AHZAB SURESİ

46. Ve Allah’a izni ile bir dâvet edici ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.

46. (Ve) Ey en üstün peygamberi!. Seni (Allah’a) Cenab-ı Hak’kı birlemeleri ve ona itaat etmeleri için o Yüce Mabûd’un (izniyle) onun gösterdiği kolaylık ve muvaffakiyet ile (bir dâvet edici) olmak üzere gönderdik, seni öyle yüce bir vazife ile görevli kıldık (ve) ey hidâyet rehberi olan Yüce Peygamber!. Seni (nurlandırıcı) cehalet karanlıklarını gidererek etrafa hidâyet nurları yayıcı (bir kandil olarak) gönderdik. Sen, insanlık muhitini, manevî nurlar ile aydınlatan, sahip olduğun ilâhi nurlar ile insanları diyanet ve hidâyet yoluna sevk eden pek parlak bir kandil hükmünde bulunmaktasın. Kabiliyetli olan kimseler, senin yaydığın nurlardan iktibasa, onunla selâmet sahasına kavuşmaya muvaffak olurlar.

“O Envâr-ı Muhammed’dir, furuği ruyi Ahmed’dir”

“Ziyâsı çarha mümteddir, zehi nur muallâdır” “Vahbî

47. Ve müminleri müjdele, muhakkak ki, onlar için elbette Allah tarafından pek büyük ihsan vardır.

47. (Ve) Ey hidayet rehberi olan Yüce Resûl!. (müminlere müjdele) Senin yaydığın nurlar ile vicdanlarını aydınlat, hidayet yolunu takibeden ehli imâna müjde yer (muhakkak ki, onlar için elbette Allah tarafından pek büyük bir ihsan vardır.) Onların şerefleri Allah katında pek âlidir veya onlara güzel amellerinden dolayı bir ilâhi lütuf olarak kat kat sevaplar verilecektir. “Rivayete göre Peygamberimizi mağfirete kavuşmakla müjdeleyen

= Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, diye… Fetih/2) âyeti kerimesi nazil olunca Eshab-ı Kirâm demişler ki: Yâresûllah!.Senin hakkında Cenab-ı Hak’kın ne yapacağını bilmiş olduk, ya bizim hakkımızda ne yapacaktır? Bunun üzerine bu ( = Müminleri müjdele…) âyeti kerimesi nazil olmuş, bütün müminler ilâhi lütfa nailiyetle müjdelenmişlerdir. -Tefsiri merağı-

48. Ve kâfirlere ve münafıklara itaat etme ve onların ezâlarını bırak ve Allah’a tevekkülde bulun ve Allah seni koruyucu olmaya kâfidir.

48. (Ve) Ey Mahlukatın en faziletlisi!. Sen (kâfirlere ve münafıklara itaat etme) onlara memur olduğun ahkamı tebliğ et, kendilerine asla dostluk gösterme, senin aleyhindeki sözlerinden dolayı endişede bulunarak onlara karşı peygamberlik vazifeni ifâdan geri durma. (ve onların ezalarını bırak) Onların eziyetlerine aldırma, meselâ: Hz. Zeynep ile evlenmenden dolayı öyle cahil, beyinsiz kimselerin dedikodularına ehemmiyet verme, sabr et, Cenab-ı Hak onların eziyetlerini senden uzaklaştıracaktır. Çünki sen hak için çalışmaktasın, bütün insanlık hakkında hayır dilersin (Allah’a tevekkülde bulun) Her hususta Cenab-ı Hak’ka itimattan, teslimiyetten ayrılma (ve Allah) seni (Koruyucu olmaya kâfidir) o Kerem Sahibi Yaratıcı, bütün işlerinde seni muvaffak kılar, düşmanlarından korur, senin yaydığın İslâm dinî, bütün ufuklara yayılır. O Yüce Yaratıcı, seni bir mukaddes kuvvet ile güçlendirmiş bulundurmaktadır. Ne büyük bir ilâhi iltifat!.

49. Ey imân etmiş olanlar! İmân sahibi olan kadınları nikâh ettiğiniz, sonra da onları daha kendilerine temas etmeden evvel boşadığınız vakit, artık sizin için onların üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. O halde onları fâidelendiriniz ve onları güzelce bir şekildesalıveriniz.

49. Bu mübârek âyet, müminlerin âile hayatına ait mühim bir vazifelerini bildirmektdir, onların boşanması takdirine, nasıl insana yakışır bir tarzda hareket edeceklerini beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ey imân etmiş olanlar!) Ey İslâm erleri!. (imân sahibi olan kadınları nikâh ettiğiniz) zaman (sonra da onları daha kendilerine temas etmeden) onlar ile cinsel ilişkide ve cinsel ilişki hükmünde olan bir halveti sahihada bulunmadan (boşadığınız vakit) hemen nikâh bağı yok olmuş olur. (artık sizin için onların) O boşadığınız eşlerinizin (üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur.) O boşanmış kadınlara bir iddet gerekmez, evlilik bağı, kalmamış olacağından başkalarıyle evlenebilirler. (O halde onları fâidelendiriniz) Eğer kendilerine bir mehr tâyin edimiş ise o mehr’in yarısını hak etmiş olurlar, o miktarı onlara veriniz ve eğer mehr adına birşey tâyin edilmemiş ise “müt’a” adıyla onlara bir miktar mal vermek lâzım gelir. (ve onları) O boşadığınız kadınları (güzelce birşekilde salıveriniz) onları bir müddet hânenizde habsetmeyin, bir iddet beklemeye mecbur kılmayın, kendilerine bir zarar vermeyin, ahlâki olmayan bir muamelede bulunmayın. Ehi-i Kitap ile nikâh ve boşanma hakkında da bu hükm câridir. Müminelerin tahsisen zikredilmesi, müminlerin, mümineler ile evlenmeyi tercih etmelerine işaret içindir.

§ Halveti sahihe; Koca ile karının bir hânede, bir odada veya kapısı

§ İddeti Nikah; Vefât veya ayrıldıktan sonra geriye kalar nikâh izlerinin son bulması için şer’ân muayyen olan bir müddettir ki, bu müddet nihayet bulmadıkça karı başkasiyle evlenemez. Bazı hususlarda koca için beklemek lâzim gelir, başkasiyle evlenemez. Meselâ dört karısı olan bir erkek, bunlardan birini boşasa bu kadının iddeti bitmedikçe başka bir kadınla evlenemez ve boşadığı kadıniddeti bitmedikçe onun kız kardeşiyle evlenemez. Boşanmış bir kadın, hayz görmüyorsa, boşandığı günden itibaren doksan gün bekler, hayz görüyorsa üç hayz görmekle iddeti sona erer. Gebe bir kadında çocuğunu doğurmakla iddetten kurtulur. Kocası ölüp gebe olmayan bir kadın da yüz otuz gün iddet bekler. Bu müddet bitmedikçe başkasiyle evlenemez. Mihr ve müt’a için 30’uncu âyeti kerimenin izâhına müracaat!.

50. Ey Peygamber! Şüphe yok ki, biz sana helâl kıldık, mehrlerini verdiğin eşlerini ve Allah’ın sana ganimet olarak verdiğinden elinin altında bulunan cariyeleri ve seninle beraber hicret etmiş bir amıcan kızlarını ve halan kızlarını ve dayın kızlarını ve teyzen kızlarını ve bir de imân etmiş bir kadın eğer nefisini Peygambere bağışlarsa Peygamber de onu nikâhı altına almak isterse o da diğer müminlere değil Ey Peygamber sana mahsus olmak üzere helâl kılınmıştır. Onların diğer müminlerin üzerine eşleri ve sağ ellerinin mâlik olduğu cariyeleri hakkında ne farzetmiş olduğumuzu elbette bilmişizdir. Sana bu böyle bir âile teşkilini helâl kıldık tâki senin üzerine bir darlık olmasın. Ve Allah yarlığayıcı, bağışlayıcı bulunuyor.

50. Bu mübârek âyet de Resûl-i Ekrem Hazretlerine hangi kadınlar ile evlenmenm helâl ve hangi kadınların o Yüce Peygamber’e mahsus olduğunu bildiriyor. Ve diğer ehli imân hakkında da hangi kadınlar ile nikâhın, yaklaşmanın, helâl bulunduğunu ve gafur ve rahim olan Cenab-ı Hak’kın bu hususta Resûl-i Ekrem’ine kolaylık göstermiş olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ey Peygamber!.) Ey peygamberlerin en üstünü (şüphe yok ki,) Bir ilâhi lütuf olmak üzere (biz sana helâl kıldık) dinen meşru bulundurduk (mehr’lerini verdiğin eşlerini) onlar ile aranızda evlilik bağı meydana gelmiştir. Nikâh aktedilirken belirtilen mehr, ya hemen verilir veya bir sureile kayıtlı bulunur. Her iki takdirde de nikâhın sıhhati bakımından mehr verilmiş sayılır, cinsel yaklaşma helâl olur. (ve) Ey Resûl-i Ekrem!. (Allah’ın sana gânimet olarak verdiğinden) cihat neticesinde din düşmanlarından esir olman arasındaki kadınlardan (elin altında olan câriyeleri) de sana helâl kılmıştır. İşte Hz. Safiyye, Güveyre, Reyhâne, ve Mariye adındaki câriyelerini de Resûl-i Ekrem azat ederek nikâhı altına almak şerefine nâil buyurmuştu. (ve) Yine Resûl-i Ekrem’e hitaben buyuruluyor ki: (seninle beraber hicret etmiş olan amucan kızlarını ve halan kızlarını ve dayın kızlarını ve teyzen kızlarını da) Cenab-ı Hak sana helâl kılmıştır, bunlardan dilediğini nikâhın altına alabilirsin. Elverir ki, hicrette bulunmuş olsunlar. Resûl-i Ekrem, amucası kızı Ümmühaniyi nikâhı altına alamamıştı. Çünki o hicrette bulunmamıştı. İbni Adil diyor ki: Daha sonra nikâhın helâl olması için bu hicret şartı kaldırılmıştır. “Essirac-ül-Münir” (ve bir de imân etmiş bir kadın, eğer nefsini Peygamber’e) mehirsiz (bağışlarsa, Peygamber de onu nikâhı altına almak isterse o da diğer müminlere değil) Ey kadri Yüce Peygamber (sana mahsus olmak üzere) helâl kılınmıştır. Başka müminler için mehirsiz bir kadınla evlenmek helâl değildir. Bir kadın nefsini, bir erkeğe mehirsiz eş olmak üzere hibe edecek olsa o kimse de kabul etse o kadın için mehri misl lâzım gelir. Şu kadar var ki, bir kadın nikâhdan sonra, isterse mihrini kocasına bağışlayabilir. (onların) Diğer müminlerin (üzerine eşleri ve sağ ellerinin sahip olduğu) cariyeleri (hakkında ne farzetmiş olduğumuz elbette bilmişizdir.) yani: Onların haklarındaki nikâhların doğru olması için riâyet edilmesi lâzım gelen şartlar ve diğer haklar ve hangi kadılar ile evlenmelerinin helal olup olmadığı Allah katında bilinmektedir, bu hususta hikmet ve menfaatin gereği ne ise o meşru bulunmuştur. Binaenaleyh bu husustaki ilâhi hükümlere riâyet edilmesi ehli imân içinbir görevdir. Ve ey Yüce Peygamber!. Sana bildirilen kadınlar ile evlenmeni sana helâl kılmış olduk. (tâki, senin üzerine bir darlık olmasın) taki, bir geniş hayat tarzına nâil, gönlü rahat olarak yaşayasın, peygamberlik vazifeni güzelce ve kolaylıkla ifâya muvaffak olasın. (ve Allah yarlıgayıcı) dir. Kullarının birnice kusurlarını af eder ve örter ve o Hikmet Sahibi Yaratıcı (bağışlayıcı bulunuyor.) kulları hakkında merhameti pek ziyâdedir. Onun içindir ki, haklarında hikmet ve menfaate muvafık, ictimai hayatı güzelce tanzime vesile olan hükümleri beyân buyurmaktadır.

51. Onlardan dilediğini geri bırakırsın ve dilediğini kendi yanına alabilirsin. Geri bıraktığından da kimi istersen yanına alabilirsin. bunda sana bir günâh yoktur, böyle senin reyine bırakılması gözlerinin aydın olmasına ve üzgün olmamalarına ve kendilerine verdiğinden razı olmalarına en yakın olandır. Ve Allah, kalplerinizde olanı bilir. Ve Allah bilen, hilim sahibi bulunmaktadır.

51. Bu mübârek âyetler de Resûl-i Ekrem’in muhterem eşleri hakkında memnuniyetlerini, hoşnutluklarını sağlayacak şekilde muamele yapacağını ve başka kadınlar ile ne kadar güzel olsalar da artık evlenemiyeceğini, yalnız câriye edinmesinin müstesnâ olduğunu ve Allah Teâlâ’nın herşey hakkında koruyucu ve bilici bulunduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Allah’ın sevgilisi!. (Onlardan dilediğini geri bırakırsın) Eşlerinden hangi biriyle beraber yatmayı, geceleri bir arada bulunmayı terkedebilirsin (ve dilediğini kendi yanına alabilirsin) onu mutluluk katında bulundurarak geceleri onunla beraber bulunabilirsin. Bu senin reyine bırakılmıştır, onları eşitlik onunla beraber bulunabilirsin. Bu senin reyine bırakılmıştır, onları eşitlik üzere yanında bulundurmaya mecbur değilsin. Bu, senin tensibine brakılmıştır. Bununla beraber bir müddet (geri bıraktığından) talakı rec’i ileboşamış olduğun eşlerinden (de kimi ister isen) tekrar nikahın altında bulunmasını arzu eylersen (yanına alabilirsin) rüc’atte bulunarak onu tekrar eşlik şerefine kavuşturabilirsin. Eşlerin haklarında böyle bir muamelede bulunacağından dolayı (sana bir günâh yoktur) bundan mes’ul olmazsın, bu sana Allah tarafından hikmet gereği verilen bir selâhiyettir. Bu muamelenin böyle senin görüşüne bırakılması, sana tefvîz edilmesi, eşlerinin (gözlerinin aydın olmasına ve mahzun olmamalarına ve kendilerine verdiğinden râzı olmalarına en yakın olandır) çünkü bu takdirde hepsine karşı aynı selâhiyete sahip bulunmuş olursun. Artık aralarında kasme riâyet eden, eşitliği her bakımdan temine çalışır isen bunu senin bir lütfun bilerek kalben memnun, hoşnut olurlar ve eğer bazısını bazısı üzerine tercih edecek olursan bunu da hikmet gereği bir ilâhi hükme, bir ilâhi müsaadeye dayanmış ve takdir edilmiş olduğunu anlayarak kalben, razı, mutmain bulunurlar. (ve Allah ezeli ve ebedî olarak bilendir), herşeyi tamamen bilir ve o Yüce yaratıcı (hâlim bulunmaktadır.) isyankar olanların cezalarını hemen vermez kendilerine bir müddet verir, tâki hâllerini islâha çalışsınlar, ebedî nimetlere nâil olsunlar.

52. Bundan sonra sana başka kadınlar helâl olmaz ve bunları başka eşler ile değiştirmek de helâl olmaz, isterse, güzellikleri pek hoşuna gidecek olsun. Ancak sağ elinin sahip olduğu müstesnâ. Ve Allah herşey üzerine nâzır olmuştur.

52. Ve ey Resûl-i Ekrem!. (Bundan sonra) Böyle nikâhı altında dokuz eşin bulunduğunu müteakip (sana) başka (kadınlar helâl olmaz) artık başka bir kadınla daha evlenemezsin. (ve bunları) Şimdi nikahın altında bulunan eşlerini (başka eşler ile değiştirmek de) sana helâl olmaz. Bunlardan hangi birini boşayıp da yerine başkasını alamazsın, bunları boşamayamüsaade yoktur. (İsterse) O başka almak istediğin kadınlarm (güzelikleri hoşuna gidecek olsun) onlar pek güzel olsunlar, büyük bir soy ve sopa sahip bulunsunlar. Herhalde onlar ile artık evlenemezsin, bu câiz değildir. (ancak sağ elinin sahip olduğu müstesnâ) yani: Ancak sahip olduğun câriyeleri saadet katında tutabilirsin, onlar üzerinde sahipliğin geçerli olur. Nitekim Kostantaniye Rum İmparatorunun İskenderiye’de emiri bulunan Mukevkıs, hicretin sekizinici senesi Mariye adındaki câriyesini ve “Siyrin” adındaki hemşiresini hediye olarak Resûl-i Ekrem’e göndermişti. “Mariye Hazretleri İslâm şerefine nâil olup Resûl-i Ekrem’in câriyesi bulunmuş ve Peygamberimizin İbrahim adındaki mübârek oğlunu doğurmuştur. Hz. İbrahim daha süt emer bir yaşında iken vefat etmiştir, Hz. Mâriye de hicretin onaltıncı senesinde vefât edip cenaze namazını halife bulunan Ömerülfâruk Hazretleri kıldırmıştır. “siyrin” adındaki hemşire de ashab-ı kiramdan Hassan İbni Sâbit Hazretleri ile evlendirilmişti. (Ve Allah herşey üzerine gözetleyicidir) Bütün kullarını sözleri ve fiillerini bilmektedir, görmektedir. Binaenaleyh meşruiyet dâiresinden çıkmamak, ilâhi hükme razı ve riayetkâr olmak icabeder. “İbni Cerir’in rivâyetine göre Resûl-i Ekrem Efendimize eşleri hakkında serbestlik verilince muhterem eşleri boşanacaklarından korkmuşlar, o eşlik şerefinden mahrum kalmamaları için Hz. Peygambere müracaat etmişler, “Ya Resûlullah!. Bizi nikahın altında tut, da bize malından, nefsinden dilediğini işle, biz râzıyız, demişler, Hz. Peygamber’e olan pek ziyâde sevgi ve bağlılıklarını göstermişlerdi. Bunun üzerine bu âyeti kerime nâzil olmuş, artık o muhterem annelerimizin üzerine o bağlılıklarının bir mükâfatı olmak üzere Peygamber Efendimizin başka kadınlar ile evlilikte bulunmayacağını beyan buyurulmuştur.

53. Ey imân etmiş olanlar! Peygamberin hanelerine bir yemeğe dâvet olunmadan girip yemek pişmesini beklemeyin. Meğer ki, size izin verilmiş olsun. Fakat öyle dâvet olunduğunuz vakit giriniz. Yemeği yedikten sonra lâfa dalmaksızın dağılınız. Çünkü o, şüphe yok ki, Peygamber’e eziyet verir, o da sizden utanır. Fakat Allah hakkı bildirmekten çekinmez. Ve onlardan bir lüzumlu şey soracağınız vakit de onlardan bir perde ardından sorunuz bu sizin kalpleriniz için ve onların kalpleri için daha temizdir ve Allah’ın Resûlüne sizin eziyet vermeniz doğru değildir ve ondan sonra zevcelerini nikâh etmeniz de ebediyyen câiz değildir şüphe yok ki, o, Allah katında çok büyük bir günâh bulunmaktadır.

53. Bu mübârek âyetler de Resûl-i Ekrem’in hanei saadetine ne gibi ahlak kurallarına riayet edilmek suretiyle girileceğini, ve temiz eşlerden birşeyin ne şekilde sorulabileceğini ve Yüce Peygamberden sonra muhterem eşleriyle başkalarının evlilikte bulunamayacaklarını bildiriyor, bu husustaki dinî terbiye ve ictimai hikmete işaret buyuruyor. Ve Hak Teâlâ Hazretlerinin herşeyi hakkiyle bilir olduğunu beyân ile insanları uyanmaya dâvet buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ey imân etmiş olanlar!.) Ey Resûlullah ile görüşmek şerefine sahip bulunan müslümanlar!. (Peygamber’in hanelerine) Muhterem âilelerinin ikamet ettikleri evlere (bir yemeğe davet olunmadan girip yemek pişmesini beklemeyin) böyle bir dâvet ve müsaade bulunmaksızın kendi kendinize öyle bir arzuda bulunmayın (meğer ki, size izin verilmiş olsun) saadet hânesine ginmek için bir müsaade bulunsun, o zaman girebilirsiniz. (fakat) öyle (dâvet olunduğunuz vakit) peygamberin evine (giriniz) o dêvete icabetten geri durmayınız. Şu kadar var ki, (yemeği yedikten sonra lâfa dalmaksızın) birbirinizle çokca sohbette bulunmaksızın (dağılınız) gideceğiniz yerlere gidiniz, hâneisaadeti işgal edip durmayınız (çünkü O) sizin öyle fazla lâkırdılara dalıp durmanız (şüphe yok ki, Peygamber’e eziyet verir) Resûl-i Ekrem’in kalp huzuruna, yüce mesaisine engel olabilir (o da sizden utanır) çıkıp gitmenizi emredemez, hilmi keremi buna mani olur. (Fakat Allah hakkı -bildirmek-den çekinmez.) Hak’kınızda uygun olanı, ictimai terbiyeniz icâbından bulunanı size ihtar buyurur. O bütün mahlûkatın Yaratıcısı ve rızık vericisi olan yüce mâbud hakkında öyle bir utanma tasavvur olunamaz. O bütün hakikatları kullarına açıkça beyân buyurur, O’nun ilâhi rahmeti, kulları hakkında bu şekilde de tecelli etmiş bulunur. Ve ey müminler!. (onlardan) Resûl-i Ekrem’in muhterem eşlerinden (bir lüzumlu şey) hane eşyasından çanak, çömlek, elbise gibi bir mal (soracağınız) isteyeceğiz (vakit de bemen bane içerisine girmeyiniz onlardan bir perde ardından) sorunuz, isteyiniz, onlar ile sizin aranızda, bir engel, bir perde bulunsun. (bu) Sizlere teklif edilen şey, izinsiz Hz. Peygamber’in evine girilmemesi, fazla lâkırdılarda bulunulmaması, perdesiz birşeyin istenilmemesi (sizin kalpleriniz için ve onların kalpleri için daha temizdir) böyle bir hareket, daha ziyâde, ahlâk temizliği icabıdır, böyle bir muâmele kalpleri şeytanın vesveselerinden uzak bulundurmuş olur. (Ve Allah’ın Resûlüne eziyet vermeniz doğru değildir,) Siz o Yüce Peygamber’e her bakımdan hürmette, saygı sunmakta bulunmakla mükellefsiniz, onun bütün ümmetin fertleri hakkındaki hayır isteyiciliğine karşı teşekkür etmelidir, onun mübârek kalbini hoş edecek şekilde harekette bulunmalıdır, bunun hilâfına hareketle onun mübârek kalbini incitmek nasıl muvafık olabilir?. (ve) O Yüce Peygambere karşı daha hayatta iken öyle hürmet ve tâzimde bulunmak lâzım olduğu gibi (ondan sonra) ahirete irtihalini müteâkip veya hangi bir eşini boşadıktan sonra (eşlerini nikâh etmeniz de ebediyyen) câiz değildir. Çünkü Resûl-iEkrem’in muhterem eşleri, manen müminlerin anneleridir, onların şerefleri pek fazladır, onlar ile evlenmeye kalkışmak, Yüce Peygamber’e karşı hürmete, bağlılığa aykırıdır, ümmetin fertleri arasında ihtilâfı, dargınlığı gerektiricidir. Binaenaleyh, öyle bir muamele, hikmete, İslâmi terbiyeye uygun olamaz. (şüphe yok ki, o) Resûl-i Ekrem’e eziyet vermek, hürmetsizlikte bulunmak, kendisinden muhterem eşleriyle evlenmeye kalkışmak (Allah katında çok büyük) bir günah (bulunmaktadır) müslümanların vazifeleri ile, Resûl-i Ekrem, Sallallâhu Aleyhi Vesellem Efendimiz hakkında gerek hayatta iken ve gerek ahirete irtihâlinden sonra daima hünmette, saygıda bulunmaktır, buna muhalif hareketlerden kaçınmaktır.

54. Eğer birşeyi açıklar veya onu saklar iseniz, şüphe yok ki, Allah herşeyi hakkıyla bilici bulunmaktadır.

54. Artık ey müslümanlar!. Bilmelisiniz ki, siz (Eğer bir şeyi açıklar) iseniz, dinen yasak, hürmete aykırı birşeyi lisânen söyler iseniz, meselâ: Hz. Peygamber’in vefâtından sonra muhterem eşlerinden biriyle evlenmek istediğinizi söylemek günâhında bulunursanız (veya onu saklar iseniz) öyle bir arzuyu kalplerinizde bulundurur iseniz, bütün bunları Cenab-ı Hak bilir. Zira (Şüphe yok ki, Allah herşeyi hakkiyle bilici bulunmaktadır) sizin o açık ve gizli olan lâkırdılarınızı da, kuruntularınızı da tamamen bilir. Ona göre sizi mükâfata ve cezaya kavuşturur. Artık güzelce düşünerek hareketinizi buna göre tanzime gayret etmelisiniz.

§ Birçok tefsirlerde ve Sahihi Buhârî ve Sahihi Müslim gibi hadis kitaplarında beyân olurduğu üzere Resûl-i Ekrem, Sallallâhü Aleyhi Vesellem Efendimiz, hicreti Seniyyelerinin beşinci senesi Zilkâde ayında “Zeynep Binti Cahş” Radiallâhü Teâlâ Anha ile evlendiği zaman saadet hanesinde bir ziyafet tertipbuyurmuştur. Bazı zâtlar dâvetli bulunuyorlardı, gelip oturdular, yemeklerini yediler, sonra oturup fazlaca sohbete daldılar, Hz. Peygamber, bir aralık yanlarından ayrıldı, sona yine teşrif etti, o zâtlar halâ konuşmakta idiler. Nihayet uzunca bir sohbetten sonra çıkıp gittiler. Bunun üzerine sabahleyin bu mübârek hicab âyeti nâzil olmuştur. Bu sayede bütün ümmetin fertleri için de bir fazilet dersi verilmiş bulunmaktadır.

55. Onların üzerlerine bir vebâl yoktur, ne babalarında ve ne oğullarında ve ne kardeşlerinde ve ne kardeşlerinin oğullarında ve ne kız kardeşlerinin oğullarında ve ne kendi kadınlarında ve ne de ellerinin sahip olduklarında. Bunlar ile görüşebilirler. Ve Allah’tan korkun. Şüphe yok ki, Allah herşey üzerine bir şahittir.

55. Bu mübârek âyetler, müslüman kadınların kimler ile perdesiz görüşebileceklerini bildiriyor ve kendilerine Allah korkusunu telkin buyuruyor. Allah Teâlâ’nın rahmetine ve meleklerini istiğfarına mazhar olan Yüce Peygambere müminlerin de selâtüselâmda bulunmalarını emrediyor. Allah Teâlâ’nın emrine muhalefet ve Peygamberine ezaya cür’et edenlerin dünyada da ahirette de ilâhi lânete ve pek fecî bir azaba uğrayacaklarını ihtarda bulunuyor. Ehli imân olan erkekler ile kadınlara haksız yere ezada bulunanların da, büyük ihanetten ibâret olan bir iftirada ve pek açık bir günâhta bulunmuş olduklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (onların) O islam kadınlarının (üzerlerine bir vebâl yoktur) perdesiz bir arada buluşup görüşmelerinden dolayı bir günah terettüp etmez. (ne babalarında ve ne oğullarında ve ne kardeşlerinde ve ne kardeşlerinin oğullarında ve ne kız kardeşlerininn oğullarında) bunlar ile perde arkasında olmaksızın görüşmelerinde bir sakınca yoktur. Bu hususta süt babalar da soy bakımından olan baba hükmündedir. Amucalarve dayılar da baba hükmünde oldukları için ayrıca zikredilmemişlerdir. (ve) Müslüman kadınlarının (ne kendi kadınlarında) kendileri gibi müslüman bulunan kadınlar ile görüşmelerinde bir günah yoktur, aralarında bir akrabalık bulunsun bulunmasın. Müslüman bulunmayan kadınlar ise bir görüşe göre yabancı erkekler hükmündedirler. İmam-ı Nevevi’ye göre iş görürken açılan azalara o yabancı kadınların bakmaları câizdir. (ve ne de ellerinin sahip olduklarında) Bir vebal yoktur, bunlar ile görüşebilirler. Bunlardan maksat, köleler ve cariyelerdir. Bunların üzerindeki sahiplik hakkı, onların saygılı bir vaziyet almalarını gerektirir ve bunlar daima hizmetle meşgul bulunurlar, onlardan tamamen kaçınmak, müşkül bulunur. Bundan dolayı bunlar tam yabancı erkekler ve kadınlar gibi değildirler. Bununla beraber bir görüşe göre bunlardan maksat yalnız cariyelerdir. Özet olarak: Bu bildirilen kimseler ile perdesiz görüşebilir, bu yasak değilir. (ve) Ey İslâm kadınları! (Allah’tan korkun) Onun emrettiği ve yasakladığı şeylere lâyıkiyle riâyette bulunun ve özellikle bu örtünme meselesinde Hikmet Sahibi Yaratıcının hükümlerine uymaktan ayrılmayın (Şüphe yok ki, Allah herşey üzerme bir şâhittir) O Yüce Yaratıcı’ya karşı hiçbir şey gizli kalamaz, onun ezelî ilminden hiçbir şey hariç bulunamaz. Binaenaleyh sizin de bütün fiilleriniz ve amellerinizi O Yüce Mabûd bilmektedir, bunu düşünerek ona göre hareketlerinizi tam bir temizlik ile tanzime gayret eyleyiniz. Deniliyor ki: Perde âyeti kerimesi nâzil olunca babalar ve oğullar ve diğer akrabalar demişler ki: Ya Resûlullah!. Bizlerde mi perde arkasından konuşacağız?. Bunun üzerine bu âyeti kerime nâzil olmuş, onların bu hususta müstesnâ bulundukları bildirilmiştir.

56. Muhakkak ki, Allah Teâlâ ve melekleri Peygamber üzerine sel âtta bulunurlar. Eyimân etmiş kimseler! Onun üzerine selâtta, teslimiyetle selâmda bulunun.

56. (Muhakkak ki, Allah Teâlâ ve melekleri Peygamber üzerine selâtta bulunurlar.) yani: Allah Teâlâ Yüce Peygamberine rahmet eder, onu meleklere karşı övgüde bulunur. Melekler de o Yüce Resûl hakkında duada, istiğfarda bulunarak ona olan muhabbet ve hürmetlerini göstermiş olurlar. Artık (ey imân etmiş kimseler!.) O Allah Resûlünün peygamberliğini kabul, kendisine mensup olmakla iftihar eden müslümanlar!. Siz de (onun üzerine selâtta, teslimiyetle selâmda bulunun) mesela: Onun mübârek ismi anılınca: “Ey Allah’ım! Muhammed Aleyhisselâm’a Selatüselâm buyur” diye temenniye devam edin. O kadri Yüce Peygamber’e olan muhabbet ve bağlılığınızı bu şekilde de göstermiş olan, bu sebeple de mükâfata nâil olursunuz. Nitekim bir hadisi şerifte buyurulmuştur: Her kim bana bir selâtta bulunursa Allah Teâlâ ona on selâtta bulunur, ondan on hatasını düşürür, onun için on derece yükseltir. “Essirac-ül-Münir.”

57. Şüphe yok ki, o kimseler ki, Allah’a ve Peygamberine ezâda bulunurlar onlara Allah Teâlâ dünyada ve ahirette lânet etmiştir ve onlar için pek hakaretli bir azap hazırlamıştır.

57. (Şüphe yok, o kimseler ki, Allah’a ve Peygamberine ezâda bulunurlar) yani: O kâfirler ki, Cenab-ı Hak’ka ortak, evlat isnât ederler, ilâhî ayetlerini inkâra cür’et gösterirler ve onun Yüce Peygamberine şâir, sihirbaz, deli demek terbiyesizliğinde bulunurlar, onun muhterem âile hayatına dil uzatma alçaklığında bulunmuş olurlar. Artık (onlara) öyle kâfir, iftiracı şahıslara (Allah Teâlâ dünyada ve ahirette lânet etmiştir.) onlar ilâhi rahmetten uzak düşürülmüşlerdir. (ve onlar için pek hakaretli bir azap hazırlamıştır) Onlar ahirette pek büyük bir ihanete, ebedî bir cehennem âteşine tutulmuş olacaklardır.

58. Ve o kimseler ki, mümin erkeklere ve mümin kadınlara yapmamış oldukları birşey sebebiyle ezâda bulunurlar, artık muhakak ki, pek mühim bir iftirayı ve bir açık günâhı yüklenmiş olurlar.

58. (Ve o kimseler ki, müminlere ve müminelere yapmamış oldukları birşey sebebiyle) Cezayı ve kınama ve ayıplamayı icâbeden bir hareket kendilerinden meydana gelmemiş olduğu halde (ezada bulunurlar) öyle ahlak dışı, iftiracı şekilde bir harekete cür’et gösterirlen (artık muhakkak ki, pek mühim bir iftirayı) büyük bir alçaklığı, dünyada da ahirette de cezayı gerektiren bir hareketi işlemiş (ve bir açık günâhı yüklenmiş) ahirette de cezayı gerektiren pek açık bir günahı işlemiş (olurlar) ve Yüce Peygamber’in ümmetinin fertlerinden herhangi birine böyle haksız yere dil uzatmakta bulunmak, o merhamet sahibi Peygambere karşı da bir eza mahiyetinde olacağından bu bakımdan da o cür’etkar kimseler her türlü kınamaya, cezaya lâyık bulunmuş olurlar. “Deniliyor ki: Bu ayeti kerime, münafıklar hakkında nazil olmuştur. Onlar İmam-ı Ali Hazretlerine ezada bulunuyorlar, “Onda bir hayr yoktur” diyorlar imiş. Veyahut iffetli müslüman kadınlarına söz atarak onlara iffetsiziik isnâdına cür’et eden iftiracı şahıslar hakkında nâzil olmuştur

59. Ey Peygamber! Eşlerine ve kızlarına ve müminlerin kadınlarına deki, üzerlerine ferâcelerini sıkı örtsünler. Bu, onların tanınmalarına ve ezâ edilmemelerine en yakın en uygun bir sebepdir. Ve Allah çok mağfiret edendir, çok merhametli olandır.

59. Bu mübârek âyetler, Resûl-i Ekrem’in muhterem eşlerinin, kızlarının ve diğer müslüman kadınlarının şereflerinin korunması ve onun bunun kötü lakırdılarından muhafaza edilmeleri için örtünmeye riâyetle mükellef bulunduklarını gösteriyor. Münafıkların ve kalplerinde hastalık bulunanların ve yalanneşriyat yapanların da sonunda lânetlenmişce bir halde kalır ve şidetli cezaya maruz kalacaklarını ve bunun bir ilâhi kanun gereği bulunduğunu ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ey Peygamber!.) Ey peygamberlik şerefine sahip olan Hz. Muhammed Aleyhisselâm!. (eşlerine ve kızlarına ve müminlerin kadınlarına de ki: Üzerlerine ferâcelerini sıkı örtsünler) başörtülerini vücutlarına yaklaştırsınlar, açık-saçık bir hâlde gezip durmasınlar. (bu) Böyle kendilerini örtmeleri (onların tanınmalarına) onların birer cariye olmayıp birer hürriyet sahibi hanımlar bulunduklarına (ve ezâ edilmemelerine) birer cariye, birer âdi kadın sanılarak onun-bunun söz atmalarından, rahatsız etmelerinden kurtulmalarına (en yaki) en uygun bir sebeb (dir) böyle bir hareket, kendi menfaatları ieâbidir. Çünkü, böyle bir örtünmeğe riâyet onların şerefli birer hün kadın olduklarını gösterir, vaktiyle cüniyelere, açık-saçık gezenlere karşı vuk’u bulan çirkin bakışlara, lakırdılara mâruz kalmaktan korunmuş olurlar. (Ve Allah çok mağfiret edendir) Vaktiyle bu usule riâyet etmemiş olduklarından dolayı onların cezalandırmaz ve o Yüce Yaratıcı (çok merhametli olandır) onları korumaktadır. Onlara böyle faideleri temin edecek şeyleri emretmektedir. Böyle bir emir, bir ilâhi rahmetin tecellisidir ki, insanlar hakkında hayrdır, hikmet gereğidir.

§ Celâbıb; Kadınların örtündükleri çarşafları, ferâceler, elbiselerinin üzerinden giydikleri giysiler, yani çarlar demektir. Müfredî Cilbâb’dır.