesretin çoğuludun ki, kaybedilen birşeyden dolayı nefsin şiddetli bir üzüntü ve kedere tutulması demektir. Bu âyeti kerime, Ebu Cehl ile diğer müşrikler hakkında nazil olmuştur. Tefsini Ebissuut. Diğer bir rivâyete göre de Hz. Ömer Radiallahu Anh ile Ebu Cehl hakkında inmiştir. Çünki Allah Teâlâ Hz. Ömer’e hidayet nasip buyurmuş, Ebu Cehl’i de dalâlet içinde bırakmıştır. Tefsirül’ Merağı.

9. Ve Allah O zât tır ki, rüzgârları göndermiştir. Sonra onlar bulutu harekete getirir, derken onu bir ölmüş beldeye sevketmişizdir. Sonra onunla yeri öldükten sonra hayata kavuşturmuşuzdur. İşte ölüleri diriltmek de böyledir.

9. Bu mübârek âyetler, Kâinatın Yaratıcısı Hazretlerinin bu âlemdeki pek güzel, ibret verici kudret eserlerine dikkatleri çekerek ahiret hayatının alacağına bir misal getirmekte bulunuyor. Hakiki izzet ve kudretin Cenab-ı Hak’ka mahsus olduğunu bildiriyor, dünyevî varlıkların ve kendilerine tapılan putların bir izzet ve şerefe sahip bulunmadıklarına işaret ederek insanları güzelce amellere sevk ve aykırı hareketlerden sakındırmaktadır. İnsanların yaradılışlarında ve yaşayışlarındaki hayret verici tarzı beyan ve bunların bir yüce kitapta kayıtlı olduğunu ihtar ile insanlığı mütefekirce bir hâlde bulunmaya davet buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve Allah O) Yüce zat (dir ki: Rüzgârları göndermiştir) öyle havada hareketler meydana getiren yaratılış harikalarını yoktan vücude getirmiştir. Bunlar o Yüce Yaratıcının kudretine birer delildir. (sonra) o rüzgârlar (bulutu) o kadar ağır kitleleri (harekete getirir) onları muhtelif taraflara sevkeder, bu şekilde de pek muazzam birer kudret eseri gözler önünde parlamaya başlar (derken onu) o bulutu (birölmüş) bitirme gücünden, bitkilerden mahrum kalmış (bir beldeye sevketmişizdin) o bulutlar suları içermiş olarak ilâhi kudret ile takdir edilen bir yer sahasının üzerine görülmekte bulunuyor. (sonra onunla) O buluttan yağan yağmurlar ile (yer öldükten) öyle gelişme ve artımdan mahrum, hayattan nasipsiz bir halde kaldıktan (sonra hayata kavuşturmuşuzdur) Yağdırılan yağmur1ar ile o sahalar yeniden hayata ermiş, çeşit çeşit bitkilerin meydana gelmesine bir cilvegah bulunmuştur. Bu gibi kudret eserleri daima görülmektedir. (İşte ölüleri diriltmek de böyledir.) Cenab-ı Hak, dilediği zaman candan mahrum kalmış olan ölüleri de feyz-i kudretiyle yeniden hayata nâil buyurur. O ölmüş yeryüzü nasıl ki, bir hayat kabiliyetine sahip bulunuyor, insanların vücutları da toprak kesilip darmadağın olduktan sonra ilâhi Kudret ile yeniden toplanarak yeniden hayata nâil olacaktır. Rüzgarlar vasıtasiyle, dağınık bulutlar, toplatılarak istenilen tarafa sevkedildiği gibi ruhları da ölmüş, dağılmış cesetlere sevkedilerek onların yeniden hayata kavuşmalarına birer sebep teşkil edecektir. İşte bütün bunlar, Hak Teâlâ’nın varlığına, kudretine, her dilediğini vücude getirebileceğine birer parlak delil teşki1 etmektedir.

10. Her kim izzet şeref ve şan istiyorsa bilsin ki bütün izzet kuvvet ve hakimiyet Allah’ındır. Pâk söz ona yükselir, güzel ameli de O yükseltir ve o kimseler ki, hilekârca bir şekilde günahları işlerler, onlar için de pek şiddetli bir azap vardır. Ve onların o hiyleleri mahvolur gider.

10. (Her kim izzet) Kuvvet, şeref ve şân (istiyorsa) bilsin ki (bütün izzet) kuvvet ve hâkimiyet (Allah’ındır) öyle mahlûkattan olan putlara, insanlara tapınarak onlardan bir faide bekleyenler, aldanmış bulunmaktadırlar. Öyle müşrikce hareketlerde bulunan her şahıs,bilmelidir ki, bütün izzet,bütün hâkimiyet ve kuvvet, dünyevî ve uhrevî şeref ve yücelik Cenab-ı Hak’ka mahsustur. Artık izzeti, şeref ve lütfu o Yüce Yaratıcı’dan istirham etmelidir. O’na ibadette, dua ve niyâzda bulunmalıdır. (Pâk söz O’na) O Yüce Mabûd’un izzet dergahına (yükselir) tevhîde, tesbihe dair söylenilen mübârek kelimeler, okunan Kur’an-ı Kerim, yapılan dualar ve istiğfarlar bütün Cenab-ı Hak’kın manevî huzuruna yükselmek şerefine sahip bulunur, yani bunlar Allah’ın kabul etmesine mazhar olup (güzel emeli de) riyâdan uzak, halisane ifa edilen ibadetleri de (O) Yüce Mabûd (yükseltir) yani onları kabul ederek sahiplerini kat kat mükâfatlara nâil buyurur. (ve o kimselerki, hilekârane bir şekilde günahları işlerler) Görünüşte mümin görünerek münafıkca bir tarzda harekette bulunurlar veyahut Kureyş kâfirleri gibi Darunnedve’de toplanarak Resûl-i Ekrem’in, İslâm dininin aleyhinde tedbir almak cinayetine cür’et edenler (onlar için de pek şiddetli bir azap vardır) onlar ergeç bir ilâhi kahra uğrayacaklardır. Özellikle ahiret âleminde ebedî olarak azap çekeceklerdir. (ve onların o hileleri) Dünyada iken yapmak istedikleri suikastleri, İslâmiyet aleyhindeki çalışıp durmaları, bozguncu hareketlere, sözlere cür’et etmeleri kendilerine bir faide vermeyecekdir. Bilakis o hileleri (mahvolur gider) o hainler arzularına nâil olamazlar. Nitekim Resûl-i Ekrem’in aleyhinde bulunan Mekke-i Mükerrem’e müşrikleri sonunda mağlup olmuşlardı. Bedr savaşında ne büyük bir mağlûbiyete, ezilmişliğe uğramışlardı. Evet.. Hak Teâlâ Hazretleri kıyamete kadar da İslâmiyet’i koruyacak düşmanlarını âkibet kahr ve cezaya mâruz bırakacaktır.

“Bir Şem’iki Mevlâ yaka bir veçhile sönmez.”