AHZAB SURESİ

60. Andolsun ki, eğer münafıklar ve kalplerinde bir hastalık bulunan kimseler ve şehirde kötü haberler yayanlar, bu hâllerine son vermezlerse elbette seni onların üzerlerine musallat ederiz. Sonra sana orada ancak pek az komşu olabilirler.

60. (Andolsun ki, eğer münâfıklar) Görünüştemüslüman görünüp içerilerinde küfrlerini saklayanlar (ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler) sinelerinde kin ve haset besleyenler (ve şehirde kötü haberler yayanlar) müslümanlar aleyhinde yalan söyleyenler, meselâ: Düşmana karşı gitmiş olan İslâm kuvvetlerini bozguna uğramış olduğunu yalan yere neşre çalışanlar, bu hallerine son vermezlerse (elbette seni) ey Yüce Resûlum!. (onların üzerlerine musallat ederiz.) Onları öldürmek ve sürgün eylemek için sana emr ederiz. (Sonra) O hâin şahıslar (sana orada Medine-i Münevvere’de ancak pek az komşu olabilirler.) orada artık fazla ikamet edemezler, oradan çkarılmış, koğulmuş ve cezalandırılmış bulunurlar.

61. Nerede bulunurlarsa lânetlenmişler olarak tutulurlar ve öldürülmekle öldürülürler.

61. Evet.. O münafık, fitne koparan şahıslar (Nerede bulunurlarsa lânetlenmişler olarak tutulurlar) Medine-i Münevvere’den çıkarılmakla canlarını kurtarmış olamazlar (ve) onlar nerede bulunurlansa bulunsunlar (öldürülmekle öldürülürler.) onların haklarında ilâhi hüküm, bu şekilde işler, sonunda ebedî cezalarına kavuşurlar.

62. Bu Allah’ın daha evvel gelip geçenler hakkındaki kanunudur ve elbette ki, sen Allah’ın kanunu için bir tebdil bulamazsın.

62. Onların böyle bir âkibete düşmeleri (Allah’m daha evvel gelip geçenler hakkındaki kanunudur) ilâhi adet böyle işlemiştir. Eski kavimler arasındaki münafıklar, bozguncu kimseler de vaktiyle böyle bir öldürülmeye, sürgün ve cezaya maruz kalmışlardı. (ve elbette ki, sen Allah’ın kanunu için bir değişiklik bulamazsın.) ilâhi âdeti, onun tâyin ve takdir buyurmuş olduğu yolu değiştirme ve bozmaya hiçbir kimse güç yetiremez. Çünkü bu, bir hikmet ve menfaate dayanmış olduğundan bunu başkalarının değiştirmesine kudreti, selâhiyeti yoktur.

63. İnsanlar, sana kıyametten sorarlar. Deki: Ona bilgi. Allah katındadır. Sana onu ne şey bildirir? Umulur ki, kıyamet yakınlaşmış olacaktır.

63. Bu mübârek âyetler, kıyametin gerçekleşeceği zamanı Cenab-ı Hak’tan başkasının bilmediğini ve onun yaklaşmış olmasının umulduğunu bildiriyor. Kâfirlerin ilâhi lanete uğrayıp cehennemin ebedî âteşleri içinde kalacaklarını ve kendilerine hiçbir yardım edecek bulunamayacağını ihtar ediyor. O dinsizlerin kıyamet gününde ne fecî bir vaziyette kalacaklarını ve kendilerini saptırmış olanların haklarında nasıl beddualarda bulunacaklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey âlemin Peygamberi!. (Sana kıyametten sorarlar) Kıyametin ne zaman kopacağını müşrikler, bir alay yoluyla sormakta bulunurlar. Yahudi’ler de bir imtihan maksadiyle böyle bir soruya cür’et ederler. Çünki, gerek Tevrat’ta ve gerek diğer semavi kitaplarda kıyametin kopma zamanı hikmet gereği bildirilmemiştir. Bunu soranlar, Resûl-i Ekrem’in buna aykırı birşey söyleyip söylemeyeceğini anlamak isterler. Yüce Resûlüm!. Onlara (deki: Ona bilgi Allah katındadır.) kıyametin ne zaman kopacağını melekler de, Peygamberler de bilmezler. (Sana) Ey Yüce Peygamber!. o kıymet gününü (ne şey bildirir?.) o hiçbir mahlûka malûm değildir ki, sana bildirebilsin (umulur ki, kıyamet yakınlaşmış olacaktır.) Evet.. Geçmiş binlerce asırlara göre kıyametin yakında kopması düşünülebilir. Bunu güzelce düşünerek ona göre hazırlanmalıdır. Cenab-ı Hak, kıyametin vaktini kimseye bildirmemiştir. Bu da hikmet gereğidir.

64. Şüphe yok ki, Allah kâfirlere lânet etmiştir ve onlar için bir şiddetli âteş hazırlamıştır.

64. (Şüphe yok ki: Allah) Teâlâ Hazretleri (kâfirlere lânet etmiştir.) onları dünyada da ahirette de rahmetinden kovmuşuzaklaştırmıştır. (ve onlar için) Ahirette (bir şiddetli âteş hazırlamıştır) pek tutuşmuş bir cehennem ateşi onlar yakalayacaktır. Öyle kıyameti inkârlarının ve dine muhalif hareketlerinin cezasına kavuşmuş olacaklardır.

65. Orada ebediyyen kalmalar takdir edilmiştir, ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulamayacaklardır.

65. (Orada) O cehennem ateşi içinde o dinsizlerin (ebediyyen kalmaları mukadderdir) oradan bir daha çıkamayacaklardır. Kendileri için orada (ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulamayacaklardır) kendilerine şefaat edecek bir koruyucu ve ne de kendilerini oradan kurtarabilecek bir yardımcı bulunamayacaktır. Onlar dünyadaki kesin daimi olan kötü i’tikatlarından dolayı böyle şiddetli ve devamlı bir azaba lâyık olmuşlardır.

66. O günde yüzleri âteş içinde çevrilip durur. Derler ki: keşke biz Allah’a itaat etse idik ve Peygamber’e itaat etse idik.

66. İşte o müşriklerin ve diğer bâtıl inançl kimselerin (O günde) o kıyamet günü cehennem içine atılarak (yüzleri âteş içinde çevrilip durur) âteş ile kızartılan bir et parçası gibi her tarafa döndürülüp yanan yakılan, artık büyük bir pişmanlık ve fecaat tesiriyle (derler ki, keşke biz) daha dünyada iken (Allah’a itaat etse idik ve Peygambere itaat etse idik) de bugün bu azaba tutulmasa idik. Ne yazık ki, artık pişmanlık kendilerine fâide vermeyecek.

67. Ve demiş olacaklardır ki; Yarabbi! Muhakkak biz reîslerimize ve büyüklerimize, itaat ettik. Artık onlar da bizi doğru yoldan saptırdılar.

67. Ve o ebedî ateşe atılmış kimseler: (Demişlerdir ki) Yani: O ateşe mâruz kalınca herhalde diyeceklerdir ki: (Yarabbi!. Muhakkak biz) dünyada iken (reislerimize) efendilerimize (ve buyüklerimize) bize o kâfirce telkinlerde bulunmuş olanlara (itaat ettik) onlarınaldatmalarına kapıldık (artık onlar da bizi doğru yoldan saptırdılar.) Onların makamlarına aldandık, onların fenalıklarını taklit ederek böyle bir azaba düşmüş olduk.

68. Ey Rabbimiz! Onlara azaptan iki katını ver ve onları pek büyük bir lânet ile lânete uğrat.

68. O cehennem ahalisi yine boş mâzeretlerine devam ederek derler ki: (Ey Rab’bimiz!. Onlara) O bizi iğfâl edenlere, selâhiyetlerini, makamlarını, kötüye kullanarak bizi sapıklığa düşürmüş olanlara (azaptan iki katını ver) onlar hem kendi sapıklıklarından ve hem de başkalarını sapıttırmış olduklarından dolayı iki kat cezayı hak etmişlerdir. (ve onları pek büyük bir lânet ile lânete uğrat) onları son derece rahmetinden uzak düşür, dünyada iken yapmış oldukları fenâlıkların ve başkalarına yapmış oldukları kötü telkinlerin ebedî cezasına kavuşmuş olsunlar, nitekim olacaklardır. Fakat öyle telkinlere kapılanlar da mazur değildirler. Akıllarını, kabiliyetlerini güzelce kullanıp da öyle aldatıcılara tâbi olmamaları icâbetmez mi idi?. Kendilerini irşâda çalışan, hak yoluna davet eden zatlara tâbi olmalı değil mi idiler. İşte Cenab-ı Hak buna da işaret buyuruyor:

69. Ey imân eden zâtlar! Siz Musa’ya ezâda bulunan kimseler gibi olmayınız. Allah onu onların dediklerinden uzak tuttu ve Allah’ın katında yüksek bir değer sahibi oldu.

69. Bu mübârek âyetler de bu müslümanlara pek güzel bir ahlâk dersi veriyor. Musa Aleyhisselâm’a eziyette bulunmuş kimseler gibi olmamalarını, Resûl-i Ekrem’in kalbi şerifini incitecek sözlerden kaçınmalarını emrediyor. Allah Teâlâ’dan korkmalarını ve doğru sözlü olmalarını tenbih ediyor ki, sâyede güzel amelere, günâhlarının af edilmesine ve pek mükemmel bir başarı ve kurtuluşa nâil olsunlar. Şöyle ki: (Ey imân eden zâtlar!.) Ey Cenab-ı Hak’kın birliğini, Muhammed Aleyhisselâm’ın peygamberliğinitasdik etmek mutIuluğuna nâil bulunurlar!. (siz Musa’ya eziyette bulunan kimseler gibi olmayınız) Siz kendi Yüce Peygamberinizin mübârek kalbini, üzecek, incitecek sözlerde bulunmayın (Allah onu) Musa Aleyhisselâm’ı (onların) o kavminden bâzılarının (dediklerinden uzak tuttu.) o muhterem Peygamber’e isnat ettikleri şeyden onun beraati daha sonra sâbit oldu. (ve) O kadri Yüce Peygamber (Allah’ın katında) mânevi katında (yüksek bir değer) bir yüce makama (sahibi oldu.)

§ İbni Abbas Radiallâhü Anh’tan rivâyet olunuyor ki: Hz. Musa’nın Allah katındaki değeri büyüktü. Cenab-ı Hak’tan her ne ister ise Allah Teâlâ onu kendisine verirdi. Hz. Musa’ya yapılan eziyetin mahiyeti bizce kesin olarak malûm değildir. Onu Allah’ın ilmine havale ederiz. Bununla beraber deniliyor ki: Harun Aleyhisselâm Hz. Musa ile beraber gidip Tih çölünde vefât edince İsrailoğullarından bazıları demişler ki, onu kardeşi Musa Aleyhisselâm öldürmüştür. Böyle bir isnât ile o mübârek zâtın kalbini incitmişlerdi. Sonra melekler, Cenab-ı Hak’kın emriyle Hz. Harun’un cesedini İsrailoğullarının arasına getirmişler, onun öldürülmüş olmadığı anlaşılarak Hz. Musa’nın beraati sâbit olmuştu. Şöyle de rivayet olunuyor ki: Karun, bir iffetsiz kadına birçok mal vermiş ki, Hz. Musa’nın kendisi ile cinsel ilişkide bulunmuş olduğunu bir cemaat arasında yalan yere iddiada bulunsun, fakat o kadın, cemaat arasına gelince Musa Aleyhisselâm’ın temizliğini, kendisiyle bir alakada bulunmamış olduğunu itiraf etmiş, o Yüce Peygamber’in iffeti, ismeti Allah’ın yardımı ile ortaya çıkmıştı. İşte Resûl-i Ekrem Efendimiz hakkında da Hz. Zeynep ile evlenmesinden dolayı bazı cahilce dedikodularda bulunanlar görülmüştü ki, Cenab-ı Hak, Yüce Peygamber’inin bu husustaki temizliğini, selahiyetini Kur’an-ı Kerim’de beyân buyurmuştur.Şöyle de rivayet olunuyor ki: Huneyn savaşı neticesinde elde edilen gânimet malları taksim edilirken Resûl-i Ekrem Efendimiz “Akna Bini Habîs” gibi bazı zâtlara fazlaca deve vesâire venmişti. Bu bir maslahat gereği bulunuyordu. Bunu takdir edemeyen bir şahıs ise: “Resûl-i Ekrem’in bu taksimde adalete riâyet etmediğini söylemişti. Bu sözden haberdar olan Peygamber Efendimiz üzüldü: “Eğer Allah ve Resûlü adalete riayete bulunmazsa kim adalette bulunabilir?. Allah Teâlâ Musa’ya rahmet etsin, o bundan fazla eziyete uğramış, fakat sabr etmişti” diye buyurdu. İşte bu âyeti kerime de Resûl-i Ekrem’in o gibi sözlerle üzülmemesini müminlere ihtar etmiş bulunuyor.

“Essirac-ül-Münir” ve “Tefsirülmerağı”.

70. Ey müminler zümresi! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.

70. (Ey müminler zümresi!. Allah’tan kokun) Her işinizde, sözünüz de takvadan, doğruluktan ayrılmayınız, özellikle Cenab-ı Hak’kın muhterem Resûlunu ineitecek lâkırdılarda bulunmayın (ve doğru söz söyleyin) sözleriniz hakikate uygun olsun, gerek Resûl-i Ekrem’in hakkında ve gerek çoluk çocuğu hakkında ve gerek diğer müminlerin ve eşlerinin haklarında gerçek dışı lâkırdılardan kaçının.

71. Tâki, sizin için amellerinizi ıslâh etsin ve sizin için günahlarınızı yarlığasın ve her kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse muhakkak ki, pek büyük bir zafere ermiş olur.

71. Taki, öyle hakikate aykırı, kalbi nebeviyi mahzun edecek sözlerden kaçındığınız için Allah Teâlâ (Sizin için amellerinizi islâh etsin) yaptığınız iyilikleri kabul eylesin, sizi sâlih amellere muvaffak kılsın, mükâfatlara nâil buyursun (ve sizin için günâhlarınızı yarlıgasın) sizden insanlık icabi meydana gelen bir kısım günahları af etsin ve örtsün (ve her kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse)onların emirlerine ve yasaklarına ve bu cümleden alarak bu husustaki tekliflerine, tenbihlerine riayette bulunursa (muhakkak ki, pek büyük bir zafere ermiş olur.) iki âlemde de kadri pek yüce olan bir başarı ve kurtuluşa kavuşur, muradına erer, öyle bir ilâhi mükâfata liyakat kazanmış olur. Artık böyle pek büyük bir nimete, bir ilâhi lütufa kavuşmak için insan, çok uyanık bulunmalı, üzerine düşen vazifeleri büyük bir zevk ile ifâya çalışmalıdır.

72. Biz emaneti göklere ve yere ve dağlara teklif ettik, onlar onu yüklenmeden hemen çekindiler ve ondan korkuya düştüler ve onu insan yüklendi. Şüphe yok ki, o, çok zâlim, çok bilgisiz oldu.

72. Bu mübârek âyetler de, Yüce Allah’ın mahlûkatına yöneltmiş ve teklif buyurmuş olduğu vazifelerin büyük önemini bildiriyor. Göklerin, yerlerin kabulüne cür’et edemedikleri bir kısım dinî yükümlülükleri insanlığın kabul etmiş olduğunu beyân buyuruyor. Bunun neticesinde de bu yükümlülüklere riâyet etmeyen nifâk ve şirk ehlinin cezalandırılacaklarını ihtar, bunlara riâyet eden ehli imânin da ilâhi lütufa nâil olacaklarını müjdelemektedir. Şöyle ki: Yüce Yaratıcı hazretleri, insanlığı uyanmaya dâvet ediyar, insanlığın ne kadar mühim vazifeleri üstlenmiş olduğunu şöylece beyân buyuruyor. (Biz emaneti göklere ve yere ve dağlara teklif ettik) yani: İbâdetlere, emanetleri korumaya, âdilce hareketlere ve diğer görevleri yerine getirmeye âit dinî görevleri o büyük varlıklara emr ettik, onları bu hususta serbest bıraktık (onlar) ise o kadar büyük birer varlık sahipleri oldukları halde (onu yüklenmekden çekindiler) o teklif edilen vazifeleri üstlenmeye cür’et edemediklerini itiraf ettiler (ve ondan korkuya düştüler) böyle ilâhi teklifleri üzerine almaktaki mes’uliyeti düşünerek ondan dolayı titreyip durdular, onları kabul edeceklerinedair söz vermeğe cesaret edemediler. Yani: Onlar ya Cenab-ı Hak’kın verdiği bir kabiliyetle böyle bir teklifle karşı karşıya kalmışlar, böyle bir mazerette bulunmuşlardı. Yâhut onların mahiyetleri bakımından böyle bir teklife karşı lisanı hâlleriyle bu şekilde âcizlik gösterecekleri temsil yoluyla beyan buyurulmaktadır. (ve) Halbuki, o Yüce emaneti (insan yüklendi) insan nevi ruhlar âleminde: Belâ – Evet diyerek o muazzam ilâhî teklifleri kabul etmiş oldu. Bünyelerindeki zaafa rağmen böyle mühim vazifeleri ifa edeceklerine dair söz verdiler. Veyahut insan nevini temsil eden ilk babaları Àdem Aleyhisselâm böyle bir taahhütte bulunmuş oldu. (şüphe yok ki, O) İnsan nev’i, fertlerinin çoğunluğu itibariyle (çok zâlim, çok bilgisiz oldu) nefislerine zulm eder oldular, üstlendikleri emânetler hakkında bilgisizlik gösterdiler, onlara riâyette bulunmadılar, kendilerinin değer ve şerefini yükseltecek olan o emanetleri güzelce korumaya çalışmadılar.

§ Emanet” Eminlik, başkasına ait olmak üzere bir kimsenin yanında bulunan şey, bu şey muhafaza için verilmiş olunca “vedia” adını alır. Dini vaziflere de ehemmiyetlerine işaret için emanet denilmiştir. Geciktirmeksizin yerine getirmesi mükellefe vâcip olan hangi bir dinî vazife, bir emânettir. Emanetlere riayet ise, bir mühim görevdir. Onlar Allah’ın haklarından oldukları için onların tam bir itaat ve boyun eğmekle kabul edilip muhafazasına çalışılması icabetmektedir. Emânete hiyânet ise en büyük bir cinâyettir.

“Hâin olma; yer emânetle cihâna şöhreti”

“Herkesin destindedir âlemde zill-ü rif’ati”

73. Allah, münafık erkekler ile münafık kadınları ve şirke düşmüş erkek ile şirke düşmüş kadınları cezalandırsın için ve Allah imân sahibi olan erkekler ile imân sahibesi olan kadınların da tövbelerini kabul buyursun için öyle bir teklifte bulunmuştur ve AllahTeâlâ çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.

73. Evet.. İnsanlar, o emânetleri üstlenmişlerdir. Cenab-ı Hak insanları bu verdikleri sözlerine riâyetle mükellef kılmıştır. (nifâka düşmüş erkekler ile nifâka düşen kadınları ve şirke düşmüş erkekler ile şirke düşen kadınları) bu sözlerine riâyet edemediklerinden dolayı (cezalandırsın için) onları bu emânetlere riayetsizliğin cezasına kavuştursun için (Ve Allah, imân sahibi olan erkekler ile imân sahibesi olan kadınların da) emanetlere riayet edecekleri için kendilerinden insanlık hali meydana gelecek kusurlarından dolayı yapacakları (tövbelerini kabul buyursun için) onlara öyle bir teklifte bulunmuştur. Bu teklif, böyle bir hikmet ve faydayı içermektedir. (ve Allah Teâlâ çok yarlıgayıcı) dir. Bunun içindir ki, ehli îmanın kusurlarını, tövbeleri sebebiyle af eder ve örter ve o Yüce Yaratıcı (çok esirgeyicidir) öyle emanetlere riâyette, doğrulukta bulunan kulları hakkında ilâhi rahmeti sonsuzdur. Artık o kerem sahibi mabûdumuzun bütün ilâhi tekliflerine riayete çalışmalıyız, kusurlarımızdan dolayı onun af etmesine ve bağışlamasına sığınmalıyız ve hakkımızda tecelli edip duran sonsuz nimetlerinden dolayı şükr ve hamde devam eylemeliyiz. Nitekim bu mübârek sureyi takibeden “Sebe”‘ sûresinin ilk âyeti kerimesinde bu hamde işâret buyurulmuştur. Başarı Allah’tandır.